Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
31.10.2014
Ders: Anne-Baba Eğitimi      Ünite 2      2 Ağustos 2011 Ara     

Yetişkinlik Psikolojisi

İnsanlar, yaşam boyunca gelişmektedirler. Bu gelişim süreci içerisinde bireyler yaşamın başlangıcında yaklaşık bir nokta büyüklüğünde iken daha sonraki yıllarda giderek bir bebek, bir çocuk, bir ergen ve bir yetişkin durumuna gelmektedirler. Dolayısıyla, insan gelişimi yaşamın başlangıcından sonuna kadar devam eden bir dizi değişmeyi içermektedir. Böylece, insan yaşamının yetişkinlik yıllarında da fiziksel, bilişsel ve psikososyal yönlerden değişim sürmektedir.

Gelişim Dönemi Olarak Yetişkinlik

İnsan gelişimi, yaşam boyu devam eden bir süreç içerisinde gerçekleşir. Bu süreç içerisinde, bireylerin gelişiminde belirli zaman dilimlerinde belirli gelişim özellikleri daha belirgin olarak ortaya çıkar. Bu çerçevede gelişim psikologları, insan gelişimini belli yaşam dönemlerine ayırarak betimlerler ve açıklarlar. Bu yaşam dönemleri, her bir döneme özgü belirli gelişimsel özellikler taşımakla birlikte, aynı zamanda belirli yaş dilimlerini de ifade ederler. Gelişim psikologları gelişim dönemlerinin başlangıç ve bitiş yaşları ile dönem isimlerini belirlemede tam bir fikir birliğine sahip bulunmamakta ve farklılıklar gösterebilmektedirler. Yetişkinlik yıllan da, bireylerin sahip olduğu gelişimsel özellikler dikkate alınarak değişik biçimlerde dönemlere ayrılabilmektedir.

Örnek

Örneğin, Levinson yetişkinlik yıllarını ilk yetişkinlik, orta yetişkinlik ve geç yetişkinlik olarak ifade etmektedir. F. Baymur, genç yetişkinlik çağı, orta yaşlılık çağı, yaşlılık çağı olarak belirtmektedir, B. Onur da, yetişkinlik gelişim dönemlerinin ve bu dönemlerin yaş sınırlarının değişik biçimlerde ifade edilebildiğini belirterek yetişkinlik yıllarını genç yetişkinlik, otla yıllar (orta yetişkinlik) ve ileri yıllar (yaşlılık) dönemleri çerçevesinde açıklamaktadır.

Bireylerin ergenlik döneminin 18-19 yaşlarına kadar sürdüğü ve ortalama yaşam süresinin 65-70 yaşları dolayında olduğu düşünülürse, bireylerin yaşamının yaklaşık üçte ikisinden fazlasının yetişkinlik yılları olarak yaşandığı ve bu uzun zaman diliminde de gelişimsel örüntünün farklılık gösterdiği belirtilebilir.

Örnek

Örneğin, yetişkinliğin ilk yıllarında birey bir mesleğe hazırlanma, yakın ilişkiler geliştirme çabasında iken yetişkinliğin son yıllarında sağlık durumundaki değişmelere uyum sağlama çabası içerisinde bulunabilmektedir.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, yetişkinlik yılları farklı yaş dilimlerinde farklı dönem isimlendirmeleriyle betimlenmektedir. Ancak, yetişkinlik yılları yaygın olarak şu şekilde dönemlere ayrılarak açıklanmaktadır:

Yetişkinlik Gelişim Dönemleri

- Genç Yetişkinlik Dönemi: Yaklaşık on dokuz-yirmi yaşlarından başlayarak otuzlu yılların ortalarına kadar devam eden yetişkinlik yıllarıdır. Bu dönemde, birey bir mesleğe hazırlanarak meslek sahibi olmakta, ekonomik ve kişisel özgürlüğünü kazanmakta, karşı cinsle yakın ilişkiler kurmakta ve bir aile kurmaya yönelmektedir.

- Orta Yetişkinlik Dönemi: Yetişkinliğin orta yılları, yaklaşık otuzlu yaşların ortalarından altmışlı yaşlara kadar sürer. Bu dönem, orta yaş olarak da belirtilmektedir. Bu dönemde, bireyin üretkenliği, sorumluluklarının gelişmesi, farklı alanlara yönelik ilgilerinin artması, mesleki doyumun aranması, gelecek kuşakların yetişmesine yardım edilmesi gibi gelişimsel özellikler ön plana çıkmaktadır.

- İleri Yetişkinlik Dönemi: Yetişkinlik yıllarının yaklaşık altmışlı yaşlardan başlayarak yaşamın sonuna kadar devam eden dönemini içerir. Yaşlılık dönemi olarak da nitelendirilebilecek olan bu dönemde, bireyler azalan güce, bozulan sağlığa, emekliliğe uyum sağlamaya çalışırlar.

Soru

Yetişkinlik yılları hangi gelişim dönemlerine ayrılır?

Yetişkinlik Döneminde Gelişim

Yetişkinlik yıllarında da bireyler; fiziksel, bilişsel ve psikososyal yönlerden gelişir ve çeşitli değişimler sergilerler.

Soru

Yetişkinlik döneminde ilerleyen yıllarla birlikle kişide ne gibi değişiklikler oluşur?

Fiziksel Gelişim

Ergenliğin sonunda fiziksel büyüme genellikle büyük ölçüde tamamlanır ve fiziksel yeterlilikler 18 ile 25/30 yaş arasında doruk noktasına ulaşır. Örneğin, bireyin gücünün en fazla, reflekslerinin en hızlı, üreme kapasitesinin en yüksek ve hastalıklardan dolayı ölme şansının en düşük olduğu gelişim dönemi ilk yetişkinliktir.

25/30 yaşlardan itibaren fiziksel yeterlilikler gittikçe azalmaya ve beden daha az etkili biçimde çalışmaya başlar. Hatta bedenin bazı kısımlarında yaşlanma sürecinin çok daha erken başladığı ifade edilir. Bireyin göz mercekleri gibi. Dolayısıyla, fiziksel yeterliliklerdeki değişme veya yaşlanma, büyüme gibi yaşamın ilk yıllarından itibaren başlayan bir süreklilik göstermektedir. Örneğin, kas gücü, tepki zamanı, duyusal keskinlik ve kalp etkinliği, 25-30 yaş arasında en üst düzeyde iken otuzlu yılların ortasında zayıflamaya başlar ve gitgide gücü azalır. Birey yaşlılık yıllarına geldiğinde (60-70 yaş) fiziksel yeterlilikler oldukça zayıflamıştır. Ancak, bu değişmelerin oluşumunda bireyler farklılıklar gösterebilir. Şöyle ki, dengeli beslenen, düzenli egzersiz yapan, sigara, içki kullanmayan bireyler fiziksel dinçliklerini uzun yıllar iyi bir şekilde koruyabilirler. Aynı zamanda, ilk yetişkinlik yıllarında bireylerin boy uzunluğu çok az artar, ağırlık ise gittikçe artma eğilimi gösterir. Dolayısıyla, ilk yetişkinlik süresince fiziksel değişme az ve yavaş bir biçimde sürer. Ancak, orta yetişkinlik yıllarına ulaşıldığı zaman bireyler, çoğunlukla bedenlerindeki değişmelerin farkına varırlar.

Örnek

Örneğin, kalbin performansı azalır, kasların çalışması yavaşlar, hareketlilik azalır, sindirimde güçlüklerin onaya çıkması gibi organlardaki yavaşlamalar dikkati çeker. Aynı zamanda, saçlarda beyazlar ve dökülmeler, deride buruşmalar gözlenebilir. Doğal olarak, bu fiziksel değişimde de bireysel farklılıklar görülebilir. Bir orta yaşlı kişi çok dinç ve genç görünürken, başka bir orta yaşlı çok yıpranmış görünebilir ve sağlık sorunları ileri derecede olabilir.

Orta yetişkinlik yıllarında oluşan en temel biyolojik değişme ise üreme kapasitelerinin fonksiyonlarında büyük değişmelerin gerçekleşmesidir. Bu değişmenin etkisi kadınlarda daha belirgin olarak ortaya çıkar. Kadınlar, ortalama olarak kırklı yaşların sonu veya ellili yılların başlarında adet döngüsünün durması sonucunda menopozu yaşarlar. Menopoz kavramı, kadının âdetinin durmasını ifade eder. Menopoz süresince kadınların üreme sisteminde değişmeler oluşur. Örneğin, kadınlar yumurta üretmezler, rahim duvarları zayıflar, yumurtalıkların östrojen hormonu salgı lamasında ki azalan değişme sonucunda bazen terlemeler, ani sıcaklık artışları, sıcak basmaları, ağrı çekmeler yaşanabilir.

Menopoz fiziksel değişmeler içermekle birlikte önemli psikolojik yansımaları olan bir değişmedir. Çünkü bazı kadınlar için menopoz, stresli bir değişim olarak yaşanabilmekte ve bunun sonucu olarak çeşitli psikolojik belirtiler sergilene bilmektedir. Örneğin, çocuk yapma kapasitesinin kaybı, depresyon yaşama, aşırı sinirlilik ve öfke hali, çevreye karşı uyumsuz davranışlar sergileme gibi belirtiler yaşanabilir. Araştırmalar, menopozun yaşandığı zaman ortaya çıkan belirtilere veya sorunlara menopozun kendisinden çok menopoza ve onun etkilerine karşı kültürel faktörlerin yaklaşımının sebep olduğunu göstermektedir. Örneğin, kadının içinde yaşadığı kültürde doğurganlığa önem ve değer vermek, kadının menopozu olumsuz bir olay olarak değerlendirmesine ve o toplumda yaşlı bir kişi olarak kendini algılamasına sebep olur. Yine, bir toplumda menopozun yaşlanan kadını ifade ettiği ve cinselliği azaltan bir olay olduğu yargısı kadının menopozu stresli bir biçimde yaşamasına yol açar. Günümüzde, kadınların bilinçlenmesi, toplumların gelişmesi ve eğitim hizmetinin artması sonucunda menopoz artık çoğu kadın için rahatsız edici ve kaygı oluşturucu bir sorun değildir. Çünkü menopozun rahatsızlık veren belirtileri tıbbi olarak tedavi edilebilmektedir. Ayrıca, bu değişimin yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu çoğu toplum ve birey kabul etmektedir.

Orta yetişkinlikte erkeklerin üretici yeterliliği kadınlardaki gibi sınırlan belli bir fiziksel değişim içermemektedir. Sağlıklı erkek yaşadığı kadar uzun süre üreticiliğini ve çocuk sahibi olma kapasitesini sürdürebilir. Ancak, yaşın artışıyla birlikte gittikçe fiziksel güçte azalmalar yaşanır. Örneğin, sperm üretimi azalabilir, prostat bezleri genişleyebilir. Orta yetişkinlikte oluşan güçte, güzellikte ve dinçlikte oluşan fiziksel anlamda zayıflamanın büyüklüğü ve oranı, bireysel farklılıklar gösterir ve bireyin yaşam biçiminden etkilenir.

Örnek

Örneğin, 55 yaşında düzenli egzersiz yapan, dengeli beslenen, sigara içmeyen bir yetişkin 25-30 yaşında hiç egzersiz yapmayan, dengeli beslenmeyen ve çok sigara içen bir genç yetişkinden yaşça çok büyük olmasına rağmen, fiziksel olarak daha dinç ve sağlıklıdır.

Yaşlılıkta pek çok fiziksel değişme oluşur. Bu değişmeler yaşlanmanın getirdiği zamana bağlı ortaya çıkan değişmeler ile hastalıklar, bedenin kötü kullanımı sonucu ortaya çıkan değişmelerden kaynaklanır. Yeme, yürüme, konuşma gibi becerilerde düşüş gözlenir. Saçlar zayıflar, dökülür veya iyice beyazlar. Cilt buruşuk ve kırışık bir hal alır. Kilo kaybı görülebilir. Tepki zamanı azalır. Duyusal algısal fonksiyonlarda azalmalar oluşur. Görme ve işitme duyusu, tat ve koku almaya karşı duyarlılık azalır. Dayanıklılık azalır, sağlık problemleri iyice belirginleşir. Bu fiziksel bozulma ve yetersizliklerin tümü bir anda yaşlılıkta ortaya çıkmaz. Yetişkinlik yıllarından başlayarak devam edip gelir ve bireysel farklılıklar gösterir. Dolayısıyla, her ne kadar bireysel farklılıklar olsa da yaşlanma kaçınılmaz biçim de bireyin fiziksel özelliklerinde bozulmalara yol açar. Bu değişmeler sonucunda, yaşlı bir yetişkinin yaşam alanı sınırlanır ve yaşamında çeşitli güçlüklerle baş etmek durumunda kalır.

Soru

Yetişkinlik yıllarında bireyin fiziksel özelliklerindeki değişmeler onların öğrenme yaşantılarını nasıl etkileyebilir?

Bilişsel Gelişim

Yetişkinlerin artan yaşla birlikte fiziksel yeterliliklerinin de azaldığını rahatlıkla gözlemek olasıdır. Ancak, yetişkinlerin kaçınılmaz fiziksel değişmeleri gibi bilişsel değişmelerinin de gerçekleşip gerçekleşmediğini kolaylıkla gözlemek güçtür. Çünkü yetişkinler yaşlanırken aynı zamanda yaşantılar geçirerek bilgi birikimlerini ve deneyimlerini zenginleştirirler. Örneğin, çoğu kültürde yetişkinlerin çocuklar ve ergenlerden daha iyi kararlar verdikleri, yaşın artmasıyla birlikte deneyimlerin ve bilgilerin arttığı kabul edilir. Bu nedenle, çoğu zaman toplumlarda daha yaşlı bireylerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanılmak istenir; onlara danışılır ve onlardan bilgelik beklenir. Yetişkinlerin yaşla yaşantıları artmakla birlikte bilişsel becerilerinde de fiziksel değişmeler kadar olmasa da bazı farklılaşmalar oluşur. Araştırma sonuçları yetişkinlerin bilişsel becerilerini kaybetmeksizin yaşlanabildiklerini ve bilişsel açıdan yaşlanma etkilerinin ise bilişsel fonksiyonun farklı yönlerine göre değiştiğini ortaya koymaktadır.

Örnek

Yaşlanmanın farklı derecelerde farklı zihinsel yeterlilikleri etkilediğine ilişkin araştırma bulguları, zihinsel yeterliliğe ilişkin sözel anlam, mekânsal yönelim, tümevarımsal muhakeme, sayı ve kelime akıcılığı gibi yeterliliklerin 40’lı yılların başına kadar arttığı, 50′lilerin ortası ile 60′ların başında durağan kaldığı ve sonra gittikçe azalmaya başladığı, bu azalmaların derecesinin ise her bir yeterlilikte farklılaştığını ortaya koymaktadır.

Yetişkinlik yıllarındaki yaşlanma sonucunda zekânın nasıl bir değişim geçirdiği incelenmiştir. Günümüzde, zekânın yaşla birlikte keskin bir azalma yerine, zekânın göstergesi zihinsel yeterliliklerin 60,70 ve sonrası yıllara kadar oldukça az değişme gösterdiği kabul edilmektedir. Pek çok araştırmacı zekâyı iki geniş kategoriye ayırarak incelemiştir. Bunlar, akıcı zekâ ve birikimli (kristal ize) zekâdır. Akıcı zekâ, soyut muhakeme yapma kapasitesi olup, yeni problemlere ve durumlara ilişkin bilgiyi işlemede kullanılan zihinsel kapasiteleri, yeterlilikleri ifade etmektedir. Örneğin, bireyin bulmacalar çözmesi gibi. Birikimli zekâ, bir kişinin yaşantıları yoluyla edindiği belirli bilgilerin, becerilerin, stratejilerin biriktirilmesini içeren bir bilgi deposu olup bilgi ve yaşantıya bağlı yeterliliklerdir. Örneğin, bireyin sözcük dağarcığı ve genel bilgi düzeyi gibi kapasiteleri birikimli zekânın göstergeleridir. Araştırmalar, akıcı zekânın ilk yetişkinlikten itibaren başlayarak yaşla birlikte yaşam boyunca azaldığını gösterir. Buna karşılık, birikimli zekânın azalmak yerine, yaşam boyunca genişlemeye devam ederek yaşla geliştiği görülür. Dolayısıyla, yaşlı kişilerin birikimli zekâsının üstün iken, gençlerin akıcı zekâsının daha üstün olduğu sonucu çıkarılabilir.

Bellek üzerinde yaşlanmanın etkileri de araştırılmıştır. Bu araştırma bulguları, kısa süreli bellek açısından yaşlıların gençler kadar bilgiyi hatırda tutabildiklerini; ancak, kısa süreli bellekte bilginin işlenmesi durumunda gençlerden daha zayıf olduklarını göstermekledir. Uzun süreli bellek açısından ise, gençlerin hatırlama kırının yaşlılardan daha kolay olduğu ve belleğe, yeni bilgi depolama yeteneğinin de yaşla azaldığı bulunmuştur. Dolayısıyla, araştırma bulguları bazı bellek yeterliliklerinin yaşla azaldığını göstermekle birlikte yaşlanma sürecinde oluşması kesin ve kaçınılmaz bir durum değildir. Çünkü bellekteki yetersizlikler ve performans azalmaları bazen yaşlı yetişkinin kişisel durumundan veya yaşantısından kaynaklanabilir. Zihinsel süreçler ne kadar etkin kullanılırsa azalması daha az olabileceğinden dolayı emekli bir kişi çalıştığı zamanki gibi zihinsel yeterliliklerini ve belleğini kullanmazsa hatırlama başarısı düşebilecek ve bu durum bellekte bir azalmaya yol açabilecektir.

Örnek

Hasan Bey, uzun yıllar öğretmenlik yapmış emekli bir kişiydi. 35 yıl boyunca öğrencilerini geliştirmek için yoğun bir çaba harcamıştı ve artık çok yorulmuştu. Emekli olduktan sonra, artık eğilimle ilgilenmeyip zamanının çoğunluğunu evde geçirmekteydi. Kendini ev ile bahçe işlerine vermişti. Bazen torunu ondan derslerine yardım etmesini istediğinde zorlanıyordu. Eski bilgilerinin bazılarını hatırlamakta güçlük çekiyordu. Hatta bazen ondan duyduğu yeni bilgileri anlamakla, kavramakta sıkıntı yaşıyordu. Kendi kendine, “Yaşlanıyorum herhalde, eskisi gibi çok hızlı ne hatırlayabiliyor ne de öğrenebiliyorum. Eskiden öyle miydi?” diye söyleniyordu.

Ayrıca, yaşlılık yıllarında yoğun bellek azalması ve yitimi ile diğer zihinsel güçlüklerin birleşimi sonucunda yaşlılık bunaması ortaya çıkabilir. Yaşlılık bunaması, yaşlılıkta ortaya çıkan ve bellek kaybı, zaman ve yere ilişkin yönünü kaybetme, şaşırma ve genel karışıklıklar içeren zihinsel yeterliliklerin ilerleyen kaybını veya bozulmasını ifade eder. Yaşlılıkta rastlanan bunama belirtilerine sebep olan genel bir faktör ise Alzheimer hastalığıdır. Alzheimer hastalığı, gittikçe ilerleyen bir biçimde bellek ve diğer bireysel fonksiyonların kaybına ve ölümcül derecede bozulmasına yol açan bir beyin hastalığıdır. Yaşlılıkta yaşanan bunamanın belirtilerinin genel bir sebebi de psikolojik sıkıntılar, kaygı ve depresyon olabilir. Bazı yaşlılar, yaşlılığın getirdiği kayıplara, değişimlere, güçlüklere uyum sağlayamazlar. Bunun sonucunda mutsuzluk, kendini kötü hissetme, isteksizlik, iştahsızlık, gerginlik içeren bazı belirtiler sergilerler ve depresyon yaşarlar.

Bilişsel yeterliliklerin yaşlanmayla birlikte değiştiğini ortaya koyan araştırmalar, yaşlanmaya eşlik eden en açık değişmelerden birinin de psikomotor yavaşlama olduğunu ortaya koymuştur. İleri yetişkinlik yıllarında bireyler, hızlı bir biçimde tepki vermede ve bu tepkileri oluşturmada yavaşlama sergilerler.

Örnek

Örneğin, yaşlılar psikomotor yavaşlama sonucunda daha yavaş yazı yazarlar ve hareket ederler. Ancak, yaşlıların psikomotor yavaşlaması bireyden bireye farklılıklar gösterebilir. Yaşlının sağlığının iyi olmasının ve hareketliliğinin fazlalığı tepki zamanının hızlı olmasını sağlayabilir.

Sonuç olarak, araştırma bulguları bazı bilişsel yeterliliklerin yaşla azaldığını ortaya koymakta olup, birikimli zekâ gibi bilişsel yeterliliklerin ise yaşantılar sonucu geliştiği, arttığını da göstermektedir. Dolayısıyla, yaşlanma kaçınılmaz olup, yaşlanmanın etkileri bireysel farklılıklara bağlı olarak bilişsel fonksiyonları farklı biçimlerde etkileyebilmekte ve yetişkinler bilişsel becerilerini kaybetmeksizin yaşamın sonuna kadar etkin kalarak yaranabilmektedirler.

Tartışalım

Yetişkinler öğrenebilir mi tartışınız.

Psikososyal Gelişim

Yetişkinlik yılları süresince bireysel farklılıklar olmakla birlikte gittikçe artan oranlarda veya boyutlarda fiziksel değişmeler kaçınılmaz bir biçimde yaşanır. Bunun yanı sıra, yetişkinlik yıllarında yetişkinler psikososyal yönden de değişir ve gelişirler. Yetişkinlik yılları süresince çok yoğun ve derin sosyal yaşam olayları yaşarlar.

Örneğin, yetişkinin yaşamında yetişkinlik yılları süresince aile ve iş yaşamına ilişkin yaşantılar önemli bir yer tutar. Bu yaşam içerisinde çok farklı roller ve çok farklı görevler üstlenirler. Öğrenci, sevgili, eş, anne baba, işçi, patron, dost, arkadaş, büyük anne büyük baba gibi… Bireyler, yetişkinlik yılları süresince bu gibi rolleri yerine getirirler. Bu roller arasında geçişler yapar ve bunun sonucunda da çevreleriyle ilişkilerini de biçimlendirirler.

Gelişim psikologları, yetişkin yaşamında gerçekleşen psikososyal gelişimi çeşitli biçimlerde açıklamışlardır. Erikson, yetişkinlik yıllarındaki psikososyal gelişimin üç psikososyal evreden geçerek ortaya çıktığını ifade etmektedir. Bunlar; yakınlığa karşı uzaklık, üreticiliğe karşı durgunluk ve bütünleşmeye karşı umutsuzluktur. Levinson ise, yetişkinlik yıllarına ilişkin sosyal gelişimin bir dizi evreden ve bu evrelere geçişlerden ortaya çıktığını belirtmektedir. Erikson’ın yetişkinlikteki psikososyal gelişime ilişkin açıklamaları aşağıda özetlenmektedir:

Erikson’un Gelişim Krizi Yaklaşımı: Erikson, Psikososyal Gelişim Kuramı çerçevesinde insan kişiliğinin gelişimini psikososyal gelişim dönemleriyle açıklamıştır. Erikson, gelişimin yaşam boyunca devam eden bir süreç olduğunu kabul ederek gelişimin sekiz farklı dönem boyunca ilerleyerek ortaya çıktığını ve gelişimde sosyal ve kültürel çevrenin önemli rolleri olduğunu belirtmiştir. Erikson, yaşları arttıkça bireylerin, biyolojik dürtülerin ve toplumsal isteklerin yeni kombinasyonlarıyla karşı karşıya kaldığını belirtir. Biyolojik dürtüler, bireyin büyüme ve fiziksel değişmelerini yansıtırken; toplumsal istekler, toplumun bireyden beklentilerini ve taleplerini yansıtmaktadır. Böylece, bireyin gelişimi ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, Erikson her bir gelişim dönemini, bir gelişim krizi ya da gelişim karmaşasıyla tanımlamıştır. Gelişim krizlerinin her biri iki karşıt özellik arasındaki bir çatışmayı içermekte olup bireyler her bir gelişim döneminde farklı bir gelişim krizi ya da çalışmasıyla karşı karşıya kalmaktadır. Belli bir gelişim döneminde bireyin o döneme özgü gelişimsel görevlerini yerine getirme derecesi, bireyin karşılaştığı gelişim krizini çözümlemesini ve dolayısıyla, bireyin kişiliğinin alacağı biçimi belirlemektedir.

Erikson’a göre belli bir dönemde karşılaşılan gelişim krizinin çözümlenmemesi ya da üstesinden gelinememesi, bireyin olumsuz kişilik özellikleri geliştirmesine neden olabilmekte ve sonraki dönemlerdeki başarısını engelleyebilmektedir. Ancak, belli bir dönemde yaşanan gelişim krizinin çözümlenememesinin bireyin kişiliği üzerinde olumsuz etkileri, daha sonraki dönemlerde uygun çevresel koşullar sağlanarak ortadan kaldırılabilmektedir. Erikson Psikososyal Gelişim Kuramında, bireylerin yetişkinlik sürecince üç temel gelişim krizinden geçtiklerini belirtmiştir. Bu dönemler ve bu dönemlerde yaşanan gelişim krizleri şu şekilde gösterilebilir:

Bireylerin yetişkinlik sürecinde yaşadıkları gelişim krizleri

Bu şemadan da görüldüğü gibi, Erikson’a göre bireyler yetişkinlik yıllarının ilk yıllarında yakınlığa karşı yalıtılmıştık, orta yetişkinlik yıllarında üretkenliğe karşı durgunluk, olgunluk yıllarında benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk gibi gelişim krizleri ile karşılaşmakta ve bu krizlerin çözümlenme biçimi ve derecesi, bireyin psikososyal gelişimini belirleyici olmaktadır. Bu çerçevede, Erikson’un üç psikososyal evrede yetişkinlik yıllarının gelişim krizlerinin nasıl yaşandığına ilişkin açıklamaları kısaca şu şekilde özetlenebilir:

Yakınlığa Karşı Yalıtılmıştık (Uzaklık): Erikson, genç yetişkinlik yıllarında karşı karşıya kalınan gelişim krizini yakınlığa karşı yalıtılmışlık (uzaklık) olarak betimlemiştir. Ergenlik yıllan sonunda kimliğini kazanmış genç yetişkinler, yetişkinliğin ilk yıllarında başkalarıyla yakın ilişkiler kurmaya hazırdırlar ve bu beceriyi geliştirme durumuyla karşı karşıya kalırlar. Yakın ilişkiler kurma ve geliştirme, sadece cinsel yakınlık kurmayı ifade etmemekte, aynı zamanda başkalarıyla derin duygusal bağlılıklar oluşturma becerisini ve yaşantılarını başkalarıyla paylaşabilme yeteneğini de kastetmektedir. Böylece, birey başkalarıyla kurduğu yakınlık çerçevesinde beklentilerini, duygularını, düşüncelerini paylaşabilmekte, başkalarının yakınlık ihtiyacını kabul edebilmekte ve aynı ya da karşıt cinsten arkadaş, sevgili, iş arkadaşı gibi yakın çevreden kişilerle derin dostluklar geliştirebilmektedir. Bunu geliştirebilen bireyler, kendi kimliklerini kaybetme kaygısı yaşamaksızın kimliklerini bir başkasının kimliğiyle birleştirebilmektedirler. Erikson, bu dönemde yakın ve köklü dostlukların kurulduğunun gözlendiğini ve bireyin başkalarını derinden ve kararlı bir biçimde beğenmesini, hoşlanmasını, özen göstermesini içeren sevgi kavramı üzerinde yoğunlaştığını belirtir.

Birey, bu yönde karşı cinsle ilişkiler geliştirir. Ergenlik dönemi sonunda ben kimliğini geliştirmiş genç yetişkinler, bu dönemde yaşanan gelişim krizini yakın ilişkiler kurma becerisi yönünde başarılı bir biçimde geçirebilirler. Ancak, ergenlik dönemindeki sorunları aşamamış ve kimlik karmaşası yaşayan bireyler, genç yetişkinlikte başarılı bir şekilde gelişim krizini çözemeyebilirler. Böyle genç yetişkinler, ilişkilerinde kimliğini kaybetme kaygısı yaşayarak başkalarıyla yakın ilişkiler geliştirmekten kaçınırlar ve çevrelerindeki bireylerden uzaklaşırlar. Bunun sonucunda başkalarıyla güvenli, yakın, sürekli ilişkiler, dostluklar kuramadıkları için yüzeysel ilişkiler geliştirirler ve benliklerine yalnızlık duygusu egemen olur.

Örnek

Banu, lise yıllarında sınıf arkadaşları ve öğretmenleriyle sürekli çatışan, kavgacı ve onlarla iyi ilişkiler kuramayan bir öğrenci olmuştu. Özellikle, anne-babasıyla bir türlü anlaşamamış, yakın ilişkiler kuramamıştı. Ayrıca, lise yıllarında fiziksel görünüşünü beğenmemiş ve beden yapısının değişmesinden sürekli şikâyet etmişti. Kendini hiç kimsenin sevmediğini düşünmüş ve meslek tercihini yaparken de kendine uygun bilinçli kararlar verememişti. Banu, bu yoğun sorunlar ve çatışmalar nedeniyle ergenlik döneminde bir karmaşa içerisinde olmuş ve üniversiteye başladıktan sonra da eskiden yaşadığı sonulları ve çatışmaları sürdürmüştü. Üniversite öğrenimine başlayalı üç yıl olmasına rağmen çevresindekilerle yakın ilişkiler dostluklar geliştirememişti. Sınıf arkadaşlarının sosyal etkinliklere katılmasına yönelik isteklerini geçiştiriyor ve sürekli yalnız kalmak istiyordu. Böylece, Banu, içine kapanık, kendi halinde çevresindekilerle yakın ilişkiler geliştirmekten uzak duran bir üniversite öğrencisi olmuştu. Bu örnekten de görülebileceği gibi, Banu genç yetişkinlik döneminde gelişim krizini yalıtılmıştık (uzaklık) yönümle yaşamaktadır.

Üretkenliğe Karşı Durgunluk (Kendini Soyutlama): Erikson, yetişkinlik yıllarında karşılaşılan gelişim krizini üretkenliğe karşı durgunluk olarak tanımlamıştır. İlk yetişkinlikten sonraki yetişkinlik yıllarında bireyler üreticidirler. Bu üreticilik, anne-baba olma, çocuk yetiştirme, bir meslek/iş sahibi olma ve bu meslekte/işte üretim yapma, yeni düşünceler, görüşler oluşturarak, yaratıcılığı kullanarak üretken olma gibi yaşantıları içermektedir. Böylece, bireyler üretken bir birey olarak kendileri ne, ailelerine, topluma katkıda bulunacak ve yaşama ilişkin doyum elde edeceklerdir. Yetişkinlikte bireyler; bencilliğin ben merkezli yönelimlerin üstesinden gel meye ve gelecek kuşaklara yardım ve rehberlik ederek üretken olmaya çalışırlar. Örneğin, yetişkin anne-babalar çocukları üzerinde odaklaşırlar ve onların yetişmelerine ve bakımlarına vardım ederler. Çocukları büyüdükten sonra anne-babaların üreticiliğe yönelik eğilimi genç kuşakların yaşamlarında onlara rehberlik ve danışmanlık yapmayı, onların mesleki eğitimlerine yardım etmeyi kapsar. Anne-baba olmayan insanlar ise genç bireylere yardım ve rehberlik sağlayarak üreticiliğini ifade edebilirler.

İlk yetişkinlikten sonraki yetişkinlik yıllarında karşılaşılan krizi başarılı bir şekilde çözen ve yaşamdan kendilerini soyutlamaktan uzaklaşarak üretken olan bireyler, yaşamlarına yeni anlamlar ve doyumlar katarlar. Bu gelişim krizini başarılı bir biçimde çözemeyen bireyler, yaşamlarında üretken olamadıkları için kendi istek ve ihtiyaçlarını dikkate alarak benmerkezci ve sorumluluk üstlenmeyen davranışlar sergilerler, topluma ve çocuklarına karşı gerekli rehberlik ve yardımı yapmazlar. Kendilerini yaşamdan soyutlayarak, gitgide kendilerini gelişmenin ve doyum sağlamanın kaynaklarından yoksun bırakırlar. Aile yaşamında başarısız olma, Çocuk sahibi olmama, meslek veya iş yaşamında başarısız olma gibi durumlara ilişkin üretken olamamak beraberinde bireylerin durgunlaşmış, verimsiz, kısır, zayıf, içine kapanık bir yaşam sürmesine yol açabilecektir.

Örnek

Bülent Bey, 45 yaşında serbest işle uğraşan bir kişiydi, iş yaşamında hedeflediği gibi başarılı olamamış, istediği düzeyde işlerini geliştirememişti. Kendini alkole vermiş, eşine karşı sorumluluklarını iyice ihmal etmeye başlamıştı. Bu yüzden, eşiyle şiddetli geçimsizlik yaşamış ve eşinden ayrılmıştı. Bu durum içerisinde Bülent Bey, içine kapanık, belli bir işle uğraşmayan, kendi halinde yaşamını sürdürmekteydi. Bu örnekten de görülebileceği gibi Bülent Bey yetişkinlik yıllarında gelişim krizini durgunluk yönünde yaşamaktadır.

Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk: Erikson, yetişkinliğin ileri yıllarında yaşanılan gelişim krizini benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk olarak betimlemiştir. Erikson, olgunluk döneminde, yetişkinlerin bugüne kadar olan yaşamlarını gözden geçirerek bir değerlendirmesini yaptıklarını ileri sürer. Bireyler, yaşamın son yıllarına ulaştığı zaman şunları kendi kendilerine sorarlar: “Benim yaşamımın herhangi bir anlamı var mı?”, “Gerçekten bu dünyada benim varlığım önemli mi?”

İleri yetişkinler, bu sorulara “evet” diyorlarsa, kendilerini yaşam hedeflerinin çoğuna ulaşmış olarak hissediyorlarsa, yaşamının önceki dönemlerini verimli olarak geçirmişlerse, bu yaşantılarından hoşnutlarsa ve tüm yönleriyle yaşamlarını kabullenmişlerse, benlik bütünleşmesi duygusuna ulaşırlar ve yaşarlar.

İleri yetişkinler, yukarıdaki sorulara “hayır” diyorlarsa, yaşamlarını değerlendirdiklerinde eksiklikler, yetersizlikler, yanlış kararlar, yaşanmamışlıklar buluyorlarsa, bu durumda kendilerini “pişmanlık, suçluluk, karamsarlık duyguları ile daha yaşanacak çok şey var” düşüncesi içerisinde bulacaklardır. Ancak, bireyin bunları yeniden yaşamak için yeterince zamanının olmadığını fark etmesi sonucunda yoğun bir umutsuzluk duygusu ve ölüm korkusu yaşanacaktır.

İleri yetişkinlik döneminde yaşanan son gelişim krizini çözümlemede başarılı olan yetişkinler ise ölümün yaşamın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olduğunu kabullenecek ve bedeninde, sağlığında, gelirinde oluşan değişmeleri ve kayıpları doğal karşılayabilecek, yaşamın son yıllarını geçmişe saplanıp kalmaksızın en iyi bir biçimde değerlendirmeye çalışacaktır. Bu ise, yaşamın son yıllarında onların psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapacaktır. Oysa yoğun umutsuzluk, karamsarlık, geçmişe takılı kalma ve her an burnunun ucunda ölüm korkusu yaşama, yetişkinin çabuk çökmesine yol açabilecektir. Ayrıca, bu yıllarda ileri yetişkinlerin genç kuşaklarla bütünleşmesi de önemlidir. Onun için genç kuşakların ileri yetişkinleri dışlamayan davranışlar sergilemesi önemlidir.

Soru

Erikson’a göre yetişkinlik yıllarında psikososyal gelişim nasıldır?

Bazı gelişim psikologları, yetişkin gelişiminin sevgi ve iş yönünde oluştuğunu belirtirler. Freud, duygusal olgunluğu sevme ve çalışma kapasitesi olarak tanımlamakta, Erikson ise, sevme ve çalışmanın genç ve orta yetişkinliğin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Yetişkinler için sevgi ve başkalarıyla yakın sevgi ilişkileri geliştirme önemli bir duygudur. Yetişkinlerin çevresindeki diğer insanlarla kurdukları yakın ilişkiler sevgi içerir. Arkadaşlıklar, dostluklar, akrabalıklar, beraberlikler, evlilikler, çocuklar gibi… Yetişkinler için iş yaşamı ise zaman harcamanın çok daha fazlasını içerir. Beklentilerini gerçekleştirme, doyum elde etme, yaşamını daha rahat sürdürecek gelir elde etme, statü kazanma gibi… Bazı gelişim psikologları ise yetişkinlik yıllarında gerçekleşen temel sosyal yaşam olayları üzerinde odaklaşarak, yetişkinlerin bu yaşam olaylarından nasıl etkilendikleri üzerinde dururlar. Evlenme, boşanma, yaşlanan anne baba bakımını üstlenme, iş yaşamı ve işsizlik gibi. Bu çerçevede, yetişkinlik yılları süresince yaşanan sosyal gelişim, yetişkinin yakın çevresini oluşturan aile ve iş yaşamı çerçevesinde açıklanabilir.

Aile Yaşamı: Yetişkinlik yıllarında bireyler birbirlerine karşı sevgi ve yakınlık duyarak evlenmeye karar verebilirler. Bu kararlan doğrultusunda çevrelerinin de yakın desteği ve mutluluklarını paylaştığı bir törenle evlenirler. Bu evlilik çerçevesinde çocuk sahibi olmaya karar verebilirler. Çocuk sahibi olmak onların mutluluklarını daha da artırır. Anne-baba olma; eşlerin topluma daha geniş ve yeni ilişkiler geliştirmelerine de yol açar.

Örnek

Çocuk sahihi anne-babalar oyuncaklara, çizgi filmlere, okul yaşantılarına, güvenliğe, beslenmeye, sağlığa, hava durumuna karşı çocuk sahibi olmayanlardan daha çok ilgi gösterirler.

Kendi anne-babalarına daha çok bağlanırlar ve onların deneyimlerinden, desteklerinden yararlanırlar. Ancak, düşünmeden çocuk sahibi olma, anne-babalığa hazır olmama, istenmeyen çocuk sahibi olma, çocuğun sorumluğunu almak istememe, bebek ve çocuk bakımı konusunda yeterince bilgi sahibi olmama, bebek bakımı ve çocuk yetiştirme konusunda rollerin çatışması, paylaşımın gerçekleşmemesi gibi durumlar ailede eşler arasında yaşanabilir ve bu durumlarda çocuk sahibi olmak beraberinde mutsuzluklar da getirebilir. Araştırmalar, anne-baba olmayla ilgili yükümlülüklerin evliliği zorladığını, zayıflattığını ve çocuk bakımının yoğun olduğu yıllarda evlilikte eşlerin doyumunun azaldığını göstermektedir.

Genellikle, geleneksel olarak anneler çocukların bakımını daha çok üstlenirler. Ancak, annenin çalıştığı durumlarda annenin üstlendiği roller daha da artar. Anne hem çalışmak, hem çocuk bakımını ve ev işlerini üstlenmek durumu ile karşı karşıya kalabilir. Bu durumda, eşlerin çocuk bakımında ve ev işlerinde paylaşımının artması beklenir. Böylece, eşler arasında paylaşımın olması aile yaşamında uyumun sürdürülmesini ve aile içinde yaşanabilecek olası çatışmaların, gerginliklerin, tartışmaların, doyumsuzlukların önemli ölçüde azalmasına yol açacaktır. Dolayısıyla, aile yaşamında çocuk sahibi olmak, aile dinamiğinin yeniden düzenlenmesini, aile yaşamında yeni rollerin üstlenilmesini, aileye yeni bir birey ve bu bireyin ihtiyaçlarının eklenmesini, ailenin yükünün artmasını beraberinde getirmektedir. Ailede çocukların büyümesi, kendi ihtiyaçlarını karşılama yeterliliğinin artması ailenin yükünü de azaltır ve eşlerin kendilerine harcayacağı zamanı da artırır. Bununla birlikte, çocukların büyümesi beraberinde çocukların bulundukları yaşın özelliklerini ve sorunlarını da getirir. Anne-babalar bu sorunlarla baş etmek ve gerekli rehberliği yapmak durumuyla karşı karşıya kalırlar.

Örnek

Ali ile Fatma, çocukları Berke’ye bebekken nasıl yemek yedireceklerini, ilaç içileceklerini düşünürken, okula başladığı zaman okula alışması ve ders ödevlerini düzenli yapması için büyük bir çaba sergilemişlerdi. Aradan geçen yıllar içerisinde Herke büyümüş ve liseye devam eden bir ergen olmuştu. Ali ve Fatma, Berke’nin fiziksel görünüşünde ve düşüncelerinde gittikçe farklılaşmalar olduğunu gözlüyordu. Berke, yüzünde yoğunlaşan sivilceleri çok büyük sorun ediyor ve bundan dolayı arkadaşları tarafından pek sevilmediğini düşünüyordu. Ali ve Fatma, Berke’nin yaşına özgü bu sorunuyla karşı karşıya kalmışlar ve onu anladıklarını ifade ederek, onun bu sorunlarının üstesinden gelmesi için gerekli rehberliği yapmaya çabalıyorlardı. Bir yandan da, Berke, bir zaman bebekti ve nasıl yemek yedireceğiz, hasta etmeyeceğiz diye düşünürken, şimdi büyüdü de ergenliğe özgü sorunlarının nasıl üstesinden geleceğine yardım ediyoruz. Zaman ne çabuk geçiyor?” diye birbirleriyle konuşuyorlardı. Bu örnekte göstermektedir ki, Ali ve Fatma, her yaşam döneminde Berke’nin farklılaşan sorunları ve ihtiyaçlarıyla karşı karşıya kalmışlar ve ona gerekli rehberliği yapmaya çabalamışlar ve halen de yapmaya devam etmektedirler.

Dolayısıyla, ailede çocukların büyümesi anne-babanın yeni durumlarla karşılaşmasına yol açmakta ve sorumluluğu çerçevesinde gerekli rehberliği ve yardımı yapmasını ortadan kaldırmamaktadır. Anne-baba yaşam boyunca kendilerini, her zaman için çocuklarına gerekli desteği, yardımı ve rehberliği yapmak durumunda kendilerini hissederler ve çocuklarının üretken, başarılı, bağımsız, kendine güvenli bireyler olmalarını amaçlarlar.

Aile yaşamı içerisinde evli çiftler ayrılmaya karar verebilirler ve boşanabilirler. Yetişkinler, boşanma sırasında eşyaların paylaşımı, çocukların kimde kalacağı ve yasal sorumluğun kimde olacağı, duygusal yıkımlar, geçmişin sorgulanması gibi çeşitli sorunlar ve sıkıntılar yaşayabilirler. Çocuklar boşanma öncesinde ve sırasın da aile içinde eşlerin kavgasına, saldırganlıklarına tanık olabilirler ve bu durum çocuklar için örseleyici yaşantılar oluşturabilir. Boşanma sonrasında çocukların tek ebeveynli bir ailede yaşaması da hem yetişkinlerin hem çocukların bazı güç lükler yaşamasına yol açabilir.

Örnek

Çocukların anne veya babasından ayrılması üzüntü verici olabilir ve çocuğun içine kapanmasına, yaşam boyunca yakıtı ilişkiler kuramamasına yol açabilir. Bununla birlikte, çocuğun sürekli çatışmalı bir ortamda bulunmakta tısa tek ebeveynli bir ailede yaşaması onun sakin, huzurlu bir yaşam sürmesine ve başarılı bir biçimde büyümesine yol açabilir.

Ayrıca, boşanma eşleri sarsıcı bir durumdur. Boşanma sonrası yetişkin tek başına yaşamın güçlükleriyle baş etmek durumunda kalır. Yeni hayata alışmak, uyum sağlamak durumundadır. Özellikle çalışmayan kadınlar için boşanma daha zor yaşantıların geçirilmesine yol açacaktır. Yine, boşanan insanlara karşı toplumun yeterince duyarlı davranmaması, destek ve kolaylaştırıcı yardımları sağlamaması da yetişkinler için (özellikle kadınlar için) boşanmanın çok daha olumsuz bir biçimde yaşanmasına sebep olur.

Yetişkinler, orta yetişkinlik yıllarında çoğu zaman yaşlanan anne-babalarına bakmak, onların bakımını üstlenmek durumunda da kalabilirler. Bu durum, yetişkin için maddi ve duygusal yükler, sorumluluklar getirebilir. Yetişkin, yaşlı anne-babasının müdahaleleri, çocuklarıyla olan çatışmaları, onların sağlık durumları, hastalıkları, istekleriyle karşı karşıya kalabilir. Bu ise yetişkinin yaşamında önemli sıkıntılar, güçlükler, engellemeler yaşamasına yol açabilir. Aynı zamanda, yetişkinler yaşamın orta yıllarından itibaren anne babalarını, kardeşlerini, yaşıtlarını, dostlarını, eşlerini kaybetme durumunu yaşayabilirler. Bu durumda, yetişkinlerin yaşam hevesini engelleyici, daha çok geçmişi yaşamasını sağlayıcı, yas tutan, amaçsız, isteksiz bir yetişkin haline getirebilir ve birey bu kayıplarıyla baş etmek durumunda kalabilir.

Yetişkinliğin son yılları ise ileri yetişkinliktir. İleri yetişkinlik yıllarında bireyler yaşlanmanın getirdiği bazı sıkıntıları yaşarlar. İleri yetişkinlerin özellikle sağlıkla ilgili problemleri iyice artar. Bu durum, bireysel farklılıklar göstermekle birlikte yaşam boyunca bedenin kullanımına ve yaşam koşullarına büyük ölçüde bağlıdır.

Örnek

Bireyin sağlığının düzenli egzersiz yapma, dengeli ve bilinçli beslenme, sigara kullanmama gibi alışkanlıklarla yakından ilişkili olduğu belirtilir. Özellikle sigara kullanma önemlidir ve sigara kullanma kalp, akciğer hastalıklarına yönelik riski arttırıcı ve yaşam süresini azaltıcı olabilmektedir.

Bu çerçevede, bir grup araştırmacı yaşlanmanın genetik programlanma sonucunda gerçekleştiğini belirtirken, bir grup araştırmacı ise, yaşlanmanın yıpranma ve eskimeye dayalı bozulma sonucu gerçekleştiğini ileri sürerler. Yıpranma ve eskimeye dayalı yaklaşıma göre bireyin sıklıkla zararlı maddeleri bedenlerinde kullanmaları ve olumsuz koşullarda bulundurmaları sonucunda bedenin hücrelerinin eskimesi veya ömrünü bitirmesi nedeniyle yaşlandığını belirtir. Dolayısıyla, ileri yetişkinlik yıllarında bireyler ciddi veya yaşlılığın getirdiği tansiyon gibi bazı sağlık problemlerine sahip olabilirler. Bu problemlerle baş etmek ve bunlara uyum sağlayarak yaşamayı öğrenmek durumunda kalırlar. Günümüzde, tıp biliminin gelişmesi ve insanların sağlıklı yaşamaya daha fazla önem vermesi sonucunda ileri yetişkinler sağlık problemleriyle daha kolaylıkla baş edebilmekte ve bu durumunu kabullenebil inektedirler. Bu çerçevede yaşam süresi de geçmişe göre iyice artmıştır.

İleri yetişkinlik yıllarında yetişkinler, yıllarca birlikte paylaşımda bulundukları yakınlarının veya eşlerinin kaybını yaşayabilirler. İleri yetişkin için eşin kaybı çok üzüntü verici ve etkileyici bir durum olarak yaşanır. Yetişkin, kendine destek olan, güvendiği, yaşamını paylaştığı kişiyi kaybetmiştir. Bu durum onun sağlık ve mutluluğunu olumsuz etkiler. Yetişkin, eşin ölümü sonucunda bazı sağlık problemlerine, yaşama ilişkin azalan doyuma ve yaşam sevincine, kaygılara sahip olabilir. Bu kayıpla baş etmek durumunda kalır ve yoğun yalnızlık duygusu yaşar. Ayrıca, ileri yetişkin için yakınların ve eşin kaybı, onun ölümle yoğun biçimde yüzleşmesine neden olur.

Yetişkinler, ileri yetişkinliğin öncesinde veya ileri yıllarda bir yakınının, tanıdığının veya eşinin kaybını yaşarlar, bir şekilde ölümle karşılaşırlar ve bu yaşantıdan da duygusal olarak etkilenirler. İleri yetişkinler yaşamın son yıllarında ise kendi yaşamlarının sonunu düşünür ve ölümle yoğun bir biçimde yüzleşirler. Araştırmalar, yaşlı yetişkinlerin genç yetişkinlerden daha çok ölümlerini düşündüklerini göstermektedir. Sonuç olarak, ileri yetişkinler ölümün yaşamın kaçınılmaz doğal bir sonucu olduğunu ve insanların yaşlandıktan sonra mutlaka öleceklerini kabul ederler ya da ölüm korkusunu derinden yaşayarak, çaresizlik ve depresyon içerisinde ölümü beklerler. Bu gerçekle yüzleşme, bazı yaşlıları zamanı etkili kullanmaya, çevrelerindeki insanlarla sıcak ilişkiler kurmaya yöneltirken, bazı yaşlılar için artık yaşamanın anlamlı olmadığı düşüncelerini harekete geçirir.

Örnek

Halil Bey ve Gülnaz Hanım evliliklerinin 50. yılına giriyorlardı. Halil Bey emekliliğin tadını çıkarıyordu. Bahçesi ile özenle ilgileniyor, çevresindekilere uzun uzun sohbetler ediyor, mahalledeki gençlerle tecrübelerini paylaşıyor, torunlarına karşı yakın bir ilgi gösteriyor ve hoşgörülü yaklaşıyordu. Halil Bey, gittikçe yaşlandığını hissediyor, ölümün kaçınılmaz bir son okluğunu kabulleniyor ve yaşamının son yıllanın huzur içinde geçirmeye, en iyi bir hiçimde değerlendirmeye çaba gösteriyordu. Oysa Gülnaz Hanım eşi Halil Bey’in tam tersine sürekli geçmişe ilişkin “keşke, şunu yapmasaydın!” gibi pişmanlıklarını ifade ediyor, zamanının büyük çoğunluğunu evde geçiriyor, çevresindekilerle yakın ilişkiler kurmuyordu. Çoğu zaman yaşamının sonuna geldiğini vurguluyor, ölümden korktuğunu ifade ediyor ve Halil Bey’i yaşamının son yıllarında “çok gezmek ve çok konuşmakla” suçluyordu. Torunlarıyla anlaşamıyor, onlara karşı hırçın ve aksi davranıyor, kendine saygısızca davrandıklarını belirterek “nerde, o büyüğe saygı” diye söyleniyordu.

İş Yaşamı: Yetişkinlik yıllarında bireyin aile yaşamının yanı sıra çalışma yaşamı da önemli bir yer tutar. Bireyler çoğunlukla genç yetişkinlik yıllarında çalışma hayatına başlarlar ve ileri yetişkinlik yıllarına kadar da bu çalışma yaşamını sürdürürler. Dolayısıyla, çalışma yaşamı ve iş etkinlikleri yaşamın en temel etkinliklerinden biri olarak belirtilebilir. Yetişkinler, genç yetişkinlik yıllarının başlarında genellikle hedefleri doğrultusunda belli bir mesleğe yerleşerek ve bu mesleğin gerektirdiği eğitimi ve hazırlığı yaparlar. Ancak, genç yetişkinler her zaman için ne olmak istediklerine ilişkin ideal hedeflerine ulaşamayabilirler.

Örnek

Gençler üniversiteye birkaç yıl hazırlandıktan sonra kaydolmalarına rağmen kendilerine uygun buldukları ve çok istedikleri mesleğe yerleşemeyebilirler; ya da yerleştikleri mesleği beğenmeyerek tekrar sınava girerek değiştirmeye çalışabilirler; ya da yatay geçişler yoluyla istedikleri mesleğe ulaşmaya çalışabilirler, hatta bazı genç yetişkinler mezun olsalar dahi eğitimini aldıkları mesleklerle ilgili işleri yapmak islemezler ve idealleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürürler; ya da önlerine çıkan fırsatları değerlendirerek iş yaşamlarını istekleri doğrultusunda düzenlemeye çalışırlar.

Dolayısıyla, genç yetişkinlik yıllarında bireyler çoğunlukla hedeflerine ya da hedefleri olmasa da uzlaştıkları mesleğe yerleşerek bu mesleğin eğitimini alırlar. Genç yetişkin bu eğitimi aldığı üniversite yıllarında bazı güçlükler yaşayabilir. Örneğin, ailesinden ayrı bir şehirde yaşamanın güçlükleri, aileden bağımsız yaşamını sürdürmek durumu, ihtiyaçlarını karşılamadaki sınırlılıklar, başarılı olma çabası veya başarısızlıklar gibi. Aynı zamanda, genç yetişkinler, mesleki eğitimlerini aldıktan sonra iş bulamama kaygısı, geleceğe yönelik beklentilerin olmaması durumlarıyla da karşılaşabilirler. Bunun sonucunda, umutsuzluk, karamsarlık duyguları yaşayabilirler.

Genç yetişkinliğin sonlarına doğru çoğu birey, mesleğiyle doğrudan ilgili olan ve olmayan çalışma yaşamına atılırlar. Çalışma yaşamına atılan bireyler, genellikle yaşamın gerçekleriyle uzlaşarak üstlendikleri rolleri ve görevleri yerine getirmeye yönelirler. Bu rol ve görev içerisinde mesleki doyum sağlamak isterler. Ancak, bazı yetişkinler iş yaşamının koşullarından, işini sevmemesinden, hedeflerini gerçekleştirememesinden, gelirinin düşüklüğünden, istediği statüye ulaşamamasından kaynaklanabilecek sıkıntılar, güçlükler ve tükenmişlikler yaşayabilirler. Aynı zamanda, iş yaşamının getirdiği sorumluluklar, yoğun iş temposu ve yaşanan çatışmalar sonucunda kendilerini gergin, sıkıntılı, sinirli hissedebilir, depresyona girebilirler. Bu aile yaşamını da olumsuz etkileyebilir. Bütün bunlar, yetişkinlerin iş yaşamında karşılaşabilecekleri olası yaşantılar olabilir ve yetişkinlerin bu yaşantılarla baş edebilmesi ve çözümleyebilmesi, gerektiğinde çevresinden destek ve yardım sağlayabilmesi gerekir. İş yaşamında başarılı olma ve doyum sağlama ise bireylerin kendilerini daha çok mutlu hissetmelerini, daha fazla benlik saygısına sahip olmalarını, çevreleriyle daha uyumlu ilişkiler geliştirmelerini ve aile yaşantılarının daha düzenli ve iyi olmasını beraberinde getirir. Örneğin, bireyin iş yaşamında küçük de olsa bir ilerleme sağlaması, bireyin yaşam doyumunu da arttıracaktır.

Yetişkinlik yıllarında bireyler, yaşamın getirdiği koşullar çerçevesinde sahip oldukları işleri bazen kaybedebilir ve işsiz kalabilirler. Özellikle artan teknolojik gelişmeler ve yaşanan ekonomik krizler nedeniyle yetişkinler işsizlik tehlikesiyle ya da işsizlikle karşı karşıya kalabilmektedirler. Yetişkin bireyin iş yaşamına ilişkin belirsizlikler yaşaması veya işsiz kalması, onun yaşamını olumsuz etkileyecektir. Birey geleceğe ilişkin belirsizlikler çerçevesinde sıkıntı, karamsarlık, kaygı, gerginlik yaşayabilecektir. Bireyin benlik saygısı işsizlik nedeniyle dağılabilecek, bireyin sağlık durumu ve çevresiyle ilişkileri olumsuz yönde etkilenebilecektir.

İleri yetişkinlik yıllarında birey, çalışma hayatını da büyük ölçüde sonlandırmış veya sonlandırmaktadır. Uzun yıllar sürdürdüğü çalışma alışkanlıkları yerine, değişen yaşamına uyum sağlamak durumunda kalmaktadır. Emeklilik, bazı yetişkinler için yaşamında planladığı yaşantıları geçirmek bir fırsat olmakta, hobilerini, ilgilerini gerçekleştirebilmekte ve yaşamın son yıllarını doyum sağlamak üzere iyi bir biçimde değerlendirmeye çalışmaktadır. Oysa bazı yetişkinler emekliliğe uyum sağlayamazlar. Emekliliğin getirdiği değişen yaşama, azalan gelir kaybına, serbest zamanların varlığına alışamazlar ve yaşama karşı umutsuzluk, çaresizlik, karamsarlık ve çökkünlük duyguları geliştirirler. Geçmişe ilişkin pişmanlıkları yoğun olarak yaşayabilirler ve daha da yaşlanmaktan, ölümden korkarlar.

Soru

Aile ve iş yaşantı yetişkini nasıl etkilemekledir?

Yetişkinlik Dönemlerinde Gelişim Ödevleri

Bireyler, gelişimlerinin doğası gereği yaşam boyunca her yaş döneminde kazanmak, gerçekleştirmek veya başarmak durumunda oldukları özellikler ve davranış biçimleri vardır. Bireyin yerine getirmek durumunda olduğu bu özellikler ve davranış biçimleri gelişim ödevleri olarak nitelendirilir. Her yaşam döneminde karşılaşılan gelişim ödevlerinin başarılması, bireyin mutluğunu ve sonraki gelişim dönemi ödevlerine ilişkin başarısını olumlu yönde etkileyebilir. Ancak, gelişim ödevlerinin başarılamaması bireyin mutsuzluk yaşamasına ve sonraki gelişim dönemi ödevlerine ilişkin başarısızlığa yol açabilir. Gelişim dönemlerindeki gelişim ödevlerinin bazıları (yürüme, diş çıkarma vb.) evrensel nitelikler taşırken bazıları toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiklikler gösterebilmektedir. Bu gelişim ödevleri yaşamın ilk yıllarında çoğunlukla büyüme ve olgunlaşmaya dayalı iken yetişkinlik yıllarında fiziksel yeterliliklerin doruk noktasına ulaşması nedeniyle çoğunlukla toplumsal istek ve beklentileri yerine getirmeyle ilgilidir.

Soru

Yetişkinler, yetişkinlik yıllarında ne gibi görevleri başarmak durumundadırlar?

Yetişkinlik yıllarındaki gelişim dönemlerinde yetişkinlerin karşılaştıkları başlıca gelişim ödevleri şu şekilde belirtilebilir:

Genç Yetişkinlik Dönemi Gelişim Ödevleri:

a) Bir mesleğe hazırlanma ve öğrenimini tamamlama,
b) çalışma hayatına atılma, bir işe girme ve bu işte ilerleme
c) toplumun onayladığı bir sosyal gruba girme,
d) kendine uygun bir eş seçme ve eşiyle birlikte yaşamını sürdürebilme,
e) evin yönetimine katılma ve sorumluluklar üstlenebilme,
f) çocuk sahibi olma ve çocuklarını yetiştirme,
g) toplumsal sorumluluklarını yerine getirme.

Orta Yetişkinlik Dönemi Gelişim Ödevleri:

a) Yetişkinlere özgü toplumsal sorumluluklarını üstlenebilme,
b) bedeninde ve sağlık durumunda oluşmaya başlayan değişmeleri kabullenme ve uyum sağlama,
c) yaşlanan anne babaya gerekli desteği ve yardımı verebilme,
d) belli bir ekonomik yaşam standardına ulaşma ve sürdürme,
e) büyüyen çocuklarının yetişmesinde gereken desteği ve rehberliği yapmak,
f) serbest zamanlarını değerlendirecek kendilerine uygun etkinlikler gerçekleştirme, etkinlere katılma.

İleri Yetişkinlik Dönemi Gelişim Ödevleri:

a) Yaşlanmanın getirdiği fiziksel yeterliliklerin azalmasını ve artan sağlık problemlerini kabullenme ve uyum sağlama,
b) çalışma yaşamının bitirilme ve emekli olunması ile oluşan değişmelere uyum sağlama,
c) kaybedilen eşin yokluğuna alışma ve yeni yaşam koşullarına uyum gösterme,
d) yaşına özgü toplumsal sorumlulukları yerine getirme,
e) fiziksel yetersizliklerinden kaynaklanan yaşam güçlükleri ile baş edebilme,
f) yaşıtları ile yakın ilişkiler kurma.

Tartışalım

Yetişkinliğin herhangi bir evresinden çevrenizdeki bir yetişkini gözleyerek o döneme özgü gelişim görevlerim ne derece yerine getirdiğini tartışınız.

Bir Cevap Yazın

*