Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Aile Ekonomisi      Ünite 10      18 Ocak 2015 Ara     

Yatırım Tanımı Ve Önemi

Amaç 1

Yatırımın tanımını ve önemini açıklayabilmek

Kişiler ya da kurumlar yaşamlarını devam ettirebilmek, mal ve hizmetlerden yararlanabilmek için gelir elde etmek zorundadırlar, bir kimsenin belirli bir dönemin başında ve sonunda aynı zenginlikte kalmak şartı ile o dönem içerisinde tüketebileceği mal ve hizmetlerin toplamı ekonomi biliminde gelir olarak tanımlanır.

Bu tanıma göre kişi gelirinden bir kısmını tüketmez ise yani bir diğer anlatımla tüketeceğinden daha fazla gelir elde eder ise dönem sonunda dönem başına göre daha zengin durumda bulunur. Gelirinden daha çok tüketir ise yani bir diğer anlatımla tüketeceğinden daha az gelir elde eder ise başlangıç durumuna göre daha az zengin durumda bulunur.

Buradan tüketimin esas olarak gelirle doğrudan ilgili olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır. Öte yandan ekonominin temel kuralının tüketim üzerinde yoğunlaştığını söylemek mümkündür. Çünkü tüketim ekonominin itici gücüdür. Tüketimin olmadığı bir ortamda pratik olarak ekonomik bir faaliyetten söz etmek neredeyse imkânsızdır. Tüketim olmazsa üretimde olmaz. Tüketim üretimi teşvik eder. Üretimi canlandırır. Öte yandan tüketim kişiye haz sağlar, mutluluk verir. Yine tüketim insanı çalışmaya, üretmeye, gelirini arttırmaya teşvik eder. Tüketimini arttıran daha çok tüketen insan bu tüketimini karşılayabilmek için gelirini arttırmak zorundadır. Gelirini arttırmak içinde daha çok çalışmak üretmek gerekliliğini duyar. Bu nedenle yatırım konusunu daha iyi anlayabilmek için tüketimin özelliklerini iyi anlamak gerekir.

Tüketim her tür üretimin tek ve son amacıdır. Her türlü mal ve hizmet tüketilmek için üretilir. Tüketilmeyen herhangi bir mal ya da hizmetin üretiminin sürdürülebilme şansı yoktur. İnsanların rahat, huzurlu, mutlu ve güvenli bir şekilde yaşamlarını devam ettirebilmeleri için tüketmeleri zorunludur. Tüketmek için ise tüketilecek mal ve hizmetin bedelini ödeyecek bir kaynak olması gerekir. Keynes’e göre toplumun tüketim için harcadığı miktar üç faktöre bağlıdır. Bu faktörler: 1) Gelir, 2) Bu geliri kuşatan objektif öğeler ve 3) Sübjektif gereksinmeler, psikolojik eğilimler ile bireylerin alışkanlıklarıdır.

Ancak üç faktörden söz edilmekle birlikte tüketim düzeyini belirleyen en önemli faktör gelirdir. Yani tüketim gelirin bir fonksiyonudur. Gelir artınca tüketim de artar. Ancak hiçbir zaman tüketim miktarındaki artış gelir miktarındaki artış kadar olmaz. Her durumda gelir ile tüketim arasında pozitif bir fark kalır. İşte gelirin tüketim için yapılması gereken harcamalar yapıldıktan sonra kalan kısmına tasarruf adı verilir. Gelir arttıkça tasarruf artar. Keynes’e göre gelir miktarı mutlak olarak arttığında gelir ile tüketim arasındaki fark genel kural olarak artar. Bu nedenle gelir arttıkça, gelirin gidere daha önemli bir oranı tasarrufa ayrılır.

Buna göre kişi gelirinden bir kısmını tüketmez ise dönem sonunda daha zengin durumda bulunur. Gelirinden daha çok tüketir ise başlangıç durumuna göre daha az zengin durumda bulunur. Gelirler ancak üretime katılmanın bir payı olarak yani bir hizmet karşılığında elde edilen kazançlardır. Bir kişi üretime emeği ile veya sermayesi ile katılabilir. Üretime katılış şekline göre de ücret, kira, faiz, rant geliri gibi değişik gelirlerden birisini veya birkaçını elde edebilir.

Gelirleri toplum açısından da incelemek mümkündür. Buna göre ulusal bir ekonomide belirli bir dönemde yaratılan değerler toplamı o ulusal ekonominin geliridir. Buna milli gelir ya da toplam hâsıla adı verilir.

Gelir ile serveti birbirine karıştırmamak gerekir. Servet herhangi bir anda mevcut olan ekonomik stoktur. Gelir ise tüketicinin ihtiyaçlarını karşılamaya ayrılan mal ve hizmet akışıdır. Kişiler, kurumlar veya toplum elde ettiği gelirini yaşamını devam ettirebilmek için tüketir. Bu amaçla ihtiyacı olan malı ve hizmetleri satın alır. Bu işlem sırasında da satın aldığı mal ve hizmet için belirli bir bedel öder. Eğer toplam ödenen miktar toplam elde edilen gelire eşit olursa kişi kurum veya toplumun zenginlik durumunda bir değişme olmaz. Ödenen çok, gelir az olursa bir fakirleşmeden söz edilir. Bu iki durum da istenmez. Arzu edilen uygulanmaya çalışılan gelirin ödenenden daha fazla olmasıdır. Arzu edilen kişi ya da kurumun tasarruf etmesi ve bu tasarrufun miktarının olabildiğince büyük olmasıdır.

Hiçbir zaman tasarruf kendiliğinden oluşmaz. Kişi, kurum ya da toplum öncelikle gelirini ve birincil derecede ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri belirler. Yani gelirini ve zorunlu tüketimini ortaya koyar. Bu aşamada ne kadar tasarruf yapabileceğini de kararlaştırır. Daha sonra belirlemiş olduğu bu dönem içinde yapmış olduğu bu plana uymaya çalışır. Daima tüketim kolay fakat tasarruf zor bir iştir. Toplum açısından da aşağı yukarı benzer bir durum görülür. Milli gelirin, toplumun tüketim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılmayan kısmına milli tasarruf denir.

Milli tüketimin ve buna bağlı olarak milli tasarrufun oluşması şekli teorilerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Hâlihazırda bu konuya açıklık getirmeye çalışan üç adet teori bulunmaktadır. Bu teoriler özellikle gelirin yükselmesi durumunda kısa dönemde tüketim eğilimi artarken uzun dönemde sabit kalması çelişkisini açıklamaya çalışmaktadır.

Birinci teori Duesenberry tarafından geliştirilmiştir ve nispi gelir hipotezi adıyla bilinmektedir. Bu teoriye göre her bireyin ya da ailenin tüketim düzeyi ilişkide bulunduğu diğer ailelerin görece gelirine bağlıdır. Yani bireyi ya da aileyi çevreleyen tüketim kalıpları ya da tüketim deseni imrendirici olmalıdır. Bu nedenle gelir dağılımındaki eşitsizlik tüketimi teşvik eder ve aksine eşit bir gelir dağılımı tüketimi azaltır.

İkinci teori sürekli gelir hipotezi olarak bilinir ve ağırlıklı olarak Milton Friedman’ın görüşlerini yansıtır. Milton Friedman tüketim ve gelir kavramlarını klasik ekonomistlerden biraz farklı tanımlar. Bu nedenle sürekli gelir hipotezini daha iyi anlayabilmek için öncelikle Friedman’a göre tüketim ve gelir kavramlarını tanımlamak gerekir. Sürekli gelir hipotezindeki gelir ile kastedilen uzun dönem geliridir. Hane halkının ömür boyu elde etmeyi ümit ettiği gelir sürekli gelir olarak tanımlanır. Sürekli gelir hipotezinde hane halkının ömür boyu elde edeceği geliri aşağı yukarı tahmin edebileceği varsayılır. Ömür boyu gelir ya da sürekli gelir bireyin mesleğine ve yeteneklerine bağlıdır. Bu nedenle sürekli gelir değişmeyen bir miktar olarak alınır.

Tüketim ise zaman içerisinde istikrarlı bir yapı kazanır. Tüketim satın alınan mallardan sağlanan fiili tüketimi ifade eder. Yani satın alma her zaman o anda tüketme anlamına gelmez. Sözgelimi o gün alınan bir kg portakal o gün tüketilirken bugün alınan bir otomobilin tüketimi yıllar boyu sürer. Bu nedenle ailede tüketimi yıldan yıla artan dayanıklı tüketim malları tüketim miktarının uzun dönemde stabil bir yapı kazanmasını sağlar.

Bu konudaki üçüncü teori ise yaşam süreci hipotezi olarak bilinir ve Modigliani tarafından geliştirilmiştir. Bu teoriye göre birey ya da aile az ya da çok mutlaka tüketmek zorundadır. Eğer birey ya da aile eğer geliri yoksa ya da yeterli değilse borçlanmak suretiyle tüketime devam eder. Çalışan kimseler ise uzun dönemde gelirlerinin sabit bir oranını tüketime ayırırlar, işsizlik dönemlerinde ise birey ya da ailenin geliri azalacağından tüketim oransal olarak yükselir. Buna karşılık gelirin yüksek olduğu dönemlerde tüketim eğilimi oransal olarak düşer.

Aile sosyal bir kurumdur. Aile bireyleri arasındaki ilişkiler karşılıklı anlayış sevgi ve saygıya dayanır. Birden çok bireyin bir arada yaşamış olduğu aile toplumu bir tek birim olarak hareket eder. Her ailenin bir bütçesi bulunur. Bu bütçede ailenin gelir ve giderleri belirlenir. Aileler bu bütçeye göre yani yapmış oldukları harcama planına göre hareket ederler.

Her ailenin temel görevlerinden bir tanesi topluma yarayışlı bireyler yetiştirmektir. Aileler bu suretle neslin devamını sağlarlar. Bu nedenle ailelerde çocuk yetiştirmek en önemli konular arasında gelir. Aileler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirebilmek, onlara iyi bir gelecek hazırlamak amacıyla çok büyük çaba harcarlar. Tüm dikkatlerini bu konuda yoğunlaştırırlar. Öte yandan her ailenin yaşamında değişik periyotlar bulunmaktadır. Bir ailenin yaşamında bulunan bu periyotları başlıca üç önemli devrede incelemek mümkündür.

Bu dönemler,
1. Kuruluş
2. Gelişme
3. Öze dönüş dönemidir.

Bir ailenin kuruluş ve gelişme dönemlerinde aile bireylerinin gelir elde edebilme imkanları daha geniştir. Öze dönüş döneminde aile bireylerinin gençliklerindeki enerjileri kalmayacağından, daha önceki gelirlerini elde edebilmeleri bile zorlaşır. Hatta bu dönemde ailede çalışan bireyler emekli olduklarından bir gelir azalması bile söz konusu olabilir.

İşte aileler;
• Çocuklarını en iyi bir şekilde yetiştirmek onlara iyi bir gelecek hazırlamak.
• Öze dönüş döneminde yani çocuklarını evlendirip kendileri başlangıçta olduğu gibi bir karı-koca kaldıkları dönemlerde yaşlılık nedeniyle fiziksel aktivitelerinin azalacağı, sağlık sorunlarının ve buna bağlı masraflarının artacağı, buna karşılık emeklilik nedeniyle gelirlerinin azalacağı, noktasından hareketle bu dönemde mümkün mertebe maddi sıkıntı çekmeden rahat bir yaşam sürdürmek amacıyla yatırım yaparlar. Aileler yatırımlarını ailenin hemen bütün periyotlarında yapmakla birlikte en çok gelişme kuruluş ve nihayet öze dönüş dönemlerinde yapabilirler.

Bir aile tüketim ve tasarrufunu planlarken bütün bir yaşamı göz önünde bulundurmalıdır. Genel olarak bir aile ilk kuruluş döneminde, kuruluşun getirdiği giderlerin fazlalığı buna karşılık yaşama yeni başlıyor olmadan dolayı düşük gelir elde etmeden dolayı gelir gideri çoğu kez karşılamaz. Bu dönemde aile öncelikle ebeveynler ve yakın çevre olmak üzere bulabildiği kaynaklardan sağladığı destek ve borçla yaşamını devam ettirir. Aile gelişme dönemine geldiği zaman geliri artmış buna karşılık ilk kuruluşun büyük çaplı giderleri oldukça azalmış hatta bitmiştir. Dolayısı ile ailede gelir-tüketim dengesi negatiften pozitife dönmüştür. Bu dönemde tüketim eğilimi gelir yüksek olduğundan göreceli olarak düşüktür. Buna karşılık tasarruf eğilimi fazladır.

Aile çocukların evden ayrılıp emekliliğin gerçekleştiği öze dönüş dönemine geldiği zaman ise gelirde yeniden önemli ölçüde bir azalma gerçekleşir. Buna karşılık sağlık sorunları vb. nedenlerden dolayı giderlerde ise büyük bir artma söz konusudur. Bu dönemlerde gelir gider dengesi yine olumludan olumsuza döner. Bu dengeyi olumluda tutabilmek ve yaşamı rahat devam ettirebilmek için aile gelişme döneminde yapmış olduğu tasarruflardan ve bu tasarrufları, sürekli bir gelir kaynağı haline getirdiği yatırımlarından destek alır. İşte bu nedenle her aile imkan bulduğu her ortamda ve zamanda geleceğini güvence altına alabilmek, yaşlılığında rahat edebilmek için azami oranda tasarruf yapmak ve tasarruflarını da gelecekte kullanabileceği sürekli ve düzenli bir gelir kaynağına dönüştürmek gerekliliğini şiddetle hisseder ve bu düşünceyi hayata geçirmek için bütün gücü ile çalışır. Bu durumu Şekil 10.1’de gösterilen grafikte şematize etmek mümkündür.

Bir ailenin yaşam sürecinde gelir, tüketim ve tasarruf

Şekil 10.1’de gösterilen grafik gerçek yaşamda karşılaşılan bazı durumlar göz ardı edilerek çizilmiştir. Oysa pek çok yaşamda büyük bir olasılıkla her ailenin yaşamının belli bir döneminde az ya da çok bir miktar miras geliri elde eder. Bu durum gelir eğrisini değiştirir. Ayrıca bu eğri aile yaşamının normal bir seyir takip ettiği durumlar için geçerlidir. Aile bireylerinin belirli dönemler için işlerini kaybetmeleri hastalıkları ya da ölümleri gibi durumlarda da gelir ve gider eğrileri doğallıkla çok farklı olacaktır.

Grafiğin eğrileri ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin normal koşullarda her durumda her aile bir miktar tasarrufta bulunur. Aile mümkün olduğunca yüksek miktarlarda tasarrufta bulunmak ister. Aileler çok değişik amaçlarla tasarrufta bulunurlar. Bu amaçları tatile çıkmak, ev, arsa, tarla, otomobil almak, çocuklara iyi bir gelecek hazırlamak ve geleceği güvence altına almak yani yaşlılıkta rahat etmek gibi sıralamak mümkündür. Ama bu amaçlar hangisi gündeme getirilirse getirilsin sonuçta ana amaç yaşlılıkta rahat etmektir. Sayılan diğer amaçların hepsi tali amaçlar olup söz konusu bu amaca ulaşmak için bir araçtırlar. Bu nedenle aileler genellikle tasarruflarını korumak ve değerlendirmek gibi bir kaygı içerisinde bulunurlar ve tasarruflarını ilerde yaşlılıklarında kendilerine sürekli ve düzenli gelir getirecek bir kaynağa dönüştürme uğraşı içerisine girerler. İşte ailenin tasarruflarını kendilerine düzenli ve sürekli gelir getirecek bir şekilde değerlendirme şekillerine aile ekonomisinde yatırım adı verilir.

Aile ekonomisinde yatırım genel ekonomide verilen yatırım tanımından oldukça farklıdır. Çünkü genel ekonomide mevcut sermaye malları ve donatımı stokuna belli bir dönem içinde yapılan net ilave yatırını olarak isimlendirilir.

Buna göre yatırım sermaye birikimi ile ilgili bir kavramdır. Örneğin yeni bir fabrikanın kurulması, yeni bir okulun yaptırılması bir yatırımdır. Çünkü yapılan bir harcamanın yatırım harcaması sayılabilmesi için yeni bir üretim kapasitesi ortaya çıkarması zorunludur. Yatırım yeni tesisler yapmak, makine ve donatım miktarını artırmak şeklinde olabileceği gibi, mal stoklarında artış yapmak şeklinde de olabilir. Ancak yatırımda yeni bir üretim kapasitesi yaratmak, mevcut mal ve donatım stokuna net ilave yapmak esastır. Sözelimi bir kurumun mevcut donatımında, sadece eskiyen makine ve donatımı yenileyecek kadar ilave yapılırsa, bu durumda bir kapasite artışı sağlanamayacağı, mevcutta net bir ilavede bulunulamayacağı için bir yatırım söz konusu olmaz.

Yine aynı şekilde mevcut değerlerin el değiştirmesi de yatırım sayılmaz. Sözgelimi mevcut bir evin, ya da mevcut bir fabrikanın satın alınması da yatırım sayılmaz. Bu durum toplum bakımından bir yatırım değildir. Bir konunun yatırım sayılabilmesi için mevcut değerlere yeni bir üretim kapasitesi katması net bir ilavede bulunması esastır. Ekonomi bilimi bakımından bu şekilde değerlendirilen yatırım, günlük yaşantımızda çoğu kez yanlış olarak ve çok sık bir şekilde kullandığımız bir kelime haline gelmiştir. Günlük yaşantımızda aile ortamında kullandığımız yatırım terimi çoğu kez ekonomi biliminin tanımladığı yatırım ile aynı anlamı taşımamaktadır. Sözgelimi bir ailede yeni bir evin satın alınması üretim kapasitesi yaratmadığı için yatırım değildir. Bu sadece bir tasarrufun değerlendirilmesidir. Ancak günlük yaşantıda bu durum yatırım olarak değerlendirilir. Buna göre yatırım, yapana, yapanın amacına, sonuçlarına göre değişik anlamlar kazanan ve değişik şekiller gösteren uğraşıdır.

Yatırımın en geniş tanımı milli ekonomi açısından yapılır. Buna göre belli bir dönem söz gelimi bir yıl içerisinde üretilen mallardan tüketilmeyen kısmının gelecek dönem söz gelimi gelecek yıla aktarılan kısmına yatırım denir. Gayri safi olan bu yatırımda stoklar da yatırımın içinde değerlendirilmektedir. Dolayısı ile bu tanımın pratik hiç bir anlamı yoktur. Bu nedenle yatırımı belirli bir dönem içerisinde üretim mallarına yapılardı et ilavedir şeklinde tanımlamak daha doğru olur. Yatırım milletin ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamlarında son derece önemli değişiklikler meydana getiren faaliyetlerdir. Yani yatırım sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal, kültürel, siyasi hayatın da değişkenidir.

Yapılan yatırımlar sayesinde;
1. Her gün artan nüfusa iş imkanı sağlanır.
2. Bireylerin sürekli artan ihtiyaçları karşılanır.
3. Bireylerin milli gelirden alacakları pay miktarları artırılır.
4. Bireylerin milli refah düzeyleri yükselir.

Yatırımlar sayesinde gerçekleştirilen bu iyileştirmeler sonunda bireylerin sadece ekonomik hayatları iyileştirilmekle kalınmaz aynı zamanda onların sosyal, kültürel ve siyasi yaşamları da iyileştirilir, geliştirilir.

Bu nedenle yatırımların, milletlerin ve bireylerin yaşamına etkisi çok yönlüdür. Bu nedenle sosyal ve kültürel yaşamın gelişmesini sağlayan harcamalar da yatırım sayılır. Yatırım yapmak sadece ekonomik işletmeler kurmak demek değildir. Elektrik, su, kara ve deniz yolu, haberleşme şebekesi, hastane, okul yapımı gibi ekonomik işletme karakterinde olmayan alanlara da büyük ekonomik kaynaklar ayrılır. Bu tür harcamalara alt yapı denir. Büyük öneme haizdir. Ülkenin her yönden gelişmesini, ekonomik işletmeleri doğuran yatırımların yapılmasını, alt-yapı yatırımları mümkün kılar.

İnsan sağlığının korunması ve eğitim amacıyla yapılan yatırımlar da bulunmaktadır. Bu amaçla yapılan okul hastaneler ekonomik bir işletme karakterinde değildir. Ancak ekonomik bakımdan en verimli yatırımlar olarak kabul edilirler. Çünkü insana yapılan yatırım en önemli ve verimli yatırımdır. Bu açıdan bakıldığında aile de en büyük yatırımını çocuk yetiştirerek yapar ve bu en büyük yatırımını yapabilmek içinde tasarruflarını en iyi gelir getirici bir şekilde değerlendirmeye çalışır.

Sıra Sizde

Yatırımı tanımlayınız.