Yaratıcılık Konusunda İngilizlerin Yaklaşımı
Siebert Head adlı uluslararası paketleme, tasarım ve kimlik danışmanlığı firmasının planlama ve geliştirme müdürü İngiliz Simon Sholl şunları söylemektedir. “İngilizler yaratıcılıkta meşhur olmuş olabilirler, ancak fikirlerini yeniliğe dönüştürmeleri sorunludur”. Sholl, İngilizlerin yenilik yapma tarzlarını değiştirmeyi istemektedir. Bunun da pek kolay olmadığını, ancak köklü değişikliklerle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu iddiasını çarpıcı bir imgeyle anlatır “deli gömleği içinde aşk yapmayı isteyecek insan sayısı tonla değildir”. Bu durumun zahmetli ve rahatsız edici olduğu kadar, eğlenceli de olmadığını söylüyor. Yaratıcılığa kuşkuyla bakıldığı veya alaya alındığı bir ortamda, İngiliz yönetici ve pazarlamacıların çoğunun yaptığı şey bundan farklı değildir.
Yoğun yaratıcılık gerektiren alanlardan olan pazarlama ve marka geliştirme işinde çalışan Sholl şu soruyu soruyor; “İngiliz kuruluşlarında yaratıcılığı engelle yen, yenilik yapmaktan alıkoyan şey nedir?” Yaptığı araştırmalara göre, İngilizler yenilik yapma konusunda kendi
kendilerine uyguladıkları baskı miktarı bakımın dan on üç batılı sanayi ülkesi içinde on ikinci sırada yer almaktadır. Bu şu anlama gelmektedir; İngilizler yaratıcı olma konusunda kendi kendilerini motive etme konusunda başarılı sayılamazlar, yenilikçiliği doğal ve sezgisel bir şey haline getiren yaratıcı bir kültüre sahip değiller. Ayrıca yeniliğin de pek de önemli olmadığını düşünüyorlar. Acaba neden? Birincisi toplumun sınıfsal yapısı, ikincisi eğitimdir. Sholl İngiliz toplum yapısını eleştiriyor “beyefendiler ve meslek adamları ayırımı bize sanayi devriminden miras kalmıştır” diyor. Sanayi devriminden kalan bu mirasın esas içeriği beyefendiler olarak tanımlanan zengin insanlarla eğitimli meslek adamları arasındaki “parayı ben ödüyorum benim dediğimi yapacaksın” ilişkisinden doğan güvensizlik ortamı, yeniliğin gelişmesini engellemektedir. Bu durum göreceli sınıfsız toplum olan İskandinav ve Almanya’ da tamamen farklıdır. Yaratıcılık bir meslek olarak görülmektedir.
Sholl, bu sınıf sisteminin özelliklerinin, eğitim sistemine de yansıdığını söyler. Eğitim sistemi, “soru sormayı bırak da öğren” ilkesine dayalıdır. Halbuki diğer eğitim sistemlerinde hayal gücü önemlidir. Yaratıcılıkta başarı gösterenler, gördükleri eğitim sayesinde değil, o eğitime rağmen bunu becerenlerdir. Sholl durumu şöyle özetliyor; yaratıcılığın marjinalleşmesine, yeni fikirleri yönetmede beceriksizlik, gücün inisiyatifi boğacak şekilde kullanılması, bilginin astları ezmek için istismar edilmesine hiç şüphesiz farklı kültürlerde rastlamak mümkündür. Sholl bu engellerin hepsinin İngilizlere has olduğunu ileri sürmektedir. Peki bunun için ne yapmalı; yaratıcı ve yeniliği teşvik için, Sholl diyaloğa ve fikirlere önem veren Sokratçı öğrenim modelinin benimsenmesi, ticarete saygı gösterilmesi ve profesyonel politikaya son verilmesiyle bu sorunun aşılacağını düşünmektedir. Ayrıca atılımcı bir kültür yaratılması, kabile kültürü yerine liyakat düzenini kuvvetlendiren kültüre geçilmesini önermektedir. Son söz olarak şunu söylemektedir. “Yenilik, satılabilir ürünler yaratılabilecek şekilde, teknikle içgüdüyü birlikte yönetmenin bir biçimidir”.

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın