Ücret ve Fiyat Esnekliği Tartışmaları ve Keynesçi Toplam Arz Eğrisi
Hatırlanacağı üzere, Klasik iktisatçılar, piyasa ekonomisinde tam istihdamın; faiz oranı ayarlamaları ve ücret/fiyat esnekliği sayesinde sağlandığını belirtmişlerdir. Eğer faiz oranı ayarlamaları yatırımcıların ve tasarrufçuların planlarının birbirine uygunluğunu sağlamada başarısız kalırsa ve bu çok az harcamayla sonuçlanırsa, ücret ve fiyat esnekliği hala tam istihdamı sağlayabilir. Rekabetçi emek ve ürün piyasalarında yetersiz talep ücretlerin ve fiyatların düşmesine yol açar, bu ise tüm çıktının satılacağını dolayısıyla irade dışı işsizliği önleyeceğini garanti eder.
Keynes aynı fikri paylaşmıyordu. O klasiklerin yüksek derecede ücret ve fiyat esnekliği varsayımının gerçek dünya ile uyumlu olmadığını ileri sürmüştür. Keynes’e göre fiyat ve ücretleri hızla ayarlamaktan, özellikle aşağı doğru ayarlamaktan alıkoyan çeşitli güçler vardır. İlk olarak piyasalar Klasik teoride varsayılandan daha az rekabetçidir. Keynes bir çok ürün piyasalarının monopol yada oligopol olduğunu görmüştür. Bu tür piyasalarda satıcılar talebin düştüğünün farkına vardıklarında fiyatı düşürmek yerine üretimlerini kısarlar. Özellikle güçlü işçi sendikalarının hakim olduğu emek piyasasında işçiler ücret indirimlerine karşı koyarlar. Sonuçta ücretler ve fiyatlar hızla ayarlanmaz, bunlar katı yada yapışkandırlar.
Katı fiyatların sonuçları toplam arz ve toplam talep çerçevesinde Şekil 12.11′den görülebilir. Şimdi klasik model tartışmalarımızda şekillenen aynı senaryoyu düşünelim. Tüketicilerin gelecek hakkında karamsar olduklarını ve gelirlerinin bir kısmını saklamaya (gizlemeye) karar verdiklerini varsayalım. Toplam talep düşerek AD 1 ‘den AD 2 konumuna gelecektir, çünkü veri fiyat düzeyinde daha az mal ve hizmet talep edilecektir. Bu zamanda fiyat düzeyinin 100 birimde kalacağını varsayıyoruz, çünkü emek ve öteki sözleşmeler girdi maliyetlerindeki azalmayı yasaklıyor yada ortadan kaldırıyor, bu ise firmaların fiyatları düşürmeye tahammülleri olmayacağını gösteriyor. Fiyat ve ücretlerin katı olduğu varsayımı yatay bir toplam arz eğrisini ortaya koyar, çünkü toplam talepteki herhangi bir azalma reel GSMH düzeyinde bir azalmaya yol açmakta fakat fiyat düzeyini değiştirmemektedir.
Şekil 12.11′de talepteki düşme karşısında fiyatlar ve ücretler katıdır, böylece toplam talepteki azalma hemen reel GSMH düzeyinde düşmeye neden olmaktadır. Tam istihdamdan sonra talepteki artış ise enflasyona yol açmakta reel GNP düzeyini sabit bırakmaktadır. Şekilde görüldüğü üzere denge GSMH düzeyi 500 birimden 400 birime düşmüştür. Firmalar 500 birimlik çıktı üretmek istemektedirler, fakat 400 birimlik çıktı sattıklarından, üretimlerini bu düzeye kadar düşürmek zorundadırlar. Bundan dolayı istihdam düzeyi de azalacaktır, eğer işverenler daha az reel çıktı üretirlerse daha az işçiye gereksinim duyarlar. Bu aslında Keynes’in açıkladığı büyük buhrandaki durumdur. Yani çok az talebin ücret ve fiyat katılıkları ile birleşmesinin sonucu olarak ortaya çıkan bir sorundur.

Keynes aslında işsizlik sorunuyla ilgilenmesine rağmen, klasik iktisatçılarla tüketiciler, yatırımcılar ve ötekiler, eğer ekonominin üretim kapasitesinin üzerinde satın alma girişiminde bulunurlarsa enflasyona yol açacağını kabul ederek anlaşmaktadır. Ekonominin tam istihdam ya da potansiyel GSYİH düzeyi Keynes’e göre sürdürülebilir maksimum üretim düzeyinden ziyade ekonominin üretebildiği maksimum çıktı düzeyidir. Görüleceği üzere Keynesçi toplam arz eğrisi tam istihdam da düşey konuma gelir. Eğer toplam talep AD 1 ‘den AD 3 ‘e yükselmiş olsaydı reel çıktı düzeyinde ya da istihdamda bir değişme olmaksızın fiyatlar yükselecekti.

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın