Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
24.04.2014
Ders: Davranış Bilimlerine Giriş      Ünite 5      12 Temmuz 2011 Ara     

Toplumsallaşmada Etkili Kurumlar

Toplumsallaşma süreci çeşitli sosyal çevrelerde, çok sayıda insanla, çok farklı yollarla kazanılır. Anne ve babalar, oyun arkadaşları, öğretmenler, iş arkadaşları, sevgililer, nişanlılar, eşler, farklı çevre içerisinde olan bu sürece katkıda bulunan kimselerdir.

Bu süreç aynı zamanda, formal, informal, amaçlı ya da amaçsız bir biçimde de gerçekleşebilir. Bu süreç için karşılıklı, yüz yüze temas çok önemlidir. Fakat toplumsallaşma kitaplarla, mektuplarla ve kitle iletisini araçlarıyla uzaktan da kazandırılabilir. Homojen toplumlarda bireyler ve gruplar benzer değer ve inançlara sahip olmaları nedeniyle, toplumsallaşma bireylere benzer bir yaşam, meslek, duygu ve düşünce birliği sağlar. Ancak heterojen toplumlarda grup içinde farklı değerler ve bu değerler çatışması bireyin daha önceki değerlerini inkâr etmesi ve daha önce üye olduğu gruplardan ayrılarak, yeni değerleri benimsemesine yol açar.

Toplumsallaşma kurumları toplumun sahip olduğu kültürün aktarılmasında sorunlu olan örgütlerdir. Bunlar arasında aile, din, okul, arkadaş grupları, sportif etkinlikler, kitle iletişim araçları, çalıştığı işyeri veya ortamı sayılabilir.

Aile ve Toplumsallaşma

Aile, insan yaşamında en önemli ve ilk toplumsallaşma kurumunu oluşturur. Yeni doğan bir çocuk, önce aile çevresi içinde toplumsallaşma sürecine girmektedir. Anne bebeğin yaşamında son derece önemli bir kişidir. Çocuğun beslenmesi, bakımı, ona gösterdiği şefkat ve sevgi ile çocuk başkalarına olan güven hissini kazanır. Bebekliğin ilk aylarında anne tarafından gönderilen mesajlar aynı zamanda çok önemli bir olgu olan dilin ilk sözcükleri ve uygulamalarıdır. Bebek önce kelime öncesi çeşitli jestler ve mimikler ile duygularını ve ihtiyaçlarını ifade ederken, daha sonra kullandığı dil yoluyla çevresiyle iletişim kurar. Ancak, belirli bir dili kullanmadan önce geçen süre içindeki jest ve dokunma yoluyla olan iletişim de bebek için çok önemlidir.

Böylece, çocuk ve anne-baba arasında kurulan güven duygusu ile olumlu iletişim ve dilin temelleri atılır. Bütün çocuklar bir aile içinde doğar ve bu kurum içinde toplumların temel karakteristik yapılarını oluşturan değer, norm, inanç ve bilgi sistemlerini öğrenirler. Yapılın çalışmalarda ebeveynlerin çocukları üzerinde önemli etkileri olduğu saptanmış ve özellikle çocukların cinsiyet rolleri, alkol ve uyuşturucu, başarı ve saldırganlık konusundaki görüşlerine temel oluşturduğu görülmüştür. Diğer bir deyimle çocuklar aile içindeki ebeveynlerinin tutumlarından etkilenerek bu tür alışkanlıklara karşı bir görüş oluşturmaktadırlar. Batı toplumlarında çocuklar ailelerinin yanında ergenlik çağına hatta daha ileri yaşlara kadar birlikte olmaktadırlar. Cooley ve Mead’ın kuramlarında da belirttikleri gibi ailenin çocuğun yaşantısında ve kişilik oluşumunda önemli bir payı bulunmaktadır. Bu çocukların yüz ifadelerine hatta vücut dillerine ve davranış biçimlerine kadar etkili olabilmektedir.

Batı toplumlarında ve Amerikan toplumunda çocukluk yaşantısının insanların yaşamlarında çok önemli bir yer tuttuğu benimsenen bir görüştür. Ancak, bu görüş her zaman böyle olmamıştır. Şimdi bu görüşün nasıl değişim gösterdiğini inceleyelim. Ortaçağda çocuklar küçülmüş birer ergin olarak görülürdü ve ebeveynlerin çocukları hakkında belirgin bir görüş ve düşünceleri yoktu. Aile çocuğa ismini veren ve mirastan pay almasını sağlayan bir kurum olarak düşünülürdü.13. ve 17. yüzyıllar arasında bu görüş değişikliğe uğradı. Dini gruplar çocuğun eğitiminde önemli bir rol üstlenmeye başladılar ve ebeveynler dini grupların etkisiyle çocuğun yaşantısına halta ruhuna sahip olan birer bekçi ve gardiyan olarak nitelendirildiler. 17. yüzyıldan 19. yüzyıla gelinceye dek ebeveynler çocuklar üzerinde önemli bir disiplin kaynağı olarak görülüp cezalandırıcı ve katı bir görüş sergilediler. Bu eğilim özellikle 19. yüzyılın ortalarında Endüstri Devriminin başlangıç dönemlerinde çok etkili yaygın oldu.

Endüstri Devriminin etkisiyle kadın ve erkek rolleri çok kesin sınırlarla birbirinden ayrıldı. Kadınlar evde kalıp zamanını ev ve çocuklara harcayacak erkek ise çalışıp para kazanacaktı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda aile ve okulun ortak çabalarıyla çocukluk süreci önem kazanmaya başladı (Aries 1962).

Çocukluk sürecinin onaylanması ile birlikte, insanlar çocuklara verilen böyle katı bir eğitimin uygun olmadığı görüşünü tartışmaya başladılar. 1920′lerden önce ailelerin katı bir ebeveynlik rolü benimsenirken, çocukların uyum sağlayıcı olarak yetiştirilmesi ve bunun içinde çeşitli disiplin uygulamalarıyla ödüllenip cezalandırılmaları çok kabul gören görüşlerdir.

Ancak 1920′lerden sonra, Sigmund Freud’un ve eğitimci John Dewey’in görüşleriyle bunun yanlış olduğu tartışılıp tamamen tersi görüşler ortaya atılmaya başlandı. Ebeveynler çocukların kendilerine özgün algılamaları, ihtiyaçları olduğu görüşünü benimseyip, kötü bir çocukluk döneminin ileride bazı psikolojik sorunlar doğurabileceğini düşüncesine inandılar. Disiplin konusunda da farklı görüşler ortaya atılmaya başlandı. Örneğin, 1960′larda başlayan öğrenci olaylarının arkasında II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşan aşırı serbestiydin ve özgürlükçü çocuk yetiştirmenin olduğu tartışılmaya başlandı.

Genelde çocuk yetiştirme konusunda ailede bir yaklaşımın olması istenirken, birçok sosyal bilimci de bu konuda tek bir doğru yaklaşımın olmadığını savunmaktadırlar. Batı toplumları, çocuğun kendine bakacak güçte olmadığı için kendilerine bakan kişilerle duygusal bir ilişki içinde olacağına ve bunun çocuğun yaşantısında çok önemli olduğuna inandılar. Buna karşın dünyanın kimi toplumlarında daha esnek, kimilerinde ise daha katı çocuk yetiştirme biçimlerinin olduğunu görmekteyiz.

Dünyanın birçok ülkesinde genellikle çocukların yaşadıkları topluma uyumlu ve üretken yetişkinler olarak yer aldığını görmekteyiz. Matta bazı araştırmalar çocukların belirli toplumsallaşma kalıplarıyla yetiştirilmesine gerek olmadığını göstermektedir. Temel beslenme ve bakımın dışında çocuğun evrensel bir gereksinime sahip olmadığı savunulmaktadır. Her toplumun kendine göre ortaya koyduğu taleplerin veya beklentilerin çocuğun yetişmesinde ve olgunlaşmasında etkili olduğu psikologlarca tartışılmaktadır ( Kağan, 1983). Bu yüzden Amerikalı çocuk yetiştirirken Amerikan toplumuna uygun, Türkler de Türk toplumuna uygun çocuk yetiştirmekte ve topluma hazırlama süreçlerini onlara öğretmektedirler. Bu yüzden Amerika’da doğan Amerikalı gibi, Japonya’da doğan Japon gibi olmaktadır.

Sıra Sizde

Ailenin çocuğun toplumsallaşmasına etkisini, kendi çocukluğunuzu da dikkate alarak değerlendiriniz.

Din Kurumu

Din, dünyanın her toplumunda toplumsallaşmada önemli bir role sahiptir. Özellikle çocuğun ahlaki açıdan gelişiminde, doğru ve yanlış kavramlarının öğrenilmesinde çok etkilidir. Dünyanın hemen her toplumunda insanlar, dini ibadethanelere düzenli olarak gitmese de aile içindeki üyelerden ve toplumdan etkilenerek belirli din kalıplarına uyar ve bunları da benimserler. Dini kalıplar toplumsal yaşamın birçok alanında insanları etkiler. Örneğin, dini ayinler sırasında, sadece inançla ilgili fikirler değil konuşma, giyim kuşam, resmi yerlerdeki insanların birbirlerine karşı olan uygun tavır ve hareketleri gözlemlenerek benimsenir.

Din, tüm toplumlarda toplumsallaşmanın önemli bir kurumudur

Eğitim

Daha resmi ve örgütlü bir toplumsallaşma kurumu ise eğitim ve bunun içinde yer alan öğretmenlerdir. Okul yaşamı insana sadece bilgi ve beceri değil, toplumsal sorumluluklarını da öğretir. Bu nedenle çocuğu etkileyen ilk organizasyonun eğitim olduğunu söyleyebiliriz. Yeni okula başlayan bir çocuk, kendisine yabancı birçok yüzle karşılaşır. Eğitimin başlamasıyla birlikte toplumun temel yapısı anlatılmaya ve öğretilmeye başlanır. Böylece, uygulanan çeşidi kurallarla çocuklara diğer insanlarla olan ilişkilerinde karşılaşacakları güçlükler gösterilmeye, toplum halinde yaşamanın yasaları anlatılmaya çalışılır. Bu şekilde çocuklar gerek birey, gerek grup olarak kendilerinden beklenilenleri anlamaya çalışır ve toplumun bir parçası olmaya başlarlar.

İşte bu aktarmada çok önemli bir rol eğiticilere ya da öğretmenlere düşmektedir. Aldıkları sorumluluklar, onlara gösterdikleri yol, davranış ve kişilik özellikleriyle öğrenciye, ilk örnek olacak kişi öğretmenlerdir. Öğretmenler öğrencilerine bilgi ve beceri aktaran profesyonel toplumsallaşma kurumlarıdır. Özellikle, lise ve yükseköğretim yıllarında öğrencilerin bu insanlarla kurmuş oldukları yakın ilişkilerle, öğretmenler öğrencilerine yol gösterir ve gelecek için onlara rehberlik ederler.

Eğitimin açık ve gizli olan fonksiyonları bireyin toplumsallaşmasında büyük önem taşır. Birinci açık fonksiyon, çocuğun okuma, yazma ve aritmetik yeteneğini geliştirmektir. Bu tür fonksiyonlar toplumsallaşmanın en önemli parçalarıdır. Eğitimin gizli fonksiyonları ise çocuğun toplumsal sistemi anlamasını ve benimsemesini kolaylaştırır. Örneğin, evde çocuklar sadece ailesi ile ilgili norm ve değerleri öğrenirken, okulda çok daha geniş bir bakış açısından dünya ile ilgili evrensel değerleri öğrenirler. Böylece yaşadıkları toplum içerisindeki uygun ekonomik değerleri benimseyen gençler, çalışma yaşamına da bir ölçüde bu sıralarda hazırlanırlar. Kısaca eğitim, bütün dünya çocuklarına kendi ülkelerinin ekonomik ve politik sistemlerini öğrenmelerinde ve desteklemelerinde büyük katkı sağlar.

Arkadaş Grupları

Toplumsallaşma süreci içinde diğer önemli bir kaynak da çocuğun yaş grubundaki arkadaşlarıdır. Aileler gibi arkadaşlık grupları da çocukların ilişkilerinde üstün bir rol oynar. Arkadaş grupları çocuğun düzeyinde eşit bir ilişkiyi simgelerken, anne ve babalar ile bu ilişki daha üst bir düzeydedir. Çünkü anne-babalar sevilen ama aynı zamanda da sayılan ve sözü dinlenen kimselerdir.

Çocuklukta arkadaş grupları, birçok şeyi öğrenmede bir ihtiyaç olarak ortaya çıkar. Çocuk arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde onlardan birçok şeyi öğrenir. Bunlar arasında, paylaşma, mücadele, kavga etme, büyüklerle olan ilişkiler, başarı ve sevilme sayılabilir. Okul çağında ise okul arkadaşları, otoriteyle nasıl başa çıkılacağı, okul içi ve dışı hareketleri, karşı cinse yaklaşmanın yollarını düzenleyen ve öğreten çok önemli gruplardır. Hatta yetişkinlikte bile arkadaş grupları evlilik yaşamı, anne baba olma, emeklilik ve eşin ölümü ile ortaya çıkan durumlarda insanlara yardımcı olan kimselerdir. Yeni bir yaşama uyum bile, bir toplumsallaşma sürecini içerdiğinden bunların da tıpkı kültür gibi öğrenilmesi gerekir.

Toplumsallaşma kurumlarından aile ve arkadaş gruplarının önemine ilişkin çalışmalar şu sonuçları ortaya çıkarmıştır. Çocuklar için aileler uzun dönem amaçlarını ve temel değerlerin benimsenmesinde önemli bir rol oynarken, arkadaş grupları boş vakitleri değerlendirme, görünüş, cinsel davranışlar gibi mevcut olan yaşam biçimini etkilemede önemli olmaktadır.

Sonuçta arkadaş grupları, yaşamımızın her döneminde belirli standartlara göre hareket etmemizi etkiler. Örneğin, arkadaş gruplarınız Kap, Heavy Metal, Rock, Country veya Klasik müzik ve Türk Sanat müziği seviyorsa ve dinliyorsa genelde sizin müzik konusundaki tercihleriniz de bu yönde olacaktır. Bu tür tercihler sadece müzikte değil, giyim, kuşam hatta flört biçimlerinde bile etkindirler. Ancak bu baskıların iyi yönde olduğu kadar, kötü yönlerde, örneğin uyuşturucu, alkol, sigara kullanma gibi istenmedik davranışların kazanılmasında da etkili olduğunu unutmamak gerekir.

Sportif Etkinlikler

Spor da son derece güçlü bir toplumsallaşma kurumudur. Spor sadece bireyin fiziksel yeteneklerini değil, belirli değerlerin öğrenilmesini de yapanlara aşılar. Yaptığınız her sporun türü. sizde belirli bir takıma girmenin avantajlarını ve onlarla birlikte olmanın verdiği ait olma duygusunu kazandırır. Bazı sporcuları örnek alıp onlar gibi olmak, önemli bir rol modeli oluşturur. Bu model sizin ona uygun hareket etmenizi etkileyerek toplumsallaşmanıza katkıda bulunur.

Kitle İletişim Araçları

Eskiden çocuğun toplumsallaşmasında en etkin kurumlar anne-babalar, arkadaş grupları ve öğretmenlerdi. Çağımız modern toplumlarında ise, özellikle radyo-televizyon ve sinema dolaylı yoldan toplumsallaşma sürecini etkileyen güçlü kitle iletişim araçlarıdır. Televizyon bunlar arasında en etkinlerindendir.

Günümüzde insanlar, televizyondan gördükleri ve radyodan işittikleri iyi bir yaşam biçimi ve toplumun politikası hakkında bilgi sahibi olmakta, başkalarına olan tutumlarını bunlara göre ayarlamaktadırlar. Diğer bir deyimle radyo ve televizyon insanın dünya görüşünü, tutum ve davranışlarını etkilemekte ve geri bildirimler ile insanları belirli bir yolda değiştirmektedir. Hepimizin gözlemlediği gibi televizyonda gösterilen reklamların, çocuklar üzerindeki etkileri yadsınamaz. Aynı şekilde yetişkin toplumsallaşmasında da bu etmenin rolü çok önemlidir.

Televizyonda uygulanan reklam teknikleri ile insanların çeşitli ihtiyaçları uyarılmakta ve bunlar şekillendirilerek nereden ve nasıl temin edileceği gösterilmektedir. Bu şekilde hem olgunlar hem de küçükler, bir ölçüde ekranda gördüklerini almaya şartlandırmaktadır. Medyanın, insanlar üzerinde olumlu olduğu kadar olumsuz etkileri de olduğunu unutmamak gerekir. Özellikle televizyonda gösterilen şiddete yönelik filmlerin çocukların toplumsallaşmasında çok zararlı etkileri vardır. İnsanlar 18 yaşına gelinceye kadar, yaklaşık 18.000 insanın boğulduğunu, bıçaklandığını, kurşunlandığını, zehirlendiğini, bombayla havaya uçtuğunu, hatta dövülerek öldürüldüğünü, ırzlarına geçildiğini televizyon programlarında izlemektedirler.

Buradaki önemli soru, acaba tüm programların izleyiciler üzerindeki etkisi nedir? Araştırmacılar bu konuda çok karışık sonuçlar bulmaktadırlar. 1980′lerde yapılan bir çalışma bu soruya önemli katkılarda bulunmuştur. Kanada’da birbirine yakın iki kasabayı örnek verelim: Bunlar ırksal ve toplumsal sınıf açısından büyük benzerliklere sahiptir ve birinde televizyon varken, bir diğerinde televizyon yoktur. Araştırmacılar bu iki kasabanın çocuklarını karşılaştırmışlar ve televizyon olmayan kasabadaki çocukların hem sözel hem de fiziksel açıdan daha az saldırgan olduğunu tespit etmişlerdir, iki sene sonra bu kasabaya televizyon gelmiş ve araştırmacılar bu çocukları tekrar test etmişlerdir. Sonuçta kasabalarına daha sonra televizyon gelen çocukların da. daha önce televizyonu olan kasabadaki çocuklarla aynı oranda saldırganlığa sahip oldukları bulunmuştur (Williams 1986). Böylece televizyonlardaki bu tür filmlerin veya programların saldırganlık üzerinde etkili oldukları tartışmasız olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu konuda daha ciddi önlemler alınması kaçınılmazdır.

Sıra Sizde

Türkiye’de özel televizyonlara izin verilmesinin sizce ne gibi olumlu ya da olumsuz etkileri olmuştur? Tartışınız.

Çalışma Ortamı

İleriki yaşlarda ortaya çıkan bir toplumsallaşma kaynağı iş yeridir. Daha öğrenciliğimizden itibaren, biraz para kazanmak amacıyla yarı zamanlı çalıştığımız iş yerlerinde bile öğrendiğimiz veya ders aldığımız birçok şey vardır. Çalıştığımız işyeri dünya görüşümüzü, değer ve normlarımızı etkilemesi açısından büyük önem taşır. Mana biz buna örgütsel toplumsallaşma diyoruz. Çünkü her örgütün var olduğu örgüt kültürünü öğrenirken etkileniyor ve buna uygun hareket etmek durumunda kalıyoruz. Eğer bu davranışları benimsemediğimiz takdirde, işte başarılı olamama veya atılma tehlikesini yaşıyoruz. Bu nedenle çalıştığımız örgütlerin yaşamamızda ve toplumsallaşma sürecinde tartışılmaz bir önemi vardır. Birlikte olduğumuz yöneticilerin, işyeri sahiplerinin, müdür veya meslek arkadaşlarımızın iş yaşamımızda toplumsallaşmamızda büyük bir etkisi vardır.

“Toplumsallaşmada Etkili Kurumlar” için 1 cevap

  1. [...] Yetişmiş Çocuklar ve Toplumsallaşma Toplumsallaşma İle İlgili Sosyolojik Kuramlar Toplumsallaşmada Etkili Kurumlar Yetişkin Toplumsallaşması Özet Test Soruları Düşünelim Tartışalım Başvuru [...]

Bir Cevap Yazın

*