Topluluk, Toplum ve Yönetim
İnsanlığın geçmişine baktığımızda, yalnızca insanların değil, insansı yaratıkların bile tek başlarına değil, topluluklar halinde yaşadıklarını görüyoruz. İnsanlığın geçmişini inceleyen insanbilimciler ve tarihçiler, insan topluluklarının değişimini çeşitli dönemlere ayırarak ele almaktadırlar. İlk insan toplulukları, toplumbilimsel anlamda birer toplum (cemiyet) niteliği taşımadıkları için genellikle topluluk (cemaat) olarak adlandırılmakta ve insan topluluklarının değişimi en kaba sınıflandırma ile ilkel topluluk ve uygar toplum kavramları çerçevesinde incelenmektedir (Şenel, 1982). İnsan toplulukları gelişmenin hangi aşamasında olurlarsa olsunlar, bugünkü anlamda ve düzeyde olmasa da toplumsal, ekonomik ve yönetsel yapılara sahip olmuşlardır.
İnsanlığın Toplumsal ve Örgütsel Değişimi
İlk insansı yaratıklardan birinci toplumsal işbölümüne uzanan ve insanlık tarihinin ancak son 10-15 bin yılını dışarıda bırakan zaman kesitinde insanlık tarihiyle doğa tarihi iç içe geçmiştir. İnsanın doğayı sömürmekle yetindiği ve onu değiştirmek için örgütlenmediği bu yaklaşık iki milyon yıllık dönemde, temel ekonomik eylemleri avlanma ve toplamaya, işbölümleri basit cinsiyet ayrımına, toplumsal örgütlenmeleri klan ve kabile gibi gruplara, dünyaya bakış açıları da soy, yer, gelenek ve mülk ortaklığına dayalı ilkel insan toplulukları için, kurumlaşmış bir yöneten - yönetilen ayrımından, dolayısıyla bildiğimiz anlamdaki bir yönetimden söz edilemez.
Toplumların artık avcılık ve toplayıcılıktan “üretim” ekonomisine geçmesiyle birlikte, soy zincirinin kadına göre hesaplandığı anaerkil örgütlenme çözülerek yerini ilk “yönetsel” yapılara bırakmıştır. Toplumun dönüşümüyle birlikte kendisi de nitelik değiştiren insan, araç kullanan tek yaratık olarak, tarihinde ilk kere, hem üretim yapma hem de kendisine gerekenden fazlasını üretme yeteneğini edinmiş; böylece, üretim çalışmalarının örgütlenmesi ve ürün fazlasının bölüştürülmesi gibi salt yönetsel bir görevin maddi ve teknik temelleri oluşmuştur.
Son olarak, maden çağına girilmesi ve maden filizlerinin eritilip dökülmesiyle sağlanan geniş olanakların saban ve balta yoluyla tarıma, savaş arabaları ve kılıç yoluyla da savaşa uygulanması, anaerkil topluma ömrünü tükettiren temel teknolojik gelişmeyi somutlaştırmış, anaerkil örgütlenmede görülen bütünüyle görevsel ve geçici ayrışmaların yerini yerleşmiş bir önderlik yapısı, evrensel barışın yerine süreğen savaş, ana hakkı yerini baba hakkı, ortak mülkiyetin yerini özel mülkiyet almıştır (Fişek, 1979 : 21).
Nüfus artışına koşut olarak insan topluluklarının oylumundaki gelişme, ekonomik yapıda, siyasal ve yönetsel yapıda da yankılanmıştır. İnsanlığın toplumsal, ekonomik, düşünsel ve ona koşut olarak siyasal değişiminin her aşamasında bu öğelerin karşılıklı etkileşimi, başka etmenlerin de etkisiyle birleşerek, farklı toplumsal ve siyasal örgütlenmelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Gerek ilkel toplulukta, gerek uygar toplumda, niteliği ne olursa olsun, bir toplumsal örgütlenme söz konusuysa, o toplumsal örgütlenmenin temel birimlerini topluluğun üyeleri oluşturacaktır. Herhangi bir topluluğun üyesi olanlar, davranışlarını sınırlayan, üyelerin birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, toplumsal örgütlenmenin temelini oluşturan “işbölümü”nü belirleyen, topluluğun ekonomik ve siyasal yapısı arasında uyumu sağlayan kurallara (normlar) uygun davranmak zorundadır. Ne var ki, ilkel bir topluluğun üyesiyle, uygar toplumdaki yurttaşın kurallar karşısındaki konumu özünde aynı kalmakla birlikte, niteliğinde önemli değişiklikler olmuştur. İnsanlık ilkel topluluktan uygar topluma doğru evrilirken, bu gelişmenin çeşitli aşamalarında birbirinden çok değişik toplumsal ve siyasal örgütlenmelerin ortaya çıkmış olması, bu evrelerde topluluğun üyelerinin toplulukla ve topluluğun ekonomik siyasal yapısıyla ilişkilerini, haklarını, sorumluluklarını belirleyen kurallarda önemli değişikliklere yol açmıştır.
Sayfalar: 1 2

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın