Warning: stristr() [function.stristr]: Empty delimiter in /var/www/vhosts/notoku.com/httpdocs/wp-content/plugins/wp-useronline/wp-useronline.php on line 121
Bu Siteyi Seviyorum
Bize Ulaş
Kapat

NotOku.com'dan nasıl haberiniz oldu?

Tarihsel Süreç İçinde Ailenin Gelişimi

Ailenin tarihsel süreçte ortaya çıkışına ilişkin kesin bir kanıt bulunamamasına karşın, yaklaşık en az 100.000 yıl önce bir yapı olarak var olmaya başladığı düşünülmektedir. Toplumsal sistemlerin mikro modelleri olan aileler birer sosyal yapı olarak toplumların tarihsel süreçleri içerisinde geçirdikleri dönüşümlerden etkilenmişlerdir. Bu anlamda aile gerek bir toplumsal kurum olarak, gerekse bir sosyal yapı olarak içinde bulunduğu toplumun tarihsel ürünü olmuştur. Bu durumun en belirgin göstergesi tüm tarihsel zamanlar ve toplumlar için geçerli olacak tek tip, soyut bir aile kurumunun var olmamasıdır. Aile bir toplumsal kurum ve sosyal bir sistem olarak içinde bulunduğu çağa, toplumun kültürel ve ekonomik yapısına göre tarihsel süreç içerisinde farklılaşmış ve farklı biçimlerde tanımlanmıştır.

Anaerkil Aile

İlkel toplumda aileler kendi kendilerine yeten ve üyelerinin gereksinmelerini karşılayabilen birimlerdir. Tüm aile üyeleri kullanacakları araç-gereçlerin yapımından yiyeceklerin toplanması, yetiştirilmesi, barınakların yapılması ve avlamaya kadar işbirliği içerisinde hareket ederdi. Ebeveynler ve yaşlılar çocuklar yetişkinliğe adım attıkça onlara doğru ve yanlış kavramları olduğu kadar, gelecekte gereksinme duyacakları becerileri de öğretirlerdi. Dini etkinlikler ailenin günlük yaşam kalıpları içerisinde örülürdü. Aile reisi ise bu uyumlu bütünde kimin ne yapacağına karar verirdi.

İnsanbilim araştırmalarının anaerkil dönem olarak isimlendirdiği bu dönemde temel özellik soyun anaya göre belirlenmesi olmuştur. Egemen ekonomik etkinliğin avcılık ve toplayıcılık olduğu, insanların boylar (klanlar) halinde yaşadığı ve insanlığın ilkel aşaması olarak tanımlanabilecek bu süreçte anaya göre belirlenen soy, ailede ekonomik etkinlikler ve işbölümü açısından da özgün bir yapıyı öngörmekteydi. Tarımın henüz ekonomik bir etkinlik olarak benimsenmediği, avcılık ve toplayıcılıkla geçinme zorunluluğunun bulunduğu bu dönemde kadının rolü geçinmeyi sağlamada daha önemlidir. Erkek, büyük ölçüde oturma yerinden uzaklarda yapılması zorunluluğu bulunan ve uzun süreler alan avcılık işini yapmakta iken; kadın bir yandan konuttan fazla uzaklaşmayı gerektirmeyen bitki toplayıcılığıyla uğraşmakta diğer yandan da çocukların beslenmesi, bakımı ve korunması görevini yerine getirmekteydi. Anaerkil aile yapısı içerisinde kadının rolünün erkeğe göre daha etkin oluşu ve soyun anaya göre belirlenmesi kadınlara oldukça yüksek bir toplumsal statü kazandırmaktaydı.

Ataerkil Aile

İnsanoğlunun teknolojik araç ve gereçlerde yarattığı gelişimler ve değişimler başta işbölümü olmak üzere tüm toplumsal yapıda bir dönüşüm yaratmıştır. Avcılık ve toplayıcılık dönemi sona ermiş; yerleşik hayata geçilmiş; tarım ve hayvancılık temel ekonomik etkinlik olarak belirmiş; bakır, demir, bronz keşfedilip bu madenlerden çeşitli araç-gereç ve silahlar yapılınca kadın ve erkek arasındaki eski işbölümü de tarihe karışmıştır. Bu yeni toplumsal düzende erkek madenleri çıkaran, işleyen, araç-gereç ve silah yapan, servetini ve ailesini korumak için savaşan taraf olarak artı değerin temel yaratıcısı ve yöneticisi durumuna gelmiştir. Kadın ise değişen işbölümü nedeniyle toplumsal olarak daha az önemli olarak tanımlanan konumu nedeniyle aile içinde belirleyici konumunu yitirmiştir.

Ataerkil düzende aileler bağımsız ekonomik birimler olarak oluşurken, ailede temel artı değerin yaratıcısı ve yöneticisi olan erkek, egemen taraf olarak belirmiş ve servetin, soyun belirleyicisi olmuştur. Evlilikler duygusal bir bağın yarattığı yapılar olmanın ötesinde ekonomik varlığın kazanılması, korunması ve miras yoluyla aktarılmasında ekonomik bir varlık olarak önem kazanmıştır. Mirasın çocuklara aktarılmasında erkek temel alınmıştır. Bunun için özellikle kadının evlilik dışı ilişkileri töre ve hukukla yasaklanmıştır.

İlkel dönem toplumlarında ataerkil düzenin ortaya çıkışından sonra kadının statüsü düşerken, çocuklarda kadınla beraber bu düşük statüyü paylaşmak zorunda kalmışlardır. Kadın ve çocukların her ikisi de toplumsal yapıda köle sınıfından biraz daha üst konumdadırlar. Ancak bu durum kadınların ve çocukların alınıp satılmasını ve üzerlerindeki sınırsız egemenliği engellememekteydi. Özellikle aile yapıları içerisinde babanın ailenin diğer bireyler üzerindeki sınırsız hakkı onu kayıtsız şartsız tüm aile bireylerinden üstün ve egemen kılmaktaydı. Bu yapı içerisinde babanın oğlu üzerindeki egemenliği ölünceye dek, kızı üzerindeki egemenliği ise evleninceye dek sürerdi. İlkel dönem toplumlarındaki aile yapılarında kadın ve çocuklar erkeğin mülkiyeti olarak görülür, özellikle kadın ve çocukların emeği çiftçiliğe ya da hayvancığa dayanan aile ekonomisi için temel güç olarak kabul edilirdi.

Sayfalar: 1 2

EkleBunu Sosyal paylaşım Butonu
Bu Yazıyı Oyla:
Kötüİdare ederİyiÇok İyiMükemmel (Bu yazıya ilk oy veren sen ol!)
Loading ... Loading ...
NotOku tarafından
28 Temmuz 2008 tarihinde yazıldı. Toplam 188 kere okundu.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)