Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
28.08.2014
Ders: Anne-Baba Eğitimi      Ünite 1      1 Ağustos 2011 Ara     

Tarihsel Süreç İçinde Ailenin Evrimi

Ailenin tarihsel süreçte ortaya çıkışına ilişkin kesin bir kanıt bulunamamasına karşın yaklaşık en az 100 000 yıl önce bir yapı olarak var olmaya başladığı düşünülmektedir. Toplumsal sistemlerin mikro modelleri olan aileler birer sosyal yapı olarak toplumların tarihsel süreçleri içerisinde geçirdikleri dönüşümlerden etkilenmişlerdir. Bu anlamda aile gerek bir toplumsal kurum olarak, gerekse bir sosyal yapı olarak içinde bulunduğu toplumun tarihsel ürünü olmuştur. Bu durumun en belirgin göstergesi tüm tarihsel zamanlar ve toplumlar için geçerli olacak tek tip, soyut bir aile kurumunun var olmamasıdır. Aile bir toplumsal kurum ve sosyal bir sistem olarak içinde bulunduğu çağa, toplumun kültürel ve ekonomik yapısına göre tarihsel süreç içerisinde farklılaşmış ve farklı biçimlerde tanımlanmıştır.

İlkel Dönem Ailesi: Anaerkil Aile

İlkel toplumda aileler kendi kendilerine yeten ve üyelerinin gereksinmelerini karşılayabilen birimlerdir. Tüm aile üyeleri kullanacakları araç-gereçlerin yapımından yiyeceklerin toplanması, yetiştirilmesi, barınakların yapılması ve avlamaya kadar işbirliği içerisinde hareket ederdi. Ebeveynler ve yaşlılar çocuklar yetişkinliğe adım attıkça onlara doğru ve yanlış kavramları olduğu kadar, gelecekte gereksinme duyacakları becerileri de öğretirlerdi. Dini etkinlikler ailenin günlük yaşam kalıpları içerisinde örülürdü. Aile reisi ise bu uyumlu bütünde kimin ne yapacağına karar verirdi.

Soru

Anaerkil aile yapısının temel özellikleri nelerdir?

İnsanbilim araştırmalarının anaerkil dönem olarak isimlendirdiği bu dönemde temel özellik soyun anaya göre belirlenmesi olmuştur. Egemen ekonomik etkinliğin avcılık ve toplayıcılık olduğu, insanların boylar (klanlar) halinde yaşadığı ve insanlığın ilkel aşaması olarak tanımlanabilecek bu süreçte anaya göre belirlenen soy, ailede ekonomik etkinlikler ve işbölümü açısından da özgün bir yapıyı öngörmekteydi. Tarımın henüz ekonomik bir etkinlik olarak benimsenmediği, avcılık ve toplayıcılıkla geçinme zorunluluğunun bulunduğu bu dönemde kadının rolü geçinmeyi sağlamada daha önemlidir. Erkek, büyük ölçüde oturma yerinden uzaklarda yapılması zorunluluğu bulunan ve uzun süreler alan avcılık işini yapmakta iken; kadın bir yandan konuttan fazla uzaklaşmayı gerektirmeyen bitki toplayıcılığıyla uğraşmakta diğer yandan da çocukların beslenmesi, bakımı ve korunması görevini yerine getirmekteydi. Anaerkil aile yapısı içerisinde kadının rolünün erkeğe göre daha etkin oluşu ve soyun anaya göre belirlenmesi kadınlara oldukça yüksek bir toplumsal statü kazandırmaktaydı.

Soru

Ataerkil aile yapısının temel özellikleri nelerdir?

Ataerkil Aile

İnsanoğlunun teknolojik araç ve gereçlerde yarattığı gelişimler ve değişimler başta işbölümü olmak üzere tüm toplumsal yapıda bir dönüşüm yaratmıştır. Avcılık ve toplayıcılık dönemi sona ermiş; yerleşik hayata geçilmiş; tarım ve hayvancılık temel ekonomik etkinlik olarak belirmiş; bakır, demir, bronz keşfedilip bu madenlerden çeşitli araç-gereç ve silahlar yapılınca kadın ve erkek arasındaki eski işbölümü de tarihe karışmıştır. Bu yeni toplumsal düzende erkek madenleri çıkaran, işleyen, araç-gereç ve silah yapan, servetini ve ailesini korumak için savaşan taraf olarak artı değerin temel yaratıcısı ve yöneticisi durumuna gelmiştir. Kadın ise değişen işbölümü nedeniyle toplumsal olarak daha az önemli olarak tanımlanan konumu nedeniyle aile içinde belirleyici konumunu yitirmiştir.

Ataerkil düzende aileler bağımsız ekonomik birimler olarak oluşurken, ailede temel artı değerin yaratıcısı ve yöneticisi olan erkek, egemen taraf olarak belirmiş ve servetin, soyun belirleyicisi olmuştur. Evlilikler duygusal bir bağın yarattığı yapılar olmanın ötesinde ekonomik varlığın kazanılması, korunması ve miras yoluyla aktarılmasında ekonomik bir varlık olarak önem kazanmıştır. Mirasın çocuklara aktarılmasında erkek temel alınmıştır. Bunun için özellikle kadının evlilik dışı ilişkileri töre ve hukukla yasaklanmıştır.

İlkel dönem toplumlarında ataerkil düzenin ortaya çıkışından sonra kadının statüsü düşerken, çocuklarda kadınla beraber bu düşük statüyü paylaşmak zorunda kalmışlardır. Kadın ve çocukların her ikisi de toplumsal yapıda köle sınıfından biraz daha üst konumdadırlar. Ancak bu durum kadınların ve çocukların alınıp satılmasını ve üzerlerindeki sınırsız egemenliği engellememekteydi. Özellikle aile yapıları içerisinde babanın ailenin diğer bireyler üzerindeki sınırsız hakkı onu kayıtsız şartsız tüm aile bireylerinden üstün ve egemen kılmaktaydı. Bu yapı içerisinde babanın oğlu üzerindeki egemenliği ölünceye dek, kızı üzerindeki egemenliği ise evleninceye dek sürerdi, tikel dönem toplumlarındaki aile yapılarında kadın ve çocuklar erkeğin mülkiyeti olarak görülür, özellikle kadın ve çocukların emeği çiftçiliğe ya da hayvancığa dayanan aile ekonomisi için temel güç olarak kabul edilirdi.

Demokrasi ve eğitim konularındaki düşünce ve uygulamalarıyla dikkat çeken eski Yunanda da kadın ve çocukların durumları farklı değildir. Ünlü düşünürler den Aristo bile aile içerisinde erkeğin sınırsız egemenliğini haklı göstermektedir. Ona göre bir efendinin kölesi üzerindeki hakkı ne ise bir babanın oğlu üzerindeki hakkı da o olmalıydı. Bu hak temel mülkiyet hakkıydı. Bu nedenle mülkiyette haksızlık söz konusu olamazdı.

Ortaçağda ise kadın ve çocukların kaderleri değişmedi. Ortaçağ Avrupa’sında istenmeyen çocuklar öldürülür, Araplarda gömülür, daha geri kalmış toplumlarda ise beslenip bakılmayarak ölüme terk edilirdi. Kadın ve çocuklar sadece işe koştukları emekleri nedeniyle değerliydiler. Dayak aile içinde eğitimin ve disiplinin ön koşuluydu.

18. yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan aydınlanma dönemiyle birlikte kadın ve çocuğa ilişkin temel düşünceler ve değerler değişime uğradı. Özellikle çocuklar, orta çağ Avrupa’sı egemen düşüncesinin aksine, doğuştan iyi ve masum olarak kabul edilmeye başlandı. Özellikle Locke ve Rousseau gibi düşünürlerin felsefelerinde ortaya atılan bu düşünce daha sonraları gittikçe yaygınlaşarak bir kitle fikri halini aldı.

Soru

Sanayi devrimi Sonrası kent Ailesinin Özellikleri Nelerdir?

Sanayi Devrimi Sonrası Kent Ailesi

Sanayi devrimi sonrasında aile yapılarıyla beraber kadın ve çocukların statüleri de değişim sürecine girmiştir. Sanayi devrimi sonrası gelişen seri üretimin, artan ve değişen tüketim kalıplarının şekillendirdiği ekonomi tüm toplumsal yapıyla birlikte aile kurumunda da bir dönüşüm yaratmıştır. Bu dönüşümle birlikte aile coğrafi olarak kırdan kente taşınmış, yapısı, işlevleri ve işbölümü kent yaşamı ve ekonomisine göre yeniden düzenlenmiştir.

Sanayi devrimiyle birlikte seri ve çok miktarlarda üretim o ana kadar hiç duyulmadığı kadar büyük ölçülerde emek talebi yaratmış ve bu emeğin karşılanmasında toplumdaki erkek nüfusu yeterli olmamıştır. Aile bireylerinden kadın ve çocuklar ilk kez yaygın bir şekilde ücretli emek statüsünde çalışma yaşamına katılmışlardır. Ancak bu durum ailenin o ana kadar toplumsal açıdan dezavantajlı üyeleri olan kadın ve çocukların sosyal ve ekonomik statüleri yükseltmek yerine onları değişen toplum yapısında daha da aşağılara çeken bir gelişme olmuştur. Fabrikalarda üretim sürecinde ücretli emek statüsünde yer alan ilk çekirdek kent ailesinin üyeleri olan kadın ve çocuklar uygunsuz çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri ve erkeklere göre aldıkları daha düşük ücretler nedeniyle yaşam süreleri erozyona uğramış, toplu kadın ve çocuk ölümleri o dönemin olağan olayları arasında yer almıştır.

Yirmi birinci yüz yıla giden yol üzerinde ticaret ve sanayideki gelişmelerle birlikte sosyal ve hukuksal gelişmeler de ortaya çıkmış, sermayenin tüm dünya üzerinde uluslararası bir nitelik kazanması, emeğin ve finansın serbest dolaşımıyla birlikte küresel düzenlemeler için uluslararası örgütler kurulmuştur. Bu örgütlerden özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ailenin dezavantajlı üyeleri olan kadın ve çocukların emeğinin sömürülmesine ilişkin uluslararası yasalar çıkarmıştır.

Soru

Kent ailesinin ekonomik işlevinde ne tür bir değişiklik olmuştur?

Günümüz Çekirdek Kent Ailesi

Günümüz kent aileleri ekonomik ve toplumsal yapının gereği olarak genellikle çekirdek ailelerdir. Kent ailesinin görevleri kır ailesinin görevlerine göre farklılaşarak azalmıştır. Kent ailesi artık tarıma ya da hayvancılığa dayalı bir ekonomik işletme ya da bir üretim birimi olmaktan çıkmış, ücretli emek statüsünde çalışan anne ve babadan oluşan bir yapı haline dönüşmüştür. Aile üyelerinin çalışma yerlerinin evin dışına taşınması ve her aile bireyinin farklı bir çalışma yerinde bulunması günün önemli bir bölümünü birbirlerinden ayrı geçirmelerine neden olmuştur. Günümüzün modern karmaşık kent toplumlarında aile, kıra göre özelleşmiş, daha az miktarda işlevi yerine getirmektedir. Aile bireylerinden kadın ve erkeğin aynı anda çalışma yaşamına katılımı, kent ailesinin genç neslin eğitim ve öğretimine ilişkin görevlerini sınırlamış ve başka kurumlar tarafından üstlenilmesine neden olmuştur. Ailenin eğitim ve dine ilişkin işlevleri okullar tarafından yerine getirilmektedir. Öte yandan sosyalizasyon, neslin devamı, ekonomik etkinliklerin yürütülmesi ve güven duygusunun karşılanması gibi temel işlevler bugün çağdaş toplumların vazgeçilmez işlevlerindendir.

“Tarihsel Süreç İçinde Ailenin Evrimi” için 1 cevap

  1. [...] bunların çocuk yetiştirmeyle olan ilişkileri irdelenmeye çalışılmıştır.İçindekiler Tarihsel Süreç İçinde Ailenin Evrimi  Bir Kurum Olarak Aile Bir Sistem Olarak Aile  Çocuğun Sosyalleşmesine Etki Eden Ailesel [...]

Bir Cevap Yazın

*