Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
20.08.2014
Ders: Halkla İlişkiler ve İletişim      Ünite 5      12 Şubat 2011 Ara     

Sözsüz İletişim

Sözsüz iletişim, iletişimin en temel türlerinden birisidir. İnsanlar, birbirlerinin gözlerine bakmaları ya da kaçırmalarıyla, giyimleri, duruşları, oturuş biçimleri, aralarına koydukları fiziksek uzaklık gibi görsel simgelerle, birbirleri hakkında sezgisel bilgi edinerek, sözcüklere başvurmadan iletişim kurabilirler. İletişimin, etkili ve özellikle inandırıcı olmasında, duyguların payı çok büyüktür. İnsanın düşüncelerini, bilgilerini iletmede en temel araç olan konuşma dili yani sözlü iletişim, duyguların, heyecanların, coşkuların iletilmesinde çoğu kez yetersiz kalır. Bu nedenle, konuşurken duygularımızı, heyecanlarımızı ifade edecek mimiklere, el kol hare ketlerine farkında olmadan başvururuz.

Kişiler arası iletişimde ses tonu, araya konan fiziksel uzaklık, giyim kuşam özellikleri, takılar, rozetler, aksesuarlar, bedenin duruşu, bulunulan yer gibi sözsüz iletişim değeri taşıyan her simge, kişilerin kendilerine ve ilişkilerine ilişkin bir fikir verir. Kişiler arası ilişkilerde ilk izlenim, kişilerin ilk bakışta, daha birbirlerine hiç bir şey söylemeden birbirleri hakkında yargıya varmaları, sözsüz iletişim ile ger çekleşir. Sözsüz iletişim, daha önce birbirini tanımayan kişilerin birbirleri hakkın da karar vermelerine neden olabileceği gibi, birbirini tanıyan kişilere de karşılıklı olarak ilişkilerinin yönü ve niteliği hakkında bilgi verir ve iletişimlerini, davranışlarını etkiler. Örneğin, bizimle iş ortamında son derece samimi dostça ilişkiler kuran amirimizin, iş ortamı dışında, soğuk davranması, gözlerini kaçırması, sırtını dönmesi, bizim amirimizle ilişkili düşüncelerimizi derinden etkiler. Diğer yandan amirin, iletişim ortamlarının özelliklerine göre bizlerle ilişkilerini nasıl belirlediğine ilişkin de bir fikir verir.

Sözsüz iletişim, bizlere sözlü iletişim mesajlarının yorumlanmasında da ipuçları sağlayarak, yardımcı olur. Bilindiği gibi aynı sözlerin, değişik ses tonlarıyla söylenmesi ya da kişinin gözüne bakarak, gülümseyerek söylenmesi arasında anlam farklılığı vardır. Diğer yandan, sözlü iletişim mesajlarıyla, sözsüz iletişim mesajları arasında genellikle bir tutarlılıktan da söz edilmesi gerekir. Tek bir sözsüz iletişim işaretini, iletişimin gerçekleştiği ortamın koşullarından soyutlayarak değerlendirmek son derece yanlış sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, bir sözsüz iletişim mesajını anlamlandırmada, iletişimin gerçekleştiği ortam koşullarını ve diğer sözlü ve sözsüz mesajları birlikte, dikkatlice değerlendirmek gerekir.

Genellikle sözsüz iletişim, sözlü iletişim mesajlarından daha güvenilir bulunur. Bazı durumlarda insanlar, gerçek duygu ve düşüncelerini dile getirmezler ya da getiremezler. Söyledikleri, söylemek istediklerinden farklı olabilir. İşte bu durum da, sözsüz iletişim, kişinin gerçekte ne söylediğini ya da söylemek istediğini anlamada güvenilir bir kaynak olarak devreye girer. Sözsüz iletişim, hem kişiler arası hem de kişinin kendisiyle olan iletişiminde önemli rol oynamaktadır. Kişiler arası iletişimde, kişilerin birbirini gördüğü veya en azından birinin diğerini gördüğü iletişimde sözsüz mesajların varlığından söz edebiliriz. Fakat mesajın olması mutlaka, söz konusu mesajların karşılıklı olarak alınıp anlamlandırıldığı sonucunu doğurmaz. Sözsüz iletişim simgeleri, genel olarak aynı kültürel ve toplumsal ortamı paylaşan kişiler tarafından ortak ya da ortak olmayabilir. Ortak kodları olan örneğin evet ve hayır, onaylama veya onaylamama anlamlarına gelen baş sallama gibi söz süz iletişim simgeleri, herkes tarafından aynı anlama geldiği için ortak bir dile sahiptir. Ortak simgeleri olmayan örneğin bacak bacak üstüne atma, kolları kavuşturma, başını öne eğme, göz kırpma, göz göze gelmekten kaçınma gibi sözsüz iletişim simgeleri ise ortak bir dil oluşturmadıkları için sözsüz iletişim anlam paylaşımına yol açamayacağı için iletişim gerçekleşmeyebilir. Bu nedenle sözsüz iletişim sembolleri, kültürden kültüre olduğu kadar, aynı kültür içinde yaşayan kişilere göre de değişiklik gösterebildiği için bilinen anlamda güçlü bir dil karakteri özelliği taşımaz.

Sözsüz iletişimin toplumsal ilişkilerdeki işlevlerini şu şekilde sıralayarak açıklayabiliriz:

- Kimlik tanımlama: Kişinin giydiği, yediği, içtiği gibi şeylerden yola çıkarak kişilere ilişkin kimlik belirleme olanağı sağlar.

- Duygusal işlev: Ses tonu, yüz ifadesi, el hareketleri gibi neyin nasıl iletildiğiyle ilgili olarak, duyguların iletişiminin gerçekleşmesine yardımcı olur.

- Güç ve statü işlevi: Kişilerin, toplumsal ve kurumsal olarak sahip oldukları güç ve statü hakkında başkalarına bilgi verir.

- Düzenleme işlevi: Sözsüz iletişim karşılıklı olarak paylaşılan sözsüz semboller yoluyla iletişimin akışında düzenleyici etkiye sahiptir. Örneğin yanıtlama, onaylama gibi mesajlar, baş sallama, bakış, el hareketleri ile karşılıklı konuşmanın düzenlenmesine yardımcı olurlar.

- Tamamlama işlevi: Sözsüz iletişim, sözel mesajları tamamlamak için de kullanılabilir. Örneğin, sözel olarak “hayır” derken yapılan yanlara doğru sallanan baş hareketi, üzerinde durulan konu ya da olay hakkındaki düşünüşü vurgular. Benzer bir örnek olarak, “avladığım balık tam bir metreydi” şeklin de sözel olarak ifade edilen bir olayın, balığın büyüklüğünü vurgulamak üzere kolları açarak gösterilmesidir. Bu ve benzeri sözsüz desteklemeler, sözsüz iletişimin sözel iletişimi zenginleştirdiği, iletişime daha derin bir boyut kazandırdığı iki iletişim türü arasındaki tamamlama ilişkisini oluşturur.

- Vurgulama işlevi: Yazılı olarak ifade edilen düşünceler arasında en önemli olanın altı nasıl çiziliyorsa, sözsüz davranışlar da sözel mesajların vurgulanmasında kullanılır. Vurgulama ilişkisinde, sözsüz olan mesaj sözel olanın üzerinde durulmasını istediği noktaları destekleyici bir görev üstlenir. İletişim kurulmak istenen kişinin kolunun sert bir şekilde kavranarak, “seninle konuşurken yüzüme bak” denilmesi, sözel olarak ifade edilen mesajların, sözsüz işaretlerle desteklenmesine bir örnek oluşturmaktadır.

- Çatışma işlevi: Kişilerin beden dili bazen sözel mesajlarıyla çelişki yaratabilir. Örneğin, yoğun bir iş ortamında kendisiyle görüşmek isteyen çalışanına, onunla görüşebileceğini söylerken aynı zamanda saatine baktığında ve önünde yığılmış işleriyle ilgilendiğinde, sözlü ve sözsüz mesajlar arasında bir çatışma yaşanmaktadır. Mesajın alıcısı olarak, böyle bir durumda atılma sı gereken en uygun adım, mesajların sözsüz iletişim bakışı açısı tarafından değerlendirilmesidir. Sözsüz iletişim ipuçları çoğunlukla sözlü iletişim ipuçlarından daha az yanıltıcıdır.

- Dikkat çekmek için vurgulamayı sağlama. Örneğin masaya vurma, sesini birden yükseltme gibi.

- Sözün yerini alma: Sözlü bir anlatımın sözsüz olarak gerçekleşmesi. Örneğin evet anlamında baş sallama gibi.

Beden Dili

Beden dili, insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Beden varlığımızın dünyaya açılışıdır. Biz kendimizi ve başkalarını ancak kendi bedenimizle algılaya biliriz. Toplumsal statü ve bir grup içindeki hiyerarşi, bireyin kendisini grup için de algılayışı, grubun yapısı ve insanların toplumsal konumları yani statüleri beden dilleriyle anlaşılır. Genellikle kişiler arası iletişimde, mesajların karşı tarafça istenilen şekilde algılanıp, anlamlandırılmasında sözcüklerin daha etkili olduğu düşünülebilir. Oysa araştırmalar, bu düşünceyi pek doğrulamamakta, beden dilinin çoğu durumda mesajın iletilmesinde daha önemli olduğunu göstermektedir. Albert Mehrabian’ın beden, ses ve sözcüklerin iletişime olan katkısını belirlemek amacıyla yaptığı araştırmaların sonucunda ortalama olarak sözcüklerin % 10, ses tonunun % 30 ve beden dilinin % 60 rol oynadığını belirlemiştir. Bu oranlar, kişiler arası ilişkilerin ve iletişim ortamının özelliklerine göre daha az ya da çok olabilir. Görüleceği gibi, bu araştırmanın sonuçlarına bakarak, beden dilinin iletişimdeki rolünün oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. Asık suratla, küfreder gibi astlarınıza “Çalışmanızdan memnunum” sözünüz, beden dilinizle uyumlu olmadığı için karşı tarafça inandırıcı bulunmayacaktır. Beden dilini, bedenin beş öğesini inceleyerek açık lamaya çalışacağız.

Gövde: Göğüs merkezi, kendimiz ve çevremizdekiler hakkında ne düşündüğümüzü açıkça ortaya koyan en önemli ve güvenilir beden göstergesidir. Göğüs merkezi açık, kapalı veya uysal olabilir. Ayakta durarak ve yüzümüzü dönerek iletişimde bulunduğumuz kişiye karşı açık bir merkez oluştururuz. Ceketimizi düğ meleyerek, kollarımızı kavuşturarak, karşımızdaki kişiyle yüz yüze değil de omzu muzun üstünden konuştuğumuzda merkezimizi kapatırız. Göğsümüz dışarıda, omuzlarımız geride ve çenemiz dışarıdayken merkezimiz saldırgan, omuzlar kasılıp aşağıya düştüğünde ise uysaldır.

Göğüs merkezlerini ölçülü bir biçimde başkalarına açan insanların, özgüvenleri gelişmiş, başkalarıyla olumlu ilişkiler içinde oldukları düşünülür. Bu tür kişiler, kendi haklarını korurlar ve başkalarının haklarına saygı gösterirler. Göğüs merkezinin kapanması ise omuzların düşmesi ve kişinin hafif öne eğilmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Bu görünüş kişinin kendisine güven duymadığını ve içinde bulunduğu durumdan rahatsız olduğunu gösterir. Göğüs merkezinin çok fazla açılması, omuzların geriye doğru gitmesi ve kolların genişleyerek yana doğru uzanmasıyla olur. Bu görünüş, dışarıdan gelen her türlü uyarıya o kişinin daha şiddetli karşılık vereceğini düşündürür. Bu tür kişiler genellikle başkalarının haklarına karşı duyarsız, başkalarından istediklerini ise zora başvurarak alabilecekleri izlenimini verirler.

İnsanlar genellikle içlerinden geldiği gibi davrandıklarını düşünürler. Oysa araştırmalar, insanların hissettikleri gibi davranmaktan çok davrandıkları gibi hissettiklerini ortaya koymaktadır. Sıkıntılı insanlar gibi davranmak iç sıkıntısını daha da artırır. Dolayısıyla kendinizi sıkıntılı ya da güçsüz hissettiğinizde beden duruşu muzu, göğüs merkezimizin kullanma biçimini değiştirmemiz kısa sürede sıkıntılı halimizden kurtulmamızı yardımcı olacaktır. Bunun için, göğüs merkezimizi açmak, omuzlarımızı dikleştirmek, yüz kaslarımızı ise gevşeterek gülümsemek yeterli olacaktır.

Baş: Bir çubuğun kulaklarınızdan geçtiğini, diğerinin de tepenizden girip çenenizin altından çıktığını varsayın. Bu durumda başınız, ilk çubuk etrafında öne ar kaya, ikinci çubuk etrafında ise sağa sola döner. Kulaklardan geçen çubuk sizin benlik çizginiz, tepeden giren çubuk da ‘başkaları ‘çizginizdir. Bu eksenler üzerin de baş, dört temel durum alabilir. Eğer baş benlik çizgisi üzerinde yukarı doğru döndürülmüşse, üstünlük gösterir. Eğer başınız aynı eksen üzerinde öne eğiliyorsa, tavrınız uysallık ya da boyun eğmedir. Başınız “başkaları” çizgisi ekseninde birine dönükse, anlaşma duygusunu yansıtırsınız. Başınız iletişim kurma durumunda olduğunuz kişiden başka yana döndüğünde ise bu bir anlaşmazlık işaretidir.

Baş durumları, bir konuşma sırasında çok çeşitli şekillerde kullanılabilir. Göğüs merkezi açık olarak baş yana döndürüldüğünde bu dikkatin belirtisidir. Pek çok kişi daha iyi dinlemek için başlarını hafifçe yana çevirirler. Başı yana çevirme, değerlendirme veya derin düşünme işareti de olabilir.

Yüz İfadeleri: Yüzümüz, bedenimizin en anlamlı yeridir. Yüz kaslarının anlatım amaçlı kullanımı mimikleri oluşturur. Alın, fiziksel ve duygusal ifadelerin en iyi göstergelerindendir. Alnın kırıştırılması, diğer yüz özellikleriyle birlikte okunduğunda şaşkınlık, derin düşünce, gerilim, endişe, korku veya ilgi belirtir. Geniş bir alın, ciddiyet ve olgunluk işaretidir. Küçük bir alın veya saçla gizlenmiş bir alın da ha genç ve teklifsiz bir görünüm verir.

Kaşlar, yüzü yumuşatırlar ya da sertleştirirler. Kaşlar arasındaki dikey çizgi, yüze ilgili ve endişeli bir ifade kazandırır. Kaşların hareketi de değişik duygusal durumları yansıtır. Şaşkınlık, korku veya bir şeyin farkına varılması sırasında kaşları mızı yukarı, endişelendiğimiz veya kızdığımız zaman ise aşağı indiririz.

Göz kapakları daha çok tetikte ve doğal olmanın işaretidir. Kalın göz kapakları veya uykulu görünen insanlar, soğukkanlı, yavaş hareket eden, kontrollü insanlar olarak bilinirler. Göz kapaklarını indirerek uzun süre bakmak cinsel isteği bildirir. Gözleri tamamen açık insanlarda genellikle masumiyet ve merak ifadesi vardır. Göz kırpma da oldukça anlamlı bir sözsüz iletişim aracıdır. ‘Tamam’ veya ‘ Seni kurnaz’ anlamına geleceği gibi ilişkiyi ısıtıcı kişisel bir jest de olabilir. Göz kırpma bazen bir önceki sözün espri amaçlı söylendiğini de belirtir.

Gözler ruhun penceresidir derler. Göz bebekleri ışık şiddetine göre değişir. Göz bebekleri karanlıkta büyürler, ışıkta küçülürler. Araştırmacılar, göz bebeklerinin büyüklüğü ile ‘bir şeye ilgi duyma’ arasında doğrudan bir bağlantı olduğu nu, ilgi çoğaldıkça göz bebeklerinin büyüdüğünü belirtmektedirler. Göz bebeklerinin büyüklüğü yüzün bütün ifadesini etkiler. Büyümüş göz bebekleri, cinsel ya da gerçek bir ilgi, dürüstlük, açıklık, gevşeme ve rahatlık ifade eder. Küçülmüş göz bebekleri ise az ilgi, güvensizlik, tatminsizlik, kin, düşmanlık, yorgunluk, stres göstergesidir.

Karşımızdaki kişinin gözlerine uzun süre bakmak, rahatsızlık yaratır. Göz temasını uzatarak ilgi gösterebilir veya meydan okuyabiliriz. Cinsel ilgi de bakışı uzatarak belirtilebilir. Kalabalıktaki göz temasının en kötü biçimi, kişiliğin önemsenmediği bakıştır. Özel bakış süresi, kalabalıktaki bakış süresinden çok farklıdır. Çünkü konuştuğumuz kişinin bize yakınlık derecesine göre bu süre artar. Göz temasının zayıf olması, güçsüzlüğü veya amaçsızlığı gösterir. Gözümüze bakmayan insanlar la konuştuğumuzda ya aldatılmışlık ya da saygısızlık duygusu yaşarız. Bakış süreleri çok kısa ve kesik kesik olursa, bu kez o insanın ‘göz boyayıcı’, hilekâr biri olduğunu düşünürüz. Aşırı göz kırpma ve göz sulanması da diğer olumsuz işaretler dendir. Göz kırpma bizi sinirli, göz sulanması da aşırı duygusal ve zayıf gösterir.

Birçok duygunun işareti olan dudaklar, dolgun veya ince olabilir. Dolgun dudaklar, kadını da erkeği de yumuşak, sıcak ve duyarlı gösterir. İnce dudaklı insanlar, daha fazla güçlülük, kararlılık, soğukkanlılık gösterir, daha az duygusal görünür. Bilindiği gibi çocuklar öfkeyle direnç gösterdiklerinde alt dudaklarını öne çıkartırlar. Büyükler dudaklarını kıvırarak somurtur, dudaklarını bükerek üstünlük taslarlar. Dudaklar, sinirlenince ısırılır, endişeyle yalanır.

Çene, genellikle kişisel gücün bir işareti olarak kabul edilir. Kare ve köşeli çeneler güç ile ilgilidir. Yuvarlak çeneler ise sıcaklık ve açık kalpliliği ifade eder. Çeneyi saran deri de önemlidir. Çenenin altındaki ve yanındaki derinin gevşek veya sarkık olması güçlü kişilik izlenimini zayıflatır.

Eller ve Kollar: Eller, insanın kendisini ifadesinde en duyarlı ve etkili organdır. Kolların hareketi özel bir önem taşır. Bu hareket göğsü öne çıkartan, insanı hare kete geçiren aktif bir duygusal enerjiyi yansıtır. Duygusal açıdan açık insanlar karşılarındaki kişilerden kendilerine yansıyan duygu ve düşünceleri kabul etmeye hazır olarak doğal ve kendilerine güven içinde kollarını bedenlerinden hareket ettirirler. Topluluk önüne çıkan bir politikacı, kollarını açar ve bu yolla topluluğu etkilemeye çalışır. Böyle bir konuşma sırasında ellerin havaya kaldırılması, yumruk yapılması başarıyı, gücü ve mücadeleyi hissettirdiği için, topluluğu heyecanlandırır ve olumlu etki yapar.

Ellerin açılması, kişinin çevresiyle ilişki kurmak için harekete hazır olduğunu, kapanması da bu konudaki isteksizliğini gösterir. El hareketleri, konuşmamıza ritim ve vurgu katarak düşüncemizin duygusal tonunu ortaya koyar. Ellerin konuşma sırasında temel görevi konuşmanın önemli olan noktalarını vurgulamaktır.

Avuç içini göstermek, dostça bir yaklaşımdır. Elin kenarı ile yapılan jestler, hareketimize keskin ve seri anlamlar kazandırır. Kabul etmediğimiz bir fikri, elimizi dışa savurarak belirtir, yumruğumuzun kenarı ile masaya vururuz. Elin tersi canlı lığı gösterir. Saldırgan, düşmanca ve olumsuz olabilir. Sıkılı bir yumruk ise hemen hemen her kültürde, gücün göstergesidir.

Bacaklar: Bacakları açarak durmak erkeksi bir mesajdır. Bacakların otururken diz kapaklarından kırılarak geri çekilmesi, ayakların oturduğumuz sandalye ya da koltuğun altında tutulması, kişinin bulunduğu ortamdan çok hoşnut olmadığını gösterir. Diğer yandan ayağın sandalyenin kenarına takılarak oturma da, o kişinin bulunduğu ortam ve kişiler nedeniyle gergin olduğunu anlatır. Ayakların sandalyeden ileri uzatılması ise memnuniyet ifadesidir.

Temas: Yapılan araştırmalar dokunmanın, sıcakkanlı ve memeli bütün canlıları rahatlattığını saptamıştır. İnsanların birbirine temas etmesi, güven verir. Üst düzey yöneticilerin, astlarının ellerini sıkmaları, kollarını tutmaları, astların kendilerini önemli görmelerine neden olur.

Sıra Sizde

Beden, ses ve sözcüklerin iletişime olan katkısını belirlemek amacıyla yaptığı araştırmaların sonucunda ortalama olarak sözcüklerin % 10, ses tonunun % 30 ve beden dilinin % 60 rol oynadığı görülmektedir. Bu sonuçlar sizce de anlamlı mı? Kendi iş hayatınızda örneklerle tartışınız.

Mekan

Başkalarıyla aramızda koruduğumuz uzaklık onlara karşı duygularımızla ilgilidir ve onlarla ilişkilerimiz hakkında bazı mesajlar verir. Egemenlik alanı adı verilen bu uzaklığın, mahrem, kişisel, sosyal ve genel olmak üzere dört ana bölgesi vardır.

Mahrem Alan: Bu alan kırk beş santimetreye kadar olan uzaklığı kapsar. Bu mesafe içine insanlar, çok yakınlarını kabul ederler. Duygusal yakınlık içinde olmadığımız insanlarla zorunlu olarak asansör, toplu taşıt araçları gibi yerlerde bulunmak insanları son derece tedirgin ve rahatsız eder.

Kişisel Alan: Bu alan kırk beş ile yetmiş beş santimlik bir mesafeyi kapsar. Kişisel uzaklık iki arkadaşın küçük bir yemek masasında korudukları uzaklıktır. Kendimizi yakın hissetmediğimiz insanların girmesine izin vereceğimiz en yakın alan, kişisel alandır. Bu mesafenin aşılması, bizde rahatsızlık yaratır, geri çekilerek veya uzaklaşarak mesafemizi korumaya çalışırız. İlgi duyduğumuz bir insanın bu alana girmesini, bize yakınlaşma isteği olarak yorumlarız.

Sosyal Alan: Bu alan bir metre ile iki buçuk metreye kadar olan bölgedir. Bu mesafe toplantılarda, davetlerde, birbirlerini az tanıyanlar arasında yaratılır. İş ortamında ise bu mesafenin korunmasına büro araçları, masalar, koltuklar, ya da sehpa, çiçek gibi araçlar yardımcı olur.

Genel Alan: Genellikle üç metrelik veya daha fazla bir uzaklığı kapsayan genel alan, ilgi duymadığımız ya da bir ilişkiye geçmek istemediğimiz yabancılara ayrılmıştır. Asansör bekleyenler genellikle böyle bir uzaklığı korumaya çalışırlar.

Sıra Sizde

İletişimde kişisel alan türleri nelerdir? İş hayatınızda bu alanların iletişime yönelik etkilerini tartışınız.

Mekânlar ve Oturma Düzenleri

“Aslan yattığı yerden belli olurmuş” atasözünün de anlattığı gibi, yaşadığımız, çalıştığımız mekânlar, evler, kurumlar, odalar, ofisler başkalarına, kendimize ve çalıştığımız kurumlara ilişkin çok önemli mesajlar verirler. Örneğin, bir karakolun, dış duvarlarını badanasından, iç mekânlarının düzeni ve temizliği, kullanılan mobilya ve diğer araç ve gereçlerin ve bunların dekorasyonu o karakol ve çalışanları hakkında belirli izlenimlerin oluşmasını sağlar. Çalışma masalarında ağzına kadar dolu, kül tablaları, buruşuk, dağınık dosyalar ve kâğıtlar, o masanın sahibi hakkın da hiç de güzel olmayan izlenimler yaratacaktır.

Sözsüz iletişimde oturmak için seçilen yerler, kişiler arası iletişimde zengin an lamlar taşır. Yapılan araştırmalar, odaya girdiklerinde kapıya yakın koltuk veya sandalyeye oturanların özgüvenleri düşük kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Kapıya yakın bir koltuğa oturmak, kişinin kendisini diğer kişilerden daha az değerli ve az önemli gördüğünü anlatır. Buna karşılık girdikleri odada, ev sahibine veya merkeze yakın yer seçenlerin özgüvenleri yüksek ve kendilerinden hoşnut kişilerdir. Bu kişiler aynı zamanda koltuklarını ve sandalyelerini doldurarak, alanlarını genişleterek otururlar.

İnsanların yan yana oturmaları işbirliğini gösterir. Bir yönetici, astına bir işin nasıl yapılacağını gösterirken, aynı belge üzerinde birlikte çalışabilmek için yan yana otururlar. İnsanlar, masanın birbirine komşu kenarlarında oturdukları zaman iletişimde bulunmak daha kolaylaşır. Bu oturuş biçiminde kişinin karşısındakini, çıkarları nedeniyle çelişen biri olarak değil, bir sorunu birlikte çözecek kişi olarak algı laması mümkün olur. Birbirine rakip kişiler, genellikle yüz yüze otururlar. Bir toplantıda hasımlar, ya masanın ortasında, ya da iki ucunda karşılıklı oturmaya eğilimlidirler. Karşılıklı oturmanın iletişimi zorlaştıran özelliğini akıldan çıkarmamak gerekir. Birisiyle iletişimimizde, onu masamızın karşısına oturtmak, amirce bir tavırdır. Eğer verilecek bir emir, yapılacak bir uyarı varsa, bu oturma biçimi uyarı veya emrin gücünü ve önemini artırır.

Bir iş yerinde masa, otoriteyi temsil eder. İnsanların statüleri yükseldikçe masaları da büyür. Alt kademedeki memurlar, mümkün olan en ufak masaları kullanırken, şefler biraz daha büyük, genel müdürler ve müsteşarlar ise en büyük masaları kullanırlar. Bu durumda masanın büyüklüğü, sahibinin güç düzeyini gösterdiği gibi, o kişiye ne kadar yaklaşabileceğimizi de belirler. Masanın eni 80 cm olan bir genel müdüre o kadar fazla yaklaşamazsınız. Önemli, statüce büyük kişilere fazla yaklaşılmaz, çünkü bu tür kişilerin ünvanları gibi kişisel mekânları da büyüktür. Önemli kişiler, mekânlarını, bazen masalarla, bazen de protokol kurallarıyla korumaya çalışırlar. Mesafeli durma, görünürde güçlü kişiye saygı anlamı taşır. Masa karşısında durmak veya oturmak insanlarda rahatsızlık yaratır. Bir doktor muayenehanesinde yapılan araştırma, doktorun masa arkasında oturması ile hastaların kendilerini rahat ve güvende hissetmeleri arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma sonuçlarına göre, insanların sadece %10′u doktorun masa arkasında oturmasının kendilerini rahatlattığını söylemiştir. Eğer karşımızdaki kişiye üstünlüğün hissettirilmesi amaçlanıyorsa bu durumda masanın arkasında oturmak uygun olur.

Başkalarıyla birlikte yapılan görüşmelerin bir masa etrafında yapılması durumunda bu masanın yuvarlak olmasına dikkat etmek gerekir. Yuvarlak masa, işbirliğini geliştirir, katılanlar arasında eşitlik duygusunu çağrıştırır. Yuvarlak masa, çevresine oturanların kendilerini rahat, güvende ve sakin hissetmelerine olanak verir ve tartışmalar için elverişli bir ortam yaratır. Dikdörtgen şeklindeki bir toplantı masası, katılanların konumlarını kesin hatlarla ortaya çıkartması nedeniyle işbirliği ve dayanışma duygularını geliştirmeyi engelleyebilir. Bu tür masalarda güçlü olan kişi, masanın başına yüzü kapıya dönük bir şekilde oturur. Bu kişinin her iki yanın da kendisine en yakın kişiler yer alır. Merkezden uzaklaştıkça güç azalır. Tam karşıda ise ikinci derecedeki güç merkezi yer alır.

Mekân kullanımıyla güç gösterme yollarından birisi de mimari düzenlemeler yapmaktır. Bu alandaki ilginç örneklerden birisini Üstün Dökmen, İstanbul’daki Topkapı ve Dolmabahçe saraylarına ilişkin gözlemlerinden yola çıkarak şu şekilde açıklamaktadır. “Dolmabahçe sarayındaki elçi kabul salonu, sarayın iç tarafındadır. Elçilerin o muhteşem salona ulaşabilmeleri için o muhteşem sarayın büyük bir bölümünden geçmeleri gerekiyordu. Elçilerin bu şekilde dolaştırılmalarının sebebi, padişahla görüşme öncesinde onları etkileme isteği olabilir. Eğer böyleyse, imparatorluk, eski gücünü kaybettiği yıllarda, sarayını bir araç gibi kullanarak güçlü olduğu izlenimini yaratmaya çalışmış demektir. Oysa Osmanlı İmparatorluğunun, askeri, ekonomik vb. yönlerden güçlü olduğu eski dönemlerde, Topkapı sarayında ki elçi kabul odası (arz odası), taştan yapılmış basit bir odaydı. O dönemlerde Avrupalı elçilere önlerine muhteşem bir saray konularak değil, ilgisizmiş gibi davranılarak güç gösterisinde bulunulurdu. Örneğin, bazı elçiler padişahın huzuruna kabul edilmeden önce ortalama altı ay İstanbul’da bekletilirdi, ya da huzura çıkan el çinin on dakikalık konuşmasını tercüman üç cümleyle sadrazama özetlerdi, sadra zam ise özetini çıkararak mesajı padişaha tek cümle ile iletirdi. Gerek bu iletişim tarzında gerekse elçilere Dolmabahçe Sarayı’nın gezdirilmesinde, sözsüz iletişim yoluyla güç gösterimi söz konusuydu. ”

Araçlar

Bu başlık altında, statü sembollerinden söz edeceğiz. Statü göstergeleri, kişinin üs tünlük düzeyini yansıtır. Statü, saygınlık ve yaşanan çevrede daha fazla hak sahibi olmak demektir. Günümüzde statüyü sağlayan faktörler, her türlü ünvan, politik güç ve iş hayatının sağladığı konumlar ve varlıklı olmaktan geçmektedir. Statü göstergeleri aracılığıyla insanlar, çevrelerine yaşam biçimlerini yansıtırlar.

Yüksek statünün günlük hayata yansıyan önemli bir göstergesi, üniformalardır. Üniformaların üzerinde bulunan apoletler, yıldızlar, sırmalar gerçekten çevremize söze gerek kalmadan statümüzle ilgili olarak doğrudan mesajlar iletirler. Diğer yandan kişilerin resmi ya da sivil olmasına bakılmaksızın, giyilen ayakkabılar da son derece önemli statü sembolleri arasında yer alır. Statüsü yüksek bir kişinin giydiği ayakkabılar her zaman çok kaliteli, yeni, boyalı ve temizdir. Bir diğer statü göstergesi ise çantadır. Üst düzey yöneticiler, ayrıntılarla uğraşmayıp, çok önemli, kritik kararlara ilgilendikleri için, onların çantaları ince, yumuşak deriden, kilitleri şifreli, şık ve kalitelidir. Daha alt kademe yöneticilerinin çantaları ise teknik ayrıntılarla uğraşmaları nedeniyle, genellikle büyük, kalın ve daha özensizdir. Ayrıca, kişinin konumu yükseldikçe çanta taşıma durumu da ortadan kalkar. Bu kişilerin çantalarını ya makam şoförleri ya da yardımcıları taşır.

Oturulan koltukların boyu, yüksekliği, kumaşı ve daha da önemlisi stili, önemli statü göstergeleri arasında yer alır. Kişinin oturduğu koltuğun arkalığı yükseldikçe statüsü de yükselir. Diğer yandan şoför tarafından kullanılan arabaya binmek önemli ve güçlü gözükmenin göstergeleri arasında yere alır. Ayrıca, temiz bir ara baya binmek, farklı zamanlarda binilen farklı arabalara sahip olmak da önemli güç göstergeleri arasında sayılır.

Oturulan ev, bu evin bulunduğu semt, müstakil ve bahçeli olması, evin duvarlarındaki özgün yağlı boya resimler, halı ve mobilyalar da statü sembolleri olarak tarih boyunca her zaman önemli görülmüşlerdir.

Statü göstergeleri arasında zaman ve hizmet kavramlarının çok ayrı bir yeri vardır. Yüksek statülü bir insanın her zaman ihtiyaç duyduğundan daha az zamanı vardır. Bu kişiler daima meşguldürler. Onların ziyaretçileri uzun süre kapılarında beklemek durumunda kalırlar. Bu tür kişiler, genellikle olmaları gereken yerlere zamanında değil genellikle herkesten sonra gelirler. Onların zaman anlayışları diğerlerininkinden oldukça farklıdır. Statüsü yüksek bir kişiye yapılacak hizmetin özel olması gerekir. Bu kişilerin günlük ihtiyaçlarını odacılar değil, sekreterleri karşılar. Örneğin, çayını, kahvesini kendisine sekreteri getirir. Kendisine sunulacak en sıradan bir şey bile önemli bir iş olarak görülür, nasıl sunulacağına karar vermek epeyce zaman alır.

Ses Tonu

Sözlü iletişim “dil ve dil ötesi” olmak üzere iki alt sınıfa ayrılmaktadır. Dil-ötesi iletişim, sesin niteliği ile ilgilidir; ses tonu, sesin hızı, şiddeti, hangi sözcüklerin vurgulandığı, duraklamalar ve benzeri özellikler, dil-ötesi iletişim sayılır. Karşımızdaki kişinin sözlerini seslendirme tarzı, söylenen sözün anlamını büyük ölçü de etkilemektedir.

Çoğu zaman, nasıl söylediğimiz, ne söylediğimizden çok daha önemli olabilmektedir. Araştırmalar, insanların günlük yaşamlarında birbirlerinin ne söylediklerinden çok, nasıl söylediklerine dikkat ettiklerini göstermektedir. Nasıl söylendiği, sesin niteliği ile ilgilidir; ses tonu, sesin hızı, şiddeti, hangi sözcüklerin vurgulandığı, duraklamalar ve benzeri özelliklerle gerçekleşir. Örneğin ses tonları kendi için de yumuşak-inandırıcı, kızgın-sert, sıcak-sempatik, soğuk-kayıtsız sesler olarak gruplanır. Konuşurken sesimize bu dört tondan birisini verebiliriz. Bu ses tonlarının her birinin etkisi farklıdır. Örneğin; yumuşak-inandırıcı ses, insanları yatıştırır, sahibine saygınlık kazandırır. Kızgın-sert ses, insanları daha da kızdırır. Sorunları içinden çıkılmaz hale getirir, bir anlaşmaya varma olanağını azaltır. Sıcak-sempatik ses ise yardım arzusunu gösterir, güven verir, işbirliğini özendirir. Soğuk-kayıtsız ses, lütfediyormuş gibi bir duygu uyandırır, çok meşgulmüş izlenimi verir, ilgisizlik gösterir, düşmanlık uyandırır.

Susma

Sessizlik ya da susma, insanları sıkıntıya sokan bir olgudur. Örneğin, karı koca arasında yaşanan tartışmadan sonra yaşanan sessizlik, gerginliği daha da artırır. Ya da haklı olduğunu düşündüğü konuda karşısındakiyle tartışmak istemeyen kişinin susması kişiyi daha da çileden çıkarabilir. “Susma bir şeyler söyle” gibi cümlecikleri zaman zaman hepimiz söylemişizdir.

Susma rastlantısal değildir. Her susmanın iletişimde değişik yorumlara ve sonuçlara yol açabilecek kendine özgü anlamı vardır. Bazen kızgın olduğumuz için dişlerimizi sıkarak, bazen karşımızdakinin sözleri ilgimizi çektiği için dikkatle dinlemek için, bazen sıkıldığımız için susarız. Bazen de anlatılan konuyla ilgili bazı noktaları anlamadığımız için sessiz kalırız. Bazı durumlarda suskunluğumuz, konuşan kişiyi onaylamadığımız, bazı durumlarda da onayladığımız anlamına gelir. Bazen söylenecek söz bulamadığımız için sessiz kalır, sıkılırız, bazen de konuşmaya bile gerek kalmadan karşımızdaki kişiyle sessizce, susarak gözlerimizle anlaşırız.

Fiziksel Görünüş

Fiziksel görünüş, sözsüz iletişimin önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Konuyu, çekicilik, vücut şekli, boy uzunluğu ve kişinin kokusu ile kılık kıyafet şekli, başlıkları altında olarak incelemeye çalışacağız.

Çekicilik

Güzellik kültürden kültüre, kişiden kişiye değişen bir kavramdır. Bu nedenle her kes için geçerli bir güzellik kavramı olamaz. Çekicilik kavramı da kişiden kişiye değişen bir kavram olmasına karşın, güzellik kavramı gibi sadece fiziksel güzelliği değil, ruh ve davranışlarla bütünleşen bir güzelliği anlatması açısından daha zengin bir içeriği sahiptir. Diğer yandan genel olarak güzellik, bayanlara ilişkin tanımlayıcı bir kavram olmasına karşın, çekicilik erkekler için de kullanılan bir kavramdır. Son zamanlarda erkekler için daha çok çekicilik kavramı yerine karizma kav ramının kullanıldığını da belirtelim. Kabul etmeliyiz ki, çekici ya da karizmatik bulduğumuz kişilerin çekimine hepimiz zaman zaman farkında bile olmadan kapıldığımız olmuştur. Çekicilik, insanları gerçekten etkileyen, belirli bir konuda ikna olmalarında çok önemli etkiye sahip sihirli bir özelliğe sahiptir. Çekicilik konusunda yapılan çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalardan birisinin sonuçlarına göre, güzel konuşma yarışmasına katılan adayların tümü aynı düzeyde başarılı olmasına karşın, seçimi yapan jüri en çekici olanı birinci olarak seçmiştir. Yine bir başka araştırmada ise, okula başlamamış çocuklara kendi yaşıtlarının resimleri gösterilmiş ve bunlardan hangileriyle arkadaşlık kurmak isteyecekleri sorulmuştur. Tıpkı yetişkinler gibi, üç-altı yaş arasındaki çocuklar da sadece çekicilik düzeylerine bakarak, resimlerdeki çocuklar hakkında çıkarımlarda bulunmuşlar ve kendilerine göre çekici buldukları yaşıtlarıyla arkadaşlık kurmak istediklerini belirtmişlerdir. İnsanların tercihleri kendilerince çekici buldukları kişilerden yana olmaktadır.

Bir diğer araştırma bulguları ise, mahkeme kararları ile ilgili olmuştur. A. B. D. ‘indeki jüri sistemi gözlenerek gerçekleştirilen araştırmada jüri tarafından çekici olarak görülen sanığın suçsuz olarak nitelendirildiği ortaya çıkmıştır. Genel yargıya göre “yüzünden masumiyet akan” bir kişi suçlu olamaz. Benzer bir araştırma üniversite öğrencileri arasında gerçekleştirilmiş ve onlara bir otomobil hırsızlığına iliş kin davanın ses kayıtları dinletilmiştir. Üç gruba ayrılan öğrencilerden bir gruba davalının çekici, davacının ise tam tersi olduğu, ikinci gruba davacının çekici, davalının tersi olduğu resimler gösterilmiş, üçüncü gruba ise hiç resim gösterilmemiştir. Sonuçlar şu şekilde olmuştur: İlk grubu oluşturan jüri, çekici olmayan davacı ya %17′lik bir oranda hak vermiş, ikinci grup jüri, çekici davacıyı %49 oranında haklı görmüş, üçüncü ve hiçbir resim görmeyen jüri ise oyunu tümden davacıdan tarafa kullanmıştır.

Kişilerin birbirlerini çekici bulmasında birçok etken rol oynar. Bu etkenler arasında bedensel güzellik kadar başka etkenlerde önemlidir. Kişiler arası çekicilik üzerine yapılan çok sayıdaki araştırma sonuçlarından yola çıkarak yapılan bir çalışmada çekiciliğin temelinde bulunan etkenler şu şekilde açıklanmaktadır.

Benzerlik: Bize benzer kişilerden hoşlanırız. Benzerliğin gerçekte olup olmaması o kadar önemli değildir. Burada önemli olan algılanan benzerliğin var olup olmamasıdır. Bir kişinin tutum ve davranışları bize benzediği oranda o kişiyi çekici bulma olasılığımız artmaktadır. Yapılan araştırmalar, bu saptamanın belirli bir kültür ve toplum veya belirli bir yaş grubu ve cinsiyet için değil, her toplum ve kültürde, her yaştaki erkek ve kadın için geçerli olduğunu kanıtlamıştır.

Bedensel Güzellik: Araştırmalar, bedensel güzelliğin, diğer olumlu özelliklerle birlikte bir çağrışım yarattığını ortaya koymaktadır. Örneğin reklamlarda güzel ve çekici görünümlü kişilerin zenginlik, rahatlık ve huzurla sürekli çağrışım içerisin de görürüz. Böyle olumlu özelliklerle çağrışım içinde bulunan bir kişiyi, psikolojik bakımdan da hoş ve çekici bulma eğilimimiz güçlenmektedir.

Aşinalık: Bizce bilinen aşina olduğumuz kişileri daha hoş ve çekici bulduğu muz gözlenmiştir. Araştırmalar, sık sık görme ve beraber olmanın hoşlanmaya yol açacağını ortaya koymaktadır. Burada önemli olan iki kişi arasındaki etkileşimin içeriği değildir; etkileşim konusu ne olursa olsun, etkileşimlerden ortaya çıkacak aşinalıktan dolayı beğenme ve hoşlanmadır.

Mekân İçinde Yakınlık: Belirli bir mekân içinde yakınlığın da, kimlerle ilişki kurulacağını büyük ölçüde etkilediği gözlenmiştir. Sınıfta yakın oturanların birbirleriyle konuşma olanağı, sizden uzakta oturan kimselere göre daha çoktur. Bu ya kınlık zaman içinde aşinalığa yol açarak bu kişiler daha hoş ve çekici bulunur.

Çekiciliğin altında yatan bu dört temel değişken, laboratuvar koşulları altında elde edilmiştir. Günlük yaşamdaki koşullarda farklı biçimlerde davranışlar gözlenebilir. Örneğin, kendini beğenmeyen, kendinden hoşlanmayan bir kişi, kendine benzer diğer bir kişiden de hoşlanmaz. Günlük yaşamda, mekân içinde yakınlığın ve aşinalığın her zaman iyi sonuçlar vermediğini biliyoruz. En kanlı savaşlar, komşu devletlerarasında olmuştur ve birbirine kızan, küsen ya da kavga eden çoğunlukla birbirine komşu olan kişiler veya köylerdir. Bu nedenle, yukarıda açıklanan değişkenlerin genel olarak bir fikir vereceğini kabul etmekle birlikte, gerçekte, kişilerin nasıl bir ilişkiler bağlamı içinde birbirleriyle etkileşim kurduklarını bilmemiz gerekir.

Vücut Şekli

A. B. D. ‘inde geçmiş dönemlerde yapılmış bir araştırma uzun boylu, iri yapılı er keklerin hemcinsleri tarafından güçlü, “bir şeyler kanıtlamaya çalışan” kişiler olarak yorumlandığını, kısa boylu, ufak tefek kişilerin ise sözlerini geçiremeyen kişiler olarak görüldüğünü ortaya koymuştur. Bu sonuçları değerlendiren Amerikan Polis Teşkilatı polis memurlarını işe alırken belirli bir ölçünün altında olmamalarını göz önünde bulundurmaya başlamıştır.

Yakın dönemlerde boy uzunluğu ve başarı ilişkisi üzerine yapılan araştırmalar kısa boylu olmanın olumsuz etkisini hayatın her alanında göstermektedir. Örneğin, Amerikan toplumunda 1. 70 m’den uzun boya sahip bir erkek olmak bir üstün lük olarak kabul edilmektedir. Birleşik Devletleri’nde bir işe başvuran, aynı niteliklere sahip iki aday arasından daha uzun boylu olanın işe uygun görülme oranının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Diğer yandan, Amerikan toplumunda uzun boylu iş kadınlarının kendilerini daha kısa boylu meslektaşlarına göre “hantal” ve “tehditkâr” olarak gördükleri saptanmıştır.

Koku

Duyular da iletişim üzerinde etkili olan etkenler arasındadır. Bazı kokular ya da parfümler insanların hoşuna giderken, bazıları ise itici olarak tanımlanır. Bazı tenlerin kokuları da çekici bulunabilir. Fakat ter kokusu her zaman rahatsız edici bir etki yaratmaktadır.

Kılık Kıyafet (Giysiler)

Bir kişinin giyim tarzı -bunun yanında bayansa makyajı, erkekse, tıraşı, gözlükleri, takıları belirli mesajların temel taşıyıcısıdır. Bu unsurlar genel görünüş ya da nesnel iletişim olarak tanımlanmaktadır. İnsan hakkındaki gerçeklerin ve önyargıların -daha yüksek oranda varsayımların temel alınarak değerlendirilmeleri sonucunda izlenimler oluşmaktadır. Kişilerin yargılarının çıkış noktasında yer alan önyargıların birçoğu görünüşe dayanmaktadır. Giyim tarzı, saç modeli, kullanılan parfüm ve aksesuarlar, hepsi bir arada yaratılmak istenen izlenimle yani imajla doğrudan bağlantılıdır.

Daha önce sizi hiç görmemiş ve tanımayan kişilerin bulunduğu bir odaya girdiğinizde, bu kişiler sizin hakkınızda sadece kıyafetinize bakarak aşağıda sıralanan 10 çıkarımda bulunabilirler:

1. Ekonomik durumunuz
2. Eğitim düzeyiniz
3. Güvenilirliğiniz
4. Sosyal konumunuz
5. Entelektüel düzeyiniz
6. Ekonomik geçmişiniz
7. Sosyal geçmişiniz
8. Kültürel temeliniz
9. Başarınız
10. Ahlaki değerler açısından karakteriniz

İlk izlenim yaratmada göze çarpan giyim tarzı ile olumlu imaj oluşturma arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. İlk izlenim açısından büyük rol oynayan fiziksel çekicilik, giyim tarzı ile desteklendiğinde, yarattığı etkiyi olumlu yönde artırmaktadır.

Giysiler adeta insan vücudunun yerine geçer ve gözleyene kişi hakkında bir şeyler söyler. Kişilerin üzerindeki giysilerinden yola çıkarak, o kişilerin nasıl bir izlenim yaratmak istediklerine, ne tür bir kişilik yapısına sahip olduklarına ve diğerleri tarafından nasıl görülmek istendiklerine ilişkin düşünceler geliştiririz. Giysiler ayrıca kişilerin yargılanması konusunda da etkilidir. Örneğin, eğer işe uygun bir şey giyilmemişse, insanlar kişinin iş için de uygun olmadığını düşünürler.

Avukatlık, giysilerin etkisinin farkına varan ve bunu mümkün olduğu ölçüde kendi lehinde kullanmaya çalışan meslek dallarından birisidir. Avukatlar doğru seçilmiş giysilerin hem kendileri hem de müvekkilleri açısından önem taşıdığının farkındadır ve bu nedenle de şık bir takım elbise, mahkeme salonundaki avukatın en büyük yardımcısıdır. Çünkü yargıçlar kıyafetine özen gösterenleri daha dikkatli dinleme eğilimindedir. Avukatın yanı sıra davalının kıyafeti de davanın kazanılmasındaki en büyük destektir. Mahkeme salonunda bıyıklı ya da sakallı bir görünüm olumsuz bir etkiye sahiptir. Klasik, yaşa ve ait olunan sosyal konuma uygun giyinmek davanın kazanılmasındaki önemli etkenler arasında yer almaktadır.

İş hayatının büyük bir bölümünde üniforma giyilmektedir. Psikologlara göre, kamu hizmetine yönelik işlerde çalışanlar-özellikle de bir grubun üyesi olanlar belirlenen standart kıyafetler içinde daha verimli çalışmaktadır. Tek tip giyinmek çalışanlar arasında bir çeşit bağ oluşturmakta, aralarındaki kişisel farklılıkları en az düzeye indirgemektedir. Üniforma giymek belirli bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Üniformanın daima temiz ve ütülü olması, doğru ve gerektiği gibi giyilmesi çok önemlidir.

Sözsüz İletişim ve Olumlu İzlenim Gücümüzü Artırmada Bazı Önemli Noktalar

- Gülümseme: Uygun zaman ve yerde içten bir gülümseme, kendimize ve başkaları üzerinde son derece olumlu etki yaratır. Kişinin özgüvenini yükseltir, başkalarına yönelik de yakınlık ve dostluk duyguları yansıtır. Bu nedenle kendimizi ölçüsünü kaçırmamak koşuluyla gülümsemekten kendimizi alıkoymamaya çalışmalıyız.
– Gözlerdeki Pırıltı: Gözlerimiz, bir mizah duygusu, enerji ve coşku yansıtmalı.
– Yüz İfadesi: Kimi insanların dinlenirken bitkin bir yüz ifadesi vardır. Kaşlar çatılır, ağız hafif aralanır, çene azıcık öne fırlar. Bu görünüş mutlaka kızgın ya da canı sıkkın olduğunuz anlamına gelmez. Sadece sanki öyleymiş gibi görünürsünüz. İnsanların çoğu yüz ifadeniz hakkında yorumda bulunuyor ve “geçmiş ol sun”, “N’oldu? Bir şeyin mi var?” gibi sözler söylüyorsa bunları dikkate almak gerekir. Yüzümüzün ifadesini değiştirmek için kaşlarımızı kaldırmak ve gözlerimizi açmak yararlı olabilir.
– Duruş: Dik durarak, özgüvenimizi yükseltebilir, kendimize inanan ve seven bir kişi duygusu veririz.
– Zindelik: Zinde ve iyi görünmek ve kendimize fiziksel olarak özen göstermek hem kendi hem de başkaları üzerinde son derece olumlu duyguların yansıtılmasına neden olur. Böyle bir zinde olma durumu, insanların gözünde bu kişinin daha zor başka bir takım işlerin de üstesinden gelebileceği düşüncesini yaratacak tır. Zinde görünmek her şeyden önce sağlıklı olmayı, olumlu düşünmeyi, giyimimize özen göstermeyi, başkalarıyla olumlu iletişim kurmayı gerektirir.
– Kilo: Kilonuz boyunuza ve yapınıza göre çok düşük veya çok fazlaysa, bu durumu olumlu yönde değiştirmek için çaba harcamak gerekir. Böyle bir durum da, beslenme alışkanlığını değiştirmek ve düzenli olarak spor yapmak çok yararlı olacaktır. Ayrıca, bu konuda, vücudumuzun olumlu yanlarını yansıtacak bir giyinme, duruş ve oturuş tarzının da önemli olduğunu belirtmek gerekir.
– Boy: Çok kısa ya da uzun boylu olabiliriz. Bu özellikler, bize sorun yarat mamalıdır. Örneğin, kısa boylu bir erkeğin, yüksek ökçeli ayakkabılar giymesi ya da çok uzun boylu birisinin de kamburunu çıkartarak yürümesi gibi. Burada önemli olan kendi fiziğimizden memnun olmak, giyim, duruş ve diğer değiştirilebilir ya da geliştirilebilir bir takım şeylerle bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak gerekir.
– Gözlükler: Gözlüklerin yüze iyi oturup oturmadığı, yakışıp, yakışmadığı temiz ya da kirli oluşu ve günün modasına uygun olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Eski moda gözlükler kişiyi yaşlı gösterir. Yüzün önemli bir bölümünü kaplayan gözlükler de başkaları üzerinde iyi bir izlenim yaratmaz. Ayrıca, boyuna takılan süslü gözlük zincirleri de kullanmaktan kaçınmak gerekir.
– Giysilerin Uygunluğu: Vücuda oturan ve zarif bir bolluk taşıyan giysiler, vücuda fazlasıyla oturan dar giysilere oranla çok daha olumlu bir izlenim yaratır. Pantolon, ceket ve etek boylarının ne uzun ne de kısa olmaması gerekir. Giysilerin bakımına önem göstermek de son derece önemlidir. Bütün giysilerin temiz ve ütülü olup olmadığına, leke ve ter izi olmamasına, eksik düğme, kıvrılma, sökük ilik ya da çekik iplik olmamasına özen göstermek gerekir.

Sıra Sizde

Güvenlik güçlerinin kamu hizmeti kalitesi açısından sözsüz iletişimin önemini, özellikle Devleti temsil etme noktasında fiziksel görünüm ve giysilerin etkisini tartışınız.

“Sözsüz İletişim” için 1 cevap

  1. turgut tabak diyor ki:

    Bilgiler ve paylaşım için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

*