Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
25.11.2014
Ders: Hukuka Giriş      Ünite 10      1 Nisan 2010 Ara     

Sözleşmeden Doğan Borçlar

Amaç 5

Sözleşmenin tanımını verebilmek ve sözleşmenin meydana gelebilmesi için hangi unsurları kapsaması gerektiğini kavrayabilmek (Sözleşmeden doğan borçlar)

Sözleşmelerin Tanımı ve Türleri

Bir önceki ünitede belirtmiş olduğumuz gibi sözleşmeler, borcun kaynaklarındandır. Gerçekten iki taraf, yapacakları bir sözleşme ile aralarında bir borç ilişkisine vücut verirler. Sözleşme (akit, mukavele) , iki tarafın bir hukuki sonucu elde etmek üzere iradelerini karşılıklı ve birbirlerine uygun surette açıklamaları demektir. Örneğin tarafların bir bedel karşılığında belli bir malın mülkiyetinin devredilmesi konusunda anlaşmalarıyla bir satım sözleşmesi meydana gelmiş olur. Aynı şekilde, iki tarafın ücret karşılığında bir eserin meydana getirilmesi konusunda anlaşmalarıyla bir eser sözleşmesi (istisna akdi) ; ücret karşılığında bir malın kullanılma hakkının belli bir süre devredilmesi konusunda anlaşmaya varmalarıyla ise, bir kira sözleşmesi doğmuş olur.

Sıra Sizde

Sözleşme ne demektir? Bir sözleşmede taraflar arasında ne tür bir ilişki doğar?

Sözleşmeler iki taraf arasında hukuki bir ilişki kurarlar; borç ilişkisi denilen bu hukuki ilişkiden de borç doğar. Ancak, bir sözleşmeden her zaman iki tarafa da borç doğmaz. Diğer bir deyişle, bazı sözleşmelerden her iki taraf için de borç doğduğu halde, bazı sözleşmelerden sadece taraflardan birisi için borç doğar. Bu itibarladır ki, sözleşmeler borç yüklenen tarafların sayısına göre, tek tarafa borç yükleyen sözleşmeler ve iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler şeklinde bir ayırıma tabi tutulurlar.

“Tek tarafa borç yükleyen sözleşmeler”de tarafların sadece birisi borç altına girmekte, diğer taraf ise borç yüklenmemektedir. Örneğin bağışlama bu tür sözleşmelerdendir; çünkü bağışlama sözleşmesinde yalnız bağışlayan taraf borç altına girer ki bu borç bağışlama konusu olan şeyin mülkiyetinin diğer tarafa devredilmesidir. Buna karşılık diğer taraf, yani bağışlanan bu sözleşmeyle herhangi bir borç altına girmemekte, sadece bağışlanan şeyin kendisine verilmesini isteme bakımından alacaklı durumunda bulunmaktadır. İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde ise, taraflardan her ikisi de borç altına girmektedirler. Örneğin satım, trampa, kira, istisna (eser) ve hizmet sözleşmeleri bu tür sözleşmelerdendir; bu sözleşmelerde taraflardan her biri, diğerine karşı bir edimde bulunmakla yükümlüdür. Örneğin, satım sözleşmesinde satıcı, satılan malın mülkiyetini alıcıya devretme; alıcı ise kararlaştırılan bedeli (semeni) satıcıya ödeme borcu altına girerler. Bu tür sözleşmelerde her iki tarafın edimi karşılıklı olarak mübadele (değiş-tokuş) edilmektedir ki, bu sebepten dolayı bu sözleşmelere, “tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler” veya “karşılıklı sözleşmeler” denir.

Oysa iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden bazılarında, örneğin ariyet, karz (ödünç) , vekalet ve vedia (saklatım) sözleşmelerinde edimlerin karşılıklı olarak değiş-tokuş (mübadele) edilmeleri söz konusu değildir; bu tür sözleşmelere de “eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler” adı verilir.

Sıra Sizde

Tam ve eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme ne demektir? Bunlara birer örnek veriniz ve farklarını ortaya koyunuz.

Sözleşmenin Meydana Gelmesi

Sözleşme, iki taraflı bir hukuki işlemdir; bu itibarladır ki, kendiliğinden değil, ancak iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamasında bulunmalarıyla meydana gelebilir. Nitekim Borçlar Kanunumuz da bunu birinci maddesinde, “iki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde akit (sözleşme) tamam olur” şeklinde belirtmiştir. O halde bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için, karşılıklı ve birbirine uygun surette yapılmış olan iki irade açıklamasına ihtiyaç vardır. Bu irade açıklamalarından birine icap, diğerine kabul denir.

Sıra Sizde

Bir sözleşme tipini ele alarak bu sözleşmenin nasıl meydana geldiğini belirleyiniz.

İcap

Tanımı

Bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için gerekli olan iki irade açıklamasından zaman bakımından önce yapılana icap, bu açıklamayı yapan tarafa da icapçı (mucip) denir. icap, sözleşmenin doğmasını sağlamak üzere teklifte bulunmak demektir. Bu teklif (öneri) yani icap, taraflardan herhangi birinden gelebilir; örneğin bir hizmet sözleşmesinde icabı işveren de işçi de yapabilirler. Bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için gerekli olan iki irade açıklamasından hangisinin icap hangisinin kabul olduğunun tespitinde açıklamada bulunmuş olan tarafın sıfatı değil, irade açıklamalarından hangisinin zaman itibariyle daha önce yapılmış olduğu konusu önemlidir. Bu sebepledir ki, ister işveren, ister işçi tarafından yapılmış olsun önce yapılmış olan irade açıklaması icaptır.

Sıra Sizde

İcapçı (Mucip) kime denir?

Mahiyeti ve Unsurları

İcap, tek taraflı ve karşı tarafa varması gerekli (vusulü muktazi) bir irade açıklamasıdır. Bununla icapçı karşı tarafa bir sözleşme yapmayı teklif etmektedir. İcabın mutlaka da belli bir kimseye yapılması şart değildir; kamuya (umuma) karşı da icapta bulunulabilir. Nitekim mağazaların vitrinlerinde üzerine fiyatlarını gösteren etiketler konularak mal sergilemek, kamuya yani herkese karşı yapılmış olan icaptır (BK. m. 7/III) ; bu aleni (herkese açık) icabı herhangi bir kimse kabul edebilir. Bununla beraber uygulamada icap çoğu kez belli bir kimseye karşı yapılmaktadır.

Sıra Sizde

Aleni (herkese açık) icap için bazı örnekler bulunuz.

İcabın istenilen hukuki sonucu doğurabilmesi için birtakım unsurları içermesi gerekir. Gerçekten, icap her şeyden önce “sözleşmenin esaslı unsurlarını” içermiş olmalıdır. Örneğin bir satım sözleşmesi yapmak üzere satıcı tarafından yapılan icabın satımın konusu olan malı ve semeni içermesi gerekir. Başka bir deyişle, icap o kadar tam ve mükemmel olmalıdır ki, karşı taraf (kabulcü) hiç bir tereddüde düşmeksizin kabul iradesini açıklayabilsin. Diğer taraftan, icabın icapçının bir sözleşme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette” yansıtması gerekir. Başka bir deyişle, icapçı yaptığı icapla bağlanmak istediğini belli etmeli, yani son sözünü söylemiş olmalıdır. . Eğer icapta böyle bir nitelik bulunmuyorsa, bu irade açıklaması icap değil, bir icaba davettir. Nitekim Borçlar Kanunumuz da icapta bulunan kimse bu konudaki haklarının saklı olduğunu açıkça bildirir veya icabıyla bağlı olmak niyetinde bulunmadığı gerek halin icabından gerekse işin özel niteliğinden çıkartılabilirse icabın lüzum ifade etmeyeceğini belirtiyor (m. 7/1) . Örneğin bir kırtasiyeciye giderek X liraya kadar bir dolmakalem satın olmak istediğimizi söylersek, bu beyanımız icap değil bir icaba davetti; çünkü böylece, irade beyanımızla bağlı kalacağımızı ve mutlaka bir dolmakalem satın alacağımızı ifade etmiş olmuyor, sadece satıcıyı icaba davet etmiş oluyoruz. Diğer bir deyimle, son sözümüzü söylemeyi saklı tutuyor, satıcı ile pazarlığa girişmek istiyoruz. O halde satıcı bize karşı icapta bulunacak, bunu kabul edersek, onunla aramızda bir satım sözleşmesi meydana gelmiş olacaktır. Uygulamada icaba davet çeşitli şekillerde ortaya çıkar; örneğin gazetelerde, radyolarda veya televizyonda fiyat gösterilmeksizin reklamlar, ilanlar yapılması; vitrinlerde fiyatı gösteren etiket konulmaksızın mal sergilenmesi; tarife,katalog veya cari fiyat listeleri gönderilmesi hep birer icaba davettir. Nitekim tarife ve cari fiyat listesi göndermenin bir icap sayılmayacağını bizzat Borçlar Kanunumuz da belirtmektedir (BK. m. 7/II) .

İcap, kural olarak icapçıyı bağlar; yani icapçı yapmış olduğu icaptan vazgeçemez. Ancak bu kesin bir kural da değildir. Gerçekten, biraz önce de belirtmiş olduğumuz gibi icapçı icabını yaparken icabı ile bağlı olmadığını açıkça bildirebilir veya icabına bunu belirtecek birtakım sözcükler ekleyebilir. Aynı şekilde, icapçının icabıyla bağlı olmadığı, işin özel mahiyetinden veya halin icabından da anlaşılabilir (BK. m. 7/I) . Acaba icapçı; yapmış olduğu icapla ne kadar süre bağlı kalacaktır; diğer bir deyişle, icabın bağlama süresi ne olacaktır?

Borçlar Kanunumuz bu soruyu icabın süreli veya süresiz olmasına göre farklı şekilde cevaplandırmaktadır: Süreli icapta, yani icapçının kabul için bir süre belirtmiş olması halinde, icapçı bu sürenin sonuna kadar icabıyla bağlıdır. Kabul haberi bu süre bitmeden önce kendisine ulaşmazsa, icapçı artık icabı ile bağlı kalmaz (BK. m. 3) . Süresiz icapta, yani icapçının kabul için bir süre belirtmemiş olması halinde ise, icapçının bu icabıyla ne zamana kadar bağlı kalacağı, icabın hazır olanlar veya hazır olmayanlar arasında yapılmış olmasına göre farklı sonuçlara bağlanmıştır.

Sıra Sizde

Süreli ve süresiz icap için örnekler veriniz

İcap hazır olanlar arasında, yani icapçı ile kabulcünün karşı karşıya bulundukları bir durumda yapılmışsa, derhal kabul edilmediği takdirde, icapçı onunla bağlı kalmaz (BK. m. 4/I) . İcabın hazır olanlar arasında yapılmış sayılması, sadece iki tarafın aynı yerde karşı karşıya oturup görüşmekte olmaları halinden ibaret değildir; telefonla veya tarafların temsilcileri vasıtasıyla yapılmış olan icaplar da hazır olanlar arasındaki icap sayılır (BK. m. 4/II) İcap hazır olmayanlar arasında, yani icapçı ile kabulcünün karşı karşıya bulunmadıkları bir durumda yapılmış,. örneğin kabulcüye mektup, telgraf, faks veya bir ulak (haberci) vasıtasıyla gönderilmiş ise, icapçı normal bir kabul haberinin kendisine ulaşacağı ana kadar icabıyla bağlı kalır (BK. m. 5/I) . Burada icapçının bağlı kalacağı süreyi tespit ederken şu üç zamanın göz önüne alınması gerekir:

- İcabın kabulcüye gitmesi için geçecek zaman,
- Kabulcünün düşünmesi için geçecek zaman,
- Kabul haberinin icapçıya ulaşması için geçecek zaman. Bu suretle hesaplanacak olan süre içinde icapçı icabıyla bağlıdır; bu süre geçtikten sonra ulaşan bir kabul haberi sözleşmenin meydana gelmesi sonucunu doğurmaz; çünkü bu, BK. m. 5/I anlamında zamanında ve muntazam suretle gönderilmiş bir kabul haberi sayılamaz. Bu gecikmiş kabul haberi, yeni bir icap sayılır. Ancak, gecikmiş olarak gelen kabul haberi vaktinde gönderilmiş bulunuyorsa, icapçı bununla bağlı kalmak istemediğini derhal kabulcüye bildirmek zorundadır (BK. m. 5/III) .

Sıra Sizde

İcaba davet ne demektir? icap ile icaba davet arasındaki farkı bulacağınız bir örnek üzerinde düşününüz.

İcaptan Dönme

İcapçı, BK. m. 9′da öngörülen koşullara uymak kaydıyla icabından dönebilir (rücu edebilir) , yani yapmış bulunduğu icabını geri alabilir. Gerçekten, BK. m. 9 uyarınca, icabın geri alındığı haberi kabulcüye icabın varmasından önce ulaşır veya icapla aynı anda ulaşır veya icaptan sonra ulaşmış olmakla beraber kabulcü icabın geri alındığını icaptan önce öğrenirse, icaptan dönülmüş (rücu edilmiş) , yani icap hiç yapılmamış olur.

Sıra Sizde

Filiz, Esra’ya yazdığı bir mektupla evini satmak için bir icapta bulunmuştur. Ancak daha sonra böyle bir icapta bulunduğu için pişman olmuştur. Acaba Filiz’in bu icaptan dönmesi yani icabı geri alması mümkün müdür?

Demek ki icapçı yapmış olduğu icabı kabulcünün bunu öğrendiği ana kadar geri alabilir. Ancak kabulcünün geri alma (rücu) haberini icaptan önce öğrenmiş olduğunu ispat etmek son derece güç olduğundan, pratik bakımdan icapçı ancak icap kabulcüye henüz varmadan önce onu geri alabilme (rücu etme) imkanına sahip olmaktadır. Örneğin icapçı icabını mektupla yaptıktan sonra mektup henüz kabulcüye ulaşmadan önce telefon, faks veya telgrafla icabını geri aldığını bildirmek suretiyle pratik bir sonuç alabilir.

İcapçının kabulden önce ölmesi veya fiil ehliyetini kaybetmesi icabın geçersiz olması sonucunu doğurmaz; ölüm halinde icapçının mirasçıları onun yerine geçerler. Ancak icapçının bizzat kişiliğinin önemli olduğu durumlarda (kişisel edim) , mirasçılar bu icapla bağlı kalmazlar

Kabul

Tanımı

Kabul, icapçının yapmış olduğu icaba (teklife) kabulcünün verdiği olumlu cevaptır. Diğer bir deyişle kabul, kendisine yapılmış olan icapla mutabık olduğuna dair kabulcünün yapmış olduğu tek taraflı ve karşı tarafa varması gerekli bir irade açıklamasıdır.

Mahiyeti ve Unsurları

Kabul, açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir. Eğer kabul iradesi açık olarak beyan edilmiş, yani kullanılan kelimelerden icabın kabul edildiği tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça anlaşılmakta ise, buna açık (sarih) kabul denir . Buna karşılık, kabulcünün icabı açıkça kabul ettiği anlaşılmamakla beraber, takındığı tavır ve davranışlarından onun bunu kabul ettiği sonucu çıkarılabiliyorsa, buna da örtülü (zımni) kabul denir. Örneğin kabulcü, icapçının kendisine gönderdiği malları tüketir veya onları kullanmaya başlarsa, icabı örtülü olarak kabul etmiş demektir. Aynı şekilde, kabulcünün icabı yerine getirmeye başlaması, örneğin kolacının kendisine gönderilen gömleği kolalayıp ütülemeye başlaması da örtülü kabul sayılır. Nihayet kabulcünün icabı cevapsız bırakması da bazı durumlarda örtülü kabul anlamına gelir. Kural olarak kabulcünün icaba mutlaka da bir cevap vermesi gerekmez; o halde icabın cevapsız bırakılmış olması, kural olarak onun reddedildiği anlamına gelir. Fakat Kanunumuz istisna olarak bazı durumlarda kabulcünün susmasını kabul saymaktadır. Gerçekten, BK. m. 6′ya göre, icapçının gerek işin özel mahiyeti, gerek halin icabı dolayısıyla açık bir kabul haberini beklemek zorunluluğunda olmadığı durumlarda, kabulcünün icabı uygun bir süre içinde reddetmemiş olması onu kabul ettiği anlamına gelir.

İcap gibi kabul de kural olarak bir şekle tabi değildir. Öyleyse sözle veya yazılı olarak yapılabileceği gibi, bir temsilci veya ulak ile de icapçıya ulaştırılabilir. Kabul, yapılmış olan icaba olumlu bir cevap oluşturduğuna göre sözleşmenin meydana gelmesi sonucunu doğurur. Ancak, bu sonucun doğabilmesi için kabulün icaba tamamen uygun olması gerekir. Eğer kabul bir takım eklemeler ve değişiklikler içeriyorsa, bu cevap icabın reddi anlamına gelir ve yeni bir icap sayılır. Örneğin kilosu 280 bin liradan 1 ton soğan satmayı teklif eden icapçıya siz soğanları 260 bin liradan alacağınızı bildirirseniz, bu açıklamanız kabul sayılmaz. Bu açıklamanızla icabı reddetmiş, fakat yeni bir icapta bulunmuş olursunuz.

Kabulden Dönme

Kabulcü de, aynen icapçı gibi, kural olarak kabul açıklaması ile bağlıdır. Fakat kabulcü, kabul haberi icapçıya varıncaya kadar kabulden dönebilir (rücu edebilir) , yani kabul açıklamasını geri alabilir. Hatta aynen icaptan dönmede (rücuda) olduğu gibi, kabulün geri alındığı haberinin icapçıya kabul ile aynı anda ulaşması veya kabulden sonra ulaşmış olmakla beraber icapçının kabulün geri alındığını kabulden önce öğrenmiş olması durumlarında de kabul hükümsüz, yani hiç yapılmamış sayılır (BK. m. 9/II) .

Kabulcünün kabul açıklamasında bulunduktan sonra ölmüş ve fiil ehliyetini kaybetmiş olması kabulün geçersiz olması sonucunu doğurmaz; kabulcünün mirasçıları bununla bağlıdırlar. Ancak kabulcünün bizzat kişiliğinin önemli olduğu durumlarda (kişisel edim) , mirasçılar bu kabulle bağlı kalmazlar.

Sıra Sizde

Bir icabı kabul eden kişi kabulden dönebilir mi? Nasıl ve ne zamana kadar?

Sözleşmenin Meydana Geldiği An

Bir sözleşme acaba hangi anda meydana gelmiş olur? Bu sorunun cevabı pratikte oldukça önemlidir. Bu anın tespitinde, sözleşmenin hazır olanlar veya hazır olmayanlar arasında yapılmış olup olmamasına göre bir ayırım yapmak gerekir. Hazır olanlar arasında yapılan bir sözleşme kabulün açıklandığı an meydana gelmiş olur.

Hazır olmayanlar arasında yapılan bir sözleşmenin hangi anda meydana gelmiş olacağı konusunun tespiti o kadar kolay değildir. Gerçekten bu konuda açıklama, gönderme, varma ve öğrenme anlarını esas alan başlıca dört teori vardır. Borçlar Kanunumuzun bu dört teoriden varma (vusul) teorisini benimsediği söylenebilir. Gerçekten m. 3/II, 5 ve 9 hükümlerinde hep kabul haberinin icapçıya varmasından söz edilmiştir. O halde, hazır olmayanlar arasında yapılmış olan bir sözleşme kabul haberinin icapçıya vardığı anda meydana gelmiş (in’ikad etmiş) olur. Fakat böyle bir sözleşme, hükümlerini daha önceki bir andan itibaren doğurmaya başlar. Gerçekten, BK. m. 10′a göre, hazır olmayanlar arasında yapılmış olan bir sözleşme kabul haberinin gönderildiği anda hüküm ifade eder. Eğer açık (sarih) bir kabule ihtiyaç bulunmuyorsa bu takdirde sözleşmenin hükümlerini doğurduğu an, icabın kabulcüye varmış olduğu andır.

Sıra Sizde

Bir sözleşme ne zaman meydana gelmiş olur? Sözleşmenin meydana geldiği an ile hükümlerini doğurduğu an aynı mıdır?

Görüldüğü gibi, hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşmelerin meydana geldikleri an ile hükümlerinin doğurdukları an başka başkadır. Nitekim sözleşme, meydana geldiği andan geri giderek daha önceki bir andan itibaren hüküm doğurmaya başlamaktadır. Bunun önemi bilhassa faizde görülür. Gerçekten faiz, sözleşmenin meydana geldiği andan değil, hüküm doğurmaya başladığı, yani kabul haberinin gönderildiği veya icabın kabulcüye varmış olduğu andan itibaren işlemeye başlayacaktır.

Sıra Sizde

İcap ve Kabul nedir? Çeşitli örnekler veriniz.

“Sözleşmeden Doğan Borçlar” için 2 cevap

  1. [...] This post was mentioned on Twitter by NotOku. NotOku said: Sözleşmeden Doğan Borçlar http://goo.gl/fb/JtD9l [...]

  2. merve diyor ki:

    işletmeci i ile satıcı s arasında 01.01.2012 tarihinde bir sözleşme yapılıyor ve sözleşmede s 20 adet işmakinasını i ye teslim edecek. i bu makinaları 15 gün kullanıp beğenirse satın alacak….. buradaki sözleşmenin hukuki niteliği nedir

Bir Cevap Yazın

*