Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
30.10.2014
Ders: Hukuka Giriş      Ünite 1      2 Mart 2010 Ara     

Sosyal Hayatı Düzenleyen Kurallar

Amaç 3

Sosyal hayatı düzenleyen kuralların kaynaklarını ve bunlar arasındaki temel farklılıkları sıralayabilmek

Sosyal hayattaki düzeni ve güvenliği sağlamaya yarayan çeşitli sosyal kuralların mevcut olduğunu evvelce belirtmiştik. Bu kuralları, kaynaklarını göz önünde bulundurarak;

- din kuralları,
- ahlak kuralları,
- görgü kuralları,
- hukuk kuralları

. . . olmak üzere dört grupta toplayabiliriz. . Şimdi bu grupları tek tek inceleyelim.

Sosyal kurallar ve onların yaptırımları

Din Kuralları

Acaba din kuralları, insanlar arasındaki sosyal ilişkileri tam anlamıyla düzenlemeye yetmekte midir? Diğer bir deyişle, sosyal hayatın düzenini din kurallarıyla sağlamak mümkün müdür?

Bu sorunun cevaplayabilmek için önce din kurallarının neler olduğunu incelememiz gerekir. Din kuralları, Allah tarafından konulmuş ve Peygamberler vasıtasıyla kutsal kitaplar içinde bizlere ulaştırılmış bulunan bir takım emir ve yasaklardan oluşmaktadır. Din kurallarının bir kısmı Allah ile O’nun kulları olan insanlar arasındaki ilişkileri (uhrevi ilişkileri) düzenlerler. Gerçekten, insanların kutsal bir varlığa, yani Allah ve O’nun Peygamberlerine inanmalarıyla ve ibadetlerle ilgili din kurallarında durum böyledir. Bir kısım din kuralları ise, dünyevi ilişkileri, yani insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemektedir. Gerçekten, hemen hemen bütün dinlerde, insanların hemcinsleriyle iyi geçinmeleri, onlara karşı kötü hisler beslememeleri, onların canına, malına ve namusuna (ırzına) göz dikmemeleri, yoksulluk içinde bulunanlara yardım etmeleri, yalan söylememeleri ile ilgili pek çok emir ve yasaklar vardır ki, bütün bunlar insanlar arasındaki sosyal ilişkileri, yani dünyevi ilişkileri düzenlemeye çalışmaktadırlar.

Sosyal hayatta arzulanan düzeninin din kurallarıyla sağlanıp sağlanamaması, doğrudan doğruya din kurallarının yaptırımıyla ilgilidir. Din kurallarının yaptırımı, yani din kurallarının koyduğu emir ve yasaklara aykırı davranışta bulunma halinde karşılaşılacak olan tepki, manevidir. Bu ise günahkar olma ve Ahirette Allah’ın öngördüğü cezaya çarpılma şeklinde ortaya çıkar. O halde din kurallarına uygun biçimde davranmayanlar hayatta iken değil, ancak öldükten sonra bir tepkiyle karşılaşacaklardır. İşte yaptırımının bu nitelikte olması sebebiyledir ki, din kurallarının tek başlarına sosyal ilişkileri etkin biçimde düzenlemeleri mümkün olamamaktadır. Mümkün olabilmesi, ancak toplumdaki kişilerin istisnasız tamamının bu emir ve yasaklara aynen uymasıyla gerçekleşebilir ki bunu sağlamak oldukça zordur. Bunu bir örnekle açıklayalım: Yoksullara yardım etmek, din kurallarının emirlerinden biridir. Nitekim İslam dininde bizler fitre ve zekat olarak Allah’ın bu emrini büyük çoğunlukla yerine getiririz. Fakat . . .

- Herhangi bir kimse, din kurallarının emrine uymaz ve kendisinden yardım isteyen bir yoksula yardım etmezse ne olacaktır?
- Yoksul kişi bu kimseyi kendisine yardımda bulunmaya zorlayabilecek midir? Hayır.

Bu kimse inanışa göre Allah’ın emrine uymadığı için öbür dünyada (Ahirette) O’nun tarafından cezalandırılacaktır. Ama hiç birimiz bu kimseyi bu dünyada din kurallarının emrine uymaya ve yoksul kişiye yardım etmeye zorlayamayız; çünkü din kurallarının yaptırımı maddi değildir, yani din kurallarına uymayanları devlet gücüyle onlara uydurmak imkanı yoktur. Hatta yoksul durumda olan kişi bizzat bu kimsenin anası veya babası bile olsa durum değişmez. Başka bir deyişle, yoksulluk içinde bulunan ana ve babasına yardım etmeyen bir kişiyi (evladı) devlet eliyle din kuralının emrine uydurmak ve dolayısıyla da onlara yardımda bulunmaya zorlamak mümkün değildir. Bu kişi “ben ana ve babama yardım etmeyeceğim” derse, ona “hayır, yardım edeceksin, seni toplum olarak din kuralının emrine uymaya zorluyoruz” diyemeyiz, çünkü böyle bir hak ve yetkimiz yoktur.

Ahlak Kuralları

Ahlak kuralları da sosyal hayatta kişilerin birbirleriyle olan sosyal ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Bu kurallardan bir kısmı, kişilerin bizzat kendi nefislerine karşı nasıl davranmaları gerektiğini belirtirler ki, bunlara sübjektif ahlak kuralları diyoruz. Örneğin yalan söylememeyi, kötü hisler beslememeyi, iyi insan olmayı emreden kurallar sübjektif ahlak kurallarıdır. Bir kısım ahlak kuralları ise, sosyal hayatta kişilerin birbirleriyle olan sosyal ilişkilerindeki davranış biçimlerini belirtirler ki bunlara da objektif ahlak kuralları deriz. Örneğin yoksul durumda olan bir kimsenin yardımına koşmayı, başkalarının şeref ve haysiyetine karşı saygılı olmayı, başkalarının canına, malına ve namusuna göz dikmemeyi, verilmiş bir söze sadık kalmayı emreden ahlak kuralları objektif, yani kişiler arasındaki sosyal ilişkilerle ilgili ahlak kurallarıdır.

Burada da din kurallarında sorduğumuz sorunun cevabı, doğrudan doğruya ahlak kurallarının yaptırımı ile ilgili bulunmaktadır. Ahlak kurallarının yaptırımı, yani ahlak kurallarının emir ve yasaklarına aykırı davranışlarda bulunanların karşılaşacağı tepki de, din kurallarında olduğu gibi manevidir. Yani kendisini ayıplama ve küçük görme şeklinde gösterir.

Gerçekten, herhangi bir ahlak kuralının emrine aykırı biçimde davrandığımız zaman toplum bizim hakkımızda bir değer yargısına varır; bizi ayıplar ya da küçük görür; ama bizi bu emre uygun davranışta bulunmaya asla zorlayamaz. Örneğin toplumun ahlaki görüşleriyle bağdaşmayacak biçimde bir hayat sürüyorsak veya başkalarının şeref ve haysiyetini zedeleyecek şekilde ileri geri kötü sözler sarf ediyor, dedikodu yapıyorsak, tanıdıklarımız bizi ayıplar ve olsa olsa bizimle ilişkilerini keserler; fakat bizi ahlak kurallarının emrettiği biçimde bir hayat sürmeye veya konuşmalarımızı ahlak kurallarının çizdiği sınırlar dışına çıkarmamaya, dedikodu yapmamaya hiç bir zaman devlet gücüyle zorlayamazlar.

Yaşamın İçinden Örnek:

Depremzede Öğrencilere Yardım Konseri
Boğaziçi Üniversitesinin tarihi salonunda depremzede üniversite öğrencilerine yardım için klasik müzik konseri düzenlendi. Düzenlenen konsere katılan sanatçılar ücret almadan sahneye çıkacaklar.

Böyle bir yardım konserine kişiler devlet gücü ile zorlanabilir mi? O halde, herhangi bir kimse ahlak kurallarının emir ve yasaklarına ancak toplumun kendisi hakkında kötü bir değer yargısına varmasından, ayıplamasından, küçük görmesinden, lanetlemesinden ve nihayet ilişkisini kesmesinden korktuğu ve çekindiği ölçüde uyar. Bütün bunlara kıymet vermeyen, karşılaşacağı böyle bir tepkiye hiç aldırış etmeyen bir kimse, pekala ahlak kurallarına aykırı biçimde hareket edebilir. Demek ki, ahlak kuralları da tıpkı din kuralları gibi maddi bir yaptırımdan yoksun oldukları için, sosyal ilişkilerin etkin biçimde düzenlenmesinde yetersiz kalmaktadırlar.

Görgü Kuralları

Görgü (muaşeret) kuralları da, din ve ahlak kuralları gibi sosyal ilişkileri düzenlemekte olan kurallardır. Bu kurallar, bir kimsenin belli bir olayda ne şekilde davranması gerektiğini gösterirler. Örneğin bir toplantıda konuşurken, bir ziyafette yemek yerken, bir törene katılırken nelere dikkat edeceğiz, karşımızdakilere nasıl davranacağız? Büyüklerimizle veya küçüklerimizle olan ilişkilerimizde davranışlarımız nasıl olacaktır? İşte, bütün bu olaylardaki davranış biçimlerini belirleyen kurallar, görgü kurallarıdır. Bu kurallar, toplum hayatında insanların belli bir olayda hep aynı biçimde davranmaları sonucunda ortaya çıkarlar ve bu davranış biçimi toplumda çoğunluk tarafından benimsendiği içindir ki, bizler de o belli olayda aynı davranışta bulunuruz. Örneğin sokakta karşılaştığımız bir dostumuzu selamlarız; kapalı bir yere girerken şapkamızı çıkartırız; bir düğüne veya doğum günü törenine davet edildiğimiz zaman, küçük de olsa bir hediye götürürüz; hastalanmış olan dostlarımızı ziyaret ederiz, tanıdıklarımızdan biri öldüğü zaman yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunuruz.

Yukarıda sorduğumuz soruyu burada da tekrarlamamız gerekiyor. Acaba görgü kuralları ile sosyal ilişkileri tam anlamıyla düzenlemek imkanı var mıdır? Bu sorunun da cevabı, görgü kurallarının yaptırımı ile ilgilidir. Görgü kurallarının yaptırımı da din ve ahlak kurallarınınki gibi manevidir. Gerçekten, görgü kurallarına uygun biçimde hareket etmeyen, örneğin bir toplantıda söz almadan ulu orta konuşan kimseye saygısız, bir düğüne hediyesiz elini kolunu sallayarak gidene görgüsüz, hastalanmış olan yakın arkadaşını ziyaret etmeyene vefasız deriz. Davet edildiği bir ziyafette elleriyle yemek yiyen bir kimseyle cahil diye alay ederiz. Ama düğüne hediyesiz gideni hediye götürmeye, hasta olan dostunu ziyarete gitmeyeni ziyarette bulunmaya, ziyafette elle yemek yiyeni çatal bıçakla yemek yemeye hiç bir surette devlet gücüyle zorlayamayız. Öyleyse toplumda karşılaşacağı bu tür manevi tepkilere aldırış etmeyen bir kimseyi, görgü kurallarına zorla uydurmak imkanımız yoktur. O halde, din ve ahlak kuralları gibi görgü kuralları da maddi yaptırımdan yoksun oldukları içindir ki, sosyal ilişkilerin tam anlamıyla etkin biçimde düzenlenmesinde yeterli olamamaktadırlar.

Hukuk Kuralları

Din, ahlak ve görgü kurallarının sosyal ilişkilerin tam anlamıyla etkin biçimde düzenlenmesinde yeterli olamamaları, doğrudan doğruya onların yaptırımından ileri gelmektedir. Gerçekten, bütün bu sosyal kuralların yaptırımları manevidir. Bu nedenle de kişileri bu kuralların emir ve yasaklarına uygun biçimde davranmaya zorlamak imkanı yoktur. O halde, sosyal ilişkileri tam anlamıyla düzenleyen, aynı zamanda kişileri kendi emir ve yasaklarına uygun biçimde hareket etmeye zorlamak imkanına da sahip bulunan, kısaca yaptırımı manevi değil, maddi olan başka sosyal kurallara ihtiyaç vardır. İşte, maddi yaptırımlı olan bu kurallar, hukuk kurallarıdır.

Öyleyse . . . Hukuk, sosyal hayatta kişiler ile kişiler veya kişiler ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen, maddi yaptırımlı, yani uyulması zorunlu kuralların bütününden ibarettir. Hukuk kuralları maddi yaptırımlı oldukları içindir ki, kişiler bu kuralların emir ve yasaklarına uyup uymamakta kendilerini diğer sosyal kurallardaki gibi serbest hissetmezler. Zira bilirler ki, hukuk kurallarına uymadıkları takdirde karşılaşacakları tepki, günahkar olma, ayıplama, küçük görme veya alaya alınma biçiminde olmayacaktır; kendileri hukuk kurallarının emir ve yasaklarına uymaya zorlanacaklardır. Bunu bir örnekle açıklayalım:

Bir kimsenin, yoksulluk içinde bulunan hemcinsine yardım etmesi, din ve hatta ahlak kurallarının emirlerindendir. Fakat bir kimse din ve ahlak kurallarının bu emrini yerine getirmez ve yoksula yardım elini uzatmazsa, onu bu emre uymaya ve yoksula yardımda bulunmaya zorlamak imkanımız yoktur. Hatta yoksulluğa düşmüş olan kimse, bu kişinin kendi anası, babası veya kardeşi olsa bile, durumda bir değişiklik olmaz. Diğer bir deyişle, bir kimse yoksulluk içinde bulunan anasına, babasına veya kardeşine yardımda bulunmaya din ve ahlak kurallarıyla asla zorlanamaz. Bizler toplum olarak böyle bir evlada veya kardeşe hayırsız, ahlaksız demekten başka bir şey yapamayız; ama böyle demekle de yoksul ana babanın veya kardeşin derdine çare bulmuş olmayız ki. . .

Ancak, eğer hukuk kuralları da yardımda bulunma konusunda bir emir koyuyorsa, o zaman iş değişir. Çünkü hukuk kuralının bu emrine kendiliğinden uymayan kimseyi, devlet gücüyle emrin gereğini yerine getirmeye zorlayabiliriz. Nitekim, Medeni Kanunumuzun 364 üncü maddesinde yer alan bir hukuk kuralı böyle bir emir koymaktadır. Gerçekten MK. m. 364 hükmüne göre, herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoy ve altsoyuna ve kardeşlerine yardım etmekle yükümlüdür. Buna medeni hukukta nafaka yükümlülüğü diyoruz.

Demek ki bir kimse, yoksulluk içinde bulunan üstsoy ve altsoyuna, yani anasına, babasına, büyük ana ve babalarına, çocuklarına, torunlarına, torun çocuklarına ve nihayet kardeşlerine nafaka vermek (yardım etmek) zorundadır. Bu kimse, hukuk kuralının bu emrine uymaz ve yardımda bulunmazsa, karşılaşacağı tepki, bu emri zorla yerine getirmek şeklinde olur. Diğer bir deyişle, yoksulluk içinde bulunan üstsoy ve altsoy veya kardeş (nafaka alacaklısı) , devlet’ten bu kimseyi (nafaka yükümlüsü) hukuk kuralının emrine uygun biçimde davranmaya, yani kendilerine yardımda bulunmaya zorlamasını talep ederler. Bunu sağlayacak olan da, devlet’in yargı organıdır. Yargı organı (mahkeme) nafaka yükümlüsü dediğimiz bu kişiye, yoksulluk içinde bulunan anasına, babasına veya kardeşine kararlaştırılmış olduğu şekilde yardımda bulunmasını emreder. Nafaka yükümlüsü mahkemenin bu emrine de uymayarak kararlaştırılmış olan yardımı yapmazsa, (nafakayı ödeyemezse) bu kez devlet ondan bunu cebrî icra yoluyla zorla alarak nafaka alacaklısına verir.

Bir kimsenin başka bir kimseyi öldürmemesi, onun malını çalmaması, şeref ve haysiyetine haksız saldırılarda bulunmaması, din ve ahlak kurallarının emirlerindendir. Bu emirlere uymayanlara, adam öldürenlere, hırsızlık yapanlara günahkar, ahlaksız deriz; onları lanetleriz, fakat toplum olarak başka bir tepki gösteremeyiz. Oysa, aynı davranışlar ve eylemler hukuk kuralları tarafından da yasaklanmış bulunuyorsa, bu takdirde yasağa uymayanların, adam öldürenlerin, hırsızlık yapanların karşılaşacakları tepki çok daha farklı olur. Nitekim, ceza hukuku kuralları başkalarını öldürmeyi, başkalarının malını çalmayı, başkalarına sövüp saymayı yasak etmişlerdir. Bu yasaklara aykırı davrananlar, onları hiçe sayanlar bir suç işlemiş olurlar ve bu eylemler için önceden kanunla belirlenmiş bulunan maddi yaptırımlarla karşılaşırlar, yani cezaya çarptırılırlar. Hatta bu ceza onların hayatlarını kaybetmeleri sonucuna kadar gidebiliyordu. Nitekim kaldırılmadan önce ölüm (idam) cezasında durum böyle idi. İşte, yukarıda belirttiğimiz iki örnek, hukuk kurallarının sosyal hayattaki ilişkilerin gereği gibi, tam anlamıyla etkin biçimde düzenlenmesinde oynadığı rolü açık ve seçik bir biçimde göstermektedir. Gerçekten hukuk, toplum hayatında barış ve huzurun, düzen ve güvenliğin sağlanması bakımından gerekli, hem de çok gerekli bir olgudur. Yaşamak için havaya ne derece muhtaç bulunuyorsak, toplum hayatındaki ilişkilerimizde hukuka da o derece ihtiyacımız vardır.

Yaşamın İçinden Örnek:

Bakkal, Komşusunu Altınları İçin Boğdu
Borcunu ödemek için gittiği evde S. Ö. ‘yü boğarak öldüren ve bileziklerini gasp eden Mahalle bakkalı S. B. , vatandaşlar tarafından linç ediliyordu. M. Ö. ‘den 25 milyon lira borç alan S. B. , borcunu ödeyeceğini söyleyerek ailenin evine geldi. S. Ö. ‘den bileziklerini istedi. Direnen S. Ö. ‘yü boğarak öldüren saldırgan, bilezikleri ve diğer ziynet eşyalarını aldı ve kaçtı. Daha sonra S. B. evinde alem yaparken yakalandı.

Sizce S. B. bu olayda hangi sosyal kurallara aykırı davranmıştır? Ne tür bir yaptırımla karşılaşacaktır? Hangi tür sosyal kurallara gerek duyulmaktadır? Bazı yazarlar hukuku sağlığa benzetirler ki, bu çok yerinde ve pek anlamlı bir benzetmedir. Gerçekten, sağlığın insan hayatı bakımından önemini yadsıyabilir (inkar edebilir) miyiz? Her birimiz sağlık içinde mümkün olduğunca uzun yaşamak istemez miyiz? Ama sağlığımız yerinde olduğu sürece hangimiz bu çok gerekli gerçeği hatırlarız? Çoğu kez sağlığımıza zarar vereceğini bile bile birtakım davranışlarda bulunmaz mıyız? Lakin günün birinde sağlığımız bozulup da yatağa düştüğümüz zaman bütün düşüncemiz o olur, bütün konuşmalar ve dilekler onun etrafında düğümlenir. Gerçekten “. . . ah, eski sağlığıma bir kavuşsam, başka hiç bir şey istemem, bundan sonra sağlığımın kıymetini bilip ona göre davranırım. . . ” demez miyiz?

İşte hukuk da böyledir. Kişiliğimize veya malımıza karşı haksız bir saldırı olmadığı, bir haksızlık karşısında kalmadığımız sürece hukukun varlığını ve gerekliliğini hisseder miyiz? Hukuku, ancak haksız saldırılarla karşılaştığımız, -tabir caizse başımız derde girdiği- zaman hatırlamaz mıyız? Malımız çalınmışsa hırsızın yakalanıp cezalandırılmasını ve malımızı geri vermesini; kişiliğimize veya malımıza bir zarar verilmişse, zarar verenin bunları ödemesini; bir haksızlığa uğramış, örneğin haksız yere işimizden atılmışsak, bunun düzeltilmesini hep hukuktan beklemez miyiz? Bütün bu açıklamalardan sonra hukukun sosyal hayat bakımından gerekli ve zorunlu olduğunu kabul etmemek mümkün müdür? Bir an için aksini, yani hukukun hiç de gerekli olmadığını varsayalım. Bu takdirde, yoksulluk içindeki bir baba oğlundan yardım alabilecek midir? Kira alacağını bir türlü alamamış olan ev sahibi veya verdiği krediyi tahsil edememekte olan banka, alacaklarını nasıl elde edebileceklerdir? Rakibi tarafından vitrininin camı kırılmış olan esnaf; kolacı tarafından gömleği yakılmış olan öğrenci, patronu tarafından haksız surette işinden atılmış olan işçi, bu yüzden uğramış bulundukları zararları nasıl ödetebileceklerdir? Acaba hukuk kuralları dışındaki diğer sosyal kurallar yardımıyla istedikleri sonuca ulaşabilecekler midir? Hayır. Onlara bu konuda yardımcı olabilecek bir tek sosyal kural vardır, o da hukuk kurallarıdır.

Ancak, hemen belirtelim ki, bu sözlerimizle asla hukuk kuralları dışındaki sosyal kuralların; yani din, ahlak ve görgü kurallarının faydasız ve gereksiz olduklarını ifade etmek istemiyoruz. Bu kuralların da tıpkı hukuk kuralları gibi sosyal hayattaki ilişkileri düzenlemeye çalıştıkları ve bu nedenle de faydalı ve gerekli, hem de çok faydalı ve çok gerekli oldukları, her türlü şüphenin dışındadır. Din, ahlak ve görgü kurallarını hukuk kurallarından ayıran özellik, yaptırımlarının manevi oluşudur. İşte sırf bu sebepledir ki, bu kurallar sosyal hayattaki ilişkileri düzenleme işlevini tam anlamıyla yapamamaktadırlar. Kaldı ki bu kurallar ile hukuk kuralları arasında oldukça sıkı bir bağ da vardır; şimdi bunu inceleyeceğiz.

“Sosyal Hayatı Düzenleyen Kurallar” için 32 cevap

  1. gizem diyor ki:

    bence bu sitede istediğin herşeyi bulabiliyorsun,çok güzel bir site,mükemmel,süper!

  2. gizem diyor ki:

    mükemmel

  3. betül diyor ki:

    çooooookk ggüzelll

  4. CANSU diyor ki:

    GÜZEL AMA ÇOK UZUN BİRAZ KISA OLSA İYİ OLUR

  5. habibe diyor ki:

    ödevim icin yetersiz

  6. onur diyor ki:

    gizeme katılıyorum…. çok teşekkür ederiz..

  7. elif diyor ki:

    bence iğrenç ötesi hemde hiç işime yaramadı beğendik diyenlere bak ya bu bilgiyi napcanız….

  8. hasan diyor ki:

    bence de igrenç ne ya bu?

  9. melik diyor ki:

    cansuya katılıyorum çok uzun

  10. bedirhan diyor ki:

    bu nasıl ödev anlayışı

  11. Anonim diyor ki:

    off beee ne kadar uzunmus

  12. merve gül diyor ki:

    ya böyle bir satır bir satır yokmu ya offf off

  13. merve gül diyor ki:

    ÇOK daha KISA olabilirdi BİZİM hoca BİR iki SATIRLIK istedi KÜÇÜK kağıtlara YAZMAM LAZIM

  14. esra diyor ki:

    cok saçma bence

  15. şeyma diyor ki:

    kaynak kitabının adını öğrenebilir miyim ödevim için gerekli de:)

  16. efe kahraman diyor ki:

    ben halk kültürü ögretmeniyim eksik var ama idare eder(!)iyi,,,

  17. ayla diyor ki:

    bence çok sacma olmuş hiç beğenmedim desem yeridir

  18. özlem diyor ki:

    çok kötü

  19. ada diyor ki:

    çok kötü olmuşşş iğrençççç

  20. mustafa ümran diyor ki:

    uzun diyenler özetlesin

  21. [...] sahip olacağız.İçindekiler- Giriş Hukukun Tanımı Hukukun Gerekliliği ve Sosyal Hayat Sosyal Hayatı Düzenleyen Kurallar Hukukun Diğer Sosyal Kurallar İle İlişkisi Özet Test Soruları Düşünelim, Tartışalım [...]

  22. aysu diyor ki:

    aşırı saçma ben ödev hazırlarken sizin ağzınızdan tam bi şekilde yazılmış öyle yazmam tam bi saçmalık olur yani

  23. bilal demir diyor ki:

    OH BE ÇOK İŞİME YARADI AMA kısa olsaydı iyi olrurudu ama genede teşektürlerk emeğe sağlık o_o:D

  24. selin diyor ki:

    ben aradığımı bulamadım :(

  25. rozerin diyor ki:

    madde madde olsa daha iyi olurdu aradığımı bulamadım

  26. rozerin diyor ki:

    offf çok uzun yaw

  27. [...] Kaynak: http://notoku.com/sosyal-hayati-duzenleyen-kurallar/#ixzz2Gc74ehSq NotOku.com’a teşekkürler. [...]

  28. Alican diyor ki:

    Cidden çok iyi bir site <3

  29. ECE ZÜLAL diyor ki:

    işime yaramadı ama yine de sağolun :D

  30. zeliha diyor ki:

    idare eder ama beğenmedim :(

  31. erdal diyor ki:

    din görgü, ahlak ve hukuk kurallarını en iyi ve adaletli bir şekilde belirler.. koca bir dini manevi bir güç olarak insan içine hapsetmek din anlayışınızdaki zayıflık ve dinle alakalı bilgisizliktendir. yoksa bu dini yetersiz görmek mümküm mü ?

  32. Azad diyor ki:

    siz iğrenç miğrenç diyosunuz ya işte bu yüzden bilmiyorsunuz anlayan anladı abicim

Bir Cevap Yazın

*