Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
21.08.2014
Ders: Davranış Bilimlerine Giriş      Ünite 2      1 Temmuz 2011 Ara     

Sosyal Alışveriş Kuramı ve Feminist Kuram

Fonksiyonalizm, çatışma ve sembolik etkileşim kuramları, günümüz sosyolojisinde üç temel kuram olmakla birlikte, gelişen toplum yaşantısında yeni yaklaşımlarda giderek çoğalmaktadır. Burada son yıllarda çok tartışılan iki kuramdan söz edeceğiz. Bunlar, sosyal alışveriş (exchange) ve feminist kuramdır.

Sosyal Alışveriş Kuramı

Değişim ve sosyal alışveriş kuramı genelde farklı bir yol izler. Değişim yaklaşımı ile ilgili temel, genelde ekonomistlerin, antropologların ve psikologların fikirlerine dayalıdır. Kuram, insan etkileşiminin ödül ve cezalara dayalı olarak gerçekleşen bir alışveriş ile oluştuğunu ileri sürer. Kuramda sözü edilen değişim kavramı toplumsal bir değişimden çok karşılıklı bir alışverişi ifade eden bir nitelik taşır. Bu nedenle kurama, sosyal alışveriş kuramı da denilmektedir.

19. yüzyılın ekonomistleri olan Adam Smith, David Ricardo. John Stuart Mill ve Jeremy Bentham gibi düşünürler, insanı kendini düşünen, her zaman kar etmeyi amaçlayan ve akılcı olan bir varlık olarak düşünmüşlerdir. Birçok antropolog da değişim veya alışverişin ilkel topluluklardaki önemini incelemişler ve buralardaki geçerliliğini araştırmışlardır.

Örneğin, Bronislaw Malinowski doğal bir alıp vermenin veya değişimin sosyal yaşamın bir parçası olduğunu öne sürmüştür. Psikolojideki davranışsal akımın temsilcilerinden Pavlov ve Skinner de, “İnsanlar mevcut alternatifler” içinde kendini en çok ödüllendireni ve en az cezalandırıcı olanı tercih ederler demektedir. Sosyal alışveriş kuramının bilinen iki önemli temsilcisi George C. Homans(196i) ve Peter M. Blau’dur (1964). Modern alışveriş kuramının yaratıcılarından olan Homans, genelde davranışsal psikolojiye yoğun bir biçimde bağlıdır ve çalışmalarında ondan etkilenmiştir. Bunun etkileri 196l’de yazdığı Social Behavior: Its Elementary Forms (Sosyal Davranışın Temel Biçimleri) adlı yapıtında yoğun olarak görülür. Homans, bu yapıtında ilkel ekonomi ve davranışsal psikolojiden geliştirilen alışveriş kuramını tanıtır. Bilindiği gibi davranışçılar sadece gözlemlenen davranışlarla ilgilidirler.

Sonuçta, Homans da insanların içsel bir süreci olan düşünme ve duygularını dışta tutarak, bireylerin görünen davranışlarına yönelir. Etkileşim içerisinde olan insanların davranışları Blau’nun öne sürdüğü alışveriş kuramında da önemli bir yer tutar. Blau’nun düşüncesi klasik kuramcıların görüşlerine daha yakındır. Bu açıdan da Homans’tan farklılık taşır. Homans’ın kuramı, bireysel davranışın açıklanmasına yönelik aşırı vurgulardan dolayı psikolojik bir indirgemeciliğe kayar. Blau ise buna karşıdır. Homans mikro yapılar üzerinde dururken, Blau makro yapılar üzerinde durur. Mikro yapılar etkileşimde bulunan bireylerden oluşan yapılar iken, makro yapılar birbiriyle karşılıklı ilişki içindeki sosyal gruplardan oluşur. Temel olarak Blau, Homans’ın kuramını benimser, fakat ikisi arasında önemli farklılıklar mevcuttur. Blau, bireylerarası etkileşimlerden çok, daha büyük sosyal üniteler olan örgütler, topluluklar ve toplumlar üzerinde durmuştur. Blau, Homans’ın görüşlerini kültürel ve sosyal düzeylerdeki alışverişle bütünleştirmek ister. En genel anlamda, Blau, Homans’dan farklı olarak sosyal olguculuk (factism) ve sosyal davranışçılığın kombinasyonunu içeren sosyal alışveriş kuramını geliştirir (NVallece ve Weet, 1991).

Blau’nun yaklaşımına göre sosyal etkileşim, ilk önce sosyal gruplarda gerçekleşir. İnsanlar gruplara kabul edilmek isterler, çünkü gruplarda ödül mekanizması vardır. İnsanlar gruplara kabul edilebilmek için grup üyelerine ödüller teklif etmek zorundadırlar. Grup üyeleri arasındaki ilişkiler, grup üyeleri grubu etkiledikleri ve üyeler bekledikleri ödülleri aldıkları zaman güçlenir.

Sosyal alışveriş kuramının ilk sayıltısı, insan davranışlarının akılcı oluşudur. Buna göre insanlar çeşitli alternatifler arasında kendisi için en uygun ve ödüllendirici olanı seçer ve zarardan kaçınır ya da en az zararla altından kalkabileceği alternatifleri seçer. İnsanların bu kararları yanlış olabilir, bu durumda çeşidi durumları analiz ederek zararını en aza indirger ve kendi ilgisini ödüllendirir. Hatta insanlar kendi ilgi alanlarındaki bir şeyi ekle etmek için, yine kendisi için önemli olan, değer taşıyan bir şeyden vazgeçebilirler. Örneğin, bir kadın başka bir yerdeki önemli bir kariyer gelişimi için kocasından vazgeçerek, ondan boşanabilir veya bir çocuk, ablasının hiç de sevmediği çocuğuna bakarak babasının arabasını kullanabileceğini düşünebilir, yani bir ödül için bazen fedakârlıklar yapılabilir.

İkinci önemli sayıltı, ekonomistlerden ödünç alınan azalan marjinal yarar yasasıdır. Yani insanların sosyal ilişkilerinde azalan marjinal yarar yasası geçerlidir. Diğer bir deyimle, insanlar ödüllere doymuş olabilir. Eğer bir kişi kendisi için önem taşıyan bir şey elde ettiyse, onun üzerindeki değerler en azından kısa dönemde onun için önem taşımamaya başlar. Yani diğer şeyler giderek anlamını yitirebilir veya önemleri azalır. Bunun en güzel örneği yiyecektir. Eğer bir kişi birkaç günden beri yemek yememişse, yiyecek onun için büyük önem taşır. Buna karşın karnı tok bir birey yiyecek konusunda daha seçicidir. Örneğin, karnı tok bir kişi için dönercide yiyeceği bir tabak dönerin anlamı, karnı aç biri için taşıdığı anlamı ve önemi taşımaz.

Üçüncü sayıltıya göre, sosyal alışveriş durumunda insanlar verdikleri ile aldıkları arasında bir denge beklentisi içindedirler. Diğer bir deyimle insanlar arasındaki ilişkiler verme ve geri almanın dengelenmesine dayanır. İnsanlar diğer insanlarla olan ilişkilerinde verdiklerinin karşılığında adil bir geri beklenti içinde bulunurlar. Yani hep verip, yeterince alamıyorlarsa tatminsizlik duyarlar. Ancak, bu beklenti adil ölçüde karşılanırsa, bu ilişkiden mutluluk duyar ve tatmin olurlar. Eğer dengesizlik devam ederse, yani ilişkiden daha az şey elde ediyorlar ise bu ilişkiyi keserler. Örneğin, çalışan bir kadın ev yaşamında kocasının yeterince katkısının olmadığını düşünüyorsa, yani kendisi hep veriyor; ama kocası onun kadar çaba göstermiyorsa bu ilişki boşanma ile sonuçlanabilir.

Feminist Kuram

Feminist kuram bir toplum içindeki kadın ve erkekler arasındaki cinsiyet ilişkilerinin yapısını incelemektedir. Margaret Anderson, feminist kuramın şemsiyesi altında bunu üç çerçeve içinde ele almaktadır. Bunlar; liberal feminizm, radikal (köktenci) feminizm ve sosyalist feminizmdir. Bu üç teorik çerçevede cinsiyet kavramı, toplumsal sınıf ve azınlık grupları arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışmaktadır. Feminist kuram, bir toplum içindeki kadın ve erkekler arasındaki cinsiyet ilişkilerinin yapısını inceleyerek, kadın hakları ve kadının eşit statüsü üzerinde durur.

Bu düşüncenin savunucuları kadın hakları ve kadının eşit statüsü üzerinde durmaktadır. Kadının değişen toplum yapısı içinde, var olan haklarının açığa çıkarma, bu haklardan onları bilgili kılma ve genelde bu konuda toplumun ilgisini çekme görevini üstlenmektedir. Matta kadının değişen yapı içindeki kanuni statüsü ile bu hakların yeniden yapılandırılması üzerinde de durmaktadırlar. Eğer kadınlar da erkekler gibi aynı muameleye tabi tutulacaksa, hukuki yapıda, toplumsal politikalarda ve sosyal yapıda büyük değişmeler yapılması gerekmektedir. Örneğin eşit işe eşit ücret, çocuk aldırabilme hakkı ve medeni haklar liberal feministlerin ilgilendikleri ve savundukları konular arasındadır. Liberaller arasında Acker (1989), Bern (1993) Epstein (1988) sayılabilir.

Sıra Sizde

Feminist kuramın çalışma alanlarını ülkemizin koşullarını da dikkate alarak tartışınız.

Feminist kuram, kadının odak olarak alındığı bir perspektiften bakarak toplumsal yaşamı ve buradaki farklı sistem ve fikirleri irdelemektedir. Feminist kuram kadını temel obje veya ilgi odağı olarak görür ve onu üç açıdan inceler. Birincisi araştırmaların başlangıç noktası kadındır. Kadının durumu veya toplum içindeki statüsü gibi. İkincisi kadını merkezi bir obje olarak görür. Bütün araştırma sürecinin ilgi odağı kadındır ve toplumda her şeyi kadının bakış açısından değerlendirir ve araştırır. Üçüncüsü ise feminist kuram kadının bakış açısından, hem kritik hem de eylemcidir ve kadına mevcut yapıda daha iyi bir yer bulmaya veya dünya yaratmaya çalışır. Bu açıdan da tanışmaları insana yöneliktir.

Biraz önce de belirtildiği gibi, liberal feministler için önemli olan konular kadının toplum içinde aşağılanması, ikincil statüsü, erkeğe oranla kanunlardaki eşit olmayan durumu ve kadın ve erkeğin toplum tarafından nasıl etkilenerek kendi hakkındaki benlik duygusunu geliştirdiği veya öğrendiğidir. Radikal feministler ise kadının toplum içinde baskı altında olduğunu, ezildiğini, toplumların erkekler tarafından yönetildiğini, hâkimiyetin onlarda olduğunu ve bu nedenle de kadınların baskı altında tutulduğunu savunur.

Erkek üstünlüğünün olduğu (patriarchal) toplumlarda her şey erkekler tarafından kontrol edilir ve erkek toplumda güce, prestije ve ekonomik avantajlara sahiptirler. Erkeğin kontrolünde olan kurumlar (aile, din ekonomi, eğitim ve hükümet) kadınları erkeklere oranla daha aşağı görür, hatta erkeğin kadına olan üstünlüğünü ebedileştirmek için çabalar. Diğer bir deyimle erkeğin üstünlüğünü devamlı kılmak için gayret gösterir. Radikal feministler erkeğin bu gücü nasıl kazandığını ve nasıl bütün kurumları kontrol altında tuttuğunu araştırmaktadırlar. Dolayısıyla erkeğin üstünlüğü ve bunun nedenleri radikal feministlerce temel ilgi odağı olarak görülmektedir. Şimdi de hem sosyalist feministlerden söz edelim, hem de bunların kurama olan katkılarına bakalım:

Sosyalist feministler radikal feministlerden çok daha fazla radikaldirler. Matta kapitalizmi kadının ezilmişliğinin temel kaynağı olarak görürler. Onların bakış açıları Marksizm’in kapitalizme bakış açısından da öte gider. Bu kuramcılar içinde en çok kullanılan kavram kapitalist patriyarki kavramıdır. Bu görüşün iki önemli temsilcisi Einstein ve Martman’dır. “Sosyalist feministler kadının ezilmişliğinin temel nedeninin kapitalist toplumda kadının erkeğin malı olmasına bağlı olarak açıklarlar.

Kadın toplumda ezilmişliği kapitalist bir yapı olmadan da mevcut olduğuna göre, kapitalizmin gelişmesi özellikle iş yerlerinde ve endüstride kadının daha fazla baskı altında tutulmasına veya sömürülmesine neden olmaktadır.” Diğer bir nokta da patriyarki kavramıdır. Patriyarki, sosyalist ve endüstri öncesi toplumlardaki erkeğin üstünlüğünü simgeler. Buna göre kapitalist toplumlarda sınıf yapısı içindeki güç ilişkileri, erkeğin üstünlüğü ile birleşerek, kadının toplum içinde ezilmesine neden olmaktadır (Shepard,1996).

Sıra Sizde

Liberal ve radikal feministler arasındaki en temel farklılık nedir?

“Sosyal Alışveriş Kuramı ve Feminist Kuram” için 1 cevap

  1. [...] Sosyolojinin Ortaya Çıkışı ve Bunu Hazırlayan Etkenler Sosyolojide Kuramsal Yaklaşımlar Sosyal Alışveriş Kuramı ve Feminist Kuram Türkiye’de Sosyoloji Özet Test Soruları Düşünelim Tartışalım Başvuru [...]

Bir Cevap Yazın

*