Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
24.04.2014
Ders: Gelişim ve Öğrenme      Ünite 7      18 Şubat 2010 Ara     

Skinner’ın Edimsel Koşullama Kuramı

Skinner’a göre öğrenme, davranışlarda meydana gelen değişikliklerdir. Edimsel koşullama kuramı, davranışçı yaklaşım içinde yer alan ve uygulama ortamlarında en sık kullanılan kuramlardan biridir. Edimsel koşullama kuramının temel ilkeleri şöyle sıralanabilir:

1. Öğrenme, çevresel değişikliklere bağlı olarak gerçekleşir. Davranışı, davranış öncesinde yer alan ve davranışı izleyen çevresel olaylar biçimlendirir. Edimsel koşullamada ABC ilkesi yer almaktadır. A davranış öncesi uyaranları, B davranışın kendisini ve C ise, davranış sonrası uyaranları ifade etmektedir.

2. Edimsel koşullama içsel durumlarla değil gözlenebilir, belli bir yolla ölçülebilir ve tekrarlanabilir davranışlarla ilgilidir. Ancak bu, duygular ve düşünceler gibi içsel özellikleri yok saymak anlamına gelmemektedir. Edimsel koşullama, içsel süreçlerin varlığını kabul etmekle birlikte, bu konuları inceleme alanının dışında bırakır.

3. Refleks tepkileri dışındaki tüm insan davranışları öğrenilmiş davranışlardır. Olumlu davranışlar gibi olumsuz davranışlar da öğrenme sonucunda kazanılmıştır ve aynı öğrenme ilkelerinin kontrolündedir. Öyleyse, öğrenme ilkelerine göre yapılacak düzenlemelerle, toplumsal ortamlarda ve eğitim ortamlarında, olumlu davranışları arttırıp olumsuz davranışları azaltmak olasıdır.

4. Davranış ve çevre ilişkilerini bilimsel olarak açıklayabilmek için, davranış ve çevre özelliklerinin fiziksel (gözlenebilir ve ölçülebilir) terimlerle tanımlanması gerekir.

5. Davranış ve çevre ilişkilerini bilimsel olarak açıklayabilmek için, davranış öncesi ve davranış sonrası uyaranlar ile davranışın oluşum sıklığını gözlemek ve kaydetmek gerekir.

6. Davranış ve çevre ilişkilerine ilişkin yasalar, tüm insan ve hayvan türleri için geçerlidir.

Tartışalım

Edimsel koşullama kuramının öne sürdüğü ilkeleri tartışınız.

Edimsel koşullama ilkelerine ilişkin açıklamalardan sonra, şimdi de “Pekiştirme nedir? Kaç tür pekiştirme söz konusudur?, “Sönme nedir?”, “Ceza Nedir?”, “Ayrımlı pekiştirme nedir?” konularına değinelim.

Edimsel Koşullama Kuramının Temel Öğeleri

- Pekiştirme
- Olumlu Pekiştirme
- Birincil Pekiştireçler
- İkincil Pekiştireçler
- Olumsuz Pekiştirme
- Sönme
- Ceza
- Ayrımlı Pekiştirme

Pekiştirme

Edimsel koşullama kuramının en temel öğelerinden biri pekiştirmedir. İzlediği davranışın oluşum sıklığını arttıran davranış sonrası çevresel olay ya da duruma pekiştirme denir. Pekiştirme, olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır. Olumlu pekiştirme, davranışı izleyen durumda, davranışın ilerde yapılma olasılığını arttırıcı uyaranın varlığıdır. Bu uyarana pekiştirici uyaran ya da kısaca pekiştireç denir. Örneğin, gülümseme, onaylama, “Aferin”, para, oyuncak. Olumsuz pekiştirme ise, davranışı izleyen durumda ortamdan bir itici uyaranın kalkmasıdır. İtici uyaranın ortamdan kalkması, izlediği davranışın ilerde yapılma olasılığını arttırır. Örneğin, pencereyi kapatınca soğuğun kesilmesi, özür dileyince azarlanmaktan kurtulma. Olumsuz pekiştirme, itici uyaranın ortaya çıkmasının engellenmesi (kaçınma) ya da sürmekte olan itici uyaranın sona ermesi (kaçma) biçiminde olabilir. TV programını gazeteden okuyup beğenmeyerek TV’yi açmama, itici uyaranın engellenmesine (kaçınma); sevmediğimiz bir şey başlayınca TV’yi kapama itici uyaranın sona erdirilmesine (kaçma) örnektir. Olumsuz pekiştirme, itici uyaranın ortadan kalkması ile gerçekleştiği için eğitim ortamlarında pek fazla kullanılmamaktadır. Olumsuz pekiştireçler okuldan ya da öğretmenden nefret etme, olumsuz benlik kavramı geliştirme gibi yan etkilere de yol açabilmektedir.

Olumlu Pekiştirme

Olumlu pekiştirme, bir davranışı izleyen durumda ortama bir uyaranın eklenmesiyle o davranışın ileride yapılma olasılığının arttırılmasıdır. Eğer hedef davranış azaltılmak istenen bir davranışsa, bu durumda da hedef davranışın yapılmaması, ortama uyaran eklenmesiyle sonuçlanır. Olumlu pekiştirmede yer alan uyarana pekiştirici uyaran ya da pekiştireç (UP) adı verilir. Örneğin gülümseme, bireyin başını okşama ya da bireye hoşlandığı bir nesne verme. Pekiştirme amacıyla sunulan pekiştirecin, pekiştirici özellik göstermesi için davranışın ileride yapılma olasılığını arttırması gerekmektedir. Pekiştireçler bireysellik özelliği gösterirler. Örneğin, bir birey için pekiştirici özelliği olan kitap okuma etkinliği, bir başka birey için pekiştirici olma özelliği göstermeyebilir. Dolayısıyla, pekiştireç sunarken, bireyin özellikleri ve tercih ettiği pekiştireçleri belirlemekte yarar vardır. İki tür pekiştireç vardır: a. birincil pekiştireçler, b. ikincil pekiştireçler.

Soru

Pekiştireçlerin bireysel olma özelliği göstermesi ne anlama gelmektedir? Bir örnek vererek açıklayınız.

Birincil Pekiştireçler

Birincil pekiştireçler; içsel ya da biyolojik gereksinimlerimizi karşılayan pekiştireçlerdir. Yiyecek, içecek, uyku, cinsellik birincil pekiştireçlere örnek olarak verilebilir. Birincil pekiştireçler sıklıkla okul öncesi dönemde kullanılmakta olup, eğitim düzeyi ve yaş arttıkça kullanılabilirliği ve etkililiği azalmaktadır.

Şimdi birincil pekiştireçlerin özelliklerinden kısaca söz edelim.
a. Birincil pekiştireçler çok fazla sunulduğunda ya da hiç sunulmadığında, bireyin o pekiştirece ilişkin aşırı doygunluk ya da yoksunluk yaşamasına neden olabilir. Örneğin, bir bireye sergilediği her istendik davranıştan sonra çikolata verilmesi o bireyde aşırı doygunluğa yol açar ve etkisizleşebilir. Takip eden birkaç gün ya da oturumda bireye çikolata sunulmaması, daha sonra çikolatanın o birey için tekrar pekiştireç olma özelliği göstermesine neden olabilir.

b. Birincil pekiştireçler zaman içinde pekiştireç olma özelliğini kaybetmezler. Örneğin, su susuz kalmış bir insan için her zaman bir pekiştireç olma özelliği taşır.

c. Birincil pekiştireçlerin sistematik olarak kullanımı amaçlanmışsa, bir başka deyişle, bir öğretim ya da davranış değişikliğinde sistematik olarak kullanılıyorsa, uygulamacı birincil pekiştirece bireyin uygulama zamanları dışında kolayca ulaşmasını engellemelidir. Örneğin, yine çikolata sunulmasını örnek olarak verecek olursak, bireyin çikolataya sadece öğretim ya da davranış değişikliği programının uygulandığı sırada ulaşması sağlanmalıdır. Böylece, o birincil pekiştirecin, yani çikolatanın birey için pekiştireç olma özelliği göstermesi sağlanabilir.

d. Birincil pekiştireçler mutlaka az miktarda sunulmalıdır. Az miktarda sunmak iki açıdan önemlidir: bireyin o pekiştirece karşı aşırı doygunluk göstermesi önlenmiş olur; bireyin uygulama sırasında pekiştireci hızlıca tüketmesi sağlanır. Birincil pekiştirecin yararlarına ve sınırlılıklarına değinmek gerekirse, kısaca şöyle özetlenebilir. Birincil pekiştireçler öğretilmesi gereken pekiştireçler değildir. Dolayısıyla, kolaylıkla uygulanabilir. Ancak, her zaman ikincil pekiştireçlerle birlikte kullanılması; dolayısıyla, zamanla yerlerini ikincil pekiştireçlere bırakması önerilmektedir.

Birincil pekiştireçlerin sınırlılıkları ise, şöyle sıralanabilir. Birincil pekiştireçlerin sunulması ile öğretilen davranışların genellenebilmesinin sağlanması kolay değildir. Bu sınırlılığı açıklamak gerekirse, öğrenilen davranışların başka ortam, araç gereç ya da kişilere genellenebilmesi için kişinin doğal ortamlarda pekiştireç alma olasılığının olması gerekir. Oysa bir birincil pekiştireç olan ufak kurabiye parçaları bir çocuk için belli bir davranışı sergilemesinde pekiştireç olma özelliği gösterebilir; ancak, bu çocuk doğal ortamlarda o davranışı sergiledikten sonra her zaman kurabiyeye ulaşması söz konusu değildir. Diğer bir sınırlılık ise, bireyin birincil pekiştireç almasının toplumsal yaşama ters düşebilmesidir. Örneğin, bir hastanede çocuk bölümünde yatan bir çocuğa hemşireler tarafından istendik ya da uygun davranışları için sürekli çikolata verilmesi, diğer çocuklar tarafından olağan karşılanmayabilir ya da uygun olmayabilir. Üçüncü olarak ise, birincil pekiştireçlere karşı aşırı doygunluk oluşması ve birincil pekiştireçlerin bir davranış üzerindeki etkililiğinin kısa sürede azalabilme ya da tamamen ortadan kalkma olasılığıdır.

Tüm bu açıklamalardan sonra birincil pekiştireçlerin ne zaman kullanılmasının uygun olabileceği sorusu aklımıza gelebilir. Çalışma, çocuk ya da yetişkinin özellikle çalışmada kullanılacak olan birincil pekiştirece gereksinimi olduğu an yürütülmelidir. Örneğin, herhangi bir yiyecek pekiştireç olarak kullanılacaksa, çalışma çocuğun aç olabileceği zaman olarak düşünülen yemeklerden önce planlanmalıdır. Birincil pekiştireç sunarken uygulamacı mutlaka sunacağı pekiştireç miktarını kontrol altına almalıdır. Pekiştireç miktarını kontrol altına almak iki açıdan önemlidir:
a. pekiştireç hemen tüketilebilecek miktarda olmalıdır,
b. pekiştireç bireyde hızlı biçimde doyuma yol açmamalıdır.

İkincil Pekiştireçler

İkincil pekiştireçler ise, biyolojik gereksinimlerimizi karşılamaya yönelik olmayan ya da yaşamsal önemi olmayan ancak, çocuk ya da bireyin hoş bulduğu öğrenme sonucunda pekiştirici özellik kazanmış pekiştireçlerdir. İkincil pekiştireçlerin pekiştirici özellikleri genellikle klasik koşullama ile kazanılmaktadır. İlk başlarda bir çocuk için “aferin” bir nötr uyaran olabilir; dolayısıyla, bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak, bu ikincil pekiştireç şeker, çikolata gibi bir birincil pekiştireçle birlikte sunulduğunda çocuk ikincil pekiştirecin pekiştirici özelliğini kavrar. Bir başka deyişle, birincil pekiştirece duyduğu hoşnutluğa benzer hoşnutluğu ikincil pekiştirece yönelik de hisseder. Böylece, giderek ikincil pekiştireç daha sık tek başına sunulursa, zamanla birincil pekiştireç olmaksızın da etkili pekiştireç olma özelliği gösterir.

İkincil pekiştireç türlerine değinilecek olursa, dört tür ikincil pekiştireç olduğu ifade edilebilir: nesnel pekiştireçler, etkinlik pekiştireçleri, sosyal pekiştireçler ve sembol pekiştireçler. Nesnel pekiştireçler; oyuncak, eşya, araç gibi bireyin kullanabileceği somut nesnelerdir. Etkinlik pekiştireci; bireyin sözel ya da bedensel bir uğraşı yerine getirmesidir.

Örnek

Etkinlik pekiştireçleri, uçurtma yapmak, şarkı söylemek, şiir okumak vb. Sosyal pekiştireçler, gülümseme, övgüde bulunma, sarılma, baş okşama gibi sosyal bir anlam içeren pekiştireçlerdir. Sembol pekiştireçler ise, kendi başlarına bir anlamı olmayan ancak başka bir pekiştireçle değiş tokuş edilen yıldız, kupon, jeton gibi dönüştürülebilir nesnelerdir.
Şimdi de ikincil pekiştireçlerin özelliklerine kısaca değinelim.

İkincil pekiştireçler
a. ayırdedilebilir biçimde olumlu olmalıdır,
b. pekiştireç olma özelliklerini korumak üzere çeşitlendirilmelidir. Örneğin, bir sosyal pekiştireç olarak “aferin” kullanılıyorsa, zaman zaman “baş okşaması”, “çok iyi oldu” vb. ifadeler de kullanılmalıdır. Böylece, bireyin çeşitli pekiştireçleri alması, bu pekiştireçleri tanıması ve pekiştireçlerin doğal ortamlarda sunulduğu gibi sunulması sağlanmış olur.

İkincil pekiştireçlerin özelliklerinden sonra, biraz da ikincil pekiştireç sunmanın yararlarına ve sınırlılıklarına değinelim. İkincil pekiştireç sunmanın yararları:
a. Pek çok durumda ikincil pekiştireçleri bulundurmak daha kolay olduğu için daha kullanışlıdır. Örneğin, eğitim ortamında bir parça yiyecek bulundurmak zor olabilir ancak etkinlik ya da sosyal pekiştireç sağlamak genellikle daha kolaydır.

b. İkincil pekiştireçleri sunmak daha olağan bir görünüm taşır. Örneğin birincil pekiştireçlere verilen örnekte hastanede hemşirenin bir çocuğa sürekli çikolata vermesinin olağan bir durum olmayabileceğinden söz etmiştik. Bu örnekte sözel övgü gibi ikincil pekiştireçlerin daha olağan biçimde sunulabileceği görülmektedir. Ayrıca, toplumda hemen tüm küçük çocukların doğal olarak ikincil pekiştireçlerle pekiştirildiğini görmekteyiz.

c. İkincil pekiştireçlerle öğrenilen davranışların ya da edinilen davranış değişikliğinin genellenebilirliği daha yüksek olmaktadır. Çünkü bireylerin yaşadıkları doğal ortamlarda ikincil pekiştireç alma olasılıkları yüksektir.

d. İkincil pekiştireçler fiziksel bir yakınlık gerektirmeden de sunulabilir.

Örnek
Beden eğitimi öğretmeni jimnastik salonunun en uzak köşesindeki bir öğrenciyi de sergilediği istendik bir davranışından ötürü “Aferin, sana. İyi atıştı. ” vb. bir ifade ile ikincil pekiştireç sunarak pekiştirebilir.

İkincil pekiştireç sunmanın sınırlılığı ise, sunulan pekiştirecin zamanla pekiştireç olma özelliğinin azalması ya da bu özelliğin tamamen ortadan kalkması olarak özetlenebilir. Bu durumda bu ikincil pekiştireç bir birincil pekiştireçle birlikte sunulur ve zamanla birincil pekiştireç silikleştirilerek ikincil pekiştirecin pekiştireç olma özelliği tekrar sağlanabilir. Ya da ikincil pekiştireç arada bir birincil pekiştireçle birlikte sunularak etkisizleşmesi önlenebilir.

Daha önce de açıkladığımız gibi öncelikle ikincil pekiştireçlerin kullanılmasına yer verilmelidir. Ancak, bir birey için etkili bir ikincil pekiştireç bulunamadığında birincil pekiştireçlerle eşlenerek sunulmalı ve zamanla birincil pekiştireçler silikleştirilerek ortadan kaldırılmalıdır. İkincil pekiştireçler arasında da öncelikle sosyal pekiştireçlerin kullanımı yeğlenmelidir. Çünkü sosyal pekiştireçlerin kullanımı daha kolay, doğal ve ucuzdur. Eğer kullanılan sosyal pekiştireç etkisiz ise; bir başka deyişle, pekiştireç olma özelliği göstermiyorsa, bir başka pekiştireç ile (örneğin, etkinlik) eşlenerek sunulmalı ve zamanla diğer pekiştirecin sunulması silikleştirilerek o pekiştireç tamamen ortadan kaldırılmalı ve sosyal pekiştirecin pekiştireç olma özelliğini kazanması sağlanmalıdır.

Tartışalım

İkincil pekiştireç türleri nelerdir tartışınız.

Olumsuz Pekiştirme

Olumsuz pekiştirme; bir davranışı izleyen durumda, ortamdan bir itici uyaranın çekilmesiyle, o davranışın ileride yapılma olasılığının artmasıdır.

Örnek

Gece yarısı ağlayan bir bebeği annenin kucağına almasıyla bebeğin susması. Bu örnekte itici uyaran, gece yarısı bebeğin ağlaması, davranış annenin bebeği kucağına alması, olumsuz pekiştirme ise kucağa alınan bebeğin susmasıdır.

Annenin davranışı, itici uyaranın ortadan kalkması ile pekişmektedir. Diğer bir deyişle, annenin ileride bebeği ağladığında onu kucağına alma olasılığı artmaktadır. Bir başka örnek ise, ödevini yapmadan sınıfa gelen öğrencinin, öğretmeni tarafından sınıfa şikâyet edilmesi üzerine, bir sonraki sefer ödevini yaparak derse gelmesi olarak verilebilir. Bu örnekte yer alan itici uyaran şikâyet edilmek, davranış ise ödevleri tamamlayarak derse gelmektir.

Olumsuz pekiştirme ortamda bir itici uyaranın varlığını gerektirdiği için, bir öğretim stratejisi olarak kullanılması önerilmemektedir. Özellikle çocuklarla çalışırken olumlu pekiştirmenin olumsuz pekiştirmeye yeğlenmesi önerilmektedir. Bir başka deyişle, bir davranışın yerine getirilebilmesi için, ortama bir itici uyaran sunulması ve davranışın bu itici uyaranın ortamdan kaldırılması için yerine getirilmesi, etik açıdan doğru bulunmamaktadır. Doğal ortamlarda olumsuz pekiştirmeye rastlamak sıklıkla karşılaşılan bir durum değildir ve doğal ortamda rastlanabilen en iyi örnek, arabalarda sürücü ve yolcuların emniyet kemerlerini takmadıkları durumda bir alarm ile uyarılmalarıdır. Sürücü ve yolcular emniyet kemerlerini taktıkları takdirde bu alarm kendiliğinden susmaktadır. Ya da telefonun uzun süre açık kalması durumunda, telefondan telefonun kapatılması gerektiğine ilişkin bir alarm sesi yükselir ve telefon kapatılarak bu ses ortadan kaldırılabilir.

Soru

Sizce olumsuz pekiştirmenin öğrenme ortamlarında kullanılmaması niçin önerilmektedir?

Sönme

Pekiştirme ile doğrudan ilişkili bir başka öğe, sönmedir. Sönme, daha önce pekiştirilmiş davranışın pekiştirilmemeye başlanması; buna bağlı olarak davranışın azalması ve ortadan kalkmasıdır. Sönme uygulamasının başında davranışta artış ve çeşitlenme olabilir. Bu duruma sönme patlaması denmektedir. Ancak, kararlı uygulamalarla, davranış giderek azalır ve ortadan kalkar. Örneğin, Aslı öğretmen öğrencisi Veli’yi sınıfta kalem ve silgisini ağzına aldığı için sürekli “Veli, kalemini ağzından çek. “, “Veli öyle yapma” biçiminde uyarmaktadır. Veli öğretmeninin kendisine yönelttiği bu ilgiden oldukça memnundur ve bu davranışına devam etmektedir. Gerçekte bu öyküde yer alan ifade Aslı Öğretmenin olumlu pekiştirme uyguladığını göstermektedir (Veli’ye “öyle yapma. ” “Kalemini ağzında çek” ifadelerini kullanma yoluyla ilgisini yönelterek kalem ve silgiyi ağza alma davranışı arttırmaktadır). Öğretmen uygun olmayan davranışa neden olan pekiştireci geriye çekerek sönme tekniğini uygulamaya karar verir. Dolayısıyla, Veli kalem, silgi vb. araç gereçlerini ağzına aldığında Aslı öğretmen bu durumu görmezden gelmektedir. Aslı öğretmen Veli’nin bu davranışını görmezden gelmeye başladıktan bir süre sonra Veli’nin bu davranışı artmış, kendisinin ve sıra arkadaşının defter kitap vb. araç gereçlerine de zarar vermeye başlamıştır. Gördüğünüz gibi örneğimizde sönme patlaması gerçekleşmiştir. Aslı Öğretmen kararlı bir biçimde sönme tekniğini uyguladığı için davranış giderek azalmış ve zamanla tamamen ortadan kalkmıştır.

Tartışalım

Sönme tekniğini bir örnekle açıklamaya çalışınız.

Ceza

İzlediği davranışın oluşum sıklığını azaltan davranış sonrası çevresel olay ya da duruma ceza denir. Ceza da olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır. Olumlu ceza, davranışı izleyen durumda, davranışın ilerde yapılma olasılığını azaltıcı uyaranın varlığıdır. Bu uyarana cezalandırıcı uyaran ya da kısaca ceza denir. Ör. eleştirme, azarlama, vb. Olumsuz ceza ise, davranışı izleyen durumda, ortamdan bir uyaranın kalkmasıdır. Uyaranın ortamdan kalkması, izlediği davranışın ilerde yapılma olasılığını azaltır. Ör. TV’yi kapatmak, çocuğun elinden oyuncağı almak. Tıpkı pekiştireç gibi ceza da bireysel olma özelliğini taşır. Diğer bir deyişle, bir birey için ceza olma özelliği taşıyan sınıf etkinliğinin dışında bırakılma davranışı bir başka birey için pekiştirici özellik taşıyabilir. Dolayısıyla, birey ve özellikleri öğrenildikten sonra o birey için etkili cezanın ne olacağına karar verilmelidir. Sınıf ortamında ceza en son başvurulacak teknik olmalıdır. Ceza tekniğinden önce öğretmen daha olumlu olan teknikleri kullanmayı denemeli ve bu tekniklerle amaç karşılanmadığı durumlarda ceza tekniğine başvurmalıdır.

Tartışalım

Ceza nedir ve kaç grupta toplanabilir?

Ayrımlı Pekiştirme

Ayrımlı pekiştirme, bir önuyarana bağlı olarak davranışın sergilendiği durumda pekiştirecin sunulması ve o uyaran ortamda bulunmadığında davranışın pekiştirilmemesi olarak tanımlanır. Bu nedenle, amaç eğer “bir davranış için uyaran kontrolü” sağlamaksa (örneğin; uyaranın ortamda olması durumunda davranışın tahmin edilebilir ve güvenilir olarak sergilenmesi) ayrımlı pekiştirme kullanılır. Bu ilkeyi sınıf ortamına uyarlarsak, bir öğretmenin yapması beklenen en önemli davranış “Bir davranışın oluşumu ya da devamını istiyorsa, o davranış için ortamda önuyaran bulunduğundan emin olması; hedef davranış sergilendiğinde çocuğun davranışını pekiştirmesi, sergilenmediğinde ise pekiştirmemesidir. ”

Tartışalım

Ayrımlı pekiştirme tekniğini sınıf ortamında yer alabilecek bir örnekle açıklamaya çalışınız.

“Skinner’ın Edimsel Koşullama Kuramı” için 2 cevap

  1. [...] Giriş Öğrenmenin Özellikleri Pavlov’un Klasik Koşullama Kuramı Skinner’ın Edimsel Koşullama Kuramı Özet Değerlendirme Soruları Düşünelim, Tartışalım Yararlanılan ve Başvurulabilecek [...]

  2. arzu diyor ki:

    aöf sosyoloji öğrencileri olarak bu yararlı paylaşım için teşekkür ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

*