Siyaset Biliminin Yöntemi
Bilimin felsefeden ayrıldığı temel noktayı biliyoruz. Felsefe olması gerekeni, bilim ise olanı inceler. Ele aldığı konuların nedenlerini ve nasıllarını araştırır. Olaya bu açıdan yaklaşıldığında, bir bilim dalının gelişmesinin, yöntemine ve kullandığı tekniklere yakından bağlı olduğu açıktır.
Siyaset bilimi toplum bilimlerinin bir dalı olduğuna göre, yöntemin de aynı olması doğaldır. Örneğin, Maurice Duverger’in “Siyasal Bilim Yöntemleri” adıyla yayınlanan kitabı, daha sonraki baskılarında ad değiştirmek ve “Toplumsal Bilimlerin Yöntemleri” başlığını almak zorunda kalmıştır. Tüm bilimsel çalışmalar üç aşamadan oluşur: Gözlem, sınıflandırma ve yorum. Gözlenen olayların sınıflandırılması sonucunda, değişmez, her zaman ve her yerde geçerli neden-sonuç ilişkilerine varılabiliyorsa, bu bir “bilimsel yasa” demektir. Ama böylesine bir sonuca varılamıyorsa, yapılan yorumun adı sadece “kuram” (teori) olur.
Toplum bilimleri ile fizik bilimler arasındaki fark, daha gözlem aşamasında başlar. Bilimin gözlemciden tam bir yansızlık istemesine karşın, toplumla ilgili bilimlerde buna çoğunlukla olanak bulunamaz. Çünkü fizik bilimlerin tersine- toplumsal bilimlerde ve bu arada siyaset biliminde, gözlemci gözlenen şeyin, yani toplumun içinde yer alır. Bilim adamı ile incelenen olay arasına bir mikroskop girmez. Suyun bileşenlerini inceleyen bir bilim adamı için, suda hidrojen ya da oksijenin daha büyük oranda bulunması arasında fark yoktur.
Oysa çıkarı ya da değer yargılarına ters düşen bir siyasal rejimi inceleyen bilim adamı için aynı şeyi söyleyemeyiz. Siyasal olayları ve olguları incelerken ortaya çıkan bu yansız olabilme zorluğu, yalnız kendi toplumumuz için söz konusu değildir. İnsan kişisel eğilimlerini ve kültürel etkiler altında oluşan değer sistemlerini, başka toplumlara ve başka dönemlere bakarken de beraberinde taşır.
Örneğin; Afrika’da ilkel bir kabiledeki yaşamı inceleyen Batılı bilim adamının, olaylara kendi uygarlığının ve deneyimlerinin gözlükleriyle bakması kaçınılmazdır. Batılının dikta olarak görmesi doğal olan proleterya diktatörlüğü, çarlık dönemini yaşamış Sovyet kuşakları için demokratik sayılabilir. Nasıl ki, bazı yabancı gözlemcilere diktatörlük gibi görünmüş olan Kemalist tek parti modelinin de, Osmanlı siyasal sistemine göre çok daha demokratik olması gibi. Bilimsel çalışmanın ikinci aşamasında, gözlenen olaylardan elde edilen bilgilerin sınıflandırılması yer alır. Yapılan sınıflandırma da, ilk aşamada olduğu gibi gözlemciye bağlı kalacak, bir gözlemciden ötekine değişebilecektir.
Örneğin; hangi toplum kesimlerinin ne yönde oy verdiklerini araştırırken, o toplum kesimlerini hangi ölçütlere göre belirleyeceksiniz? Hangi gelir düzeyindekileri ya da hangi meslek sahiplerini “orta sınıf” kavramına sokacaksınız? Bir araştırmacının “üst sınıf”a soktuğunu başka bir araştırmacı “orta sınıf” sayarsa, varlıklı kesimlerin desteklediği bir siyasal iktidar, sanki orta sınıfların da desteğine sahipmiş gibi görünebilir.
Bilimsel çalışmanın son aşamasında, yorum ve sınıflandırılan olaylar arasındaki ilişkilerin uydukları kalıpların saptanması vardır. Siyaset biliminin diğer toplum bilimleriyle birlikte karşı karşıya bulunduğu zorluklar bir kez daha burada da önümüze çıkar. Siyasal olayların nedenleri çok karmaşık ve karşılıklı etkileşim içinde oldukları gibi, aynı zamanda sürekli bir değişim içindedirler. Burada toplumsal bilimlerde katı bir gerekircilik (determinizm) bulunup bulunmadığı tartışmasına girmeye gerek yok.
Sayfalar: 1 2

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın