Siyasal Yaşamda Ekonomik Etkenler
İnsan yaşayabilmek için doğaya karşı sürekli bir savaşım vermek zorundadır. Isınmak için, karnını doyurmak için, vahşi hayvanlara karşı korunmak için, hastalıkları yenebilmek için, doğal afetlerin karşısında yok olmamak için. İlk insanla birlikte başlayan bu savaşım, giderek daha iyi yaşama isteğini de kapsamına alır. İnsanoğlu zamanla uzaklıkları çabuk ve rahat bir biçimde aşmak ister, daha az çaba ile daha çok şey elde etmek ister. Karnını yalnızca doyurmak değil, daha değişik ve daha lezzetli şeylerle doyurmak eğilimleri gelişir. Bu isteklerin, eğilimlerin sınırı yoktur. Her doyum yeni gereksinmeler doğurur.
İnsanın doğa ile savaşımından geliştirdiği yöntem ve araçlar teknolojiyi oluşturur. Sürekli savaşımla, yeni yeni sorunlara çözüm aramakla birlikte gelişen teknoloji, insanın doğa üzerindeki egemenliğine yönelik bir sürecin ürünüdür. Teknoloji ekonomik evrimin temel öğesidir. Ekonomik kurumların oluşumunda giderek belirleyici etken olmaktadır. Çünkü teknoloji geliştikçe, doğal etkenlerin özellikle üretimdeki yeri ve önemi azalmaktadır.
Üretim Biçimi ve Siyasal Kurumlar
Marx’a göre, toplumsal yapının temelinde “üretici güçler” yer alır. Bu, insanın doğaya egemen olmak için kullandığı olanakların tümü demektir. Doğal zenginlikler, teknik bilgi ve araçlar, toplumsal emeğin örgütlenmesi, hep bu temelin öğeleridir. “Üretici güçler” ise “üretim ilişkileri”ni belirler. Toplumsal sınıfların üretim araçlarının mülkiyeti karşısındaki durumları, çeşitli toplumsal işlevlerin paylaşılması da üretim ilişkilerinin kapsamına girer. Üretici güçler ile üretim ilişkileri, birlikte bir toplumun alt yapısını oluşturur.
“Üst yapı”da ise, dinsel inançlar, siyasal ideolojiler, çeşitli değer yargıları ile birlikte siyasal, toplumsal ve hukuksal kurumlar bulunur. Üst yapıyı ve bu arada siyasal kurumları belirleyen öge alt yapıdır; başka bir deyişle, ekonomik kurumlardır. Marksizme göre; en önemli siyasal kurum olan devlet, toplumsal sınıflar arasındaki çatışmanın bir ürünüdür. Devletin, belirli geçiş dönemleri dışında, yansız ve sınıflar üstü olmasına olanak yoktur. Devlet, üretim araçlarının mülkiyetine sahip bulunan sınıfın baskı aracından başka bir şey değildir. Burada, toplumsal sınıflar arasındaki çıkar çatışmasının “uzlaşmaz” nitelikte olduğu görüşünün önemine işaret etmeliyiz. Çünkü Marksist mantık içinde, devletin varlığını zorunlu kılan neden, sınıf çıkarları arasındaki bu uzlaşmazlıktır.
Toplumsal sınıfların çıkarları uzlaşmaz nitelikte olunca, toplumun varlığını tehlikeye düşürecek bir iç savaşı önlemek için, çatışmayı denetleyip bir ölçüde önleyecek bir üst güce gereksinme doğuyor. Ama devlet, bir yandan çatışmayı yumuşatıp toplumun yaşamını sürdürmesine olanak hazırlarken, öte yandan da, üretim araçlarına sahip olan sınıfın “egemenliğini” güvence altına alıyor. Devletin varoluş nedeni sınıflar arasındaki çıkar çatışması, ama o çıkar farklarının nedeni de, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyettir.
Bu noktada, devletin kısa bir süre için hakemlik görevini yapabileceği “geçiş dönemleri”ni açıklığa kavuşturmakta yarar var. Toplumlar bir üretim biçiminden başka bir üretim biçimine geçerlerken (örneğin, feodaliteden kapitalizme geçişte olduğu gibi), eski egemen sınıf gücünü yitirmeye ve yeni bir sınıf ekonomik açıdan güç kazanmaya başlar. İşte bu süreç içinde öyle bir noktaya gelinir ki, iki güç arasında bir denklik oluşur ve hiç birisi kendi iradesini topluma kabul ettiremez. Bu noktada devlet sınıflar üstü bir hakemlik görevini üstlenebilir. Ama bu dönem, toplumların yaşamında çok kısa bir süreyi kapsar. Süreç işlemeyi sürdürür ve yükselen yeni sınıf, egemen sınıf durumuna gelir.

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın