Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
02.10.2014
Ders: Yurttaşlık ve Çevre Bilgisi      Ünite 4      29 Haziran 2011 Ara     

Serbest Seçimler

Demokrasi, en basit tanımıyla, siyasal iktidarın belirlenmesinde halkın söz sahibi olduğu rejimdir. Temsilcilerin serbest seçimlerle iş başına gelmeleri ve bu seçimlerin düzenli aralıklarla tekrarlanmaları, demokrasinin vazgeçilmez kuralıdır.

Seçimlerin serbest olması demek, birden fazla aday arasında gerçek bir tercihe olanak vermesi demektir.
Bu ise:
- Herkesin seçimle gelinen görevlere aday olabilmesini;
- Adayların, hukuken eşit koşullarda yarışabilmelerinin güvenceye alınmasını;
- Seçme hakkının, çağdaş demokratik ilkelere uygun olarak tanınmış olmasını gerektirir.
Anayasa’nın 67. maddesinde serbest seçimlerin temel taşları olarak sayılan ilkeleri, tek tek, kısaca ele almak istiyoruz:

Tek Dereceli Seçim

Seçimlerin tek dereceli olması, seçmenlerin temsilcilerini doğrudan seçmeleri anlamına gelir. İki dereceli seçimde ise seçmenler önce ikinci seçmen denen bir grup kişiyi seçerler; temsilcileri seçenler de işte bu ikinci seçmenler olur. Daha az demokratik bir usul olan iki dereceli seçim, Türkiye’de çok partili sisteme geçilmesiyle birlikte terkedilmiş ve ilk kez 1946 yılında tek dereceli seçim usulü uygulanmıştır.

Genel ve Eşit Oy

Genel oy, servet, öğrenim, cinsiyet gibi sınırlamalar söz konusu olmaksızın, tüm vatandaşların oy hakkına sahip olmasıdır. Eşit oydan ise her seçmenin bir tek oya sahip olması anlaşılır ki, bu demokrasinin siyasal eşitlik mantığının da bir gereğidir Öte yandan seçme yeterliği bakımından konacak bazı makul koşullar genel oy ilkesine ters düşmez.

Bunların başına, vatandaşların ancak belli bir yaşa gelince oy kullanma hakkına sahip olmalarını öngören seçmenlik yaşı gelir. Bu yaş, 1982 Anayasası’nın ilk biçiminde 21 olarak saptanmıştı. Daha sonra, 1987 ve 1995 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri ile seçmen yaşı aşamalı olarak iki kez düşürülmüştür. Böylece “onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı”na seçme ve halkoylamasına katılma hakkı tanınmıştır.

Yine yasalarımız, kısıtlı ve kamu haklarından yoksun kılınanların seçmen olamayacakları hükmünü getirmektedirler. Her iki durum da yargı kararı ile ortaya çıkabilecek durumlar olup, genel oyu sınırlıyor sayılmazlar. Aynı şekilde, oy kullanabilmek için seçmen kütüğüne kaydedilmiş olma koşulu da, seçimlerin dürüst yapılması için getirilmiş bir önlem olup, bir sınırlama sayılmaz.

Yapılan yasa değişiklikleri ile yurt dışında yaşayan Türk Vatandaşlarının da -bazı koşullara bağlı olarak- 1987 den bu yana genel seçimlerde oy kullanmaları sağlanmıştır. Ne var ki, öngörülen yöntemle oy kullanabilenlerin sayısı (2002 seçimlerinde 115 bin), bu konumdaki potansiyel seçmenlerin yalnızca çok küçük bir bölümüdür. 1995 Anayasa değişiklikleri ile “anayasal” bir nitelik kazanan bu hakka ^pratik” kullanma olanağı kazandırılmak isteniyorsa, “gıyabi oy” denilen mektupla ya da vekâleten oy kullanma yöntemlerinin düşünülmesi gerekecek.

Buna karşılık yine Anayasayla, silah altında bulunan er ve erbaşlarla askeri öğrencilerin ve kamu haklarından yoksun olup olmadıklarına bakılmaksızın, taksirli suçlar hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin oy hakkından mahrum edilmeleri, genel oy hakkı bakımından makul olmayı aşan bir sınırlama niteliğindedir.

Serbest Oy

Serbest oy ilkesi, seçmenlerin oylarını maddi ve manevi bir baskıya uğramadan kullanabilmesidir. Bu husus, seçmen üzerinde ortaya çıkabilecek her çeşit dış baskının yasal düzenlemelerle önlenmesini gerektirir. 1961 ve 1982 Anayasalarında yer alan TBMM genel seçimlerinden önce adalet, işleri ve ulaştırma bakanlarının çekilmesini ve yerlerine bağımsızların atanmasını öngören hüküm, bu amaca yöneliktir. Seçimlerle ilgili diğer yasalarda yer alan ve siyasal iktidarın devlet gücünü seçimlerde kendi çıkarına kullanmasını önlemeye yönelik başka bazı düzenlemeler de, serbest seçim/serbest oyu gerçekleştirmeye yönelik önlemlerdir. Öte yandan serbest oy, oy vermenin bir zorunluk haline getirilemeyeceğini de anlatır. Oy verme, Anayasamızda da, bir görev değil, bir hak olarak düzenlenmiştir.

Ne var ki, 1987 yılında Anayasa’nın 175. maddesine eklenen bir fıkra ile zorunlu oy usulüne dayanak sağlanmıştır. Böylece ilk kez 1982 Anayasa halkoylaması için geçici olarak uygulanmış olan para cezasına bağlı zorunlu oy usulüne süreklilik kazandırmak mümkün olmuştur. Zorunlu oy usulü Türkiye’de seçimlere katılma oranını önemli ölçüde yükseltmiştir. 1961-1977 arasında yapılan milletvekili seçimlerinde en yüksek katılma oranı %81 (1961), en düşük oran ise %64 (1969) dolaylarında iken, 1983 genel seçimlerinde seçmenlerin %92′si, 1987de ise %93′ü sandık başına gitmiştir. 1999 genel seçimlerindeki katılma oranı ise %87 olmuştur, 2002 seçimlerinde %79 ile 1980 sonrası en düşük katılmayı yansıtmaktadır.

Gizli Oy

Seçme hakkının baskı altında kalmaksızın kullanılmasını sağlamak amacıyla öngörülen kurallardan belki de en önemlisi, gizli oy ilkesidir. Bu usulde hiç kimse, bir seçmenin kime oy verdiğini öğrenememelidir.

Ülkemizde 1950 yılından bu yana uygulanan gizli oyu gerçekleştirme bakımından getirilen önlemler. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da ele alınmıştır. Seçmenin oyunu kapalı oyu verme yerinde kullanmasının sağlanması, oy pusulasının resmi mühürlü kapalı zarf içinde atılması gibi hükümler, hep oyun gizliliğini sağlamak amacına yönelik kurallardır.

Açık Sayım ve Döküm

Seçimlerde kullanılan oyların sayımına hile karıştırılmasının ve böylece seçmen iradesinin saptırılmasının önlenmesi için, oyların sayım ve dökümünün kamuya açık olması en etkili yöntemdir. Bu ilke de ülkemizde 1950 yılında kabul edilmiştir. Yasaya göre, oy verme yerinde hazır bulunanlar sayım ve dökümü takip ederler Sandık Kurulu Başkanı tarafından yüksek sesle ilan edilecek olan seçim sonuçlarını gösterir tutanağın, herkesin görebileceği bir yere asılması da yasal bir zorunluluktur.

Seçimlerin Yargı Organlarının Yönetim ve Denetiminde Yapılması

1961 ve 1982 Anayasalarının seçimlerin dürüstlüğünü sağlamak için getirdikleri en önemli düzenleme, seçimlerin yönetim ve denetiminin yargı organlarına bırakılmasıdır. Bu görev Yüksek Seçim Kurulundan başlayıp, İlçe Seçim Kurullarına kadar inen ve yargıçların elinde olan bağımsız bir mekanizma aracılığıyla yerine getirilir.

Belirtmek gerekir ki, seçimler konusunda yargı organlarına bu ölçüde yetki ve sorumluluk veren bir başka demokratik ülke bulmak zordur. Ancak Türkiye’de 1950 yılından bu yana seçimlerin dürüstlüğü konusunda önemli sayılabilecek tartışmaların çıkmamış olmasının, bu sistemin başarısından kaynaklandığına da kuşku yoktur.

Bir Cevap Yazın

*