Sanayi Devrimi’nde Ekonomi ve Hukuk
Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı ülkelerde geçerli ekonomi felsefesi ve kurulu hukuk düzeni karşılaşılan olumsuzluklara neden engel olamamıştır?
Sanayi Devrimi’nin doğup, geliştiği dönemde ekonomik düzen; ünlü İngiliz ekonomisti Adam Smith ile yanlılarının oluşturdukları, Klasik Liberal olarak adlandırılan bir ekonomik sisteme dayalıydı. Bu sistem, devlet müdahalesinden uzak, bireysel girişimciliğe ve serbest rekabet ilkelerine dayalı bir ekonomik düzen öngörüyordu. Bu kuramın yanlıları, sanayiin ve buna bağlı olarak da toplumsal refahının gelişmesine engel olacağı kaygısıyla, ekonomik yaşama devletin katılımına ve hukuk kuralları ile karışımına karşıydılar. Bu nedenle, o dönemde devletlerin her geçen gün daha da ağırlaşan olumsuz çalışma koşullarına izleyici kalmasını ve hatta onun da ötesinde desteklemiş olmasını doğal karşılamak gerekir.
Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde, işçiler ile fabrika sahipleri arasındaki iş ilişkisi, özel hukuk kapsamında, hukuki eşitlik ve sözleşme serbestisi ilkelerine dayalı biçimde düzenlenmekteydi. Bir iş ilişkisi kurulurken, işçi ile fabrika sahibi arasında hukuki bir eşitlik bulunuyordu. İş sözleşmesinin bağıtlanmasında, düzenlenmesinde ya da sona erdirilmesinde ise taraflara hukuki bir serbesti tanınmıştı. Bu yaklaşım çerçevesinde işçi, hukuki yönden yalnızca maddi nitelikte bir üretim unsuru (faktörü) olarak kabul edilmekteydi.
Bu bilgilerden de çıkarılabileceği üzere fabrika sahiplerinin diledikleri kimselerle, çok ağır bile olsa diledikleri koşullarda bir iş sözleşmesi yapmalarında hukuki bir sınırlama ya da engel söz konusu değildi. Bu yöndeki uygulamalar, kurulu hukuk düzenine egemen olan sözleşme serbestisi ilkesinin doğal bir sonucuydu. Fabrika sahipleri ile işçiler arasındaki hukuki eşitlik ise, iş koşullarının taraflar arasında dengeli biçimde belirlenmesini engelliyordu. Çünkü, yaşamlarını sürdürebilmek için çoğu kez ücret gelirinden başkaca bir güvencesi bulunmayan işçilere göre fabrika sahipleri, ekonomik yönden daha üstün (avantajlı) bir konumdaydılar. Bu nedenle de fabrikalarda çalışmak zorunda bulunan işçilerin pazarlık gücü, fabrika sahipleri karşısında büyük ölçüde azalıyor, çoğu kez onları işlerini kaybetmemek için fabrikaların çok ağır da olsa çalışma koşullarını kabul etmek zorunda bırakıyordu.
Bu koşullar altında sözleşme serbestisi; ekonomik yönden daha güçlü olan fabrika sahiplerini yönünden, kendi yararlarına uygun olan diledikleri tüm koşulları işçilerden talep etme serbestisine dönüşmüştü. Kurulu hukuk düzeni tarafından, fabrika sahipleri ile işçiler arasında varolduğu kabul edilen hukuki eşitlik ise, bu koşullar altında işçilerin aleyhine işlemiş ve uygulamalarda taraflar arasında tam bir eşitsizliğe yol açmıştı.
Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde geçerli olan ekonomi felsefesi ve kurulu hukuk düzeni, işçinin fabrika sahipleri ve toplum ile olan ilişkilerini katı biçimde disipline ederek, işvereni tümü ile özgür bırakmıştır. Bu ekonomik sistem ve hukuki yapı, yaşanılan olumsuzlukları giderek daha da ağırlaştırdı.

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın