Resmi Hoşgörü
1988 yılında İşkence, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele ya da Cezalandırmanın Önlenmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi)’ni onaylayarak denetlemelerini kendi irademizle kabul ettiğimiz Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi bugüne kadar Türkiye hakkında biri 1992 yılında ve diğeri 1996 yılında olmak üzere iki kere “kamu açıklaması” yaptırımı uygulamıştır.
Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, 1992 yılında ilk kamu açıklamasında; Türkiye’de yalnızca terör suçları bakımından değil, adi suçlular bakımından da polis tarafından yaygın biçimde işkence ve kötü muamele yapıldığını saptadığını ve alınması gereken önlemleri belirtmiştir. Komite dört yıl sonra aradan geçen süre içerisinde alınan önlemlerin ne ölçüde uygulandığını araştırmıştır. Ancak bu ziyarette de Komite işkencenin ve kötü muamelenin kanıtlarını tespit etmiş ve Komite’ye göre bazı ilerlemeler (genelgeler yayımlanması ve eğitim kursları vb.) kaydedilmesine rağmen sözler uygulamaya pek geçirilmediği sonucuna varılmıştır.
Komite sonuç olarak, gözaltında yapılan işkence ve diğer ciddi kötü muamelelerin, Türkiye’de kökeni derinlere giden bir kolluk karakteristiği olduğunu (yaygın olarak uygulandığını) ve bunu değiştirmek için de etkin tedbirler alınmadığını vurgulamıştır. Ayrıca, terörü kınadığını yinelemekle ve Türkiye’nin bu yıkıcı faaliyetlere karşı anlayış ve destek görme hakkı olduğunu belirtmekle beraber, işkence ve kötü muamelenin Türkiye’de teröre bağlanarak açıklanmasını doğru bulmamış ve terörle mücadelenin işkence ve kötü muameleyi geçerli kılamayacağını belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Fransa, Danimarka, Hollanda, İsveç ve Norveç’in Türkiye’yi şikayet ettiği bir olayda, Türkiye’de işkencenin yeknesak bir idari uygulama derecesine yükselip yükselmediğini araştırmıştır.
Yine aynı Mahkeme, Yunanistan’ın işkence ve kötü muameleden dolayı şikayet edildiği bir olayda “olayların tekrarlanması” ve “resmi hoşgörü”nün tanımlarını geliştirmiştir. “Olayların tekrarlanması” çok sayıda işkence ve fena muamele olayının yaygın bir uygulama alanı bulmasıdır. “Resmi hoşgörü” ise, yasaların işkence ve kötü muameleyi açıkça yasaklamasına rağmen, sorumlu amirlerin bunları yapanları cezalandırmamaları ya da iddiaların ayyuka çıkmasına rağmen, soruşturma yapılmasını reddetmeleri ve mağdurları hak arama ve adil yargılama imkanından yoksun bırakmalarıdır.
Bir ülkedeki durumun bu tür terimlerle ifade edilmesi, Avrupa’da bir devletin başını en fazla ağrıtacak türden bir durumdur. Çünkü bir devletin insan haklarını ağır ve sistematik bir şekilde ihlal etmesi, Avrupa Konseyi’ne üyelikle bağdaşmayacağı gibi milletlerarası kuruluşların ilgili devlete tavsiyelerde bulunmasına ve gerekiyorsa daha ileri giderek önlemler almasına sebep olabilmektedir. Hiçbir kolluk görevlisinin kendi devletini bu hale düşürmesinde fayda görmesi mümkün değildir. O halde yapılması gereken; kısa vadedeki kazançlardan çok uzun vadede ki çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmeyi başarabilmektir. Bunun için belki de önce temel hak ve özgürlükleri kısıtlama aracı olan kolluk yetkilerinin kullanılmasındaki insan hakları açısından önemli yasal sınırları çok iyi bilmek gerekir.
Kaynak: İnsan Hakları. (2002). TC. JGK. JOK. Öğretim Başkanlığı Yayınları. Seri No: 03-08. s. 7-4, 7-5.

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın