Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Uygarlık Tarihi      Ünite 1      8 Nisan 2011 Ara     

Paleolitik Çağ

Amaç 3

İnsanın atalarının özettiklerini ve Paleolitik Çağ’daki gelişmeleri öğreneceksiniz.

Paleolitik yani Eski Taş Çağı, insan elinden çıkan ilk ürünler olan taş aletlerin ya­pıldığı çağdır. Bu taş aletler, en eski teknolojiyi temsil eder. Paleolitik Çağ insanla­rının teknolojileri, çakmak taşı ve diğer işlenebilir taşlardan, ayrıca hayvan kemik­leri ve boynuzlardan yapılan aletlerden ibarettir. Bu aletler arasında el baltaları, taş bıçaklar, kazıyıcılar, ok ve mızrak uçları sayılabilir. Paleolitik Çağ’ın sonuna doğru çok daha ince işçilik gösteren ve pek çok farklı iş için üretilmiş aletler gelişmiştir. Ayrıca yine bu son dönemlerde ilk sanat ürünleri ortaya çıkmıştır. İnsanlar mağa­ra duvarlarına resimler çizmiş, küçük heykelcikler ve takılar yapmışlardır.

Paleolitik Çağ insanları, avcılık ve besin toplayıcılığı ile geçinen göçebe topluluk­lardır. Bu topluluklar, sadece geçici konak yerlerinde ikamet etmişlerdir. Bu konak yerleri genellikle doğal olarak korunaklı mağaralar ve kaya altı sığınaklarıdır. Bunu biliyoruz; çünkü arkeologlar bu konak yerlerinden pek çoğunu açığa çıkarmışlardır.

Peki, avcı-toplayıcı göçebe yaşam nasıl bir yaşam biçimidir? Avcı-toplayıcı top­luluklar besin ihtiyaçlarını avlanarak ve çeşitli bitki, meyve, yemiş ve kökleri top­layarak karşılarlar. Avcı-toplayıcı geçim biçimi, bir bölgedeki besin kaynakları azaldıktan sonra yeni besin kaynaklarına ulaşabilmek için yer değiştirmeyi zorun­lu kılar. Böylece avcı-toplayıcılar bir süre sonra başka bir yere göç ederler. Avcı- toplayıcılar, besin kaynaklarından yeterli bir biçimde faydalanabilmek için küçük gruplar halinde yaşarlar.

Paleolitik Çağ üç evreye ayrılmaktadır: Alt Paleolitik, Orta Paleolitik ve Üst Paleolitik. Paleolitik Çağ, ilk yerleşimlerin ortaya çıkmaya başladığı Mezolitik veya Epipaleolitik Çağ’ın başlamasıyla sona erer.

Alt Paleolitik Dönem

Alt Paleolitik, günümüzden yaklaşık 2.5 milyon yıl ilâ 200 bin yıl öncesini kapsa­yan dönemdir. Bu dönemde Homo habilis (ve Homo rudolfensis), Homo erectus (ve Homo ergaster) ve Homo heidelbergensis olarak adlandırılan ilk insanlar yaşa­mışlardır. Bu dönemde, en eski taş alet teknolojileri olan Oldowan ve Acheulean teknolojileri görülür.

Homo Habilis

Günümüzden 2.5 ilâ 1.5 milyon yıl öncesinde Güney ve Doğu Afrika’da yaşamış olan Homo genusunun ilk üyesi yani ilk insan türüdür. Bununla beraber Homo habilisler morfolojik özellikleri bakımından insandan çok Australopithecuslara benzerler. Homo habilisler ortalama 1.3 metre boyunda ufak canlılardır, beyin ha- cimleriyse Australopithecuslarınkinden sadece biraz fazladır (590-650cm3).

2.5 milyon ilâ 1.8 milyon yıl öncesine tarihlendirilen bir grup fosil, bazı araştır­macılar tarafından Homo rudolfensis adıyla ayrı bir tür olarak tanımlanmaktadır. Homo rudolfensisler, Homo habilislerden bazı anatomik özellikleri bakımından, örneğin daha büyük bir beyin ve dişlere sahip olmalarıyla ayrılmakta, ancak bu­nun dışında Homo habilislere benzemektedirler.

Homo habilisler taş aletler yapmışlardır ve bu nedenle ilk insan türü olarak ka­bul edilmektedirler. Homo habilis “becerikli insan” anlamına gelmektedir. İnsan elinden çıkan en eski taş aletler, diğer bir deyişle insan yaratıcılığının en eski ürün­leri, yaklaşık olarak 2.5 milyon yıllıktır. Bu taş aletler Afrika, Tanzanya, Etiyopya, Zaire ve Malawi’de bulunmuştur. Homo habilislerin yaptığı taş aletler, Oldowan taş alet teknolojisi olarak adlandırılmaktadır. Bu aletler çakıl taşlarının basit bir yön­temle yontulması esasına dayanır.

Homo genusu: İnsan türlerini kapsayan genus ya da cinstir.

Homo Rudolfensis ve Homo Habilis.

 

Kaynak: Letuin, R., R. A. Foley. (2004). Prindples of Human Evolution. Blackwell Publishing, Malden. s.295.

Oldowan Tipi Taş Aletler.

Afrika Turkana'da Bulunan Uzun Boylu Genç Bir Homo Ergastere Ait Fosil

Acheulean El Baltası

Kaynak: Thomas, H. (1995). The First Humans. The Search for Our Origins. Thames and Hudson Ltd, Londra, s. 79.

Homo Erectus

Homo erectus, günümüzden 1.9 milyon yıl öncesinden 100 bin yıl öncesine kadar Af­rika, Asya ve Avrupa’da yaşamış bir insan türüdür. Fosiller Afrika’da, Çin’de, Endo­nezya’nın Java Adası’nda, Fransa’da ve İs­panya’da bulunmuştur.

1.9 ilâ 1.6 milyon yıl arasına tarihlenen Homo erectus fosilleri, genellikle ayrı bir tür olarak tanımlanmakta ve Homo ergaster olarak adlandırıl­maktadır. Homo ergasterlerin Homo erectusların öncülleri veya erken Homo erectuslar oldukları söylenebilir. Homo ergaster­lerin beyin hacimleri 700 ve 850 cm3 arasında değişmektedir.

Homo erectusların beyin hacimleri, Homo ergasterlerin daha da büyüktür (950-1100 cm3). Homo erectusların boyları uzun olup bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte ortalama 1.60-1.70 cm olduğu söylenebilir.

Homo erectus fosilleri, Afrika kıtası dışında bulunan ilk insan kalıntılarını temsil eder Gürcistan’da bulunan erken Homo erectus (Homo ergaster) fosilleri 1.8 milyon yıl önce­sine tarihlenmektedir. Homo erectusların Afrika’da evrimleş- tikleri ve sonra Asya ve Avrupa’ya doğru yayıldıkları kabul edilmektedir.

Homo erectuslar, Acheulean teknolojisi adı verilen taş alet­ler yapmışlardır. İsmini Fransa’da ilk bulunduğu yerden alan Acheulean teknolojisi, günümüzden 1.4 milyon yıl önce başlar ve 500 bin yıl önceye dek varlık gösterir. Acheulean teknoloji­si bir baltanın uç kısmını hatırlattığı için el baltası denen, iki yüzü de işlenmiş, simetrik, genellikle damla biçimli aletlerden oluşmaktadır. Çok işlevli olan bu el baltaları kesmek, kazımak, parçalamak gibi pek çok iş için kullanılmıştır.

Homo erectusların bir grup halinde örgütlenerek av­cılık yaptıklarını gösteren kanıtlar vardır. Bu sayede bir avcının tek başına avlayamayacağı büyük hayvanları av­lamışlardır.

Homo erectusan büyük beyni ve gelişmiş alet tekno­lojisi, ayrıca büyük hayvanları avladıkları örgütlü bir grup avcılığı tekniği geliştirmiş olmaları, bu insanların iletişim becerilerinin gelişmiş olduğunu göstermektedir. Büyük ihtimalle Homo erectuslar konuşabiliyorlardı. An­cak konuşma dilinin ne zaman geliştiğini belirlemek çok zor bir iştir. Ayrıca dilin gelişimi, beynin gelişiminde iti­ci bir güç yaratmış olmalıdır.

Homo erectuslara özgü çok önemli bir yenilik de ateşin insanlar tarafından bilinçli olarak kullanılmaya baş­lanmasıdır. Homo erectuslar tarafından bilinçli olarak kul­lanılmış en eski ateş izleri, yaklaşık 1.5 milyon yıllıktır ve Afrika’da bulunmuştur.

Homo Heidelbergensis

Günümüzden 500 bin ilâ 200 bin yıl öncesine tarihlendirilen Ho­mo heidelbergensis fosilleri Av­rupa, Asya ve Afrika’da bulun­muştur. Homo heidelbergensislerin beyin hacimleri oldukça bü­yüktür. 1100-1400 cm3 arasında­ki beyin hacmi, modern insanınkiyle neredeyse aynıdır. Homo heidelbergensis, uzun boylu bir tür olup anatomik açıdan kısmen Homo erectusa kısmen de Homo sapiense benzemektedir. Geyik, mamut, at, gergedan gibi o dö­nem Avrupa’sında yaşayan hay­vanları avlayıp yedikleri, bu hayvanların kemiklerindeki kesik iz­lerinden anlaşılmaktadır. Homo heidelbergensislerin kullandığı taş aletler, Homo erectusların Acheulean alet endüstrisine çok benzemektedir. Avrupa’da bulu­nan Homo heidelbergensislerin Homo neanderthalensisin atası ol­duğu kabul edilmektedir.

Homo Erectuslar ve Ateş

Kaynak: Wolf, (1991). Menschen der Urzeit. Die Entwicklung des Lebens auf unserer Erde. Weltbild Verlag. s. 71.

Orta Paleolitik Dönem

Günümüzden yaklaşık 200 bin ilâ 40 bin yıl öncesinde yaşanmıştır. Bu dönemde Homo neanderthalensis yaşamıştır. Bu dönemin alet teknolojisine ise Mousterian adı verilir.

Homo Neanderthalensis

Homo neanderthalensis veya neandertal insanı olarak adlandırılan bu insanların fosilleri, günümüzden 200 bin ilâ 30 bin yıl öncesine tarihlendirilmektedir. Neandertaller Avrupa’da, Yakın Doğu’da ve Orta Asya’da yaşamışlardır. Neandertal fo­sillerinin bulunduğu yerler Almanya, Fransa, Hırvatistan, İtalya, Irak, İsrail ve Öz­bekistan’dır.

Buzul Çağ’ında yaşamış olan Neandertallerin anatomik yapıları, soğuk iklime uyum sağladıklarını göstermektedir. Örneğin kısa ve kalın bir vücut yapısı, kısa kol ve bacaklar ve büyük beyin; soğuk iklime uygun fiziksel özelliklerdir. Bu özellik­ler, kutuplara yakın bölgelerde yaşayan günümüz insanlarında da görülmektedir. Neandertallerin beyin, hacimleri modern insanlarınki kadar büyüktür. Boylarıysa ortalama olarak 1.55-1.60 cm’dir. Kemiklerindeki kas yapışma yerleri, güçlü kasla­ra sahip olduklarını göstermektedir. Kafataslarında alın bölgesi basıktır ve kaşların bulunduğu yerdeki kemik çıkıntılı bir yapıya sahiptir.

Neandertal Fosil Kafatası

Kaynak: http://www.mnh.si.edu/anthro/humanorigins/haAaferr.html (erişim: 7.12.2006)

Yonga: Bir taş parçasından başka bir taş yardımıyla kopartılarak elde edilen, boyu eninin İki katından az olan parçadır.

Bu dönemin taş alet teknolojisine, ilk bulunduğu yere atfen Mousterian adı veril­mektedir. Mousterian teknolojisi, önceden hazırlanmış bir taştan yonga adı verilen par­çalar çıkartılması ve bu parçaların tekrar şekillendirilerek alet olarak kullanılmasıdır.

Neandertaller, ilk defa ölülerini gömmüş olan insanlardır. Ölüler, mezara anne karnındaki ceninin duruşuna benzer şekilde, bacakları karına doğru çekilmiş ve elle­ri çenenin altında birleştirilmiş bir biçimde yerleştirilmiştir. Mezara, ölünün yanına taş aletler ve şifalı bitkiler konmuştur. Ölü gömme davranışının gelişmesi, Neandertallerin yaşamı ve ölümü düşündükleri, ölüme bir anlam yükledikleri ve ölen soydaşları­na özen gösterdiklerini göstermektedir. Ölümle kurulan bu bağ, insanlık tarihinde ilk kez Neandertallerle birlikte ortaya çıkmış ve bundan sonra da hep var olmuştur.

Ölülerini gömen neandertallerini gösteren bir betimleme

Kaynak: Wolf Josef. (1991). Menschen der ürzeit. Die Entuicklung des Lebens auf unserer Erde. Weltbild Verlag. Orijinal resim Zdenek Burian. s.91.

Neandertal insanlarının soyu günü­müzden yaklaşık 30 bin yıl öncesinde tükenmiştir. Neandertaller gibi yüksek beyin hacimli, gerek alet teknolojileri gerekse manevi dünyaları gelişmiş, Bu­zul Çağ’ının zor koşullarında hayatta kalmayı başarmış ve oldukça yakın za­mana kadar yaşamış olan bu türün ne­den ortadan kalktığı tam olarak bilin­memektedir. En çok kabul gören açık­lamalardan bir tanesi, hem fiziksel özel­likleri hem de kültürleri bakımından soğuk iklim koşullarına fazlasıyla uyum sağlamış olan Neandertallerin, Buzul Çağ’ının bitişiyle değişen yeni iklim ko­şullarına uyum sağlayamamalarıdır. Ba­zı araştırmacılar Neandertallerin Homo sapienslerle karışarak evrimleştiklerini öne sürmektedir. Ancak Neandertal fosillerinden elde edilen DNA’nın analizi, Ho­mo sapiens ile Neandertal insanlarının iki ayrı tür olduğunu ortaya koymuştur. So­nuç olarak nedeni her ne olursa olsun, Neandertaller ortadan kalkarken Homo sapiensler dünyadaki tek insan türü haline gelmişlerdir.

DNA: Genetik kodu taşıyan moleküldür.

Üst Paleolitik Dönem

Günümüzden yaklaşık 40 bin ilâ 12 bin yıl önceki dönemdir. Bu dönemde Homo sapiensler yaşamıştır. Üst Paleolitik dönemde Aurignacian, Gravettian, Solutrean ve Magdalanian kültürleri ve ilk sanat ürünleri görülür.

Homo Sapiens

Homo sapiens son insan türü, yani modern insandır. Bugün dünya üzerinde yaşa­yan bütün insanlar bu türün üyesidirler. Bu nedenle Homo sapiensin kökeni en çok merak edilen ve en çok tartışılan bilimsel konulardan biridir. Homo sapiensin kökenini açıklayan iki ayrı model bulunmaktadır: Afrika’dan çıkış modeli ve çok merkezli evrim modeli. Afrika’dan çıkış modelini savunan bilim insanlarının başın­da Chris Stringer gelmektedir. Bu modele göre anatomik açıdan modern insanlar olan Homo sapiensler, yaklaşık 200 ilâ 150 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve daha sonra Afrika dışına yayılmışlardır. Homo sapiensler, farklı çevresel koşullara gerek anatomik gerekse kültürel özellikleri sayesinde daha iyi uyum sağlayabildik­leri için Homo neanderthalensislerin yerini almışlardır.

Çok merkezli evrim mode­li ise en çok Milford Wolpoff tarafından savunulmaktadır. Bu modele göre Homo sapienslerin kökeni çok daha eskiye, yaklaşık 2 milyon yıl öncesine dayanmakta­dır. 2 milyon yıl önce ortaya çıkan Homo erectuslar; Afrika, Asya ve Avrupa’ya ya­yılmışlardır. Bu tarihten itibaren insan grupları, bulundukları bölgelerde yani bir­çok merkezde bölgesel evrimler geçirmişlerdir. Ancak bu insan grupları arasında­ki bağ, hiçbir zaman tam olarak kopmamış, gen alışverişi her zaman devam etmiş­tir. Bu modele göre son 2 milyon yılda hiçbir insan topluluğu ayrı bir tür meyda­na getirecek kadar uzun süre diğerlerinden ayrı kalmamıştır.

Bu iki model, iki bilgi kaynağından beslenmektedir: Genetik araştırmalar ve fo­sil buluntular. Son yıllarda insan DNA’sıyla ilgili araştırmalar, insan evrimiyle ilgili çok önemli bilgiler sağlamıştır. Bütün dünyadaki insan topluluklarının DNA örnek­leri incelendiğinde genetik açıdan en büyük çeşitliliğin Afrika kıtasında olduğu an­laşılmıştır. Bilim insanlarına göre bu bilgi, modern insanın en uzun süre Afrika’da yaşadığını yani Afrika’da evrimleştiğini göstermektedir. Evrim, mutasyonlar sonu­cunda oluşan genetik değişimler sayesinde gerçekleşir. İki tür veya aynı tür içeri­sindeki iki grup arasındaki genetik farklılıklar, iki tür/grup birbirinden ayrıldıktan sonra kaç mutasyonun gerçekleştiğine bağlıdır. Eğer mutasyonların ne kadar süre­de oluştuğunu bilirsek bir türün/grubun diğerinden ne kadar zamandır ayrı oldu­ğunu da anlayabiliriz. Mutasyon hızının hesaplanmasına dayanan bu yönteme moleküler saat denmektedir. Genetik çeşitlilik ve mutasyon hızına dayanarak Homo sapienslerin günümüzden yaklaşık 150-200 bin yıl öncesinde Afrika’da evrimleştiği öne sürülmektedir.

Afrika’nın çeşitli yerlerinde bulunan en eski Homo sapiens fosilleri, yaklaşık olarak günümüzden 130 bin ilâ 100 bin yıl öncesine tarihlendirilmektedir. Bu bu­luntular Afrika’dan çıkış modelini destekler görünmektedir. Ortadoğu’daki fosil ör­nekler yaklaşık 90 bin yıl öncesine, Avrupa’dakilerse 40 bin yıl öncesine aittir.

Homo sapiensleri diğer türlerden ayıran anatomik özellikleri; geniş ve dik bir alın yapısı, yüzde kaşların bulunduğu kısmın çıkık olmaması, yüzün fırlak değil yassı olması, alt çenenin ön kısmında ileri doğru bir çıkıntının bulunması ve dişle­rinin de küçük olmasıdır. Homo sapienslerin beyin hacimleri ortalama 1350cm3’tür. Homo sapienslerin boyları uzun, vücut yapıları ise narindir. Homo sapiensler, sı­cak iklimde yaşamaya uygun bir beden yapısına sahiptirler.

Mutasyon: DNA’da meydana gelen değişimdir.

Moleküler saat: Mutasyonların ortaya çıkma ve birikme süresinin hesaplanmasıdır.

Dilgi: Boyu eninin İki katından daha uzun olan ta; yongadır.

Homo sapiens toplulukları sadece Afrika, Asya ve Avrupa’ya değil Avustralya ve Amerika kıtalarına kadar yayılmışlardır. Homo sapiensler yaklaşık 50-60 bin yıl ön­ce Avustralya kıtasına göç etmişlerdir. Homo sapienslerin Amerika kıtasına ulaşma­sı ise büyük ihtimalle günümüzden 20 bin ilâ 15 bin yıl öncesinde gerçekleşmiştir. Bu geçişin Asya’nın kuzeyinden Amerika’nın kuzeyine, Sibirya ile Alaska arasında­ki Bering Boğazı’nı aşarak gerçekleştiğini gösteren kanıtlar vardır. O dönemde de­niz seviyesinin düşük olması bu geçişi kolaylaştırmıştır.

Üst Paleolitik Dönem’de alet çeşitleri artmış; dilgiler, ok ve mızrak uçları, olta ve zıpkınlar, bıçaklar ve iğneler gibi çeşitli aletler ortaya çıkmıştır. Bu dönemde alet yapımında ham madde olarak taşın yanı sıra kemik ve fildişinden de yararla­nılmıştır. Üst Paleolitik’te özellikle Avrupa’da bölgesel olarak gelişmiş teknolojiler vardır. Bunlar çeşitli taş alet tiplerini ve tekniklerini, hatta kimi zaman sanatsal ürünleri de kapsadıkları için birer teknolojiden çok kültür olarak adlandırılmakta­dır. Bunlar 34-27 bin yıl arasında görülen Aurignacian kültürü, 27-21 bin yıl ön­cesinde görülen Gravettian kültürü, 21-16 bin yıl öncesinde görülen Solutrean kültürü ve 16-11 bin yıl öncesinde görülen Magdalanian kültürüdür.

Üst Paleolitik Dönem 'e Ait Taş ve Kemik Alet Türleri

Kaynak: Thomas, H. (1995). The First Humans. The Search for Our Origins. Thames and Hudson Ltd, Londra.s.81.

Rusya’da günümüzden yaklaşık 15 bin yıl önce inşa edilmiş barı­naklar bulunmuştur. Böylece Üst Paleolitik’te yerleşik yaşama doğru bir yönelimin başlamış olduğu anlaşılmaktadır.

Anadolu’da birçok yerde Pale­olitik Dönem’e ait izler bulunmuş­tur. Örneğin İstanbul yakınlarında­ki Küçük Çekmece Gölü’nün kuze­yinde yer alan Yarımburgaz Mağa­rası, Alt Paleolitik Dönem’i; Antalya yakınlarındaki Karain Mağarası, Or­ta Paleolitik Dönem’i ve Antakya yakınlarındaki Üçağızlı Mağara ise Üst Paleolitik Dönem’i temsil eden konak yerleridir. Bu üç önemli ma­ğarada yapılan arkeolojik kazılarda söz konusu dönemlere ait çok sayı­da taş alet bulunmuştur.

Sanatın Doğuşu

Günümüzden yaklaşık 35 bin yıl öncesinden itibaren Avrupa’da, Afrika’da ve Avustralya’da insanlık tarihinin ilk sanatsal ürünleri ortaya çıkmıştır. Bunlar arasın­da güneybatı Fransa ve kuzey İspanya’da bulunan mağara resimleri özel bir öne­me sahiptir. Mağara resimlerinin bulunduğu mağaralardan bazıları şunlardır: Lascaux (Fransa), Niaux (Fransa), Trois Freres (Fransa) ve Altamira (İspanya). Bu ma­ğaraların iç kısımlarında duvarlara genellikle bizon, mamut, yabani at, geyik, aslan, ayı ve yaban keçisi gibi hayvan figürleri resmedilmiştir. Hayvan betimlemeleri çok

doğal ve gerçekçidir. Resimler, oldukça başarılı bir teknikle ve çeşitli doğal boya­lar kullanılarak yapılmıştır. Resimlerin mağaraların yaşanan kısımlarında değil de güçlükle ulaşılabilen derin ve karanlık kısımlarında yapılmış olmaları ilginçtir. Ay­rıca hayvan betimlemeleri dışında sipiraller, zikzaklar, düz paralel çizgiler gibi çe­şitli geometrik şekiller de resmedilmiştir. Mağara resimlerinin ne amaçla yapıldığı ve neyi simgeledikleri uzun yıllardır tartışılmaktadır. Bazı araştırmacılar mesela Henry Breuil bu resimlerin bir tür av büyüsü amacıyla yapıldığını öne sürmüştür. Üst Paleolitik Dönem insanlarının ava çıkmadan önce, avın iyi geçmesi amacıyla bu resimlerin bulunduğu yerlerde büyüsel ayinler yaptıkları tahmin edilmektedir. Andre Leroi-Gourhan ise bu resimlerdeki figürlerin simgesel anlamlan olduğunu öne sürmektedir. Leroi-Gourhan, bu resimleri yapan insanların düşünce dünyala­rına dikkat çekmiş ve resimlerin doğrudan bu hayvanları değil, bu hayvanların çağrıştırdığı düşünceleri temsil ettiğini savunmuştur.

Altamira Mağarası'ndan Bir Duvar Resmi

Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Altamira_Bison.JPG (erişim: 28.12.2006)

Üst Paleolitik Dönem’de mağara resimleri dışında taştan, fildişinden ve kilden küçük heykelcikler de yapılmıştır. Bu heykelcikler arasında göğüsleri, kalçaları ve karın kısımları abartılı bir biçimde betimlenmiş; ancak yüzleri işlenmemiş kadın heykelcikleri özel bir öneme sahiptir. Venüs adı verilen bu kadın heykelcikleri, gü­nümüzden 32 bin yıl öncesinden itibaren yaygın bir biçimde üretilmiştir. Bu figürünler arasında Almanya’da bulunan Willendorf Venüsü ve Çek Cumhuriyeti’nde bulunan Dolni Vestonice Venüsü çok ünlüdür. Uzun süre bu figürinlerin ana tan­rıçaları veya doğurganlığı simgelediği düşünülmüştür. Bununla birlikte bunlar sa­dece birer yorumdur ve bu yorumlar konusunda bilim dünyasında bir fikir birliği bulunmamaktadır.

Venüs Figürinlerinden Bazı Örnekler

Üst Paleolitik Dönem’de takılar ve süslenme davranışı da ortaya çıkmıştır. Köklerinden delinmiş hayvan dişleri; kemik, geyik boynuzu ve fildişinden yapılmış dairesel, oval veya uzun delikli boncuklar süslenmek için kullanılmıştır.

Sıra Sizde 4

Paleolitik Çağ’da hangi önemli gelişmeler yaşanmıştır?