Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
29.07.2014
Ders: İlköğretimde Kaynaştırma      Ünite 6      20 Nisan 2011 Ara     

Özel Eğitimde Dil ve Konuşma Güçlüğü

Dil ve konuşma güçlüğü olan öğrenciler, Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde (2006) “dili kullanma, konuşmayı edinme ve iletişimdeki güçlük nedeniyle özel eğitim ve destek eğitim hizmetine ihtiyacı olan birey” olarak tanımlanmakta­dır. Bu yetersizlik türünü iki grupta ele almak mümkün olabilir: (a) Dil becerileriy­le ilgili sorunlar ve (b) konuşma becerileriyle ilgili sorunlar. Şimdi bu iki grubu ay­rı ayrı inceleyelim.

(a) Dil Becerileriyle İlgili Sorunlar: Dil; duygularımızı, düşüncelerimizi, is­teklerimizi ve eylemlerimizi paylaşmak için kullanılan semboller sistemidir. Alıcı ve ifade edici dil olarak iki ayrı bileşenden oluşmaktadır. Dil becerileriyle ilgili sorun yaşayan öğrenciler, yalnızca bu bileşenlerden herhangi biriyle ya da her ikisiy­le birden sorun yaşıyor olabilirler.

Alıcı dil becerileri, karşımızdaki kişilerin söylediklerini anlamayı içeren beceri­leri kapsarken ifade edici dil becerileri, konuştuğumuzda karşımızdakilerin bizi anlayabileceği şekilde konuşabilmeyi içermektedir. Alıcı dil becerilerinde sorun yaşanması durumunda öğrencilerde şu tür davranışlar gözlenebilir:

- Sorulara uygun yanıtlar veremezler.
- Sözlü olarak sunulan bilgiyi kullanamazlar.
- Sözlü yönergeleri takip edemezler.
- Nitelik, sıralama, karşılaştırma bildiren kavramları anlamada zorlanırlar.
- Karmaşık cümleleri anlamada zorlanırlar, vb. .

İfade edici dil becerilerinde sorun yaşanması durumunda öğrencilerde gözle­nen davranışlar şunlar olabilir:

- Dil bilgisi kurallarını yanlış kullanırlar.
- Bir konudan başka bir konuya atlarlar.
- Sözcük dağarcıkları sınırlıdır.
- Konuşurken doğru sözcüğü bulmada zorlanırlar.
- Soru sormaktan çekinirler, hangi soruyu soracağını, soruyu nasıl soracağını bilemezler.
- Konuşurken aynı bilgiyi defalarca tekrarlarlar.
- Konuşurken karşılarındakilere yeterli bilgiyi aktaramazlar, vb. .

Öğrencilerin yaşadıkları bu sorunlar, onların sadece dil becerilerinde yetersiz olmalarıyla değil bu becerileri kullanmaları gereken diğer alanlarda da yetersiz olmalarıyla sonuçlanmaktadır. Dil becerilerinde yetersizlikleri olan bir öğrenci, soru­lara uygun yanıt veremediğinde ya da karmaşık cümleleri anlamadığında, öğret­meninin derslerde anlattıklarını anlamlandırmakta sorun yaşayacak ve akademik anlamda başarısız bir öğrenci olacaktır ya da dil bilgisi kurallarını yanlış kullandı­ğında, konuşurken yeterli bilgi veremediğinde, karşısındakilere anlatmak istediği­ni aktaramadığında yine derslerde soruları anlasa bile yanıtlamakta zorluk çekece­ğinden akademik anlamda yetersizlik yaşayacaktır.

Sıra Sizde 1

Öğrencilerin dil becerilerinde yetersizlik göstermesi, akademik becerilerin yanı sıra han­gi becerilerde yetersizliklere ya da sorunlara yol açabilir?

(b) Konuşma Becerileriyle İlgili Sorunlar: Konuşma, bireyin sözel dil yo­luyla sesleri sıraya dizerek iletişimi kolaylaştıran bir sistemi kullanmasıdır. Konuş­ma becerileriyle ilgili sorunu olan bireyler; sesletim sorunları, ses sorunları ya da akıcılık sorunları yaşayabilirler.

Sesletim sorunları yaşayan öğrencilerde, sesleri gelişimsel olarak uygun yaşı geldiğinde ya da hatta geçtiğinde, doğru olarak çıkaramama sık karşılaşılan durumlardan biridir. Öğrencinin sesleri doğru olarak çıkarabilmesi, takvim yaşı, gelişimsel öyküsü, ağız-kas yapısı ile ilgili motor becerileri ve bireyin içinde bulundu­ğu kültür ile doğrudan ilişkilidir.

Sesletim sorunu yaşayan öğrencilerde sorunlar farklı şekillerde görülebilir: (a) Öğrenci, konuşması sırasında bir sesi alışılagelmişin dışında bir şekilde seslendire- bilir (Örneğin “p” sesini genizden çıkarabilir.), (b) Bir sesi başka bir sesle değişti­rerek kullanabilir (Örneğin “r” sesi yerine “v” ya da “ğ” sesini kullanabilir.), (c) Sözcüklerin içindeki bir sesi çıkarmadan sözcüğü söyleyebilir (Örneğin “okulda” sözcüğünü “oku da” şeklinde söyleyebilir.), (d) Sözcüklere aslında sözcükte olma­yan bir ses ekleyebilir (Örneğin “Çıkarmak istiyorum.” yerine “Çıkaramak istiyo­rum.” diyebilir.).

Ses sorunları yaşayan öğrencilerde ses tonuyla ilgili ya da sesin kalitesiyle ilgi­li sorunlar görülmektedir. Sesle ilgili sorunlar, çocuklarda çok yaygın olarak görü­len sorunlar değildir. Bu tür sorunlar yaşayan bireylerde ses boğuk olabilir, çok yüksek ya da çok kısık ses kullanılabilir, konuşma sırasında birçok ses genizden çıkabilir, konuşma sırasında ses monoton kalabilir. Öğretmenler, sınıflarındaki bir öğrencide sesle ilgili bir sorun olabileceğini düşünüyorlarsa öğrenciyi bir dil ve ko­nuşma terapistine yönlendirmeden önce kendi kendilerine şu soruları sorabilirler:

- Öğrencinin sesi arkadaşları arasında alaya alınacak ya da öğrencinin et­kinliklerden dışlanmasına neden olacak kadar hoş olmayan bir etki oluş­turuyor mu?
- Öğrenci sesini yanlış ya da uygunsuz kullanmayı sıklıkla gerçekleştiriyor mu?
- Sesle ilgili sorunun herhangi bir tıbbi durumla bağlantısı olabilir mi?
- Öğrencinin sesle ilgili sorunu başkalarının onu anlamasını zorlaştırıyor mu?
- Öğrencinin ses kalitesinde son zamanlarda fark edilebilir bir değişiklik oldu mu?
- Öğrencinin ses kalitesi işitme kaybına bağlı olabilir mi? (Smith ve diğerleri, 2004, s. 322).

Öğretmen kendine bu soruları sorduktan sonra verdiği yanıtlarla bağlantılı olarak öğrencisini bir dil ve konuşma terapistine değerlendirilmek üzere yön­lendirebilir.

Akıcılık ise, bir bireyin konuşmasındaki yapıyı ve hızı içinde barındırır. Sıradan bir konuşmada bir ritim ve zamanlama vardır. Her sözcük, konuşmanın içinde bir kekelemeleri, seslerde yer ritimle ve zamanlamayla geçer. Ancak günlük konuşmalar içinde herkesin zaman zaman kekelediği, bir heceyi diğer bir heceyle yer değiştirdiği, sözcüklerin aralarında duraklarken “ııı” ya da “eee” gibi sesler çıkardığı olabilir. Eğer bu kekeleme­ler, yer değişiklikleri, duraklamalar kişinin anlaşılırlığını azaltıyor ya da ortadan kaldırıyorsa bu durumda akıcılıkla ilgili problem yaşandığı söylenebilmektedir.

Aileler sıklıkla yaşları 2-5 arasındaki çocuklarında akıcıkla ilgili problemler fark ederler. Ancak bu problemler, çoğunlukla çocuklar beş yaşına geldiklerinde yok olmaya başlar. Okul yaşlarında sıklıkla karşılaşılan bir akıcılık problemi ise keke­meliktir. Kekemelik, kız çocuklarına oranla erkek çocuklarında daha sık karşılaşı­lan bir konuşma bozukluğudur. Son yıllarda yayımlanan kaynaklar, kekemeliğin genetik ve fizyolojik bir problem olduğu üzerinde durmaktadır.

Genel olarak konuşmanın akıcılığıyla ilgili problemler söz konusu olduğun­da sınıf öğretmenlerinin bu tür problemlere sahip öğrencilerini dil ve konuşma terapistine yönlendirmeden önce, kendi kendilerine sormaları önerilen sorular şöyle sıralanabilir:

- Öğrencinin konuşmasındaki akıcılık bozulmaları öncesine göre daha sık mı ortaya çıkıyor?
- Öğrenci konuşmasının düzgün olması için giderek daha fazla mı çaba sarf ediyor?
- Öğrencinin kekelediği zamanlar belli olayların sonrasına mı denk geliyor?
- Öğrencinin sosyal anlamda da problemleri var mı?
- Öğrenci konuşmasının akıcılığındaki problemi dert ediniyor mu? (Smith ve diğerleri, 2004, s. 324).

Erken dil gelişimi, çocukların okula gittikleri zaman akademik öğrenmelerini etkileyecek çok önemli bir kazanımdır. O halde, dil ve konuşma güçlüğü olan öğ­rencilerin akademik becerilerle ilgili sorunlar yaşamaları da söz konusu olabilmek­tedir. Bu nedenle sınıf öğretmenlerinin sınıflarında dil ve konuşma güçlüğü olabi­leceğini düşündükleri öğrenciler için, önce yukarıdaki soruları kendilerine sorup verdikleri yanıtlarla ilişkili olarak öğrencilerini dil ve konuşma terapistlerine yön­lendirmeleri uygun olacaktır.

Sınıf öğretmeni gerçekleştireceği bazı uyarlamalarla dil ve konuşma güçlüğü olan öğrencinin kaynaştırmada başarılı bir öğrenme yaşantısına sahip olmasını sağlayabilecektir. Bu uyarlamalar şu şekilde sıralanabilir:

- Sınıfta kabul edici ve olumlu bir atmosfer oluşturma: Sınıf öğretmeninin gerçekleştirebileceği uyarlamaların başında, sınıfta kabul edici ve olumlu bir atmosfer oluşturma gelmektedir. Buradaki amaç, dil ve konuşma güçlüğü olan öğrencinin hata yapsa da dinleneceğini bilmesini ve bu konuda endişelenmemesi gerektiğini hissetmesidir. Sınıf öğretmeni bunu çeşitli yollardan gerçekleştirebilir. Örneğin öğ­renci hatalı konuştuğunda öğrenciyi düzeltmek yerine doğrusunun nasıl söyleneceğiyle ilgili olarak öğrenciye model olabilir. Bunu şu şekilde örnekleyebiliriz:

Öğretmen: Murat söyle bakalım, Ahmet nereden geliyormuş?
Murat: okul gel
Öğretmen: Evet, Ahmet okuldan mı geliyormuş?
Murat: Evet

Sınıfta kabul edici ve olumlu bir atmosfer oluşturmanın bir diğer yolu da keke­leyen ya da başka bir akıcılık sorunu olan öğrenciye konuşması için daha fazla za­man ayırmak olabilir. Bu öğrencilere soru sorarken yanıtların içinde öğrencinin zorlanacağı sözcüklerin olmamasına dikkat ederek soruyu yöneltmek, öğrencinin işini kolaylaştıracaktır. Ayrıca bu öğrencilerin başarılı konuşma girişimlerinin ödül­lendirilmesi de öğrencinin konuşma isteğini artırmaya yarayacaktır. Bunu şu şekil­de örnekleyebiliriz:

Öğretmen: Murat çantanda neler var sayabilir misin?
Murat: Defter
Öğretmen: Evet, harikasın, bana çantandakilerden biri söyledin. Çantanda def­ter varmış.

Sınıfta kabul edici ve olumlu bir atmosfer oluşturmanın diğer yolları şöyle sıralanabilir:

- Öğrenciyle bireysel olarak onun konuşma ya da dil sorunuyla ilgili konu­şun. Ona sorunun farkında olduğunuzu hissettirin. Konuşma sorunlarının daha fazla konuşarak aşılabileceğini düşündüğünüzü vurgulayın.
- Öğrencinin ailesiyle görüşerek onları, çocuklarının eğitsel ve iletişim amaç­larına ulaşması için çocuğu desteklemeleri gerektiği konusunda ikna etme­ye çalışın.
- Öğrenciyi konuşma konusunda cesaretlendirin.
- Olumlu olun.
- Öğrenciyi sınıftaki diğer öğrenciler gibi kabullenin.
- Öğrencilerin sözlü grup etkinliklerine katılmaları için fırsatlar yaratın.
- İyi bir dinleyici olun.
- Öğrenciler sizinle konuşurken göz kontağı kurun.
- Öğrencinin cümlesini onun yerine tamamlamayın.
- Uygun olduğu zamanlarda sınıftaki diğer öğrencileri, dil ve konuşma sorun­ları, kabul etme, anlayışlı olma konularında bilgilendirin.

- Dinlemeye zaman ayırma ve dinleme becerilerini öğretme: Sınıf öğretmeninin gerçekleştirebileceği bir başka uyarlama, dinlemeye zaman ayırma ve dinleme becerilerini öğretmedir. Her ne kadar öğrencilerin okuldaki zamanının çoğu dinlemekle geçiyorsa da dinlemeyi öğretmek için çok az zaman ayrıldığı da bir gerçektir. Dinlemenin önemini vurgulamak, özellikle de alıcı dil becerilerinde sorun yaşayan öğrenciler için, önem taşımaktadır. Ancak durumun önemini ye­terince anlatabilmek için öğretmenin kendisinin iyi bir dinleyici olması ve öğ­rencilerinin dinledikleri zamanları fark ederek onları ödüllendirmesi gerekmek­tedir. Sınıf öğretmeninin iyi bir dinleyici olması, öğrencilere de dinleme konu­sunda iyi bir model olması anlamına gelmektedir. Öğretmen, kendisiyle konu­şan bir öğrencisini dinlerken öğrencisine doğru dönerek, öğrenciye doğru ha­fifçe eğilerek, dinlerken başını sallayarak onayladığında, öğrencisinin sözü bi­tinceye kadar hiç bölmeden ya da sözünü yarıda keserek kendisi konuşmaya başlamadan dinlediğinde, öğrencisinin konuşması boyunca başka şeylere yö­nelmeden sadece konuşulanlarla ilgilendiğinde, öğrencilerine iyi bir model ol­muş olacaktır.

- Öğrencinin dil becerilerini artıracak şekilde model olma: Sınıf içinde öğren­cinin dil becerilerini artıracak şekilde model olmak da kaynaştırmada gerçek­leştirilebilecek bir başka uyarlama olabilir. İfade edici dille ilgili sorun yaşayan öğrenciler için gerçekleştirilebilecek bu uyarlama ile öğrencilerin dil becerileri­ni artırmak mümkün olabilir. Bu uyarlamayı şu şekilde örneklendirebiliriz:

Öğrenci: Selim çok çalışkan.
Öğretmen: Evet, Selim çok çalışkan ve çok da uslu. ya da
Öğrenci: Elbisem.
Öğretmen: Senin elbisen çok şık olmuş.

- Sözlü sunuları basitleştirme: Sözlü sunularda kullanılacak sözcükleri sık kulla­nılan sözcükler arasından seçerek, önemli bilgiyi tekrar tekrar vurgulayarak, vurgulanacak bilgiyi yazılı materyaller yardımıyla da görselleştirerek, öğrencile­rin bilgiyi tekrar etmelerini ve özetlemelerini sağlayarak ve sunu sırasında önemli yerler vurgulanacağı zaman sözel ipuçları sağlayarak (örneğin, şimdi dikkat edin, …) sununun basitleştirilmesi söz konusu olabilir. Bu da bilginin öğrencilerin aklında kalmasını kolaylaştıracak ve sınıfta davranış sorunlarının oluşma olasılığı da ortadan kaldırılmış olacaktır.

- Öğrencilere kendi kendine olumlu ifadelerle konuşmayı öğretme: Dil ve ko­nuşma güçlüğü olan öğrenciler genellikle kendi kendilerine olumsuz ifadeler kullanarak konuşurlar (Örneğin “Telefonda hiçbir zaman kekelemeden konu­şamam.”). Öğretmenler, öğrencilerine kendi kendilerine konuşurken olumlu cümlelerle konuşmayı öğretebilirler. Bu öğretim, öğrencinin başlangıçta yüksek sesle başkalarının da duyabileceği ses tonuyla konuşarak daha sonra yeteri ka­dar olumlu olmayı başardıktan sonra artık kendi kendine konuşmaya çevirerek gerçekleştirilebilir. Ancak yine de bazen öğrenciye bir durum karşısında kendi kendine içinden geçirdiği konuşmanın ne olduğu sorularak, olumlu cümleler kurması hatırlatılabilir.

Bu ve benzeri uyarlamalarla dil ve konuşma güçlüğü olan öğrencilerin kay­naştırmada daha başarılı yaşantılara sahip olmaları sağlanabilir. Ancak tüm bu sı­ralanan uyarlamalara bakıldığında sınıf öğretmeninin rolünün önemi göze çarpmaktadır. Sınıf öğretmeni ne kadar olumlu ve kabul eder bir tutum içinde olursa öğrencinin kendisini sınıfın bir parçası olarak görmesini ve yaşadığı sorunlarla da arkadaşları ve öğretmeni tarafından kabul edileceğini bilmesini o kadar ko­laylaştıracaktır.

Bir Cevap Yazın

*