Ortaçağ Avrupa’sında Ticaretin Büyümesi ve Çeşitlenmesi
Avrupa’da ticaret daima varolmuştu. 9. ve 10. yüzyılın istila ortamında daralmış, lüks ve dinî karakterli mallarla sınırlı hale gelmiş; ancak, yine de devam etmişti. Krallıklar uzaktan gelen yüksek değerli malları, otoritelerinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyorlardı.
Ayrıca, Batı Avrupa malikanesi hiçbir zaman kendi kendine yeterli değildi. Demir, tuz ve değirmen taşları dışarıdan temin edilmesi gereken mallardı. Şövalye sınıfı, uzman esnaflar tarafından imal edilmiş silah ve zırhlara gerek duyuyordu. Şarap, mücevher, kaliteli kumaş, av köpekleri ve şahinlerle güçlü savaş atları Avrupa’nın en fırtınalı ve yoksulluk günlerinde bile talebi olan mallardı.
10. ve 11. yüzyılda şehirlerin gelişmesiyle birlikte ticaretin hacmi ve ticaret konusu olan malların sayısı da artmaya başladı. Bu ticari gelişme ilk önce İtalya’da, daha sonra da Kuzey Avrupa’da gerçekleşti. O yeni bir oluşum değildi, bir canlanmaydı; fakat önemli farklılıklar gösteren bir canlanmaydı. Özellikle Akdeniz ötesinden yapılan ithalat artmaya başlamıştı. Doğu-Batı ticaretine hâlâ Uzakdoğu’dan baharat, Çin’den porselen, Bizans’tan ipekli kumaşlar gibi lüks mallar hâkimdi. Ancak daha hacimli mallar, bilhassa Kuzey Afrika’dan ham yün, Ortadoğu’dan şap ve boya maddeleri, İtalya ve Güney Fransa limanlarına ulaşmaya başlamıştı.
12. yüzyılda bu ticaretin dengesi önemli bir değişme geçirdi. Avrupa bu döneme kadar satabilecek ya da İslam dünyasının ve Bizans’ın ondan talep edebileceği çok az şeye sahipti. Avrupa’nın Doğu’ya ihracatı köle ve kıymetli madenlerden ibaretti. Doğu Akdeniz ise Avrupa’nın yüksek sınıflarının talep ettiği mamul malları ihraç ediyordu. Avrupa gelişmemiş bir koloni bölgesiydi. Oysa 12. yüzyıldan itibaren Avrupa artık satmak için yeni mallara sahipti. Dokuma ve madeni eşya ihracatı artan ölçüde kereste, şap, ipek ve baharat ithalatı karşılığında kullanılmaya başlarken, altın çıkışı daha küçük oranlara inmeye başladı.
Akdeniz ticaretinin karakteri de değişti. Avrupa giderek bu ticaretteki koloniyal rolünden kurtulmayı başardı. Onun ihracatı zamanla işlenmiş, ya da mamul mallardan ibaret olmaya başlarken, İslam dünyası Avrupa’ya ipek ve baharat yanında Anadolu’dan ham şap ile Kuzey Afrika’dan ham yün ve hububat sağlıyordu. Akdeniz ticareti çok kârlı bir ticaret alanıydı. Ancak Avrupa’nın uzun dönemdeki ekonomik gelişmesi açısından önemli değişmelerin yaşandığı bir diğer ticaret alanı, bizzat Avrupa’nın çeşitli bölgeleri arasında cereyan eden ticaretti. Daha 12. yüzyılda üretimde bölgesel ihtisaslaşma. Ortaçağ Avrupa ekonomisinin belirgin bir özelliği olmaya başlamıştı. Bunun en önemli örneği, Bordo şaraplarıydı. Flaman yünlü sanayii İngiltere’nin ham yün arzına bağımlıydı. Baltık topraklarının, ileri derecede şehirleşmiş Alçak Ülkeleri besleyen buğdayın kaynağı olarak önemleri artmıştı. Portekiz, Fransız ve İngiliz gemileri Kuzey’e şarap ve tuz getirerek, karşılığında balık götürüyorlardı.
Avrupa içinde önemli bir ticaret hareketi Kuzey Avrupa ile Güney Avrupa arasında cereyan ediyordu. Ortaçağ’da bu ticaret, özellikle de Almanya ve Alçak Ülkeler ile İtalya arasındaki ticaret karadan yürüyordu. Gemi dizaynında ve denizcilik tekniklerinde 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılda ortaya çıkan gelişmelerin 15. yüzyılda köklü etkiler doğurmasından önce, Akdeniz ve Kuzey Denizi arasındaki deniz yolu tehlikelerle doluydu. Bu nedenle Alp geçitleri, Cebelitarık Boğazı’ndan daha yoğun bir ticarî trafiğe şahit oluyordu. Bu ticarete konu olan malların önemli bir bölümü Leibzig ve Frankfurt panayırlarında ve özellikle de Champagne bölgesinin dört panayır kasabasında el değiştiriyordu.
12. yüzyılda ortaya çıkan Champagne panayırları Avrupa’da kuzeyli ve güneyli tüccarların en önemli buluşma noktasıydı. Bölgedeki dört kasabada birbirini izleyerek kurulan panayırlar, bütün bir yıl boyunca sürüyor ve Avrupa’nın ekonomik açıdan en gelişmiş iki bölgesi olan İtalya ve Alçak Ülkeler’in ortasında bulunduğundan iki tarafın tüccarlarının ticari buluşma yeri olarak görev görüyordu. Ayrıca onlar, Kuzey Almanya ile Güney Fransa ve İber Yarımadası arasındaki ticarette de rol oynuyordu. Bu kasabalarda geliştirilen ticari teknik ve uygulamalar panayırlardan daha uzun ömürlü ve daha geniş etkilere sahip oldu. Hemen hemen tüm işlemler krediyle yürütülüyor ve bir panayırın sonundaki borçlular ve alacaklılar kredi mektuplarıyla bir sonraki panayırda hesaplaşabiliyorlardı. Bu kasabalar, mal ticaretinin merkezleri olarak önemlerini uzun süre korudular.
Ancak, 13. yüzyılın sonlarında Akdeniz’den Kuzey Denizi’ne, deniz yoluyla seyahatler giderek sıklaşmaya başladı. Bu deniz kervanları, Akdeniz limanlarından doğrudan Bruj’daki sürekli pazarlara mallar taşımaya başladılar. Böylece Champagne panayırları fonksiyonlarını yitirdi. Kara ticareti tamamen kesilmediyse de Kuzey ve Güney arasındaki ticari ilişkilerde yeni bir döneme girildi.
Ortaçağ’da önemi giderek artan bir diğer ticaret alanı Kuzey denizleriydi. Bu ticarete Hansa adı altında örgütlenmiş Alman ticaret şehirleri hükmediyordu. İki yüz kadar şehir ve kasabadan oluşan bu ticari birliğin 1367′de resmi olarak teşekkülünden önce de Alman tüccarları arasında sıkı bir işbirliği bulunuyordu. Bu işbirliğinin bir sonucu olarak Venedik, Londra ve Bruj gibi pek çok Avrupa şehrinde Alman tüccarlarının ticari kolonileri vardı.
Kuzey denizlerindeki ticarette Avrupa gelişmiş, İskandinavya ve Baltık bölgesi ise gelişmekte olan bölge durumundaydı. Bu ticaret önceleri Vikinglerin şehirleri ve manastırları yağmalamaları ve çaldıkları malları pazarlarda ve panayırlarda satmalarıyla başladı. Bunu daha gelişmiş olan Batı’dan kumaş gibi mamul ve şarap gibi lüks mallar talep etmeleri izledi. Batı Avrupa bunlara karşı balık, kürk, deri ve daha sonraları ise hububat, kereste ve demir gibi Kuzey’in ürünlerini elde etti. Bu Kuzey ticaretinin hacmi Ortaçağ boyunca arttı. Kuzey, gelişmiş Batı’nın mamul malları karşılığında hammadde ihraç eden koloniyal bir bölge olarak kaldı.
Avrupa’nın ticaret hacminde ve kompozisyonunda meydana gelen bu değişmeleri ölçebilecek istatistik verilerimiz bulunmamaktadır. Ticaretin 10. ve 13. yüzyıllar arasında birkaç kat arttığına şüphe yoktur. Kıyı ticaretine bağlı liman şehirlerinin büyümesi bunun en büyük delilidir. Ayrıca, panayır ve pazarların kurulması, ekonominin daha çok paraya dayalı hale gelmesi ve ticari metotlarda görülen bazı gelişmeler bu ticari büyümenin diğer göstergeleridir.
Ortaçağ’ın ileri dönemlerinde ticarî organizasyon şekillerinde de önemli değişmeler ortaya çıktı. Başlıca İtalyan şehirlerinde merkezleri ve tüm Avrupa’da şubeleri olan büyük mali ve ticari şirketler, gezginci tüccarın yerini aldı. Ticaret İnkılâbı olarak da adlandırılan bu gelişme 15. yüzyılın sonlarında başlayan Avrupa’nın genişleme döneminde büyük öneme sahipti.
Karolenj döneminde tüccarlar başta Suriyeliler ve Yahudiler olmak üzere yabancılardı. 10. yüzyılda ticaretin canlanması ile Avrupalı tüccarlar daha önemli olmaya başladı. Bu dönemde tüccarlık, ticari zeka kadar güç ve cesaret de isteyen bir işti. Ticari seyahatlerin macera olarak adlandırılması bir tesadüf değildi.
Ortaçağ’da şehirli tüccarlar birlikler halinde örgütlenmişti. Şehirli tüccarların biraraya gelmesi ve örgütlenmesi için verilen izin belgesi, şehirlere bazı yükümlülükler dışında kalma gibi çeşitli imtiyazlar tanıyan lordlar tarafından bahşediliyordu. Bu imtiyazlar tüccarın faaliyetleri açısından çok önemliydi. Çünkü 12. ve 13. yüzyılın tüccarları yalnızca ticaret yapmıyorlardı; aynı zamanda hammaddeyi dağıtarak ve mamul malı toplayarak esnafın faaliyetlerini de denetimleri altında tutuyorlardı.
Tüccar başlangıçta ihtisaslaşmamıştı. Ancak büyük şehirlerde faaliyetlerini sınırlandırma eğilimindeydi. Böylece ihtisaslaşma tüccar birliklerinde bölünmelere yolaçtı. Kumaş, yün, deri, kürk, şarap, baharat ve diğer mallar için bağımsız tüccar birlikleri doğdu. Bu birlikler, mütevazı mağazalar yerine büyük hanlarda işlerini yürütüyorlardı. Esnafı parça başı ücretle çalıştırarak kendilerine bağlamışlardı.
Tüccar sınıfı ayrıca şehirlerde siyasi güç tekeline de sahipti. Şehir yönetimlerini ellerinde bulunduruyorlardı. Ancak bütün bunlar bölgeler arası ticaretin geliştiği büyük şehirler için söz konusuydu. Pazarın şehir piyasasıyla sınırlı olduğu yerlerde, bağımsız esnaf ve dükkan sahibi hakimiyetini sürdürüyordu.

Bu dönemde Avrupa, dış ticaretinin en önemli değişimi ne olabilir?
İlgili Yazılar:
- Ortaçağ Avrupa’sında Ekonomik Büyüme
- Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ – Özet
- Erken Ortaçağ’da Avrupa – Özet
- Avrupa Medeniyetinin Coğrafi ve Sosyal Çevresi
- Erken Ortaçağ’da Avrupa – Test Soruları
- Avrupa’da Siyasi İstikrarın Sağlanması
- Ortaçağ Avrupa’sında Şehirlerin Doğuşu ve Büyümesi
- Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ – Sıra Sizde Cevap Anahtarı
- Ortaçağ Avrupa’sında Para Alanındaki Gelişmeler
- Erken Ortaçağ’da Avrupa – Sıra Sizde Cevap Anahtarı




