Ortaçağ Avrupa’sında Teknolojik Yenilikleri
Bir dizi şaşırtıcı yeniliği takiben M. Ö. 2500 yılları civarında Batı dünyasında teknolojik ilerleme sona erdi. Daha sonraki 3 000 yıl boyunca çok az gelişme oldu. Ortaçağ’la birlikte Batı dünyası, teknik yeniliklerin hızla birbirini izlediği ve özellikle de teknolojinin mekanik yönünün ağırlık kazandığı bir döneme girdi. Bin yıllık Ortaçağ, Avrupa’nın 1500′lerden sonra dünyanın geri kalan kısımlarını istila etmesini, yağmalamasını ve sömürgeleştirmesini mümkün kılan teknolojik yeterliliği kazandığı bir dönem oldu.
6. ve 11. yüzyıllar arasında ortaya çıkan teknolojik yenilikler daha çok tarımla alakalıydı. Avrupa’da yaygınlaşmaları uzun bir zaman alan bu yeniliklerin en önemlileri ağır saban, üçlü tarla rotasyonu ve yeni bir at koşum sisteminin geliştirilmesi ile çivili at nalıydı. Bu yenilikler birbirlerine destek olarak 1100 yıllarından itibaren Kuzey Avrupa’da görülen tarımsal büyümenin temelini oluşturdu. Böylece Roma İmparatorluğu zamanında seyrek nüfuslu, ekonomik açıdan geri kalmış bir sınır bölgesi olan Kuzey Avrupa, Akdeniz topraklarının servet ve zenginliğine rakip ve sonuçta onu da aşan bir tarım üretim merkezi haline geldi.
Ağır sabanın en büyük avantajı yumuşak topraklara göre daha verimli olan Kuzey Avrupa’nın yoğun ve sert topraklarını tarıma elverişli hale getirmesiydi. İkinci önemli avantajı insan emeğinden tasarruf sağlamasıydı. Çünkü ağır sabanın bıçağı, toprağı altüst ettiğinden, ekilen topraklarda çapraz sürüm işlemini gereksiz kılıyordu. Üçüncü avantajı ise toprakların uzun çizgiler halinde sürülmesine imkan vermesiydi. Böylece bıçak toprağı sürekli sağa doğru atarak ortaya yığdığından, çizgiler arasında oluşan ince kanallar suların çekilmesini ve dolayısıyla toprağın kurumasını sağlıyordu.
Başlangıçta, ancak çok verimli topraklarda uygulanabilen üçlü tarla rotasyonu da önemli avantajlara sahipti. Farklı mevsimlerde değişik ürünlerin ekilmesi, hasat kötülüğüne ve onu izleyen kıtlığa karşı bir sigorta mekanizması görevi yapıyordu. Çünkü her ürün iklim şartlarından aynı şekilde ve ölçüde etkilenmeyeceğinden, bir üründe görülen başarısızlık diğerlerinin yüksek verimiyle giderilebiliyordu.
Bu sistemin ikinci ve daha önemli bir avantajı, sürüm işlemlerinin yıl içinde daha düzenli olarak dağılmasına ve böylece yeni toprak açma faaliyetlerinin hızlanmasına imkan vermesiydi. İkili tarla rotasyonundan üçlü tarla rotasyonuna geçiş, köy topluluğunun üretimini köylü başına % 50 artırıyordu. Bunu bir örnekle açıklayalım. On ikinci yüzyıldan itibaren nadasa ayrılan topraklar, yabanî ot ve tohumların yok olmasını sağlamak için yılda iki kez sürüldüğünden 600 dönümlük bir tarlada ikili tarla rotasyonu uygulandığında, 900 dönüm sürme işleminin yapılması gerekiyordu. Bu durumda 300 dönüm tarla ekilebiliyordu. Oysa aynı topraklarda üçlü tarla rotasyonu uygulandığında, 200 dönümlük kısmı nadasa ayrılacağından, tarla sürme işleri 800 dönüm olmakta; buna karşılık 400 dönümden ürün elde edilebilmekteydi. Aynı işgücü ile 100 dönüm daha tarla sürme imkanı olduğundan, bu işgücü ile 75 dönüm tarlanın sürüm işleri tamamlanabilmekte ve ekim yapılan alan 50 dönüm daha artarak 450 dönüme yükselmekteydi. Böylece tarıma açılacak yeni toprakların bulunduğu bölgelerde üçlü tarla rotasyonu ekim yapılan alanların ve dolayısıyla üretimin % 50 artmasını sağlamaktaydı.
Üçlü tarla rotasyonunun bir başka avantajı İlkbahardaki baklagiller ekimi sayesinde hem köylülere protein yönünden daha zengin bir beslenme rejimi sağlaması, hem de toprağı azot bakımından güçlendirerek kış üretiminin verimliliğini yükseltmesiydi. Öte yandan yulaf üretiminin artması atı, tarımda, taşımada ve sanayide yararlanılan önemli bir güç kaynağı haline getirdi.
Çivili at nalı ve yeni koşum sistemi ise atın gücünden daha etkin şekilde istifade edilmesine imkan verdi. Tırnaklarının zayıflığı, özellikle de Kuzey Avrupa’nın nemli ikliminde atın ekonomik olarak kullanılmasını engelliyordu. Çivili at nalı, atın tırnaklarının korunmasını sağlayarak bu problemi çözdü. Öte yandan geleneksel koşum sistemi, öküzlerin bünyesine göre düzenlenmişti ve boyna dolanan bir kayıştan ibaretti. Bu sistem, at için son derece elverişsizdi. Çünkü atın boynunu sıkarak rahat nefes almasını ve kanının başa doğru hareketini güçleştiriyordu. Bu yüzden bir çift at, 50 kg’lık yükü zorlukla çekebiliyordu. Etkin bir at koşum sistemi önce Asya’da geliştirildi ve 9. yüzyılda Avrupa’ya geçti. Omuzlara dayanan sert bir halkadan meydana gelen bu yeni koşum sisteminde at, eskisine oranla 4-5 kat daha fazla yük çekebiliyordu. Böylece atı, ağır tarla işlerinde etkin olarak kullanma imkanı doğdu.
Avrupa’da at besleme yaygınlaştı. Müslüman ülkelerden at ithal edilerek cinsinin geliştirilmesine çalışıldı. Giderek tarımda öküzün yerini alan at öküze göre daha masraflıydı; ancak ondan daha güçlü ve daha hızlıydı. Hızlılık faktörü, soğuk ve yağışlı iklim nedeniyle tarlada çalışma süresinin sınırlı olduğu bölgeler için özellikle önemliydi.
Atın öküzün yerini alması daha pahalı, fakat buna karşılık daha etkin bir sermaye malının, daha ucuz, fakat daha az etkin bir sermaye aracının yerine ikame edilmesi demekti. Bu nitelikte bir diğer değişme de 12. yüzyıldan itibaren daha pahalı demir araçların tarımda kullanımının artışıydı. Daha etkin araçların kullanılışı verimde artışı, verimde artış ise daha pahalı ve etkin sermaye araçlarının kabul edilmesini sağladı.

Ortaçağ’da meydana gelen bir diğer önemli teknolojik değişme de su ve rüzgar değirmenlerinin yaygınlaşmasıydı. 10. yüzyıldan itibaren hidrolik enerjiden elde edilen hareket gücü, üretim faaliyetlerinde artan bir çeşitlilikle uygulanmaya başladı. Giderek su değirmenleri daha karmaşık ve güçlü hâle geldi. Değirmenlerin yeni faaliyet alanlarına adaptasyonu, yeni mekanizmaların geliştirilmesini gerektirdi.
Rüzgar değirmenleri ise Avrupa’da ilk kez 12. yüzyılın sonunda görüldü. Başlangıçta rüzgar değirmenleri oldukça ağır bir zemin üzerinde kurulmaktaydı. Rüzgarın yönüne göre değirmenin döndürülmesi gerekiyor ve bu da değirmenin büyüklüğünü önemli ölçüde sınırlıyordu. 14. yüzyıla doğru kule şeklinde değirmenler inşa edilmeye başlandı. Bu şekilde bina ve makineler sabit kalıyor, yalnızca tepe kısım, rüzgarın yelkenlere gelmesini sağlayacak biçimde döndürülüyordu. Böylece daha büyük ve güçlü değirmenlerin kurulması mümkün oldu. Bu değirmenlerde yelkenler elle çevriliyordu. Fakat daha sonra bu engel de aşılarak, yelkenlerin rüzgara göre otomatik olarak yön değiştirmesi sağlandı. Bu, muhtemelen makinelerde otomatik kontrolün ilk örneğiydi.
Kule değirmenler 20-30 beygir gücü enerji üretebiliyordu. Rüzgar değirmenleri su değirmenlerinden daha güçlüydü. Ancak onun yayılması coğrafi şartlar ve iklim özellikleriyle sınırlanmaktaydı. Bu yüzden rüzgar değirmenleri bazı bölgelerde yaygın olarak bulunurken, bazı bölgelerde sınırlı bir şekilde uygulanabildi.
Su değirmenleri gibi rüzgar değirmenleri de başlangıçta yalnızca hububat öğütmek için kullanıldı; ancak daha sonra ipek dokuma, şerit basma, kumaş kalıplama, deri dikme, yağ çıkarma ve barut imali gibi pek çok üretim faaliyetinde ondan yararlanılmaya başlandı. Su ve rüzgar değirmenlerinin yaygınlaşması ve güçlerinin artması, üretken amaçlar için daha fazla enerjinin sağlanması demekti. Onların yaygın kullanımı, insanın güç için hayvan ve bitki şeklindeki enerji kaynaklarına bağlı olduğu geleneksel dünyadan kurtuluşun başlangıcı ve böylece sanayi inkılabının ilk habercisi oldu. Değirmenlerden imalat sektöründe yararlanılması aynı zamanda yeni bir eğilimin de işaretiydi. Daha önce yenilikler yalnız tarım sektöründe olmaktaydı. Şimdi imalat sektöründe de artan şekilde yenilikler ortaya çıkmaya başlamıştı.
10. yüzyılın ortalarında Flandra’da dikey tezgah bulundu. Geleneksel yatay tezgahla karşılaştırıldığında bu yeni tezgah, bir işçinin verimliliğini 3-5 kat artırıyor ve üretimin kalitesini yükseltiyordu. 13. yüzyılın ikinci yarısının önemli yenilikleri çıkrık ve gözlüktü. 14. yüzyılın başlarında ilk saatler ve ateşli toplar ortaya çıktı. Aynı dönemde kanallar için kapama sistemleri geliştirildi.
Ortaçağ’ın sonlarında gemi tasarımında, gemi inşasında ve gemicilik araçlarında önemli teknolojik gelişmeler oldu. Gemilerde yelkenler ve sabit dümenler küreklerin yerini aldı. Böylece gemilerde daha büyük manevra ve doğrudan kontrol imkanı doğdu. Gemiler büyüdü, yönetilmeye daha elverişli ve denize daha dayanıklı hale geldi. Gemilerin savaş kapasiteleri yükseldi. Pusulanın Ortaçağ boyunca Avrupa’da kullanımı yaygınlaştı. Manyetik pusula ve haritacılık alanındaki gelişmeler gemicilikte tesadüfiliği azalttı. Böylece gemilerle daha uzun seyahatlere güvenlik içinde çıkmak mümkün oldu.
15. yüzyılda ise gemi yapım teknolojisinde önemli değişmeler oldu. Rüzgar enerjisinden daha etkin şekilde istifade edilmesini sağlayan tam yelkenli gemiler inşa edildi. Bu gemilerde üç direk bulunuyor ve direklerin birinde bulunan yelken, rüzgarı toplayarak diğer iki direkteki yelkenlerin daha bol ve sürekli rüzgar almasını sağlıyordu. Bu gemiler elverişli rüzgarları beklemek mecburiyetinde olmadığından seyahatlerde boşa geçen bekleme süresi azaldı. Yelken alanlarının genişlemesi sonucu daha çok rüzgar enerjisinden istifade edebilen bu gemilerin büyüklüğü ve kapasiteleri artarken, taşıma maliyetleri de düşürüldü.
15. yüzyılda ortaya çıkan diğer önemli bir değişme, medeniyetin doğuşundan beri en önemli yeniliklerden biri olan matbaanın icadıydı. Daha önce kitaplar öylesine pahalıydı ki çok az zengin, kitap satın alabiliyordu. Matbaa, kitapları ucuzlatarak bilgi ve eğitim alanında yeni ufuklar açtı.
Bu sayılanlar Ortaçağ’da ve Rönesans döneminde ortaya çıkan yeniliklerin birkaçıdır. Bu yeniliklerin pek çoğu Avrupa dışında geliştirilmiş fikirlerin kabulünden ibaretti. Ağır saban Slav orijinliydi. Rüzgar değirmenleri bir İran icadıydı. Çıkrık 11. yüzyılda Çinliler tarafından biliniyordu. Avrupa büyük bir açık fikirlilikle bu yenilikleri benimsedi. Ancak 12. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa orijinal bir yaratıcılığa da sahip oldu. Gözlük, mekanik saat, top, yeni yelkenli gemi tipleri ve diğer yenilikler Avrupa’nın tecrübeye dayanan merak ve hayalinin orijinal ürünleriydi. Avrupa dışarıdan aldığı fikirleri de pasif bir şekilde taklit etmek yerine, mahallî şartlara daha uygun yeni kullanım şekilleri ortaya koydu. Doğu’daki şekliyle yatay bir eksen üzerinde yelkenlere sahip olan rüzgar değirmenlerinin yelkenleri, Batı’da dikey bir eksen üzerinde bulunuyordu.
Batı’daki teknolojik gelişmenin diğer bir özelliği teknolojinin mekanik yönüne verilen önemdi. Bütün üretim süreçlerini mekanikleştirmeye doğru sonsuz bir istek vardı. Matbaa, Çinliler tarafından icat edilmişti Ancak onu etkin bir kitle üretim aracı hâline getiren Avrupalılar oldu. 15. yüzyılın sonunda Avrupa teknoloji alanında klâsik dünyayı geride bırakmış ve Avrupalılar kendi medeniyetlerinin özel simgesi olan mekanik yaratıcılıklarını ortaya koymağa başlamışlardı.
Makineler ve mekanik çözümlere bu sürekli ilgi iki önemli sonuç yarattı. Bir yandan pek çok üretim sektöründe büyük prodüktivite kazançları sağlandı. Öte yandan daha çok makine ortaya çıktıkça insanların mekaniğe karşı ilgisi arttı. 16. ve 17. yüzyıllarda mekanikle alakalı kitaplar yaygınlaştı. Mekanik bakış açısı, sanat ve felsefe gibi alanlara bile yansıdı. Bütün bu değişmeleri bir arada ele aldığımızda, Ortaçağ zihniyetinin yeniden şekillendiğini ve maddi dünyaya karşı yeni bir tavrın geliştiğini görmek mümkündür. Artık tabiat anlaşılmaz; insan tabiata karşı yenik değildi. Tabiat anlaşılmalı ve onun güçlerinden yararlanılmalıydı.
Avrupa’nın Ortaçağ ve Rönesans döneminde gösterdiği teknolojik dinamizmin nedenleri üzerinde duranlar, bunun salgınların yol açtığı emek kıtlığına bir cevap olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak olay, böyle basit bir determinizmle açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok yönlüdür. Zorunluluk veya gereklilik hiçbir şeyi açıklamaz. Asıl problem, bazı grupların diğer grupların çözemediği ya da karşılayamadığı ihtiyaçlarına belirli bir şekilde cevap vermeyi nasıl başarabildikleridir.

Ortaçağ Avrupa’sının teknolojiye yaklaşımı hangi dürtülerin etkisinde olmuştur?
İlgili Yazılar:
- Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ – Özet
- Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ – Test Soruları
- Ortaçağ Avrupa’sında Ekonomik Büyüme
- 04. Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ
- Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ – Sıra Sizde Cevap Anahtarı
- Erken Ortaçağ’da Avrupa – Sıra Sizde Cevap Anahtarı
- Ortaçağ Avrupası: İleri Ortaçağ – Yaşamın İçinden
- İlkçağ Ekonomileri – Yaşamın İçinden
- İlkçağ Ekonomileri – Özet
- Ortaçağ Avrupa’sında Tarım




