Atatürk: Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

Ortaçağ Avrupa’sında Tarım

Mpati - Snrj 2010

Tarımsal Genişleme

Şehirlerin gelişmesi ve onunla birlikte yeni bir sosyo-kültürel çevrenin doğuşu, yeni teknolojilerin ortaya çıkışı, tasarrufların harekete geçirilmesi ve ekonominin daha çok paraya dayalı hale gelmesi ekonomik bir genişlemeyi destekleyen değişmelerdi. Ancak 10. yüzyıl ile 13. yüzyıl arasındaki gelişmeleri diğer önemli bir faktörü dikkate almadan açıklayamayız. Bu faktör tarımda görülen üretim artışıydı.

Bin yıllarından itibaren başlayan tarımsal genişleme iki şekilde kendini gösterdi. İlk olarak yeni topraklar tarıma açıldı. Malikane içindeki bataklıklar kurutularak, orman ve korular ise temizlenerek tarla haline getirildi, çayır ve meralar ekili alanlara dönüştürüldü. Hatta Hollanda’da denize setler çekilerek topraklar tarıma kazandırıldı.

Sanayi öncesi dönemde Avrupa’nın ekonomik gelişmesi nihai olarak toprağın temin edilebilirliğiyle ile sınırlandırılıyordu. Ancak 10. yüzyılda kıt nüfusa karşı toprak bolluğu vardı. 13. yüzyıla kadar toprak boldu ve ekonomi gelişirken sınırlar sürekli genişliyordu. İktisatçılar, yeni topraklar tarıma açıldıkça azalan verimlerin onu izleyeceğini düşünürler. Bunun nedeni ekime ilk açılan toprakların en iyi topraklar olması ve genişleme süresince insanların daha verimsiz marjinal topraklara doğru kaymalarıdır. Bu durum Avrupa’da 13. yüzyılın ortasında geçerliydi. Ancak daha öncesinde böyle bir durum söz konusu değildi. Aksine 10. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar süren genişleme, marjinal verimlilikte artışa bile yol açmıştı. Çünkü daha önceki yüzyıllardaki anarşik ortam nedeniyle insanlar, toprakların en iyi olduğu bölgelerde değil de en kolay savunulabildiği tepeler ve geçitlerde tarım yapıyorlardı. Nüfus arttıkça ve toplumsal istikrar geliştikçe ekime açılan topraklar, daha önce ekilenlerden daha iyi topraklardı.

İkinci olarak yaygın bir kolonizasyon faaliyetine girişildi. Elbe Nehri’nin doğusunda Slav kabilelerinin yaşadığı bölgeler, Avrupalılar tarafından iskan edildi. Bu hareketlerin öncülüğünü yapan Flaman ve Alman lordları, işgal ettikleri bölgelerin yerli halkını kovarak veya kılıçtan geçirerek ya da köleleştirerek kendi göçmenlerini yerleştirdiler. Bu topraklara göçü teşvik için yerleşecek köylülere tanınan istediği ile evlenme, emeğinin ürününe sahip olabilme, istediği işi tutabilme ve kurulacak köylerin yönetiminde söz sahibi olma gibi haklar iskan edilen bölgelerde hür köylü topluluklarının doğmasına yol açtı. Elbe Nehri’nin ötesinin iskanında manastırlar da rol oynadı. Keşişler, kendi el emeği ile geçinmeyi kutsal saydıklarından yeni tarıma açılan bölgelerde manastırlar kurarak tarım yapıyorlardı.

Doğuya doğru gerçekleşen bu genişleme de Avrupa’da tarımsal üretim artışını destekledi. Zaptedilen bölgelerin büyük bir bölümündeki Slav ekonomisi balıkçılık, avcılık ve hayvancılık temeline dayanıyordu. Tarım ise fazla gelişmemişti. Alman göçmenler, daha ileri tarım tekniklerine ve daha bol sermaye aracına sahiptiler. Göç ettikleri bölgelere getirdikleri tekerlekli ağır saban, yoğun ormanların temizlenmesini ve sert toprakların işlenmesini mümkün kıldı. Böylece Avrupa tarımı yeni alanlara doğru genişlemiş oldu. Tarımla ilgili Alman tekniklerinin etkisi Slav bölgelerinde de görüldü. Slavların bu yeni teknikleri benimsemesi, Doğu Avrupa’da da tarımsal fazlanın teşekkülüne ve böylece Baltık ülkeleri ile Doğu Avrupa arasındaki ticaretinin gelişmesine yol açtı.

Doğuya doğru alman genişlemesi

Malikane Bünyesinde Değişmeler

Bu dönemde bir yandan tarımın genişlemesi, öte yandan şehirlerin yeniden canlanması, kır ile şehir arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesine yol açan değişmelere imkan hazırladı. Şehir hayatının ve ticaretin yeniden canlanması, kırsal bölgelerde malikane bünyesi içinde tarım ve sanayi faaliyetlerinin bir arada yürütülmesini gerekli kılan erken Ortaçağ’daki doğal ekonomi düzenini gereksiz hale getirdi. Şehirlerin sınai faaliyetler alanındaki mutlak üstünlüğü, kırsal bölgelerin sınai faaliyetlerden vazgeçerek tarımsal üretimde ihtisaslaşmalarına yolaçtı. Böylece sınai faaliyetler şehirlerde toplandı. Malikanelerin, şehir endüstrisi içinde o mesleğin ustaları tarafından üretilen daha kaliteli ve ucuz mallarla rekabet etmeleri mümkün değildi. Bu yüzden malikane halkı, sınai üretimlerine son vererek bu ihtiyaçlarını kendi tarımsal ürünleri karşılığında şehirlerden temin etmeye başladılar.

Kır ile şehir arasında ticaretin gösterdiği bu gelişme, piyasa ekonomisinin ve para ilişkilerinin yaygınlaşmasına yol açtı. Artık asil sınıfın tüketmek istediği malları pazardan temin etmesi mümkündü. Ticaretin yeniden canlanması da asil sınıfın tüketim malları talebini yükseltmişti. Bu iki gelişme de asil sınıfın nakdî gelir ihtiyacını artırmıştı.

Bu yeni şartlar karşısında angarya işgücü ve ayni vergi düzeni, ekonomik olarak etkin bir organizasyon olmaktan çıkmıştı. Lord için topraklarından nakdi kira almak, vergileri ürün yerine para olarak toplamak ve elde ettiği bu nakdî gelirle ihtiyaçlarını pazardan sağlamak daha etkin bir çözüm haline gelmişti.

Nitekim gerçek hayatta olan da buydu. Lordlar angaryaları yıllık sabit para ödemelerine çevirdiler. Aynı zamanda rezerv topraklarını parçalara bölerek sabit bir ödeme karşılığında kiraya verdiler. Ayni vergiler de yerini sabit ve belirli para ödemelerine bıraktı. Malikane nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde bulunan lordlar, işgücü yerine para ödemelerini tercih etmekte ek bir teşvike sahiptiler. Artan malikâne nüfusu, üretimin giderek daha verimsiz topraklara kayması yüzünden işgücünde azalan verimlere yol açtığından işgücünün reel değeri düşmüştü. Böylece köylülerin reel değeri düşen angarya işgücünü para ödemelerine çevirmekle lordlar kazançlı çıkıyordu.

Ayrıca üretimle ilgili kararların alınması lord veya onun kahyasından çiftçilere geçti. Anlaşmalar geleneksel olmaktan çıkarak sözleşmelere dayalı hale geldi. İngiltere’de bu sözleşmeler mahkeme kayıtlarına geçiyor ve köylü onun bir kopyasını alıyordu. Böylece serf köylüler ortakçı ya da kiracı durumuna gelmişlerdi. Serfler, kiracısı durumuna geldikleri topraklarda ürettikleri ürünün fazlalarını şehir pazarlarında satarak elde ettikleri gelirlerle hürriyetlerini kişisel olarak ya da topluca satın almaya başladılar. Böylece Ortaçağ’ın ileri dönemlerinde Avrupa’nın pek çok kısmında malikanelerde rezervler küçüldü ve toprak sahiplerine kira ve nakdî vergiler ödeyen hür köylü toplulukları yaygınlaştı.

Öte yandan para ekonomisinin gelişmesi lordlar arası ilişkileri de etkiledi. Daha önce krala karşı hizmetlerini şahsen yerine getiren lordlar, bu hizmetlerinin karşılığını para olarak ödemeye başladılar. Feodal yükümlülüklerin para ödemelerine çevrilmesiyle artık krallar, vassallarının askeri hizmetlerine bağımlı olmaktan kurtularak istedikleri kadar profesyonel asker besleme imkanına sahip oldular. Bu durum, Avrupa’da kralları, vassalları karşısında güçlendirerek merkeziyetçi milli devletlerin doğmasına temel hazırladı.

Sıra Sizde 6

Para ekonomisinin gelişmesi ne gibi siyasi sonuçlara yol açmıştır?

  • Facebook
  • RSS
  • Twitter
  • Add to favorites
Ortaçağ Avrupa’sında Para Alanındaki Gelişmeler ◄ ÖNCE | SONRA ► Ortaçağ Avrupa’sında Ticaretin Büyümesi ve Çeşitlenmesi

İlgili Yazılar:

Bir Cevap Yazın

ABD bebek borç Ders: Halkla İlişkiler ekonomi gelişim hak hastalık Hukuk idare iktisat kamu kaynakça kişilik psikoloji sağlık sendika sözleşme sıra sizde tartışma tedavi Test Soruları ticaret Türkiye yargı yaşamın içinden Özet çocuk öğrenme ünite

AÖF