Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
22.09.2014
Ders: Finansal Yönetim      Ünite 3      11 Şubat 2011 Ara     

Oran Analizi

Finansal tabloların oranlarla analizi, bilanço veya gelir tablolarındaki iki kalemin birbirine bölümü ile yapılır. Finansal tablolardan bu şekilde bir çok oran hesaplamak mümkündür. Ancak amaç çok sayıda oran hesaplamak değildir. Bilanço ya da gelir tablosu kalemlerinin anlamlı seçilmesi, analizcinin cevaplandırmak istediği sorulara cevap verebilecek nitelikte oranların hesaplanması gerekmektedir. Anlamlı oranların hesaplanması da tek başına yeterli değildir. Önemli olan bu oranların yorumlanmasıdır. Yorum yapılırken bulunan oranın geçmiş yıl oranlarıyla, sektör ortalamalarıyla ya da belirlenmiş bir standartla karşılaştırılması gerekir. Her oranın yorumu kendine özgü nitelikler taşır. Bu da, her oranın pay ve paydasında yer alan kalemlerin kendi aralarındaki ilişkiye ve bu ilişkinin yarattığı TL, gün, yüzde, defa gibi farklı sonuçlara dayanır. Her oranın yorumunda aşağıdaki aşamaların izlenmesi analiste yardımcı olur.

i) Çıkan sonucun anlamının belirlenmesi,
ii) Çıkan sonucun, formülün pay ve paydasındaki kalemlerden hangisinin ya da her ikisinin de etkisinde olup olmadığının belirlenmesi,
iii) Çıkan sonucun, işletmenin mali durumu veya faaliyet sonucuna etkisinin belirlenmesi.

Finansal tabloların analizinde yaygın olarak kullanılan oran analizinde başarılı olabilmek için aşağıdaki faktörlerin dikkate alınması gerekir.

i) Oran analizinde anlamsız oran kullanmaktan kaçınılmalıdır.
ii) Oranlar doğru ve amaçlara uygun biçimde yorumlanmalıdır.
iii) Oranlar üzerindeki mevsimlik ve konjonktür hareketlerinin etkileri, yorumlarda dikkate alınmalıdır.
iv) Oranlardaki değişikliklerin nedenleri ve işletme açısından taşıdığı önem doğru belirlenmelidir.
v) Oranlardaki değişimler, ek bilgilerle desteklenerek yorumlanmalıdır.
vi) Oran sonuçları, oranda yer alan değerlerin tutarları da dikkate alınarak yorumlanmalıdır. vii) Oranlar değerlendirilirken, işletmenin kendi geçmiş yıllar bilgileri yanında sektörün genel gidişi de dikkate alınmalıdır.
viii) Oran analizi ile işletmenin geçmiş performansı değerlendirilirken, gelecekle ilgili ipuçları yakalamak bir hedef olmalıdır. Oranlar, işletme faaliyet sonuçları ile mali durumunu değerlendirmedeki kullanış amaçları dikkate alınarak sınıflandırılır. Bu sınıflandırmaya göre oranlar;

i) Likidite oranları
ii) Finansal yapı ile ilgili oranlar
iii) Faaliyet oranları
iv) Kârlılık oranları
v) Piyasa performansını değerlendirmede kullanılan oranlar olarak beş ana başlıkta toplanabilir.

Likidite Oranları

Likidite oranları, işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeme gücünü ölçmek için hesaplanır. Likidite oranları hesaplanarak, işletmenin net işletme sermayesinin yeterli olup olmadığı tespit edilmeye çalışılır. Bir işletmenin likidite oranlarının yüksek olması, kısa vadeli borçlarını ödemede bir sorunla karşılaşılmayacağını gösterir. İşletmelerin karşılaştığı sorunların çoğunluğu, likidite yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle işletmelerin likidite durumunun değerlendirilmesi işletmeler açısından önemlidir. Likidite oranlarının yetersizliği kadar fazla olması da işletmeler açısından olumsuz bir durumdur. Oranların yüksek olması, dönen varlıkların atıl kaldığı, kâr fırsatlarının iyi değerlendirilmediği izlenimini doğurur. Likidite oranları üçe ayrılarak incelenir.

Cari Oran: Dönen varlıklar toplamının kısa vadeli borçlar toplamına oranlanması suretiyle bulunur. Normal şartlar altında işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeme yeteneğini ortaya koyan bir orandır. Üretim işletmeleri için genel kabul görmüş değeri 2 olarak alınmaktadır. Fakat bazı durumlarda bu oranın 2′nin üzerinde olması yetersiz olarak kabul edilirken, bazı durumlarda, 2′nin altında olması yeterli olabilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde;

i) uzun vadeli kredi sağlamak güç olduğundan,
ii) sermaye piyasasından fon sağlama olanakları sınırlı olduğundan,
iii) enflasyonun daima yüksek olması nedeniyle artan işletme sermayesi ihtiyacı kısa vadeli borçlarla finanse edilmeye çalışıldığından,
iv) işletmelerin öz sermayeleri yetersiz olduğundan cari oranın 1,5 seviyesinde olması yeterli kabul edilebilir.

Ünitenin başında verilen bilanço verilerine göre ATILIM şirketinin cari oranı 1,69′dan 1,87′e yükselmiştir. Cari oranın genel kabul görmüş oranının 2 olmasına rağmen, bulunan sonuçlar ülkemizdeki işletmeler için yeterli kabul edilebilir. Ancak işletmenin genel durumunu anlayabilmek için diğer oranların da hesaplanması gereği açıktır.

Likidite Oranı (Asit-test Oranı) : Dönen varlıklar içerisinde en düşük likiditeye sahip olan varlıklar stoklardır. Stoklar istenildiği zaman, istenilen fiyattan paraya çevrilemezse, vadesi gelen borçların ödenmesi sorun olabilir.
Cari oran, tüm dönen varlıkları hesaplamaya dahil ettiğinden çok genel, kaba bir ölçüdür. İşletmenin likidite durumunu biraz daha hassas şekilde ölçebilmek için likidite oranı kullanılır.
Likidite oranı; dönen varlıklardan stoklar düşüldükten sonra, kalan değerin kısa vadeli borçlara bölünmesiyle bulunur. Bu oranın genel kabul görmüş standardı 1′dir. Oranın 1 olarak bulunması, işletmelerin kısa vadeli yabancı kaynaklarını, olağanüstü durumlarda hazır değerleri ve süratle paraya çevrilebilen değerleri ile rahatlıkla karşılayabileceklerini gösterir. Ülkemizde işletmeler genellikle kısa vadeli kredilerden yararlandıkları için bu oran 1′in altında olabilmektedir.

ATILIM Şirketinin asit-test oranı 0,91′den 1,24′e yükselmiştir. İşletmenin 2000 yılında stoklarının 1999 yılına göre azalma göstermesi, asit test oranının yükselmesine yol açmıştır. Anılan oran kısa vadeli yükümlülüklerin yerine getirilmesinde yeterlidir.

Nakit Oranı (Hassas Oran) : Nakit oranı para ve benzeri varlıklarla geçici yatırımların kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesi suretiyle hesaplanır. İşletmelerin hem stoklarını elden çıkaramama hem de alacaklarını tahsil edememe gibi çok olağanüstü bir ekonomik sıkıntı durumunda hazır değerleri ile kısa vadeli yabancı kaynaklarının ne kadarını ödeyebileceklerini ortaya koyan bir orandır. Likidite oranından da keskin bir oran olan nakit oranı sektörden sektöre farklı olmakla birlikte, 0,20 olması yeterli kabul edilir. Fakat diğer oranlarda olduğu gibi bu oran da ülkemizde genelde 0,20′nin altında çıkmaktadır.

ATILIM Şirketinin nakit oranı 1999 yılında 0,16 iken, 2000 yılında 0,35′e yükselmiştir. İşletmenin nakit oranı standartların üzerindedir. Oranın yeterli olduğu, işletmenin hazır değerleri ile kısa vadeli yabancı kaynaklarının %35′ini ödeyebileceği görülmektedir.

Likidite oranları değerlendirilirken göz önüne alınması gereken faktörler:

i) Likidite oranlarına bakmadan önce, varlıkların kalitesinin de gözden geçirilmesi gerekir. Kalite, iktisadi varlığın elden çıkarılmak istendiğinde gerçek değerini bulma ihtimali olarak ifade edilir. Dönen varlıkların bilançoda olduğundan daha yüksek ya da daha düşük değerle gösterilmesi, cari oranı etkiler. Bu nedenle, dönen varlıkların gerçeğe uygun bir şekilde değerlendirilip değerlendirilmediği büyük önem taşır.

ii) Dönen varlıkların yapısının, işletmenin satın alma ve satış koşullarının, kısa vadeli yabancı kaynakların vadelerinin dağılımının göz önünde tutulması ve değerlendirmenin bu çerçevede yapılması gerekir. Dönen varlıklar içinde para ve alacakların göreceli olarak payının yüksek olması, işletmenin sermayesinin daha likit hale geldiğini gösterir. Satışlarını peşin, mal tedarikini kredili temin eden işletmelerin daha düşük bir likiditeye sahip olması normaldir. Diğer koşullar aynı kalmak koşuluyla, kısa vadeli borçların ödenmesi belirli aylarda toplanmış işletmeler, borçların ödenmesi dengeli bir şekilde yayılmış işletmelere kıyasla, daha yüksek cari oranla çalışmak zorundadır.

iii) Alacakların ortalama tahsil süresi, alacak devir hızı, stok devir hızı, işletme sermayesi devir hızı gibi oranların likidite oranlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Stok ve alacak devir hızı yüksek olan işletmeler daha düşük likidite oranlarıyla çalışabilir.

iv) Faaliyetleri mevsimsellik gösteren işletmelerde, işletme faaliyetinin en yüksek düzeye ulaştığı mevsimde likidite oranları düşük, buna karşılık faaliyetlerin en düşük düzeye indiği mevsimlerde likidite oranları yüksek çıkar.

v) Kredi değerliliği yüksek, istediği zaman kredi temin edebilen ya da borçlarını konsolide etme, erteleme imkanı olan işletmelerin likidite oranları düşük olabilir.

vi) Ticari alacaklarının önemli bir bölümünü senede bağlamış olan işletmeler, bu senetleri vadesinden önce paraya çevirmek ve senetleri ciro etmek yoluyla borçlarını ödemede kullanma imkanına sahip olduğundan daha düşük likidite oranlarıyla çalışabilirler.

vii) Satışları düzenli, kararlı olan, büyük dalgalanmalar ve plan hedeflerinden aşırı sapmalar göstermeyen işletmeler daha düşük likidite oranlarıyla çalışabilirler.

Sıra Sizde 4

Likidite oranları niçin hesaplanır? Bu oranlardan en çok kimler yararlanır?

Finansal Yapı İle İlgili Oranlar

İşletmelerin sahip oldukları varlıklar öz kaynaklarla ve yabancı kaynaklarla finanse edilir. İşletmelerin kaynak yapısına finansal yapı da denilmektedir. Finansal yapının ne şekilde oluşturulduğu bir çok açıdan önem taşımaktadır. Finansmanın temel ilkesi, dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklarla, duran varlıkların ise uzun vadeli yabancı kaynaklarla ve/veya öz sermaye ile karşılanmasıdır. Finansal yapının bu temel ilkeye göre oluşturulması, işletmenin risk seviyesini düşürmesi açısından önemlidir.

İkincisi; işletmelerin toplam kaynakları içinde yabancı kaynakların payı nedir? Bu sorunun cevaplandırılması, özellikle işletmeye borç verenler açısından önemlidir. Çünkü işletmenin borç seviyesi yükseldikçe, borç verenler kendilerini daha az emniyette hissedeceklerdir. Bu arada toplam borçların ne kadarının kısa vadeli borçlardan, ne kadarının uzun vadeli borçlardan oluştuğu da tespit edilmesi gereken konulardan biridir.

Üçüncüsü; yabancı kaynakların maliyeti, başka bir deyişle işletmenin katlandığı faiz yüküdür. Faiz yükünün artması işletmenin karlılığını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu nedenle finansal yapının bilinmesi ve bu yapının kârlılık üzerine etkisinin ölçülmesi de önemlidir. İşletmenin toplam kaynaklarının bir kısmının yabancı kaynaklardan oluşması, işletmenin finansal kaldıraçtan yararlanmasını sağlar. İşletmeler tamamen öz sermaye ile çalışmak istediklerinde, eğer öz sermayelerini istedikleri kadar arttırma imkanına sahip değillerse -ki çoğunlukla bu mümkün değildir- işlerini büyütemez, kârlı yatırım fırsatlarını değerlendiremezler. Bu nedenle gerektiğinde yabancı kaynaklara başvururlar. İşletmenin faaliyetlerinden sağladığı kârlılığı yabancı kaynakların maliyetinden büyükse, yabancı kaynakları artırmak işletmeye yarar sağlayacaktır. Ancak yabancı kaynakları sürekli artırarak, bu işlemden faydalanmanın bir sınırı vardır. İşletmenin borçlarının düzeyi belirli bir sınıra geldiğinde, borç verenler işletmenin riskinin de arttığını düşünerek kredi maliyetlerini yükselteceklerdir. İşte bu borç seviyesinin üzerinde borçlanmaya devam etmek, işletmeye yarar yerine zarar getirmeye başlayacaktır. Kredi kuruluşları işletmelere yeni kredi limitleri tahsis ederken, işletmenin borçlanma seviyesini bu nedenlerle bilmek isterler. Dolayısıyla analistin, işletmenin finansal yapı ile ilgili oranları hesaplaması gerekmektedir. Finansal yapının belirlenmesinde faydalanılan oranlar şunlardır:

Borçlanma Oranı: Kaldıraç oranı olarak da nitelendirilen bu oran, işletme varlıklarının yüzde kaçının yabancı kaynaklarla finanse edildiğini gösterir. Orana finansal kaldıraç denilmesi, işletmelerin ortakları ve işletmeye kredi verenlerin orana bakış açıları nedeniyledir. İşletmeye kredi verenler bu oranın küçük olmasını isterler. Ortaklar ise bu oranın belirli bir düzeye kadar büyük olmasından yanadırlar. Ortaklar açısından bu düzey, sermaye maliyetinin optimum (minimum) olduğu noktadır. Gelişmiş ülkelerde bu oranın %50′nin altında olması arzu edilir. Ancak ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde oran, %70′lere kadar çıkmaktadır.

Kısa Vadeli Yabancı Kaynakların Pasif Toplamına Oranı: Oran aktiflerin finansmanında yararlanılan kısa vadeli yabancı kaynakların yüzdesini verir. Daha önce de belirttiğimiz gibi kısa vadeli yabancı kaynakların dönen varlık toplamından fazla olmaması istenir. Ticaret ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde bu oran, üretim işletmelerinin aynı oranına göre genellikle daha yüksektir.

Uzun Vadeli Yabancı Kaynakların Pasif Toplamına Oranı: Oran aktiflerin finansmanında yararlanılan uzun vadeli yabancı kaynakların yüzdesini verir. Üretim işletmelerinde duran varlıkların toplam varlıklar içindeki payı daha yüksek olduğundan, bu oranın daha yüksek çıkması olağan bir durumdur.

Duran Varlıkların Devamlı Sermayeye Oranı: Duran varlıkların, devamlı sermayeye (öz sermaye + uzun vadeli yabancı kaynaklara) bölünmesiyle bulunur. Oranın 1′den küçük çıkması arzu edilir. Oranının 1′den büyük olması, duran varlıkların bir kısmının kısa vadeli yabancı kaynaklarla finanse edildiğini gösterir. Bu da işletmenin riskini yükseltir.

Maddi Duran Varlıkların Öz Sermayeye Oranı: Bu oran, maddi duran varlıkların finansmanında öz sermayeden hangi oranda faydalandığını ortaya koyar. Oranın 1′den büyük çıkması, duran varlıkların bir kısmının borçla finanse edildiğini gösterir. Bu durum işletmenin öz sermaye kârlılığını düşüreceğinden, arzu edilmez.

Faizleri Karşılama Oranı: Bu oran işletmelerin ödemek zorunda oldukları faizleri kaç kez kazandıklarını ortaya koyan bir orandır. Oranın genel kabul görmüş değeri 8′dir. Oranın bu değerden düşük çıkması işletmenin faizleri öderken sıkıntıya düşeceği, yüksek çıkması ise faiz ödeme açısından işletmenin sağlıklı bir finansal yapısının bulunduğunu ortaya koyar.

Finansal yapı ile ilgili hesaplanabilecek diğer oranlar şunlardır:

- Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar/Toplam Yabancı Kaynaklar
- Öz Kaynaklar/Toplam Kaynaklar
- Toplam Yabancı Kaynaklar/Öz Kaynaklar
- Banka Kredileri/Toplam Kaynaklar

ATILIM Şirketinin finansal yapı ile ilgili oranları aşağıdaki gibi hesaplanmıştır:

Finansal oranlar (Atılım a.ş)

İşletmenin toplam kaynakları içinde, borçların payı ve toplam borçlar içinde kısa vadeli borçların payı azalmıştır. Bu durum işletme açısından olumlu bir gelişmedir. Duran varlıklar/Devamlı sermaye oranının %45′ler civarında olması, duran varlıkların öz sermaye ve uzun vadeli yabancı kaynaklarla finanse edildiğini göstermektedir ki, bu durum finansman tekniği açısından da uygundur.

Sıra Sizde 5

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum ile işletmenin borçlanma politikası arasında bir paralellik bulunmakta mıdır?

Finansal yapı ile ilgili oranlar değerlendirilirken göz önüne alınması gereken faktörler:

i) Satışları istikrarlı, pazar payı yüksek, tekelci güce sahip, ham madde kaynaklarını kontrol eden, likidite durumu iyi olan işletmeler daha fazla yabancı kaynak kullanabilir.

ii) Gelişmekte olan ülkelerde uzun vadeli sermaye birikimi yeterli olmadığından, işletmelerin öz sermayeleri genellikle yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla işletmelerin borç oranları ve kısa vadeli borçlarının uzun vadeli borçlara göre daha fazla olması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

iii) Enflasyonist dönemlerde işletmelerin borçlanma ihtiyacı artış gösterir. Bu nedenle borç oranları genellikle yüksek çıkar. Ancak bir ekonomik kriz baş gösterdiğinde öz sermayeleri güçlü işletmeler krizden daha az yara alarak çıkmalarına rağmen, borç oranı yüksek işletmeler, özellikle kredi kurumlarının yeni kredi açmamaları, hatta mevcut kredileri geri çağırmaları nedeniyle daha sıkıntılı günler yaşarlar.

iv) Finansal yapı ile ilgili oranlar incelenirken, işletmenin öz kaynaklarının kendi içindeki dağılımı da ayrı bir incelemeye tâbi tutulmalıdır. Öz kaynakların ne kadarının ödenmiş sermayeden, ne kadarının yedeklerden, değer artış fonlarından ve dağıtılmamış kârlardan oluştuğu da önemlidir.

Faaliyet Oranları

Faaliyet oranları, işletmenin sahip olduğu ve faaliyetlerini gerçekleştirmede kullandığı varlıkların ne ölçüde etkin kullanıldığını tespit etmede kullanılır. Bu oranlara çalışma oranları, verimlilik oranları da denir. Hesaplamalarda bilanço ve gelir tablosunun birlikte kullanılması gerekir. Faaliyet oranları, özellikle dönen varlıklardaki hareketlilik durumunu ortaya koyduklarından önem kazanırlar. Genel olarak faaliyet oranlarının yüksek çıkması işletmeler için olumlu olarak yorumlanmaktadır. Ancak faaliyet oranları ile birlikte kârlılık oranlarının da yüksek çıkmış olması halinde, bu yüksekliğin iyi olarak nitelendirilmesi, oranların genel yorumu açısından daha olumlu olmaktadır.

Stok Devir Hızı: Bir işletmedeki stokların paraya çevrilebilme hızını ortaya koyan bir orandır. Stok devir hızı, aynı zamanda, bir işletmedeki stokların dönem içerisinde kaç defa yenilendiğini de ortaya koymaktadır. Stok devir hızının geçmiş yıllara göre artması ve sektör ortalamasının üzerinde olması, işletmenin olumlu bir gelişme içinde olduğunu gösterir. Stok devir hızı yüksek olan işletme, stoklarını süratle paraya çevirdiğinden ve satış hacmini genişlettiğinden kârlılığını artırma imkanı elde edebilecektir. Oranın düşük olması ise, işletmenin stoklarını eritmede sorun yaşadığını, elde aşırı stok bulundurulduğunu gösterir. Böyle bir durumun varlığı halinde, moda değişmeleri, fiyat değişiklikleri, talep azalmaları yaşandığında işletmenin depo ve sigorta giderleri artar, stokların bozulma olasılığı ortaya çıkar. Stok devir hızının yüksek olması her zaman işletmenin lehine yorumlanmayabilir. Örneğin, işletmenin stokları iş hacmine göre yetersiz ise ya da tedarik veya üretim güçlükleri nedeniyle stoklar yenilenemiyorsa, stok devir hızı yüksek çıkmasına rağmen, bir takım olumsuzluklarla karşılaşılabilir.

Stok devir hızı değerlendirilirken göz önüne alınması gereken faktörler;
i) İşletme birden fazla mal üretiyor ya da satıyorsa her birinin stok devir hızı hesaplanmalıdır.
ii) Stok devir hızı hesaplanırken, mevsimsel satış özelliği gösteren işletmelere dikkat edilmelidir.
iii) Stok devir hızının yükselmesi ya da düşmesinin stoklardan mı yoksa satışlardan mı kaynaklandığının tespit edilmesi gerekir.
iv) Stok devir hızının düşük olmasına rağmen, işletme lehine olabilecek uygulamalar derinlemesine araştırılmalıdır. Stok devir hızının yüksek olmasına rağmen, işletme aleyhine olabilecek gelişmeler tahmin edilmelidir.

İşletmenin stok devir hızı 3,15′den 4,78′e yükselmiştir. Oranın yükselmiş olması ilk bakışta olumlu görünmesine rağmen, yükselmenin satışlardaki artıştan mı kaynaklandığının yoksa stok yetersizliğinden mi kaynaklandığının belirlenmesi yerinde olacaktır. Ayrıca stok devir hızı yükselmesinin kârlılık oranlarındaki yükselme tarafından desteklenip desteklenmediği de incelenmelidir.

Alacak Devir Hızı: Alacakların yılda kaç defa tahsil edildiğini gösterir. Alacakların devir hızının yüksekliği işletmenin alacak politikasının iyi işlediğini, şüpheli alacakların fazlaca bulunmadığını ve bu nedenle tahsilat kayıplarının düşük olduğunu göstermektedir. Devir hızının düşüklüğü ise, işletmenin alacak politikasının iyi işlemediğini, işletmenin tahsilat güçlüğü ve nakit sıkıntısı içerisinde bulunduğunu göstermektedir. Alacak devir hızındaki artış daha az işletme sermayesinin alacaklara bağlandığını gösterir ve artış işletme lehine yorumlanır. Bu durum işletmenin aynı düzeydeki iş hacmi için daha az finansmana gereksinme duyduğunu ifade eder. Alacak devir hızı yüksek olan işletmeler daha düşük cari oran ile çalışabilir.

Alacak devir hızı değerlendirilirken göz önüne alınması gereken faktörler şunlardır:

i) Oran hesaplanırken kredili satışların alınması daha anlamlıdır. Ancak kredili satışlara ulaşılamıyorsa, net satışlar da alınabilir.
ii) Oranın paydasında yer alan alacaklar, işletmenin esas faaliyetlerinden kaynaklanan senetli, senetsiz tüm alacaklar olmalıdır. Diğer işlemlerden kaynaklanan alacaklar bu toplama dahil edilmemelidir. Şüpheli veya değersiz hale gelmiş alacaklar da hesaplamaya dahil edilmelidir.
iii) Çıkan sonuçlar işletmenin geçmiş yıl sonuçlarıyla ya da sektör ortalamalarıyla karşılaştırılmalıdır.
iv) Mevsimlik hareketlerin alacak devir hızını etkilediği unutulmamalıdır.

ATILIM Şirketinin alacak devir hızı da bir önceki yıla göre hafifçe yükselmiştir. Oranın yükselmesi, işletmenin alacakları tahsilat konusunda bir sıkıntı ile karşılaşmadığını ortaya koyması açısından olumlu olarak nitelendirilebilir.

Alacakların Ortalama Tahsil Süresi: Bu oran, işletmelerin ticari alacaklarının faaliyet dönemi içerisinde ortalama kaç gün içerisinde tahsil edilebildiğini göstermektedir. Alacakların ortalama tahsil süresi, işletmenin içinde bulunduğu endüstri kolu ortalamalarından yüksek çıktığı takdirde işletmenin verimsiz bir alacak politikası izlediğine, alacaklarını süreleri içerisinde tahsil edemediğine, işletmenin şüpheli alacak riski ile karşı karşıya bulunduğuna karar verilebilir. Bu sürenin düşük çıkması durumunda ise işletmenin lehine olarak, alacak politikasının iyi uygulandığı, işletmenin alacaklarını diğer işletmelerden daha kısa sürede tahsil edebildiği, nakit sıkıntısı içerisinde bulunmadığına karar verilebilir.

İşletme Sermayesi Devir Hızı: İşletme sermayesinin ne ölçüde verimli kullanıldığını ölçmek için hesaplanır. Çıkan sonucun yeterli olup, olmadığı sektördeki diğer işletmelerin oranlarıyla karşılaştırılarak anlaşılır. Belirlenmiş standart bir oran yoktur. İşletme sermayesi devir hızını büyük oranda alacak ve stok devir hızı belirler. Devir hızının artması işletme lehine yorumlanır.

Maddi Duran Varlıklar Devir Hızı: Oran, maddi duran varlıkların verimli kullanılıp, kullanılmadığını gösterir. Oranın yüksek olması, maddi duran varlıklara yapılmış olan yatırımların verimli kullanım sonucu satışların artışını sağladığı şeklinde yorumlanabilir. Eğer oran düşükse bu maddi duran varlıkların tam kapasite ile kullanılmadığını, atıl kapasite olduğunu, maddi duran varlıklara aşırı yatırım yapıldığını ifade eder. Oran yorumlanırken, maddi duran varlıkların gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığının, kullanılan amortisman yönteminin ve işletmede leasing yoluyla edinilen maddi duran varlık olup olmadığının incelenmesi gerekir.

Öz Kaynakların Devir Hızı: Bir işletmenin öz kaynaklarının ne ölçüde verimli kullanıldığını ifade eder. Bu oranın yüksek olması, işletmede öz kaynakların verimli kullanıldığını gösterebileceği gibi, öz kaynakların yetersiz olduğunun da bir sonucu olabilir. Oranın düşük olması, öz kaynakların iş hacmine göre fazla olmasından, öz kaynaklar içinde yeniden değerleme değer artış fonunun bulunmasından veya sermayenin verimli kullanılamamasından kaynaklanabilir.

ATILIM Şirketinin diğer faaliyet oranları aşağıdaki gibi çıkmıştır:

Finansal oranlar (Atılım a.ş)

Tüm oranların 2000 yılında 1999 yılına göre yükselmiş olması, işletmenin varlıklarını ve öz kaynaklarını etkin ve verimli bir şekilde kullandığını göstermektedir.

Sıra Sizde 6

Genel olarak işletmenin faaliyet oranlarının yüksek olması işletmeler açısından neden olumlu olarak nitelendirilir?

Kârlılık Oranları

İşletmenin faaliyetleri sonucunda ulaşılan başarıyı ölçmek, ölçülü ve yeterli bir kârlılığın elde edilip edilmediğini değerlendirmek için kârlılık oranlarından yararlanılır. Kârlılık oranları, işletme ortakları ya da işletmeye ortak olmayı düşünen yatırımcılar tarafından özellikle takip edilirler. Kârlılık oranları değerlendirilirken, aynı sektör içindeki diğer işletmelerin kârlılık oranları, işletme bütçelerinde hedeflenen kârlılık oranları ve ekonominin genel durumu da değerlendirme yapılırken göz önünde bulundurulmalıdır. İşletmenin kârlılığı değerlendirilirken, varsa enflasyon etmenini de dikkate almak gerekir. Çünkü enflasyon, işletmelerin kârlılıklarını reel olarak artırmalarına imkan verebildiği gibi, değerleme yöntemlerinden kaynaklanan daha yüksek hesaplamalara da yol açabilir. Kârlılık oranları, öz kaynaklar, satışlar ve aktif toplamı üzerinden olmak üzere temel olarak üç şekilde hesaplanmaktadır.

Net Kârın Öz Kaynaklara Oranı: Oran, işletme sahip veya ortakları tarafından işletmeye sağlanan sermayenin her birimine düşen kâr payını gösterir. Bu oran, hem kâr marjından hem de toplam varlıkların devir hızından etkilenir. Faaliyet kârındaki artış, fiyatların artırılması veya birim maliyetlerin azaltılmasıyla sağlanabilir.

Diğer yönden bu oran, öz sermayenin azaltılması ile de artırılabilir. Ayrıca toplam varlıklar sabit tutularak devir hızı artırılırsa, bu oran yükseltilebilir. Oranın yüksek çıkması olumlu, düşük çıkması ise olumsuz olarak nitelendirilmektedir. İncelen işletmelerin net kâr/öz kaynaklar oranının yeterli olup olmadığı, büyük oranda sermayenin alternatif kullanış alanlarına bağlıdır. Eğer işletme, sermayesini daha kârlı bir şekilde kullanmak olanağına sahipse, anılan oran ilk bakışta yüksek görülse dahi bunu yeterli olarak kabul etmemek daha doğru olur.

Net Kârın Satışlara Oranı: İşletmelerin net kârı net satışlardan, satılan(üretilen) malların maliyeti, faaliyet giderleri, faaliyet dışı giderler ile finansman giderleri çıkartılıp, faaliyet dışı gelirler eklenmek suretiyle bulunur. Net kârın satışlara oranı tüm bu aşamaları gösterir. Ancak daha ayrıntılı bir analiz için brüt kâr/satışlar ve faaliyet kârı/satışlar oranlarına da bakmak gerekir. Oranın geçmiş yıl oranları ve sektör ortalamasıyla karşılaştırılması daha sağlıklı bir yorum için gereklidir.

Net Kârın Aktif Toplamına Oranı: Bu oran, aktiflerin işletmede ne ölçüde kârlı kullanıldığını tespit amacıyla kullanılır. Oranı hem vergiden önceki kârı hem vergiden sonraki kârı alarak iki farklı şekilde hesaplamak mümkündür. İşletmenin finansman şekline göre farklı sonuçlar veren, pay ve paydası arasında tutarlılık bulunmayan bu oranın, bir işletmenin kârlılık durumunun değerlendirilmesinde bir ölçü olarak kullanılması fazla anlamlı görülmemektedir. Bunun yerine FVÖK/Aktif toplamı oranı daha anlamlı ve tutarlıdır. Bu oranlara ilave olarak, aşağıdaki kârlılık oranları hesaplanabilir:

- Vergi Öncesi Kâr/Öz Kaynaklar
- Faaliyet Kârı/Net Satışlar
- Brüt Satış Kârı/Net Satışlar
- Olağan Kâr/Net satışlar
- Dönem Kârı/Net Satışlar

ATILIM Şirketinin hesaplanan kârlılık oranları:

Karlılık oranları (Atılım a.ş)

Şirketin net satışlar üzerinden elde ettiği brüt kârlılığı %34 iken, net satışlar üzerinden faaliyet kârının %9′lara gerilemesi işletmenin faaliyet giderlerinin yüksek olmasından ileri gelmektedir. Finansman giderleri ise işletmenin kârlılığının daha da düşmesine yol açmıştır. Şirketin likidite oranlarının, faaliyet oranlarının ve borçluluk oranlarının yeterli olmasına rağmen, kârlılık oranları konusunda aynı yargıda bulunmak mümkün bulunmamaktadır.

Sıra Sizde 7

Faaliyet oranlarının yüksek çıkması kadar kârlılık oranlarının da yüksek olması arzu edilmektedir. Faaliyet oranlarının yüksek çıkması kârlılık oranlarının da yüksek olması sonucunu doğurmaz mı?

Piyasa Performansını Değerlendirmede Kullanılan Oranlar

Fiyat Kazanç Oranı: Hisse senedinin borsa değerinin, hisse başına gelire oranlanması yolu ile hesaplanır. Oranın yükselme eğiliminde olması, hisse senedi fiyatının fazla değer kazandığının, düşmesi ise satın alım için uygun bir fırsat olduğunun habercisidir.

Piyasa Değeri/Defter Değeri: İşletmenin borsa değerinin işletmenin öz kaynaklarının kaç katı olduğunu gösterir. Sonuç büyüdükçe, hisse senedinin fazla değer kazandığı anlamı çıkar.

Hisse Senedi Başına Kâr Oranı: Bu oran, işletmenin her bir hisse senedi başına ne miktarda kâr elde ettiğini tespit etmek amacıyla kullanılır. Bu oran üzerinde enflasyon etkili olabilir. Çünkü oranı oluşturan pay ve payda, enflasyondan aynı oranda etkilenmez. Dönem net kârı enflasyondan doğrudan etkilenirken, ödenmiş sermaye tutarı enflasyonu biraz geriden takip edebilir. Sermaye artırım yıllarında ise oran küçülebilir.

“Oran Analizi” için 1 cevap

  1. [...] Finansal Tablolar Finansal Analiz Türleri Finansal Analiz ve Kullanılan Teknikler Oran Analizi Karşılaştırmalı Tablolar Analizi Yüzde Yöntemiyle Analiz Eğilim Yüzdeleri Analizi [...]

Bir Cevap Yazın

*