Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
31.07.2014
Ders: Uluslararası İşletmecilik      Ünite 2      29 Kasım 2010 Ara     

Mutlak Üstünlük Teorisi

Adam Smith’in dış ticaretin yapılış nedenlerini açıklamak için öne sürdüğü teori Mutlak Üstünlük Teorisi’dir. Uluslararası iktisadın bir bilim haline gelmesi Smith’in bu çalışmasıyla başlar. Ondan önce geçerli olan Merkantilist düşünce tarzına göre, dünya servetleri sabittir, dış ticaret yoluyla arttırılamaz ve ticaret yapan ülkelerden birinin kazancı diğerinin kaybını oluşturur. Oysa Mutlak Üstünlük Teorisi (ve bunun dayanağı olan serbest ticaret ve uluslararası işbölümü) ile her iki ülkenin dış ticaretten yarar sağlayacağı, dünya kaynaklarının böylece en optimal biçimde kullanılmış olacağı ortaya konmuştur. Mutlak Üstünlük Teorisi’ne göre, her ülke diğerlerinden daha düşük maliyetle ürettiği mutlak üretim üstünlüğüne sahip olduğu malları üretmeli (bunların üretiminde uzmanlaşmalı) ve bunları ihraç ederek, pahalıya üretebildiklerini dışarıdan ithal etmelidir. Örneğin bu modele göre, Türkiye kumaşı, İngiltere de motoru daha ucuza üretebiliyorsa, Türkiye, motoru İngiltere’den satın almalı, bu ülkeye kumaş ihraç etmelidir. Her ülkenin ucuza ürettiği malda uzmanlaşmasına dayanan böyle bir uluslararası işbölümüne gitmesi, ticarete katılan ülkelerin tümünün yararınadır. Çünkü ülkeler dış ticarete kapalı bir ekonomi modeline göre, daha çok mal ve hizmet üretme olanağı elde etmiş olacaklardır. Mutlak Üstünlük Teorisi, modern dış ticaret teorisinin oluşmasına öncülük eden önemli bir kavramdır.

Şimdiye kadar neden ülkelerin birbirleriyle ticaret yaptıkları sorusunu ihmal ettik. Neden bir ülke kendi sınırları içerisinde üretilen mal ve hizmetlerle yetinmez? Gerçekte merkantilist politikaları uygulayan ülkeler yerel üretimleri ile kendi kendine yeten bir konumda olmayı isterler. 1776 yılında Adam Smith ülkelerin servetinin sahip olduğu değerli madenlerle ölçüleceği varsayımını sorgulamıştır. Adam Smith’e göre ülkelerin gerçek serveti vatandaşlarına sağlayabildiği mal ve hizmetlerle ölçülür. Smith’in oluşturduğu Mutlak Üstünlük Teorisine göre bazı ülkeler belirli malları diğerlerine göre daha etkin üretir ve serbest ticaret sayesinde global etkinlik arttırılabilir. Bu teoriye göre, bir ülke vatandaşları aynı ürünü yurtdışından daha ucuza alabilecekken neden yurt içinden daha pahalıya alsın sorunu tartışılır.

Smith’e göre eğer ticarette kısıtlamalar olmazsa, her ülke rekabette kendisine avantaj sağlayan ürünlerin üretiminde uzmanlaşır. Her ülkenin kaynakları etkin endüstrilerde kullanılır çünkü etkin olmayan üretim alanlarında rekabet edemezler. Uzmanlaşma sayesinde ülkeler üç nedenden dolayı etkinliklerini arttırabilirler:
- Aynı işi tekrar etmek işçilerin becerilerini arttırır ve o alanda ustalaşırlar
- İşçiler bir üründen diğerinin üretimine geçerken vakit kaybetmezler
- Uzun üretim aşamaları daha etkin çalışma yöntemleri geliştirerek üretim aşamasını kısaltmaya teşvik eder.

Bu nedenlerden dolayı uzmanlaşma sonucunda elde edilen üretim fazlasıyla önceden alınabilenden daha fazla hammadde alınabilir. Fakat bir ülkenin hangi ürünlerin üretiminde uzmanlaşması gerektiği sorusu akla gelebilir. Her ne kadar Smith bu kararı piyasanın vereceğini söylese de, bir ülkenin üstünlüğünün doğal ya da kazanılmış olabileceğini düşünmektedir.

Sıra Sizde 3

Sizce Türkiye hangi ürünlerde mutlak üstünlüğe sahip olabilir?

Doğal Üstünlük

Bir ülke bazı ürünlerin üretiminde; uygun iklim koşulları, doğal kaynaklara ulaşım kolaylığı ya da belirli özelliklere sahip işgücünün varlığı dolayısıyla doğal üstünlüğe sahip olabilir. Bir ülkenin iklim koşulları hangi tarımsal ürünlerin etkin şekilde üretilebileceğini belirler. Örneğin; ülkemizde Karadeniz bölgesinin iklimi çay ve fındık yetiştirmek için uygunken Akdeniz bölgesinin iklimi turunçgillerin yetişmesine olanak verir. Bunun yanında iklim koşulları ülkenin turizm yoluyla hizmet ihraç etmesini sağlayabilir.

Brezilya’yı ele alalım. Kendi topraklarında kahve yetiştirirken tahılı ithal etmektedir. Eğer, iklim koşulları uygun olmamasına rağmen tahıl üretmeye çalışsaydı bugün kahve ekiminde kullandığı toprakları azaltmak ve dolayısıyla daha az kahve üretmek durumunda kalacaktı. Bunun aksine ülkemizde de seralarda kahve üretimi gerçekleştirilebilir. Fakat bu, kaynakların ülkemizin doğal iklim koşullarına uyan tahıl üretiminden kahve üretimine aktarılması pahasına gerçekleştirilebilir. Türkiye ve Brezilya tahıl ve kahve üretiminde kendi kendilerine yeten konuma gelmektense aralarında bu iki ürünün ticaretini yaparak daha az maliyetli bir çözüme ulaşabilirler. İki ülkenin iklim koşulları ne kadar farklı olursa, aralarındaki ticaretten elde edecekleri kazanç o kadar büyük olacaktır.

Birçok ülke maden cevherini, metalleri ve petrolü ithal etmek durumundadır. Hiçbir ülke doğal kaynaklarda uzun süre kendi kendine yetecek kadar zengin değildir. Diğer bir doğal kaynak olan toprak da ülkenin değişik bölgelerinde etkin olarak yetiştirilecek ürün çeşitlerini belirlemede önemli bir etkendir. Ülkeler arasındaki doğal üstünlük farkları hangi ülkelerde nihai mal üretiminin en iyi gerçekleştirildiğini anlamamıza yardımcı olur. Örneğin tarımsal ürünün ya da doğal kaynağın ihracatı gerçekleştirilmeden önce işlenmesinin taşıma maliyetlerini azaltıp azaltmadığına karar verilebilir. Örneğin ülkemizin önemli bir ihraç ürünü olan fındığın işlenerek kabuğundan çıkarılması ve kavrulması hacmini azaltacağından, taşıma maliyetini azaltacaktır.

Kazanılmış Üstünlük

Günümüzde dünya ticaretinin büyük bir bölümünü tarımsal ürünler ve doğal kaynaklar değil, nihai mal ve hizmetler oluşturmaktadır. Dolayısıyla nihai mal üreten ya da hizmet sektöründe rekabet edebilen ülkeler ürün teknolojisinde kazanılmış bir üstünlüğe sahiptir. Ürün teknolojisinde üstünlük ile kastedilen bir ülkenin, rakiplerinden kolaylıkla ayırdedilebilecek benzersiz bir ürün çıkarmasıdır. Örneğin, Danimarka gümüş çatal kaşık takımları ihraç etmektedir. Fakat bunun nedeni Danimarka’nın zengin gümüş madenlerine sahip olması değil Danimarka firmalarının benzersiz ürünler ortaya çıkarmalarıdır. Ürün teknolojisindeki üstünlük ülkenin homojen ürünler üretebilme becerisi ile kazanılır. Örneğin, çelik üretiminin iki önemli hammaddesi olan demir ve kömürü ithal eden Japonya bir çelik ihracatçısıdır. Japonya’nın bu alandaki başarısının temel nedeni çelik tesislerinde kullandığı emekten ve hammaddeden tasarruf eden ileri teknolojidir.

Son zamanlardaki hızlı teknolojik gelişim eskilerin yerini alacak yeni ürünler ortaya çıkarmış, ticari ortaklık ilişkilerini değiştirmiştir. Değişimin en belirgin göstergesi dünya ticaretinin büyük bir bölümünü oluşturan bilgisayar ve yan ürünlerinin ticaretidir. Daha önce de var olan ürünler ise üretim yöntemlerindeki ve teknolojideki gelişim sonucunda dünya ticaretindeki paylarını arttırmışlardır. Örneğin daha önce el yapımı olduğu için sadece seçkinlerin alabildiği otomobiller bugün üretimin robotlarla yapılması sonucunda geniş halk kitlelerine ulaşabilmektedir. Bazı doğal ürünlerin yerine ise yapay ikameleri kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin doğal pamuk ve yünün yerine yapay fiberlerin kullanılması gibi. Daha önce temel ihraç maddesi olan bazı doğal ürünlerin yerini mekanik olarak yapılan ürünler almıştır. Örneğin, daha önce ABD firmaları Jamaika’ya doğal buz ihraç ederken, bugün mekanik olarak üretilen yapay buz ihraç etmektedir. Yeni ürünler ve üretim teknikleri geliştiren ülkelere ticari üstünlükler getirmektedir. Çünkü teknolojik gelişimin çoğu endüstrileşmiş zengin ülkeler tarafından gerçekleştirilmektedir ve bu ülkelerin firmaları dünya ticaretinin büyük bölümünü ellerinde tutan ve yatırım yapabilen büyük şirketlerdir. Sonuç olarak fakir ülkelerin dünya ticaretinden aldıkları pay her geçen gün azalmaktadır.

Mutlak Üstünlük Teorisi İçin Sayısal Bir Örnek

Mutlak üstünlüğü incelemek için iki ülke ve iki ürünün yer aldığı bir örnek düşünelim. Bu örneğe göre incelediğimiz ülkeler Türkiye ve Almanya, ürünler ise çay ve buğday olsun. Olayları daha basite indirgemek için para ve kur işlemlerini devre dışı bırakıp üretim maliyetini çay ve buğday üretimi için gerekli kaynaklar cinsinden hesaplayacağız.

Bu basit modelimizdeki varsayımımıza göre dünyada Türkiye ve Almanya dışında ülke yoktur ve her iki ülke de çay ve buğday üretimi için gerekli kaynaklara (toprak, emek, sermaye) eşit miktarlarda sahiptir. Her iki ülkenin de başlangıçta 100 birim kaynağı olduğunu varsayalım. Türkiye’de bir ton çay üretimi için 4 birim kaynağa ihtiyaç varken, bir ton buğday üretimi için 10 birim kaynak gerekmektedir. Bu durum Türkiye’nin üretim imkânları eğrisi üzerinde hiç buğday üretmeden 25 ton çay üretebileceği, hiç çay üretmeden 10 ton buğday üretebileceği ya da iki ürünün değişik kombinasyonlarını üretebileceği şeklinde gösterilebilir. Almanya’da ise bir ton çay üretimi için 20 birim kaynağa, bir ton buğday üretimi için ise 5 birim kaynağa ihtiyaç vardır. Bu durum da Almanya’nın üretim imkânları eğrisi üzerinde hiç buğday üretmeden 5 ton çay, hiç çay üretmeden 20 ton buğday ya da iki ürünün değişik miktar kombinasyonları şeklinde gösterilebilir.

1 ton üretim için gerekli kaynak

Örneğimize göre Türkiye çay üretiminde daha etkindir. Çünkü 1 ton çay üretmek için Türkiye’ de Almanya’ya göre daha az kaynağa ihtiyaç vardır. Almanya ise buğday üretiminde etkindir. Çünkü 1 ton buğday üretmek için Almanya’da Türkiye’ye göre daha az kaynağa ihtiyaç vardır.

Şimdi de belli bir üründe uzmanlaşma ve ticaret sayesinde üretimin nasıl arttırılabildiğini inceleyelim. İlk önce iki ülkenin de ticari ilişkiye girmediği durumu ele alalım. Bunun için iki ülkenin üretim imkânları eğrisi üzerindeki herhangi bir noktadan başlayabiliriz. Fakat daha açıklayıcı olabilmek için iki ülkenin de kaynaklarının yarısını çay üretimine, diğer yarısını da buğday üretimine ayırdığını varsayalım. Bu durumda Türkiye 12,5 ton çay (50/4) ve 5 ton buğday (50/10) üretebilir (Şekil 2. 1 üzerinde A noktası). Almanya ise 2,5 ton çay (50/20) ve 10 ton buğday (50/5) üretebilir (Şekil 2. 1 üzerinde B noktası). Her iki ülkenin elinde de 100 birim kaynak olduğundan çay üretimini azaltmadan buğday üretimini arttırmanın imkânı yoktur. Aynı şekilde çay üretimlerini arttırabilmek için de buğday üretimlerini azaltmaları gerekmektedir. İki ülke arasında ticaretin olmadığı durumda iki ülkenin üretebilecekleri çay miktarı 15 ton (12,5+2,5) ve buğday miktarı 15 tondur (5+10). Eğer her iki ülke mutlak üstünlüğü olan üründe uzmanlaşırsa Türkiye 25 ton çay üretebilecek ve Almanya’da 20 ton buğday üretebilecektir (Şekil 2. 1′de C ve D noktaları). Burada uzmanlaşmanın her iki ürünün de toplam üretim miktarını arttırdığını görüyoruz. Çay üretimi 15 ten 25 tona çıkarken buğday üretimi 15′ten 20 tona çıkmaktadır. Ticaret sayesinde global etkinlikte optimuma ulaşılmakta ve iki ülke ticaret olmadan elde ettiğinden daha fazla çay ve buğday elde etmektedir.

Mutlak üstünlüklerle üretim imkanları

“Mutlak Üstünlük Teorisi” için 1 cevap

  1. [...] Rekabet Teorisi- Endüstri İçi Ticaretİçindekiler Uluslararası Ticaret Teorisi Merkantilizm Mutlak Üstünlük Teorisi Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi Ticaret Teorileri Hakkında Bazı Varsayımlar Ülke [...]

Bir Cevap Yazın

*