Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
24.09.2014
Ders: Maliye Politikası      Ünite 1      28 Şubat 2010 Ara     

Monetarist Yaklaşım: Para Çok Önemlidir

Amaç 4

Monetaristlere göre maliye politikasının etkinliği kamu harcamalarının finansmanına bağlı olarak nasıl değişecektir (Monetarist yaklaşım)?

Dikkat

Milton FRIEDMAN ve çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi için http://cepa. newschool. edu/het/profiles/friedman. htm adresine bakınız.

1960 ve 1970′li yıllar süresince, özellikle ABD’de Milton Friedman’ın önderliğinde birçok ekonomist Keynesyen kuramı şiddetle eleştirmiş, onun yerine, serbest piyasa ekonomisinin işleyişine dayalı ve ekonomi politikası içinde para arzına önemli bir yer veren bir kuram ortaya atmışlardır. Ekonomik yazında monetarist kuram (çağdaş miktar kuramı) olarak bilinen bu görüşün ekonomi üzerindeki etkisi 1970′li yıllara kadar en az düzeyde olmuş, ancak, 1970′lerin başında bu görüş ekonomik olaylara hakim olmaya başlamıştır.

Gerçekten, yakın zamanlarda klasik miktar kuramının M. Friedman ve taraftarlarınca çağdaş miktar kuramı ismi altında yeniden ele alınması, ekonomik faaliyet üzerinde para politikasının etkisi konusunu yeniden gündeme getirmiş ve kamu harcamaları ve gelirlerinin toplam talep düzeyini değiştirebileceği konusundaki ana Keynesyen ilke üzerinde kuşkular belirmiştir. Monetarizmin temel kuramsal yapısı genelde şu noktalar etrafında özetlenebilir.

Monetarist Yaklaşımın Temel Önerileri

Monetaristler, bir ekonomideki istikrarsızlıkların hemen hemen yalnızca para arzındaki düzensiz dalgalanmalar sonucu meydana geldiğini ileri sürerler. Onlara göre, parasal genişleme, kısa dönemde, daha yüksek gerçek gelire yol açabilir. Ancak, uzun dönemde, artan para arzı yalnızca enflasyon oranını belirleyecektir. Diğer bir deyişle, para arzındaki bir artış, kısa dönemde, temel olarak, üretimi etkileyecek, böylece para arzındaki bir artış gerçek milli gelir düzeyi üzerinde geçici olarak bir artışa neden olacaktır. Uzun dönemde ise, para arzındaki bir değişikliğin temel etkisi gerçek üretim üzerinde değil, fiyatlar genel düzeyi üzerinde olacaktır. Bu durumda, ekonomideki enflasyona tepki olarak, para otoriteleri para arzındaki artışı azaltacaklar, ancak bu azalma ekonomik durgunluğa neden olabilecektir. Monetaristler, geçmiş dönemde yaşanan temel ekonomik durgunlukların parasal daralma sonucu, temel enflasyonist dönemlerin ise parasal genişleme sonucu meydana geldiğini belirtmişlerdir. Onlara göre, bir ekonomideki ekonomik dalgalanmaların temel nedeni uygulanan yanlış para politikalarıdır.

Monetaristler, eğer ekonomideki yanlış para politikaları uygulamalarından vazgeçilirse, ekonominin nispi olarak istikrara kavuşacağını ileri sürmektedirler. Friedman ve taraftarlarına göre, milli gelirin temel bir belirleyeni olan tüketim, cari gerçek kullanılabilir gelirin değil, gelecekteki gelir tahminleri olarak ifade edilen uzun dönem, sürekli gelirin bir fonksiyonudur. Bilindiği gibi, Keynesyenler, tüketim fonksiyonunun cari gerçek gelirle belirlendiğini ve bu fonksiyonun oldukça istikrarlı olduğunu savunmuşlardır. Monetaristlerin bu düşüncesi benimsendiği zaman, açıktır ki, bir ekonomide istikrarı sağlamak için, cari gerçek kullanılabilir gelirde vergi yoluyla yapılacak değişikliklerin toplam talep düzeyi üzerindeki etkisi az olacaktır. Çünkü bu durumda, örneğin, yapılacak değişikliklerinin tüketimi belirleyen sürekli gelir üzerindeki etkisi oldukça önemsizdir. Bu durumda, monetarist yaklaşıma göre, maliye politikasının ekonomide istikrarı sağlama niteliği kaybolmakta ve bu politikanın uygulama alanı oldukça sınırlı kalmaktadır.

Monetaristler para politikasının faiz oranını, yatırımı teşvik etmek için, sürekli olarak düşük düzeyde tutabileceği düşüncesini benimsemezler. Genişletici para politikası, başlangıçta, faiz oranlarının düşmesine yol açabilir. Ancak, sonunda bu durum tersine dönecektir. Çünkü, genişletici para politikası sonucunda, artan harcamalar nedeniyle parasal gelir artacak, eğer ekonomi tam istihdama yaklaşmışsa fiyatlar genel düzeyi yükselecektir. Bu durumda genişletici politika sürdürülürse fiyat artışları sürecek ve özel sektörde kişi ve firmalar yükselen fiyatları bekler hale geleceklerdir. Bütün bu faktörler, faiz oranlarının yükselmesine yol açacak ve böylece, para otoritelerinin faiz oranını düşük tutma eğilimleri önlenebilecektir.

Monetaristler, ayrıca, para politikasının sürekli olarak işsizlik oranını doğal işsizlik oranının altına indireceğine inanmazlar. Friedman tarafından kullanılan doğal işsizlik oranı kavramı, cari gerçek ücret düzeyinde çalışma arzusunda olmayanları ve gönüllü olarak işlerini değiştirmekte olanları kapsamaktadır. Onlara göre, gerçekten, bir ekonomideki parasal genişleme politikası toplam talebi artıracak ve başlangıçta işsizlik azalacaktır. Çünkü, üreticiler başlangıçta artan talebi karşılamak için stoklarını azaltarak üretimlerini artıracaktır. Ayrıca, üretimlerini artırmak isteyen firmalar, nominal ücretlerin artış oranının yavaş değişmesinin sonucu olarak, başlangıçta aynı nominal ücretten daha fazla emek gücü talep edeceklerdir. Bu arada firmalar emek arzını artırmak için nominal ücretlerde yavaş bir artışı da gerçekleştirebilirler. Görülmektedir ki maliyetlerdeki bu yavaş ayarlama nedeniyle kısa dönemde artan talebi karşılamak için üretim artmaktadır. Burada ücretlerin yavaş ayarlanması işçilerin fiyat artışlarını tam algılayamamasından (para aldanması) veya gecikmeli algılamasından kaynaklanmaktadır. İşçiler, ücret artışını önceki dönem fiyat değişikliklerini düşünerek talep ettiklerinden her defa fiyat artışlarının gerisinde kalan ücret artışı talep ederek emeklerini arz etmektedirler. Ancak, işçiler, aldandıklarını hissettikleri zaman emeklerini geri çekecekler, bu durum da istihdam doğal işsizlik oranı düzeyine dönecektir.

Sonuç olarak, anlaşılmaktadır ki, kısa dönemde hem reel gelir hem istihdam hem de fiyatlar artmakta, ancak uzun dönemde ayarlanma süreci sonucunda üretim ve istihdam doğal düzeyine dönerken, artan sadece fiyatlar olmaktadır.

Dışlama Etkisi ve Maliye Politikası

Diğer taraftan, çağdaş miktar kuramcılarına göre, maliye politikasının ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi, kamu harcamalarının nasıl finanse edildiğine bağlıdır. Monetaristler bir ekonomide para arzının sabit olması halinde, kamu harcamaları çarpanının yıl içinde belirli bir dönem boyunca pozitif bir değer alacağını, uzun dönemde ise çarpan değerinin sıfır olacağını savunmuşlardır. Bu sav, Friedman ve taraftarlarınca ortaya atılan ve dışlama etkisi (crowding-out effect) olarak isimlendirilen etkinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu etkiye göre, örneğin, kamu harcamalarında bir artış yapıldığını ve bu artışın kişi ve firmalardan yapılan borçlanma yoluyla (pür maliye politikası) finanse edildiğini varsayalım. Bu takdirde, piyasada ödünç verilebilir fonlara olan talep artacak, buna bağlı olarak faiz oranlarında bir artış meydana gelecektir. Faiz oranlarının yükselmesi ise özel yatırım harcamalarının azalmasına neden olacaktır. Böylece, yani faiz oranındaki yükselme sonucu özel yatırım harcamalarının azalması nedeniyle (dışlama etkisi) kamu harcamalarının artışına bağlı olarak milli gelir düzeyinde meydana gelmesi gereken genişletici etki büyük ölçüde azalacaktır.

Monetaristlere göre, devletin artan harcamalarını vergilerle finanse ettiği durumda ise, ek vergi gelirleri harcamaların ekonomiye getireceği canlılığı kısmen gidereceği için kamu harcamalarının milli gelir üzerindeki genişletici etkisi genellikle en az düzeyde olacaktır. Kamu harcamalarındaki artışın tamamen Merkez Bankası’ndan borçlanma yoluyla finansmanı halinde ise (yani parasal genişleme politikası ile) kamu harcamalarının milli gelir üzerindeki genişletici etkisinin en fazla olacağı görüşü monetaristler tarafından da benimsenmektedir. Çünkü, para arzındaki artış genellikle faiz oranının düşmesine ve sonuçta özel yatırımların artmasına neden olmaktadır.

Ayrıca, cari faiz oranının düşmesi devlet tahvillerinin değerini yükseltmekte, meydana gelen bu servet etkisi ile, mevcut tahvil sahipleri tüketim harcamalarını artırmaktadırlar. Buna ek olarak parasal gelirlerinin arttığını gören gelir sahipleri gelir etkisiyle tüketimlerini artırmaktadırlar. Sonuçta bu etkiler hep birlikte kamu harcamalarının milli gelir üzerindeki genişletici etkisinin en çok olmasına neden olmaktadır. Bu durumda görülmektedir ki, monetaristlere göre, maliye politikasının para miktarından bağımsız olarak uygulanmasının ekonomi üzerinde ya hiç etkisi olmamakta veya çok küçük bir etkisi olmaktadır.

Monetarist Yaklaşımın Politika Önerisi: Sabit Parasal Artış Oranı

Keynes’in aksine özel sektörün istikrarlı olduğunu savunan Friedman, ekonomiyi dengeden ulaştıran sorunların piyasadan kaynaklanan içsel sorunlar olmadığını piyasaya yapılan dışsal müdahalelerden kaynaklandığını ifade etmektedir. Monetaristlere göre, ekonomiyi dengeden uzaklaştıran temel etken olarak görülen parasal faktörler ise temelde kamu sektörü tarafından yaratılmaktadır. Bu durumda karşılaşılan temel sorun, serbest piyasa varsayımı altında devlet faaliyetlerinin sınırlandırılmasıdır. Örneğin, devlet sadece vatandaşlarının iç ve dış güvenliğini sağlamalı, ülke içinde düzeni ve adaleti gerçekleştirmeli, rekabetçi piyasaların güçlendirilmesini ve para sisteminin kontrolünü amaçlamalıdır. Ayrıca, bunun yanında devlet özelleştirme, deregülasyon, çalışmayı ve yatırımı engelleyen vergi politikalarından vazgeçme vb. gibi yapısal politikaları da gerçekleştirmelidir.

Monetaristler, ayrıca, ekonomiyi istikrara kavuşturmak için para ve maliye politikaları kullanımının da karşısındadırlar. Onlar para politikasının karşısındadırlar. Çünkü, monetaristlere göre iyi bir para politikası para arzında sabit bir artışa izin veren bir politikadır. Örneğin, 1975 yılında çağdaş Keynesyenler petrol fiyatları artışlarının ekonomi üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak için parasal genişleme politikası önerdikleri zaman monetaristler böyle bir öneriye, uzun dönemde yaratacağı enflasyonist sonuçlar nedeniyle karşı çıkmışlardır. Monetaristler maliye politikasının kullanımına da karşıdırlar. Çünkü, onlara göre, yukarıda da ifade edildiği gibi, pür bir maliye politikasının dışlama etkisi nedeniyle ekonomi üzerindeki etkisi en az düzeydedir.

Ayrıca, onlar, Keynesyenlerin müdahaleci makro politikalarının ekonomide istikrarsızlık yaratacağı için karşısındadırlar. Diğer bir deyişle, makro politikanın zamanlaması konusundaki ekonomik güçlükler ve kolektif karar alma süreci ile ilgili sorunlara dayanarak, monetaristler maliye politikasının bir ekonomideki istikrarsızlığı önleyeceği konusunda kötümserdirler. Bu takdirde, yani, aktif makro politikalar bir ekonomide istikrarsızlık yaratıyorsa, çözüm, böyle politikaları uygulamamak olacaktır.

Bunun yerine para arzını sabit bir oranda artırmak önerilebilir. Bu görüş taraftarlarına göre, bu oran, yaklaşık olarak, ekonominin büyüme oranına göre belirlenebilir. Bu takdirde, bir ekonomideki ekonomik dalgalanmalar en aza indirilebilir ve fiyatlar genel düzeyinde istikrar gerçekleştirilebilir.

Sıra Sizde

Monetaristlerce ileri sürülen aktif makro politikaların bir ekonomide istikrarsızlık yaratacağı görüşüne katılıyor musunuz? Niçin?

Bir Cevap Yazın

*