Merkantilizm
Neden bazı ülkeler nihai üründen çok ham maddeye bağımlıdır? Belki de bu sorunun cevabı 1500 ile 1800 yılları arasında ekonomik düşüncenin temel ticaret teorisi olan Merkantilizm’de bulunabilir. Merkantilist düşünceye göre bir ülkenin refahı sahip olduğu değerli madenler, genellikle altın ve gümüş miktarı ile ölçülmektedir. Teoriye göre ülkeler ithal ettiklerinden daha fazla ihracat gerçekleştirmeli ve sahip oldukları altın miktarını arttırmalıdır. 1500 ile 1800 yılları arasında ulus devletler ortaya çıkmış ve altın ordu ile ulusal kurumlara yatırım yapan merkezi hükümetlere güç vermiştir.
Ulus devletler insanların yeni ulusa karşı sadakatini ve bağlılığını arttırmaya çalışırken; şehir, din gibi geleneksel bağlılıklarını azaltmaya çalışmışlardır. Merkantilizm işte böyle bir ortamda gelişmiştir. Merkantilizm XVII. asırda ve XVIII. asrın başlarına kadar dünyada ticaret yapan ülkelerce benimsenen, hazinenin altın ve gümüş mevcutlarını artırmak için ihracata ağırlık veren, müdahaleci bir düşünce akımıdır. Kökenleri XV. asırda feodalite’nin yıkılması ve ulusal devletlerin oluşması dönemlerine kadar gider. Siyasal ve ekonomik yönden merkezileşmeye ya da kralın yetkilerini artırmaya yönelik bir akımdır.
Ulusal devletin otoritesini destekleyecek biçimde gerek iç gerek dış ekonomik faaliyetlerde aşırı devlet müdahaleciliğini öngörür. Bu düşünce tarzına göre altın ve gümüş gibi değerli madenler hem savaşların finansmanını sağlar, hem de ekonomik ve siyasal gücün kaynağını oluşturur. O bakımdan amaç hazinenin değerli maden stoklarını artırmak olmalıdır. Bunun için de uyguladıkları çeşitli primlerle üretilmiş malların ihracını özendirmişlerdir. Dışarıdan hammadde ithali serbest bırakılırken üretilmiş madde ithalatı yüksek gümrük vergileri ile engellenmiştir. Hammaddenin içerde işlenip ürün olarak dışarıya ihracına çalışılmıştır. Altın stoklarını artırmak için ihracat kadar uluslararası taşımacılık hizmetlerine de büyük önem vermişlerdir. Bu amaçla güçlü deniz ticaret filoları oluşturmaya çaba harcamışlardır. Nüfus artışları teşvik edilmiş, dışa doğru göçler yasaklanmıştır.
Merkantilizm, esasında statik bir dünya görüşüne dayanmaktadır. Onlara göre dünya servetleri sabittir. Bunun artırma olanağı yoktur. O bakımdan ticarette bir ülkenin kârı, diğer ülkenin zararı demektir, diğer bir deyişle, iki tarafın birden kâr sağlaması mümkün değildir. Bu görüşler Adam Smith tarafından eleştirilmiş ve dış ticaret ve uluslararası uzmanlaşmanın ticarete katılan bütün tarafların yararına olduğu gösterilmiştir. Böylece klasik liberalizme geçilmesiyle merkantilizm de sona ermiştir. İthal ettiklerinden daha fazlasını ihraç etmek için, hükümetler ithalat işlemlerinin çoğuna kısıtlama koymuşlar, yerel pazarda ya da ihraç pazarında rekabet edemeyecek birçok ürünün üretimine destek vermişlerdir.

Sayfalar: 1 2

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın