Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
28.11.2014
Ders: Toplum ve İletişim      Ünite 9      29 Mart 2011 Ara     

Medyada Tekelleşme

Amaç 5

Medyada tekelleşmeleri tanımlamak, tekelleşmelerin etkilerini anlatmak

Kitle iletişimi veya medya sektöründe pazarın tümüyle serbest bırakılması tekel­leşme gibi önemli bir sonuca yol açmaktadır. Medyada tekelleşme üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlar; yatay tekelleşme, dikey tekelleşme ve çapraz te­kelleşmedir.

Yatay Tekelleşme: Aynı türde birden fazla medya kuruluşunun aynı sahiplikte toplanmasıdır. Örneğin birden fazla gazetenin ya da birden fazla televizyon kana­lının aynı sahiplikte toplanması yatay tekelleşmedir.

Dikey Tekelleşme: Birden çok ve farklı türde yayın kuruluşunun aynı sahiplik­te toplanmasıdır. Örneğin aynı sahiplikte hem gazete hem de televizyon kanalı bu­lunması dikey tekelleşmedir.

Çapraz Tekelleşme: Birden çok ve farklı türde yayın kuruluşunun aynı zaman­da farklı sektörde faaliyet gösteren ya da finans kuruluşuna da sahip olan sahiplik­te toplanmasıdır. Örneğin, televizyon kanalı, gazete, radyo istasyonu, yayınevi gi­bi pek çok iletişim kuruluşunun sahipliğinin yanı sıra inşaat, banka ya da tekstil gi­bi alanlarda da sahipliğin olmasıdır.

Tekelleşmenin Nedenleri

Basın özgürlüğü veya daha geniş bir ifadeyle iletişim özgürlüğü, yasal düzenleme­lerle güvence altına alınmıştır; ama uygulamada kimi aksaklıklar da söz konusu­dur. Özellikle ekonomik zorluklar, medya sektöründeki tekelleşmeler ve gazeteci­lerin uyguladığı öz denetim veya siyasi otoriteden gelecek doğrudan ya da dolay­lı sansür herkesin eşit şekilde iletişim fırsat ve olanaklarından yararlanmasını en­geller. Bu durum, düşünceyi ifade etme hak ve özgürlüğünü olumsuz etkilemek­tedir. Medyada tekelleşmenin başlıca nedenleri, iletişim araçlarının gücünden ya­rarlanmak ve medya sektöründen elde edilen kazancı çoğaltmaktır.

Medyanın ekonomik düzen ve toplumsal yapı için kaçınılmaz bir araç olduğu; kamuoyu oluşturup yönlendirebildiği ve toplumsal muhalefeti ilgili kurum ya da

kişilere ulaştırabilen bir araç olduğu daha önce belirtilmişti. Bu nedenle de finans çevrelerinde medyaya sahip olma, onun gücünden yararlanma arzusu hep vardır ve olmaya da devam edecektir. Böylesi bir araç ekonomik çıkarlar için önemli üs­tünlükler sağlar; siyasi çevrelerde itibar görme ya da baskı aracı olarak kullanılabilir. Böylelikle, medya sahipleri için ekonomik ve politik alanda belirli ayrıcalıklar sağlayabilir. Medya sektöründe bir yer edinerek, güçlü bir örgüt kültürü kurmuş, toplumsal ve siyasal yapıda saygın bir yer edinmiş bir yayın organı da sermaye sa­hibi kişiler tarafından medya gücüne ulaşabilmek için satın alınabilir.

Medya kuruluşları, toplumsal sorumluluk taşıması gereken kuruluşlar olmanın yanında gelir ve gider dengesini de ayarlaması gereken işletmelerdir.

Medyanın iki önemli gelir kaynağı vardır:

- Reklam ve ilanlar
- Satış (tiraj) gelirleri

Okuma yazma oranının ve kültürel ürünlere talebin düşük olduğu ülkelerde gazete, dergi gibi yazılı iletişim araçlarının tirajı da çok düşüktür. Satıştan yeterin­ce gelir elde edemeyen kuruluşlar için reklam kaçınılmazdır. Bu nedenle de rek­lam ve ilan gelirleri için hayli yoğun bir rekabet yaşanır. Reklam verenler de birim fiyatı en düşük olacak kitle iletişim aracına reklam vermeyi tercih ederler. İşte bu durumda da yine en çok satışı yapan ya da izlenme oranına sahip medya kuruluş­ları avantajlı konuma geçer. Çok satan veya çok izlenen birkaç kuruluşa sahip ol­mak reklam pastasından daha çok pay almak anlamına gelmektedir.

Tekelleşmenin Etkileri

Medya sektöründeki tekelleşmeler, ülkenin ekonomik düzeninden toplumsal ya­şamına kadar her alanda olumsuz etkilere yol açar. Yayıncılık alanında tekelleşme­nin başlamasıyla, öncelikle yayın hayatına devam eden medya ürünlerinin sayısın­da azalma olur. Tekelleşme, rekabet koşullarını iyice ağırlaştırır ve tekelleşme eği­limini pekiştirir. Kısaca; tekelleşme, tekelleşmeyi doğurur.

Tekelleşme, çoğulcu demokratik sistemin, haber, bilgi ve düşüncenin özgürce dolaşmasının önünde ciddi bir engeldir. Bu nedenle de ülkeler yayıncılık sistem­lerini düzenlerken tekelleşmeyi önlemeye yönelik yasalar geliştirir. Bu müdahale­de “kamu yaran” ilkesi esas alınır.

Tekelleşmeyle halkın, haber, bilgi ve enformasyon alma kanalları sınırlanmış olur. İzleyici, seyirci, dinleyici, okuyucu ya da daha genel bir ifadeyle medya tüke­ticilerinin bağımsız haber alma hak ve özgürlükleri, sektörün egemen gruplarının tercihleri ve seçimlerine bağımlı hale getirilir. Hangi haberlerin, nasıl verileceği, pazara egemen medya grubunun keyfiyetine bağlı olur; dahası, medya tüketicileri tarafından anlaşılması ve çözümlenmesi zor ilişkiler silsilesi içinde belirli kişilerin ya da grupların çıkarları doğrultusunda belirlenebilir. Böylesi bir iletişim ortamın­da insanların birer vatandaş olarak doğru bilgilenmesi ve doğru seçim yapma ola­nağı sınırlanmış olur. Bu, giderek çoğulcu demokratik sistemin işleyişini de zede­ler. Örneğin; seçmenlerin doğru bilgilendirilmediği bir ülkede doğru siyasî tercih­ler yapılamaz; kamuyu yöneten kişi, kurum ve kuruluşlar denetlenemez. Böylesi bir iletişim ortamında da demokrasi kültürü olgunlaşamaz (Sönmez, 1996, s.84).

Tekelleşmenin bir başka olumsuz etkisi ise insanların özgür düşünme ve dü­şünceyi ifade etme haklarının kısıtlanmasıdır. Reklam pastasından en büyük dilimi alabilmek için tekeli eline geçiren medya kuruluşları genel kabul gören düşünce­lere yer verirken, farklı düşüncelere sahip insanlar kendilerini ifade edebilme kanalları bulamazlar. Ayrıca, küçük ve orta boy medya kuruluşları piyasadan çekilmek ya da büyük kuruluşların empoze ettikleri koşullara bağımlı bir yayın anlayı­şına uymak zorunda kalırlar. Toplumun düşünce ortamında çok renklilik oluşamaz ve böylece düşünsel bir kısır döngüye yol açılmış olur.

Tekelleşmenin, basın çalışanları açısından en olumsuz etkisi ise, yazı işleri ba­ğımsızlığının yok olmasıdır. Çünkü rekabet ortamı ortadan kalktığı için sendikasız, örgütsüz ve sınırlı iş olanakları içinde çalışanların bağımsızlığı da azalır. Düşünsel emek karşılığı ücret alan medya çalışanları içeriğin oluşturulmasında özerk hareket edemez. Bu durum giderek meslek ahlak ilkelerini de zedeler.

Sıra Sizde 5

Medyada çapraz tekelleşme toplumsal yaşamı tehdit eden bir sonuç ortaya çıkarabilir mi?

Neil Postman (1931-2003)Neil Postman (1931-2003)

Kitle iletişim araçları üzerine eleştirel çalışmalarında özellikle televizyon­la ilgili dikkat çekici savlar ileri sürmüştür. “Televizyon: Öldüren Eğlence” adlî kitabında televizyondaki her türlü söylemin üst ideolojisinin eğlence olduğunu savunur. Postman’a göre; “Sorun, televizyonun bize eğlendirici temalar sunması değil, bütün temaların eğlence olarak sunulmasıdır”. “Çocukluğun Yokoluşu ” adlı çalışmasında çocukların yaşamının kitle ile­tişim araçlarında gördükleri ve duyduklarıyla biçimlendiğini; televizyon izleyerek yetişkinler dünyasına ait enformasyona maruz kaldıklarını ve bunun, çocukluğun yok oluşunda büyük bir payının olduğunu ifade et­miştir. “Yetişkin enformasyonunun gizli bahçesine giren çocuklar çocukluk bahçesinden kovulmuşlardır” diyen Postman, günümüz çocuklarının Orta Çağ ya da Sanayi Devrimi çocuklarından farklı olarak “herhangi bir insanın bildiği her şeyi bildiği”ni, bunun nedeninin de kitle iletişim araçları olduğunu ileri sürer.

Bir Cevap Yazın

*