Bu Siteyi Seviyorum
Bize Ulaş
Kapat

Medya Okuryazarlığı

Medya Okuryazarlığı okuryazarlığı, iletişim bilimcilerin son yıllarda geliştirdiği yeni bir kavram. okuryazarlığı, insanlara medyayı nasıl kullanmaları gerektiğini anlatmak ve iletileri/programları konusunda eğitmek ve ya bilinçlendirmektir. Mevcut iletişim araştırmaları, kuruluşunun örgütsel yapısı, iletilerle kurulan anlam dünyasını ve bunları tüketen insanların algılama/algılamama süreçlerini irdelemeye çalışan bir birikime sahiptir.
okuryazarlığında hedeflenen ise, insanları kullanırken de demokratik haklarının farkında yurttaşlar olarak geliştirmek, toplumsal sorunlara duyarsız kalmamaları konusunda uyarmak ve manipülasyonu karşısında onları daha donanımlı kılmaktır. Bu amaçla özellikle çocuklar medyanın olumsuz etkilerinden korunması gereken öncelikli hedef olmaktadır.
Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de ilköğretim kurumlarında okuryazarlığı dersleri başlatılmıştır. RTÜK tarafından her televizyon programında akıllı işaretler kullanılması zorunlu kılınmakta ve anne babalar için bu simgeler çocukların

ilgili programı izleyip izlememesi gerektiği konusunda önceden bilgilendirici olmaktadır.
Reklamlardan dizi filmlere, haberlerden magazin programlarına kadar tüm türler birer ürünü olarak kabul edilmektedir. da tıpkı sanayinin diğer dalları gibi insanlar için tüketim malları üretir, ancak üretimini farklı kılan onun ürettiklerinin basit birer tüketim nesnesi olmaması; birer kültür ürünü olmasıdır. Başka bir anlatımla, kitle iletişimi ya da ayrı bir sektör olmasının yanı sıra kültürel üretim yapan toplumsal bir kurumdur. Söz konusu ürünler bireylerin zihinlerine seslenmekte, onların içinde yaşadıkları toplumu ve dünyayı nasıl algılamaları gerektiğini söylemektedir.

okuryazarlığı açısından iki soru hayli önemlidir:
1- İletiler hangi kaynaktan veya kuruluşundan verilmektedir?
2- Bu bilgilerin verilmesinde veya duyurulmasında nasıl bir kamu çıkarı ya da kamu yararı vardır/yoktur?

Öncelikle göz önünde bulundurulması gereken nokta iletilerin yani programların hangi kuruluşundan yayınlandığıdır. Çünkü her kuruluşu kendine özgü örgüt kültürü, ideolojik duruş, yayıncılık politikası gibi program içeriklerini belirleyecek farklılıklar taşımaktadır. Ayrıca kuruluşlarının farklı sahiplik yapısı, içeriğin farklılaşmasında veya benzerliğinde önemlidir. Her ne kadar profesyonelleri program içeriklerinin oluşturulmasında sahiplerinden ve onların öznel çıkarlarından bağımsız hareket ettiklerini öne sürseler de aşağıdaki koşullar çalışanlarının yayın politikasını belirlemesinde etkili olmaktadır:

a- çalışanlarının sendikasız ve hayli güvensiz bir iş ortamında bulunmaları,
b- Ülkemizde gazetecilik etik ilkelerinin yeterince geliştirilememiş olması,
c- Basın – İlan Kurumu gibi resmi kurum ve kuruluşlarla organik bağlarının olması
d- 1980’den sonra sektörüne giren patronların sanayinin farklı alanlarında da faaliyet gösteriyor olması, hem dışarıdan müdahaleleri kolaylaştırmakta hem de otosansür mekanizmalarının daha hızlı ve kuvvetli işlemesinin önünü açmaktadır. Böylece ideolojik olarak yakın durulan siyasi partiler ve siyasetçiler, ilan ve veren gruplar, aynı gruba ait diğer şirketler ve bu şirketlerin ekonomik , politik veya sosyal ilişkileri kimi durumlarda haberin veya programın içeriğinin şekillenmesinde baskın unsur olabilmektedir.

Önemli olan diğer nokta halka böylesi bir haber ve bilginin yayınlanmasının veya yaygınlaşan kimi program türlerinin nasıl bir katkısı olabileceğini irdelemektir. Mesela top çevirebilen şempanzeden veya uzun süredir yalnız olan mankenin bir sevgili olmuş olmasından veya bir politikacının toplantıda domates suyu içmesinden haberdar olmamızın hayatımıza ne tür bir katkısı olabilir? Popüler bir şarkıcının kilo alması veya kilo vermesini öğrenmek toplumsal yaşantımızda ne işimize yarar? Niye talk showlarda hep birbirine benzeyen ve popüler olan konuklar yer almakta? İşte insanlara “ kuruluşları bize bu iletileri neden vermektedir?” sorusunu sordurabilmek okuryazarlığının temel hedeflerindendir.

Bu soruların yanıtları aynı zamanda medyanın iş görme mantığının da çözülmesi anlamına gelmekte. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ’de de halk adına ve halkla birlikte oluşumuna ve yansıtılmasına katkı sağlayan bir güç değil, sahip olduğu sermaye grubunun ekonomik ve siyasal çıkarlarını koruyan; farklı ekonomik veya siyasal güç odaklarını etkileme aracı olarak kullanılan kendisi için bir güç merkezi konumundadır. Dahası yayıncılığın önemli bir teknik donanım gerektirmesi; teknolojik yeniliklerin sürekli takip edilme gerekliliği, çok sayıda insan emeğine olan ihtiyaç, yayıncılık sektörüne girişi zorlaştırmakta; elinde sermayesi olmayan kesimlerin bu alanda etkinlik göstermesini, kendi seslerini duyurmalarını olanaksızlaştırmaktadır. gibi demokrasi kültürü kırılgan olan ülkelerde tekelleşmeler önlenememektedir.

EkleBunu Sosyal paylaşım Butonu
Bu Yazıyı Oyla:
Kötüİdare ederİyiÇok İyiMükemmel ( 6 oy, ortalama: 3 )
Loading ... Loading ...
NotOku tarafından
21 Mayıs 2008 tarihinde yazıldı. Toplam 1,789 kere okundu.
Yorumlar

çok güzel olmuş kim yazdıysa teşekkürler, gereksiz bir ödev ama yorum çok güzel buradaki, öğretmen bayılacak:>

çok teşekkürler

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)