Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: İslam Dininin Temel Kaynakları      Ünite 1      8 Nisan 2011 Ara     

Kur’ân’ın Diğer Vahiyler Arasındaki Yeri

Kur’ân ve Vahyedilmiş Diğer Kitaplar

Kur’ân bilindiği gibi, Müslümanların mukaddes kitabıdır. Bu bakımdan Kur’ân İslam dininin en temel kaynağıdır da. Allah Kur’ân-ı Kerim’den önce yine vahiy yoluyla başka kitaplar da göndermiştir. Bu yüzden Kur’ân insanlık tarihinin bir döneminde, bir anda ortaya çıkmış, tarih içinde önceki bir örneği bulunmayan bir kitap değildir. Başka bir deyişle Allah’ın vahyettiği ilk kitap değildir.

Bu gerçeği Kur’ân şöyle ifade etmektedir: “De ki, ‘Ben peygamberlerden bir türedi (bid’an) değilim…” (46/Ahkaf 9).

Soru

Kur’ân vahyedilmiş ilk kitap mıdır?

Öyleyse Kur’ân geldiğinde insanlık, daha önce de benzeri çağrılarla karşılaşmış bulunmaktaydı. Kur’ân daha önce vahyedilmiş mukaddes kitaplarla aynı özü, aynı temel mesajı taşımaktadır, insanın hayatını anlamlandıran bu ışık, ilk peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e kadar daima aynı ilkeyi,”Tevhid”i tekrar etmiştir. Çünkü bunların hepsi aynı kaynaktan; Allah’tan gelmişlerdir. Ancak tabii ki Kur’ân’ın bu ilâhi mesajlarla arasında farklılıkları da bulunmaktadır. Allah’ın değişik toplumlara değişik zamanlarda gönderdiği vahiylerin farklı toplumlar için gelmesinden ötürü farklılıklar ortaya çıkmıştır. Yani bu mukaddes kitapların birbirlerinden farkları, sadece onların indirildiği toplumların kültürlerinin, zamanlarının ve mekânlarının farklı oluşundan kaynaklanmaktadır.

Tevhid: Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilâh yoktur.)

Sıra Sizde

“Önceki bilgi birikiminize dayanarak Hz. Muhammed’den önceki peygamberleri, Kur’ân’dan önce vahyedilmiş mukaddes kitapları hatırlamaya çalışınız.”

Tevrat ve Vahiy

Tevrat M Ö. 1500’lerde. Mısır’da Firavunların zulmü altındaki İsrailoğulları’na inmeye başlamıştır. Hz. İbrahim Harran’dan çıkıp Filistin’e, Kenan diyarına geldi. Oradan İsrailoğulları Mısır’a göçtüler. İsrailoğulları Hz. Yusuf’tan sonra Mısır’da dört yüzyıl yaşadı ve orada çoğaldılar. Aradan geçen zaman içinde şartlar İsrailoğulları için zorlaşmaya başladı ve artık Mısır’da ilk zamanlardaki gibi rahat değillerdi. Bunun ötesinde onlar köle durumuna düşürülmüşlerdi.

Sıra Sizde

“Önceki ilâhi kitaplarla Kur’ân arasındaki farklılıkların nereden kaynaklanabileceği üzerinde düşününüz.’

Bir Tevrat nüshası

Aslında İsrailoğullarının dini telakkileri ve dini hukukları: Ataları Hz. İbrahim’den başlayarak gelişmiştir.

İçinde bulundukları şartların ve temas ettikleri kültür ve medeniyetlerin izlerini ve tesirlerini taşımaktadır.

İsrailoğulları’na gönderilen dini hukukta Kur’ân’da emredilmeyen bazı hükümler vardır:
“Hiç bir mekruh şey yemeyeceksiniz…. Fakat geviş getiren ve tırnağı yarık olanlardan şunları yemeyeceksiniz: deve ve tavşan ve kaya porsuğu çünkü geviş getirirler. Fakat çatal tırnaklı değildirler. Onlar size murdardır.

Ve domuz, çünkü çatal tırnaklıdır, fakat geviş getirmez; o size murdardır: bunların etinden yemeyeceksiniz ve leşlerine dokunmayacaksınız”( Tevrat,Tesniye,14/3-8) “… içleri kaplayan yağı ve içler üzerinde olan bütün yağı ve iki böbreği ve onların üzerinde belin yanında olan yağı ve karaciğer üzerinde olan zarı böbreklerle beraber ayıracak(sınız). … iç yağı ve kan hiç yemeyeceksiniz.” (Tevrat, Levililer,3/14-17)

Bu konuya Kur’ân şöyle bir atıfta bulunmaktadır: “Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kılmıştık. Keza sığır ve koyunun, sırtlarının yahut bağırsaklarının taşıdığı yahut da kemiğe karışan yağlar hariç, iç yağlarını da haram kılmıştık… “(6/En’am, 146)

Hükümler konusundaki bu farklılıklara rağmen, Eski Ahit Yahu dilerin inandığı ilâhı şöyle tanıtmaktadır:

“Allah gökleri ve yeri, denizi ve içindeki her şeyi yaratandır. O ebediyen hakikati koruyandır. Zulme uğrayanların hakkını alan,açlara rızık verendir. Rabbiniz esirleri azad eden, körlerin gözlerini açan, doğru yoldan sapanları hidayete erdiren, doğrulan seven, zayıfları koruyan, öksüzü ve dul kadını gözetendir. O zalimleri doğru yoluna iletmez.” (kitap-ı Mukaddes, Mezmurlar, 146/6-9).

Soru

Önceki vahiylerle Kur’ân’ın hangi açılardan örtüşmesi gerekir?

Görüldüğü gibi Eski Ahit’te de Kur’ân’da bulunan tek ve her şeye kadir ilâh anlayışı bulunmaktadır. Ancak İsrailoğulları’na gönderilen dini hukuk ile ilgili emirler Kur’ân’dakilerden farklılıklar göstermektedir.

İncil ve Vahiy

İncil, Kur’ân’dan altı asır önce Filistin’de egemenliklerini Romalı putperestlere karşı yitirmiş, kendi içlerinde sürekli kavga eden, ahlaken ve dinen zayıflamış bir durumdaki, Yahudilere indirilmiştir. İsrailoğulları bu dönemde büyük ölçüde toplumsal bozulma ile karşı karşıya kalmıştı. Bu ortam içerisinde Hz. İsa, Yahudilere Allah’ın yüceliğini tekrar hatırlatmış ve çoğunlukla onların bu ahlaki bozukluklarını, ikiyüzlülüklerini, sadece dış görünüşe önem vererek dini içten yaşamamalarını şiddetle eleştirmiş, onları dürüstlük, fedakârlık, sevgi gibi yüksek ahlaki değerlere çağırmış ve dine gönülden bağlanmayı özellikle vurgulamıştır. Hz.isa’nın öğretisinde öne çıkan ve özel olarak vurgulanan bu konular onun ve gönderildiği toplumun içinde bulunduğu durumdan kaynaklanmaktadır.

Sıra Sizde

Hz. İsa ile Hz. Muhammed’in gönderildiği toplumları karşılaştırmaya çalışınız. Peygamberler Tarihi ile ilgili eserlere bakınız.

Hz. İsa, Hz. Musa’nın şeriatından farklı bir şeriat getirmemiştir. O İncil’de şöyle diyor: “Şeriatı veya peygamberleri yıkmaya değil, fakat tamam etmeye geldim”. (Matta,5/17). Çünkü o, İsrailoğullarına daha önce de gönderilmiş birçok peygamberden birisidir. Hz. İsa’nın en önde gelen hedefi İsrailoğullarının o gün yaşadığı ahlaki ve dini bozulmayı düzeltmekti. Hz. İsa doğru yola ve iyiliğe çağırmak için gönderildiği o günkü İsrailoğullarının yüzeysel din anlayışını şöyle anlatmaktadır:

“Onlar ikiyüzlüdürler çünkü bardağın ve çanağın dışını temizlerler, fakat onların içi soygunculuk ve taşkınlıkla doludur”(Matta,23/27,28);” Onlar belki peygamberlerin ve salihlerin türbelerini donatırlar ama kendilerine gelen uyarıcıları öldürenlerin oğullarıdır. Babaları gibi onlara zulüm ederler”. (Matta,23/29-36); “Bu kavim dudakları ile beni (Allah) sayarlar, fakat onların yüreği benden uzaktır. Ve talimat olarak insan emirlerini öğrenip, boş yere bana taparlar”.(Matta,15/7-9).

Ancak Hz. İsa, Hz. Musa’ya gönderilen kitapta yer alan Allah inancını aynıyla takip etmiştir. “…Dinle ey İsrail; Allah’ımız Rab bir olan Rab’dir…”(Markos, 12/29,30).

İncillerdeki (Yeni Ahit) âhiret inancı da aşağıdaki âyette bugünkü Tevrat’ta olduğundan daha açık bir şekilde görülebilmektedir.

“Allah için evler, kardeşler, ebeveynler, tarlalar feda edenler, bunların yüz katını alacak ve ebedi hayatı miras alacaktır. Birçok birinci, gelecekte sonuncu olacaktır. Sonuncularsa, birinci olacaktır.
“(Matta,19/29,30)

Son İlahi Kitap Olarak Kur’ân

Allah’ın vahiy yolu ile gönderdiği kitapların her birinin temel mesajı aynı olmuştur.

Soru

Bütün peygamberlere gönderilen mesajlar aynı ise, neden Allah Hz. Muhammed’e de tekrar bir kitap indirmiştir?

Bu sorunun cevabı şöyle verilebilir: Vahiy indirildiği toplumun şartlarını her zaman gözetmiştir. Hz. Muhammed’in zamanındaki şartlar da önceki toplumlara göre değiştiğinden, onun toplumuna da ayrı bir vahiy gelmiştir. Evet, Allah Muhammed’e de önceki peygamberlere gönderdiği mesajın; temel inanç ilkelerinin aynısını göndermiştir. Bunlar en temel çerçevede Allah’ın bir olduğuna (Tevhid) ve âhirete imandır. Ayrıca Allah iyi işler (salih amel) yapmayı her topluma emretmiştir. Bu bakımdan Kur’ân önceki vahiylerden farklı değildir. Ancak bizim Peygamberimize ve diğer peygamberlere gönderilen emirlerle bu ‘salih amel’ ilkesinin tezahürlerinde farklılıklar bulunmaktadır ve bunlar zamanının şartları çerçevesinde oluşmuştur. Öncekilere indirilen, ibadet hayatıyla ilgili emirler Kur’ân’da bazen kaldırılmış, Allah tarafından uygun görüldüğü takdirde de aynen korunmuştur. Ancak tabii olarak Hz. Muhammed’in kendisine gönderildiği toplumun gerçekleri, onların içinde bulundukları şartlar ve onların kültürü göz önünde tutulmuştur.

“Tevrat’ta onlara, cana karşı can, göze karşı göz, buruna karşı burun, kulağa karşı kulak, dişe karşı dişle ve yaralara karşılık ödeşme yazdık. Kim onu bağışlarsa, kendi günahına örtü olur. Kim Allah’ın dilediği ile hüküm vermezse, işte onlar zalimlerdir”. (5/Mâide 45)

Sıra Sizde

Allah’ın son bir kitap ve peygamber göndermesinin sebepleri neler olabilir?

Hz. Muhammed’e ayrı bir kitap gönderilmesinin sebeplerinden bir diğeri de, önceki kitapların bağlılarının (ehl-i kitabın)Tevrat ve İncil’deki asıl mesajı değiştirmeleri ve bozmalarıdır. Kur’ân’da bu konu tahrif terimiyle anlatılmaktadır. Bu kitaplarda bugün İslam’ın temel inanç ilkelerini anlatan cümleler bulabilsek de, söz konusu kitapların etrafında zaman içinde oluşturulan yanlış yorumlar, onların doğru bir şekilde anlaşılmalarını engellemiştir.

TAHRİF: Kutsal kitabın aslını bozma.
TEBDİL: Aslında olanı kaldırıp yerine başka bir şey koyma.
TAĞYİR: Kutsal kitabın aslını başkalaştırma.

Bu yüzden bazı İslam âlimleri bu kitaplarda tahrifin metinde olduğundan daha çok yorumda, onların tefsirinde olduğunu belirtmişlerdir. Onlardaki temel ilkeler o şekilde bozularak ve çarpıtılarak yorumlanmıştır ki, bu kitapları doğru anlama imkânı ortadan kalkmıştır. Meselâ Yahudilik, mesajda olmadığı halde bir çeşit ırkçılık iddiasıyla İsrailoğullarının kurtulmuş ve üstün ırk olduğunu ileri sürer hale gelmiştir. Hıristiyanlık ise, Tevhid inancını daha iyi yaşamayı öğütleyen ve Allah’ın bir olduğunu belirten Hz. İsa’nın mesajına rağmen, teslis inancını geliştirmiştir.

İşte son vahiy olarak Kur’ân’ın gelmesi bu yüzden gerekmiştir. Böylece kendinden öncekileri temel inanç ilkeleri bakımından tasdik eden Kur’ân, bu kitapların ve onlara ait yorumların ne kadar aslından uzaklaştığını ortaya koyan bir ölçü olarak elimizde bulunmaktadır.

Mekke’de Peygamberimize ilk vahyin geldiği Hira Mağarasının bulunduğu Nur Dağı.

“(Ey Muhammed) Kendinden önceki Kitab’ı doğrulayıcı ve onu koruyucu olarak sana Kitab’ı indirdik. Öyleyse, aralarında Allah’ın indirdiği ile hüküm ver. …Her biriniz için bir yol ve yöntem (şir’a) ortaya koyduk. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı….” (5/Mâide 48)

Kur’ân’ın İndiği Tarihi Şartlara Kısa Bir Bakış

Kur’ân’ın indiği dönemde Hicaz Arapları, ataları İbrahim’in dininden alabildiğine uzaklaşmış, koyu bir putperestlik içine düşmüşlerdi. Bütün uygarlık odaklarından uzakta kalmış bir bölgede; Hicaz’da yaşamaktaydılar. Ancak bu uygarlıklardan da büsbütün habersiz değildiler. Hicazlılar, o zaman Bizans Devleti’nin elinde bulunan Suriye ile Yahudi ve Hıristiyan nüfusun bulunduğu Yemen arasında kervan ticareti yapmaktaydılar.

Mekke’de yönetici üst sınıfı oluşturanlar, toplumun aşağı tabakasında bulunan güçsüz insanları baskı altında tutmakta ve putperestliği bunun için bir araç olarak kullanmaktaydılar. İşte Kur’ân böyle bir topluma indirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim, hiçbir akli temele dayanmayan ve sadece zalim, güçlü sınıfın menfaatlerini koruma esasına göre düzenlenmiş dini-toplumsal yapı hakkında şunları söylemektedir:

Kur’ân’ın indiği dönemlerde Ortadoğu Bölgesi'nde mevcut bulunan bazı putlar

“Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah’a pay çıkardılar. Zanlarınca: ‘Bu Allah’ın, bu da (Allah’a koştuğumuz) ortaklarımızın’ dediler. Ortakları İçin olan Allah’a erişmez. Ama Allah için olan ortaklarına ulaşıyor…. Böylece ortak koşanların çoğuna (Allah’a koştukları) ortakları, onları mahvetmek ve dinlerini karmakarışık etmek için, çocuklarını öldürmelerini iyi gösterdiler Onlar zanlarına göre ‘Bunlar dilediğimizden başkasının yemesi yasak olan hayvanlar ve ekinlerdir’ dediler. Bir takım hayvanların sırtlarına yük vurulmasının yasaklanmasını ve geri kalan hayvanlar üzerine de Allah’ın adının manasını uydurdular…Onlar ‘Bu hayvanların karnında olan yavrular yalnız erkeklerimize özeldir, eşlerimize yasaktır, eğer ölü doğarsa hepsi ona ortak olur’ dediler….. Beyinsizlikleri yüzünden körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar kaybetmişlerdir.” (6/En’am 136-140).

Mekke'nin erken dönemlerini gösteren temsili bir resim

Sıra Sizde

Okuduğunuz âyette Müşriklerin koyduğu dini-hukuki kuralların hayata yansıtılmasının ne gibi sonuçlar doğurabileceği üzerinde düşününüz.

İşte Kur’ân bu şartlarda gönderilmeye ve indiği toplumu eğitmeye başlamıştır.