Konuşmada Dikkat Edilecek Noktalar
Pekçok nedenden dolayı insanların kendi konuşmalarını ve eksikliklerini tanıması oldukça önemlidir. Konuşma güçlüğü çekip çekmediğimizi anlayabilmek için kendimize sorabileceğimiz birtakım sorular bu konuda yardımcı olabilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
- Söylediklerimi karşımdakiler kolayca anlayabiliyor mu?
- Düşüncelerimi açık ve etkili bir biçimde belirtebiliyor muyum?
- Sözcükleri söylerken söyleyiş ve dil yanlışları yapıyor muyum?
- Sesimi duygu ve düşüncelerimi besleyecek, zenginleştirecek bir yönde kullanabiliyor muyum?
- Tekdüze mi, yoksa canlı ve hareketli bir biçimde mi konuşuyorum?
- El ve yüz hareketlerimi kullanırken başka deyişle konuşmamı sözsüz iletişimle desteklerken birtakım yapmacık durumlara düşüyor muyum?
- Beni dinleyenlerin ilgisini dağıtacak ayrıntılardan, laf kalabalığından kaçınabiliyor muyum?
- Anlattıklarımın önemine, değerine öncelikle ben inanıyor muyum?
- Sözü başka alanlara kaydırıyor, amaçtan ve konudan sapıyor muyum?
Biz insanları diğer canlı varlıklardan ayıran özelliğimiz konuşma gücümüzdür. Fakat bu, ağzımıza geleni saçma sapan, düşünmeden ve gelişigüzel söylemek anlamını taşımamalıdır. Aksine düşünerek, düzgün anlatımlı konuşmak anlaşılmalıdır. Bunu belirtmek için atalarımız; “Boğaz dokuz boğumludur.” demişlerdir. Önce düşünmek ve daha sonra da zihinde tasarladıklarımızı gerekiyorsa söylemek yerinde olacaktır.
Araştırmalardan öğrenildiğine göre, ilk insan ses aletini kullanmasını bilmemekteydi. Ancak onu sindirim aygıtının bir parçası gibi, doğal olarak da, yaşabilmesi için soluk alma, yemek yeme aracı yerine kullanmaktaydı. Uzun yıllar geçtikten sonra insanlar, yalın sesler çıkarmaya ve o seslerle de birçok kavramı anlatmaya çalışmıştır. Uzun zaman bunun üzerinde çalışıp çıraklık dönemini atlattıktan sonra, söz söyleyebilme mutluluğuna kavuşmuşlardı. Görülüyor ki söz, insanın doğal bir anlatım aracı değildir. Nasıl bir müzik aletini çalmak için nota ile o aletin üzerinde çalışıp bir emek ve çaba harcamak gerekirse, kişilerin karşısında söz söylemeyi öğrenmek için de öncelikle bazı metinler üzerinde çalışıp bir emek ve çaba harcamak gerekir.
Düz anlamıyla konuşmayı ilk çocukluk yıllarında pek çaba göstermeden çevremizdeki kişilerden öğreniriz. Kısacası, daha önce de belirtildiği gibi konuşma doğuştan getirilen bir yetenek değil, sonradan kazanılan bir beceri ve alışkanlıktır. Her beceri ve alışkanlık gibi bunu da zamanla geliştirir, ilerletiriz. Bağlı olarak güzel ve etkili konuşma sanatı da birçoklarının düşündüğünün aksine, sadece bir yetenek işi veya Tanrı vergisi değildir. Aynı zamanda, çalışılarak kazanılan bir beceri ve bir sanattır. Her sanat gibi onun da kendine özgü incelikleri, kuralları, yolu yordamı vardır. Bunu Brian adlı düşünür de: “İyi ve güzel konuşabilme yeteneği Tanrı vergisi değil, çalışmakla ve konuşma denemeleri yapmakla elde edilen bir beceridir.” diyerek belirtmiştir.
Diksiyon: Son olarak da, konuşma sanatının temel elemanı olan diksiyon kelimesinin anlamına değinmek gerekir. Bugün kullandığımız diksiyon, dilimize Fransızca’dan geçmiştir. Diksiyon, söz söylerken duygu ve düşünceleri üslubuna uygun olarak belirtmek için sesin uyumunu, söylenişi, jesti, mimiği, alınacak tavırları yerinde, aynı zamanda güzel kullanma sanatıdır, şeklinde tanımlanabilir.
Bir konuşmacı, bir avukat düşüncelerini ve duygularını iyi anlatabilmek için uygun ve inandırıcı sözcükler ve tümceler seçtiği gibi, doğru bir ses ve düzgün söyleyişe başka deyişle iyi bir diksiyona da sahip olmalıdır. Bu bakımdan, dinleyiciler karşısında söz söyleyen herkesin Diksiyon Sanatı’nı bilmesi önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Konular
Giriş

Arşiv
En Beğenilenler
Son Yorumlar
Rastgele Yazılar
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın