Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
29.08.2014
Ders: Maliye Politikası      Ünite 1      28 Şubat 2010 Ara     

Klasik Yaklaşım ve Maliye Politikası

Amaç 2

Klasiklere göre maliye politikasına gerek var mıdır?

Bilindiği gibi, bütün piyasalarda tam rekabet koşullarının geçerli olması, her arzın kendi talebini yaratması, ücret, faiz ve fiyatların esnek olması ve miktar kuramının geçerliliği gibi temel varsayımlar üzerine kurulu olan klasik kuram, bu varsayımlara dayalı olarak, ekonomi politikası yönünden bazı önemli sonuçlara varmıştır. Klasik kurama göre, bu sonuçlardan bir tanesi, bir ekonomide ekonomik ve sosyal alandaki aksaklıklar geçici ve bunları giderecek yeterli güçler piyasa ekonomisinin yapısı içinde mevcut olduğu için, devletin ekonomik ve sosyal amaçlı her hangi bir müdahalede bulunmasının gereksiz olmasıdır. Gerçekten, tam rekabet, ücret ve faiz esnekliği varsayımları gerçekleştiği takdirde, ekonomi kendiliğinden ve sürekli olarak tam istihdama ulaşacak, üretilen her mal satılacak ve fiyatlar genel düzeyi istikrarlılığını koruyacaktır. Böyle bir durumda, devletin ekonomiye müdahalesi hiçbir yarar sağlamayacak, aksine ekonominin kendi kendine işleyişini bozacaktır.

Dikkat

Klasik ekonomistlerin babası Adam SMITH hakkında ayrıntılı bilgiyi A. Smith Enstitüsü’nün web sayfasında bulunan özyaşam öyküsünü okuyarak edinebilirsiniz. http://www. adamsmith. org/smith/index. htm.

Klasik kuramca yukarıda ifade edilen duruma bağlı olarak varılan bir diğer sonuç, devlet faaliyetlerinin temel hizmetlerle sınırlı tutulması, bunun sonucu olarak devlet bütçesinin mümkün olduğu kadar küçük olması ve denk bütçe ilkesinin gerçekleştirilmesidir. Klasik ekonomistler devletin varlığının zorunlu olduğunu, devletin kamusal ihtiyaçları karşılamak için birtakım ekonomik kaynaklar kullanacağını, bu kaynakları satın almak için bir takım harcamalar yapacağını ve yapacağı bu harcamaları karşılaması gerektiğini kabul etmişlerdir. Ancak, devlet faaliyetlerinin etkinliğinin çok düşük olduğuna inandıkları için, devlet faaliyetleri alanının mümkün olduğunca dar olmasını ve böylece kamu harcamalarının sınırlı tutulmasını istemişlerdir. Kamu harcamaları sınırlı tutulduğu takdirde vergi miktarı bu harcamalara göre ayarlanacak ve az olacaktır. Tarafsız maliye, klasiklerin ısrarla savundukları bir görüştür. Bilindiği gibi, tarafsız maliye, kamu gelir ve harcamalarının ekonomide bir değişiklik yaratmaması, yani kişi ve firmalar tarafından alınan ekonomik kararları etkilememesi anlamında kullanılmaktadır ve ekonomik kaynakların optimum olarak kullanıldığı kabulünün bir sonucu olmaktadır. Klasikler ayrıca bütçenin denk olmasını, borçlanmanın mümkün olduğunca sınırlandırılmasını, objektif temellere dayanan düşük oranlı bir vergileme sisteminin uygulanmasını savunmuşlardır. Çünkü, bir yandan, kişisel karar alma sürecinin üstünlüğüne inanmışlardır. Diğer yandan devlete karşı güvensizdirler.

Bilindiği gibi klasik ekonomistler parayı bir tül, bir perde olarak algılamışlar, yani parasal faktörlerin, reel sektörde olup biten şeylerin görülmesini ve algılanmasını engellediğini, yani önüne perde çektiğini söylemişlerdir. Diğer bir deyişle, paranın miktar kuramı ile parasal büyüklüklerdeki artışların fiyatlar genel düzeyini arttıracağını, reel büyüklüklerle parasal büyüklükler arasında hiç bir bağlantı olmadığını ileri sürmüşlerdir (dikotomi varsayımı). Klasik ekonomistlere göre, ekonomide geçici bir dengesizlik hali ortaya çıktığında, kamu harcamaları ve vergiler gibi maliye politikası araçları değil, para politikası araçları kullanılmalıdır. Çünkü, örneğin, kamu harcamalarının artırılması, para arzının artırılması demektir. Onlara göre, kamu harcamaları, eğer, para arzı artırılmadan, vergilerin artırılması veya devletin halktan borçlanması yoluyla finanse edilirse, bu durumda, kişilerin harcamaları azalacak ve bu fonlar devlet eliyle harcanmış olacaktır. Bu durumda, ekonomi açısından düşünülecek olursa, harcanan miktar değişmemekte, yalnızca harcayan taraf devlet olmaktadır. Kamu harcamalarındaki artışın ekonomide gerçek bir talep artışına neden olabilmesi için, bu artışın para arzının artırılması yoluyla finanse edilmesi gerekmektedir. Kamu harcamalarının karşılanması için para arzının artırılması olayı ise bir para politikası olayıdır.

Klasik ekonomik düşünce, sanayi devrimlerini tamamlamış, hızla kalkınmakta olan ülkelerde belli bir dönem taraftar bulmuş ve bu ülkelerde bu görüşe uygun politikalar uygulanmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda, uygulamalar klasik düşüncenin her zaman gerçeklere uymadığını göstermiş ve klasik görüşten sapmalar başlamıştır. Klasik görüşten bu sapmalar özellikle 1930′lardan sonra önem kazanmaya başlamıştır. Nitekim bu yıllarda henüz geçerliliğini koruyan klasik görüş, 1929 Büyük Buhranı ile mücadele konusunda devletin müdahalesini düşünmüyordu. Ancak bu durgunluk sırasında hemen bütün sanayi ülkelerinde işsizliğin hızla artması ve bu halin birkaç yıl devam etmesi klasik kuramın doğru olmadığını düşündürmüştür. Örneğin, ABD’de Başkan Roosevelt’in iş başına gelmesinden sonra ekonomiyi içinde bulunduğu durumdan kurtaracak ilk hareketin kamu harcamaları kanalıyla yapılması gereği üzerinde durulmuş, daha sonra özel sektörün harcamaları ile ekonominin eskiden olduğu gibi kendiliğinden işlerlik kazanacağı ileri sürülmüştür. O yıllarda devletin ekonomik alandaki bu ilk müdahalesi tepkilere yol açmış ve örneğin, özel sektör, alınan bu önlemlere yardımcı olmakta ve yatırımlara girişmekte çekingen davranmıştır. Bu arada J. M. Keynes, 1929 buhranı üzerindeki gözlemleri sonucunda devletin ekonomik hayata müdahalesinin gerekli olduğu konusundaki yeni ekonomik görüşlerini bilimsel olarak düzenlemiş ve ilk kez olarak maliye politikası ile ilgili önemli kuramsal temeller ortaya konulmuştur.

Sıra Sizde

Klasiklere göre devletin ekonomik hayata müdahalesi gerekli midir?

“Klasik Yaklaşım ve Maliye Politikası” için 1 cevap

  1. [...] Giriş Maliye Politikasının Etkinliği Klasik Yaklaşım Keynesyen Yaklaşım: Maliye Politikasının Doğuşu Monetarist Yaklaşım: Para Çok Önemlidir [...]

Bir Cevap Yazın

*