Klasik İktisat
Kökeni 1770′lere dayanan Klasik iktisat, fiyat düzeyi, ulusal çıktı düzeyi, gelir, istihdam, tüketim, tasarruf ve yatırım gibi temel makroekonomik değişkenleri açıklamada ilk sistematik girişim olarak kabul edilmektedir. Klasik nitelemesini ilk Keynes yapmıştır. Klasik iktisatçılar; Adam Smith, J. B. Say, D. Ricardo, J. S. Mill, T. Malthus, A. C. Pigou vd., 1770′lerden 1930′lara kadar olan 150 yılı aşkın sürede yayınladıkları eserlerde, ücretlerin ve fiyatların esnek olduğunu ve ekonomide rekabetçi piyasaların varolduğunu iddia etmişlerdir. Klasikler tam istihdam denge düzeyini savunmuşlardır.
Esasında Klasik iktisat, kendisinden önce hakim iktisadi düşünce anlayışı olan, merkantilizme tepki olarak ortaya çıkmıştır. Merkantilist düşünce XVI. ve XVII. yüzyıllarda Avrupa’da ulus devletlerin ortaya çıkışıyla ilişkilidir. Klasikler, merkantilistlerin özellikle iki temel düşüncelerine karşı çıkmışlardır. Bunlar;
- Metalizm olarak adlandırılabilecek olan bir ulusun zenginliğinin sahip olduğu değerli metal miktarına bağlı olduğu görüşü,
- Kapitalist sistemin gelişmesi için devlet müdahalesinin zorunluluğuna olan inançtır.
Metalizm, ülkeleri ihracatı özendirmek ve ithalatı kısıtlamak suretiyle, dış ticaret yoluyla altın ve gümüş stokunu artırmak biçiminde bir politikaya yönlendirmiştir. Bu şekildeki bir dış ticaret politikası, devlet müdahalesini de beraberinde getirmektedir. Ayrıca yerli sanayinin gelişmesini sağlamak amacıyla beşeri ve doğal kaynakların geliştirilmesi için de devlet müdahalesi savunulmuştur.
Klasikler, merkantilistlerin aksine ulusların zenginliğinin reel faktörlere bağlı olduğunu ve kapitalizmin geliştirilmesi için serbest piyasa ekonomisinin en uygun araç olduğunu savunmuşlardır. Klasik analiz, genel olarak reel bir analizdir. Paranın ekonomideki rolü pek azdır, ekonominin büyümesi üretim faktörleri stokunun büyümesine ve teknolojik gelişmeye bağlıdır. Paranın kendiliğinden bir değeri yoktur, para ancak mal ve hizmetlerin mübadelesinde bir araç olarak önemlidir. Merkantilistler, parayı toplam talebi etkileyen önemli bir faktör olarak görürlerken, Klasikler “her arzın kendi talebini yaratacağını” savunarak, paranın kısa dönemde bile toplam talep miktarı açısından pek bir öneminin olmayacağını, başka bir deyişle istihdam düzeyinin devlet müdahalesini gerektirir bir sorun oluşturmayacağını iddia etmişlerdir.


















Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın