Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
25.04.2014
Ders: Davranış Bilimlerine Giriş      Ünite 14      23 Temmuz 2011 Ara     

Kişilik ve Kişilik Kuramları

Kişilik kuramları birkaç açıdan önemlidir.
Bunlar,
- Karmaşık davranışların kısa ve açık ifadesini sağlamaları,
- Mevcut bilgilerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde bir araya getirilmesi;
- Yeni olgu, görüş ve bilgilerin oluşması, araştırmaların teşvik edilmesi, yordamaların yapılmasına olanak vermesidir.

İdeal olarak bir kişilik kuramı şu kapsamı içerebilmelidir: “Kişiliğin ne olduğu, nasıl oluştuğu ve çalıştığı, kişiliği tanımlarken ne gibi kurultulara -örneğin, güdü, treyt, tutum, gereksinim, eğitim, vs.- başvurulduğu; kişiliğin nasıl örgütlendiği hakkında kısa, açık ve anlaşılabilir ifadeler, kavramlar.”

Bu kapsam bizi şöyle bir tanıma götürür: Kuram, gerçeği açıklamaya çalışan, sınanmamış, kapsamlı bir potansiyel denenceler bütünü ya da bir spekülasyondur. Diğer bir deyişle, kuramcı tarafından ortaya atılan bir ilkeler grubudur. Bu ilkeler grubunun kapsamında sistematik olarak düzenlenmiş birbiriyle ilintili birçok temel sayıltı ve işe vuruk (operasyonel) tanım bulunur. Bir kuramdaki sayıltılar ve tanımlar, belirli kurallara göre sınanabilen, geçerliği sağlanabilecek özellikteki ifadelerdir. Sayıltılar arası ilişkilerin açık ve anlaşılır olması ve sayıltıların belirli kurallara göre birleştirilmesi sonucu bir kuramdan çeşitli denence ve görgül sonuçlar çıkartılabilir. Kuramın kapsamındaki sayıltıların içeriği, o kuramın ayırtedici özelliğini oluşturur.

Sayıltıların dakiklik derecesi, sayıltıların birbiriyle olan ilişkilerindeki açıklık ve sınanabilirlik özelliği ise, kuramın ne denli yararlı olduğunu belirler. Kişilik kuramlarındaki sayıltılar, en dakik olanından en göreli olanına kadar değişebilmektedir.

Mevcut kişilik kuramları genellikle kişiliği iki yönde ele alırlar:
- Tüm insanların davranışlarındaki ortak özellikler-,
- İnsanlar arasındaki bireysel ayrılıklar.

Ortak özellikler, kişiliğin “özünü” (core of personality); bireysel ayrılıkları oluşturan özellikler ise kişiliğin “yüzeyini” (periphery of personality) temsil eder. Kişiliğin özünü oluşturan özellikler, doğuştan mevcut olan, değişmeye dirençli, yaşam boyu bireyin davranışlarını geniş çapta etkileyen eğilimler, yatkınlık ve yetenek gibi özelliklerdir. Kişiliğin yüzeyini oluşturan bireysel ayrılık özellikleri ise başkaları tarafından kolayca gözlenebilen, öğrenmeyle kazanılmış, bireyin davranışlarını sınırlı bir şekilde etkileyen davranışlardır. Doğuştan var olan özellikler, bir gizilgüç olarak tanımlanır ve bunlar belirli koşul ve ortamlarda belirli yaşantılar sonucu (ödül, ceza, vb.) biçimlenirler. Çevreyle etkileşim sonucu özün kapsamındaki özellikler bu şekilde oluşarak, somut, kalıplaşan (bireyin yüzeysel özellikleri) özellikler olarak belirirler. Böylece bireye özgü olan davranış tarzları ya da onu diğerlerinden ayıran özellikleri saptanır. Kişiliğin özü ile yüzeyi arasındaki bağın bir örüntü içinde gelişmesine, “kişilik gelişimi süreci” denir.

Kişilik Kuramlarının Durumu

Kişilik psikolojisi kitaplarında karşılaşılan kuramlar çoğunlukla kendi kuramcısının adı ile tanınırlar. En sık karşılaşılan kuramcılar Ereud, Jung, Adler, Horney, Sullivan, Murray, Lewin, Allport, Cattell, Sheldon, Rogers, Erikson, Kelly, Maslow ve Angyal’dır. Bu kuramcıların kuramları bazen aşağı yukarı aynı görüş ve yaklaşımı anlatan sayıltı, kavram ve ilkeleri savunduklarından temsil ettikleri yaklaşım adıyla anılırlar. Örneğin, insancıl- hümanistik; psikoanalitik; davranışçı; treyt vb. gibi.

Kişilik kuramlarının bilimsel kuram olma özelliklerinin çoğundan yoksun oldukları, kişilik alanıyla ilgili sorunların tümünü ya da çoğunluğunu yanıtlayacak kapsamlı tek bir kuramın olmadığı görülür. Var olan kuramların daha çok kişilikle ilgili sorunların yalnız bir bölümünü yanıtlamaya ya da açıklamaya yarayan; kuramdan çok bir görüş, bir anlayış olarak kabul edilmelerinin daha doğal olacağına işaret edenler de vardır.

Bazı açılardan yetersiz olmalarına karşın kişilik kuramlarının hiç yararlı olmadıkları kanısına varılmamalıdır. Var olan kuramlar, araştırmacıyı açık sonuçlara götürmese de davranışlar hakkında birtakım ilgili sayıltıları belirler; genel olarak araştırmayı teşvik eder-, araştırmacıya yön verirler. Yeni fikirlerin oluşturulmasında, merak ve soruların doğmasında, kuşkunun uyanmasında etkili olurlar. Örneğin, Freud’la başlayan kuramcılık çabaları, kişilik alanındaki çalışma, inceleme, araştırma ve kuramsal yaklaşımlara ışık tutmuştur.

Bu bölümde sunulacak olan kişilik kuramları, genel olarak psikolojideki önem ve etkileri; kişiliğin araştırılmasında insana bakış açılarının farklılığı ve tarihsel gelişim sırası içinde birbirlerini etkileme, belirli görüş ve yaklaşımları yansıtmaları nedeniyle seçilmiş olan kuramlardır.

Psikoanalitik Kuram

Sigmund FREUD (1856-1939) tarafından geliştirilmiştir. Yaşamının büyük bir bölümü Orta Avrupa kültüründe geçmiş olan Freud’un kuramını geliştirirken, bu kültürün tüm verilerinden etkilendiği ve yararlandığı görülür. Kuram, zamanın Viktorya Dönemi- orta ve yüksek toplum kesimlerini temsil eden “hastalara” ait klinik gözlem verilerine dayanarak geliştirilmiştir.

Sigmund Freud psikoanalitik kuramın kurucusuKişilik Yapısı

İnsan organizması bir enerji sistemidir. Enerji, enerjinin dağılımı ve davranışlara dönüşmesi biçiminde uyarlamalarla, Freud, fizik biliminden yararlanmaktadır. Fizik bilgini Helmholtz’un “enerjinin korunumu” -conservation of energy- ilkesine göre de fizik enerji aktarılabilir; şekil değiştirebilir; ancak, hiçbir zaman yok edilemez görüşü, psikoanalitik kuramın temel görüşlerinden birine, yani insanın dinamik bir enerji sistemi olduğu görüşüne temel oluşturmuştur.

Başlıca dürtüler cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir. Özetle, insan bir enerji sistemidir; cinsellik ve saldırganlık dürtüleri tarafından güdülenir ve hazzın sağlanması için davranır, gerginliğini azaltmak için çabalar. İnsan, görünürde yasal ve toplumun beklentileri doğrultusunda davranır; ancak, davranışlarının nedenlerinin çoğunlukla farkında değildir; içgüdülerine sürekli gem vuran toplumun kısıt lamalarıyla çatışma halindedir.

Kişiliği tanımlarken iki zihinsel yaklaşım bütünlük içinde ele alınır. Bunlar: Yapısal ve topografik görüşlerdir. Yapısal görüş, zihinsel yaşamın birbiriyle çatışma halinde olan ancak birbirini tamamlayan öğelerini, id, ego ve süperego olarak tanımlar.

İd: İnsan zihninin biyolojik yapısı olup, daha sonra ego ve süperegonun üzerine geliştiği kişilik sisteminin en ilkel yapısıdır. İd, psişik enerjinin kaynağıdır. Yaşam, ölüm, cinsellik ve saldırganlık gibi dürtülerden oluşur. İd, haz ilkesine (pleasure principle) göre çalışır. Yani, kaygı, acı ve tehditten kaçınarak hazzı gözetir. Bu sürece birincil süreç (primary process) denir. Haz ilkesi doğrultusunda hareket eden id, şımarık bir çocuk gibi isteklerinin anında ve hemen doyurulmasını; tam bir doyumu ister. Mantıksız, bencil ve bireyseldir.

Ego: İd hazzı; ego ise gerçeği arar. Egonun başlıca amacı ve işlevi, idin aşırı isteklerine karşı onları gerçeklere uygun bir biçimde doyuma ulaştırmaktır. Buna, ikincil süreç (secondary process) denir. Bu süreç gerçeklik ilkesine (reality principle) dayanır. Egonun başlıca özellikleri arzu ve ihtirası fanteziden ayırabilmesi, engellemeler karşısında hoşgörülü olması; uzlaştırıcı ve zaman içinde değişebilir olması nedeniyle bazı algısal ve bilişsel beceriler geliştirebilmesidir. Özetle, ego mantıklı, gerçekçi ve hoşgörülüdür.

Freud'un kişilik yapısını oluşturan parçalarSüperego: Süperego toplumsal aktarımın ürünü olan ahlaki işlevlerin temsilcisidir. Ulaşılmak istenen idealleri, mükemmeli kapsar. Başlıca işlevi, davranışları, toplumun beklenti ve kuralları doğrultusunda kontrol etmektir. Bunu yaparken ceza (bireyin suçluluk duyması-vicdan-aşağılık duygularına kapılması) ya da ödül (gururlanma, kendini beğenip takdir etme-vicdan rahatlaması) kullanır.

Freud ilerleyen yıllarda ego ve işlevlerine daha çok önem vermiştir. Bu gelişme. daha sonra başta kızı Anna Freud olmak üzere aynı çizgideki “ego psikologları” ya da “sosyal görüşlü psikoanalistler” (Alfred Adler, Karen Horney, Erik Fromm, H. Stack Sullivan) tarafından sürdürülmüştür.

Topografik görüş, kişilik sisteminin veya zihinsel yaşamın yüzeysel yapısını oluşturan betimleyici özellikleri, bilinçaltı-dışı (unconscious), bilinçöncesi (preconscious), bilinç (conscious) olarak tanımlar.

Bilinçaltı-dışı, Freud’un kuramında en çok üzerinde durduğu kavramlardandır. Davranışların nedenlerinin geçmiş yaşantılara dayandığı; bu yaşantılara ilişkin duygu, düşünce ve güdü gibi psikolojik olguların izlerinin bilinçaltını oluşturduğu varsayılır. Bilinçaltını çözümlemek için başlıca teknikler olarak düş analizi ve serbest çağrışım teknikleri kullanılır. Bu tekniklerin bireyin anlaşılması ve psikolojik tedavisinde kullanılması psikoanaliz (psikoanalitik tedavi) adını alır. Bilinçöncesi ise bilince en yakın kısımdır. Bilinçaltının kolayca bilince gelebilecek, hatırlanabilir kısmıdır. Bilinç, kişilik sisteminde yapısal öğelerden egoya denk düşen kısımdır. Yani gerçeklikle açıklanan, farkında olunan zihinsel öğedir. Özetlenirse, ego bilinci; id ise bilinçaltını temsil eder.

Bir Cevap Yazın

*