Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
25.04.2014
Ders: Maliye Politikası      Ünite 1      28 Şubat 2010 Ara     

Keynesyen Yaklaşım: Maliye Politikasının Doğuşu

Amaç 3

Keynesyen yaklaşımda maliye politikası niçin önemlidir?

Gerçekten gerek Keynes, gerekse taraftarları çağdaş maliye kuramının gelişmesinde büyük rol oynamışlardır. Bu şekilde yalnızca maliye kuramı ve maliye politikası anlayışı değil, aynı zamanda devletin ekonomik hayat üzerinde oynayabileceği role ilişkin düşüncelerde değişmiştir. Keynesyen ekonomik yaklaşım, maliye politikası önlemlerinin nasıl etkili bir araç olduğunu göstermekle kalmamış, devletin ekonomik hayata müdahale etmesi gerektiğini de belirtmiştir. Bu kuramda ve uygulamada klasik laissez faire ilkesinin sonu anlamındadır.

Keynesyen Yaklaşımın Temel Önerileri

Dikkat

J. Maynard KEYNES hakkında ayrıntılı bilgi, New School Üniversitesi’nce sağlanan http://cepa. newschool. edu/het/profiles/keynes. htm adresinde bulunabilir.

Keynes, “Para, Faiz ve İstihdamın Genel Kuramı” isimli çalışmasında klasik kuramda kabul edilen varsayımların geçerliliğini tartışarak, klasiklerin ileri sürdüğü gibi ekonomik hayatın otomatik olarak tam istihdama ulaşmasının neden mümkün olamayacağını açıklamaktadır. Keynes’e göre, ücretlerin düşme yönünde esnek olmaması ekonominin kendiliğinden ve sürekli olarak tam istihdamda dengede olmasını önlemektedir. Keynesyen modelde denge tam istihdam düzeyine bağlı değildir. Diğer bir deyişle, tam istihdamın her zaman denge gelir düzeyi ile ilişkili olduğunu beklemek için bir neden yoktur. Bir ekonomide işsizlik söz konusu olduğu zaman, düşen ücretler tam istihdamı gerçekleştiremeyecektir. Çünkü, ücretlerdeki bu düşüş gelirin azalmasına neden olacak, böylece toplam talep azalmış olacaktır. Benzer şekilde, Keynesyen düşünceye göre bir ekonomide faiz oranı muhakkak tasarruf ve yatırımı eşitlemeyecektir. Tasarruf düzeyi öncelikle gelir tarafından belirlenecek, yatırım ise faiz oranı yanında sermayenin marjinal verimliliğine bağlı olacaktır. Bu nedenle bir ekonomi durgunluğa yöneldiği zaman faiz oranındaki düşüş tasarrufu ve yatırımı eşitleme konusunda başarısız kalabilecektir.

Keynesyen yaklaşımda toplam talep çok önemlidir. Çünkü, Keynes’e göre bir ekonomide üretim ve istihdam hacmi toplam talep düzeyine bağlıdır. Diğer bir deyişle, toplam talepteki bir artış tam istihdam düzeyine ulaşılıncaya kadar üretimde ve istihdam düzeyinde bir artışa neden olmaktadır. Üretim ve istihdam hacminin toplam talep düzeyine bağlı olduğu kabul edildiğinde, talebi oluşturan unsurlardaki dalgalanmaların ekonomide istikrarsızlıklara yol açması doğaldır. Örneğin, toplam talebin yetersiz olduğu bir ekonomide yüksek düzeyde bir işsizlik meydana gelmekte, hemen hemen tam istihdamda çalışan bir ekonomide ise aşırı toplam talep enflasyona neden olmaktadır. Ancak toplam talebin doğru bir biçimde yönetildiği bir ekonomide istikrara ve maksimum üretime ulaşmak mümkün olabilmektedir. Kamu harcamaları ve vergiler toplam talebi belirledikleri için bir ekonomideki istikrarsızlığı, işsizliği ve enflasyonu önlemekte faydalı araçlardır.

Görüldüğü gibi, Keynesyen düşüncede dikkatler, kamu harcamaları ve gelirlerinin toplam talep üzerindeki etkileri üzerine yoğunlaştırılmıştır. Bu nedenle Keynesyen yaklaşımda maliye politikası önemli bir yere sahiptir. Zira bu görüşe göre, piyasa ekonomisinin kendiliğinden milyonlarca kişisel ekonomik kararı koordine edeceğini ve böylece, toplam talep düzeyinin tam istihdam gelir düzeyini sağlayacak kadar yeterli olacağını beklemek mümkün değildir. Bunun yerine devlet, bir ekonomide, ekonomiye müdahale ederek ve kamu harcamalarını ve vergileri kullanarak toplam talebi yeterli düzeye çıkarabilir. Çünkü, kamu harcamaları düzeyinin siyasi kararlarla kontrol edilebilmesi mümkündür ve bu harcamalar toplam talebin doğrudan bir unsuru olmaktadır. Vergiler de toplam talebi belirleyen ve siyasi kararlarla ayarlanabilen bir değişkendir. Ancak, vergilerde yapılacak değişiklikler kullanılabilir geliri azaltmaları nedeniyle toplam talebi dolaylı bir biçimde etkilemektedirler. Bu durumda devletin, eğer tam istihdamı gerçekleştirmek istiyorsa, ekonomiyi kendi haline bırakmaması gerekmektedir. Aksine, devlet, tam istihdamı gerçekleştirmek için, kamu harcamalarını ve vergileri kullanarak toplam talebi yeterli düzeye ulaştırmak konusunda başarılı olabilir.

Özet olarak, ilk Keynesyenler 1929 Büyük Buhranı’nın da etkisiyle, yetersiz talepten kaynaklanan ekonomik durgunluğun kritik ve uzun dönemli bir sorun olacağından korkmuşlardır. Onlara göre, zaman içinde gelir yükseldikçe, kişiler gelirlerinin gittikçe daha çok miktarını tasarruf edecekler, böylece tüketim harcamaları azalacaktır. Yatırım harcamaları büyük ölçüde tüketicilerin nihai mal ve hizmetlere olan talebine bağlı olduğundan, tüketim harcamalarındaki bu azalış aynı zamanda yatırım harcamalarının da azalmasına neden olacaktır. O dönemde Keynesyenlerin çoğu, kârlı yatırım fırsatları bulunmasına rağmen sürekli aşırı tasarruftan kaynaklanan ekonomik durgunluğun, eğer devlet kamu harcamalarını ve vergileri kullanarak ekonomiye müdahale etmezse, uzun süreli olacağına inanmışlardır. Zira, onlara göre, bir ekonomide istikrarı sağlamada en güvenli ve elverişli yol, kamu harcamalarında ve vergilerde gereken değişiklikleri gerçekleştirmek anlamında kullanılan maliye politikasına dayanmaktadır. O yıllarda yoğun bir işsizliğin varolması ve yatırımların durgunluğu karşısında bu görüş çok mantıklı görülmüştür.

Para Çok Önemli Değildir

Keynes’in Genel Kuramının yayınlanmasını izleyen yıllarda Keynesyen ekonomistlerin çoğu para politikası konusunda bu politikanın, ciddi bir durgunluk anında etkili olmadığını ileri sürmüşlerdir. Çünkü onlar, toplam talebin para politikası ile her zaman artırılmayacağı görüşündedirler (likidite tuzağı). Örneğin, faiz oranı belli bir taban düzeyine indikten sonra, para arzı ne kadar artırılırsa artırılsın, faiz oranı düşmeyecektir. Diğer bir deyişle, belli bir faiz oranı düzeyinde spekülatif para talebinin faiz esnekliği sonsuzdur. Bunun yanında yatırımcılar faiz oranı ne kadar düşük olursa olsun yatırımlarını artırmaktan kaçınmaktadırlar. Diğer bir deyişle, yatırımların faiz esnekliği sıfırdır. Bu durumda, görülmektedir ki, para politikası ile faiz oranını düşürmek toplam harcamaları (toplam talebi) artırmayacak ve ekonomi sürekli bir işsizlik içinde kalacaktır. Bu takdirde, toplam talebin kamu harcamaları ve kamu gelirleri kullanılarak artırılması kaçınılmaz olmaktadır.

Çağdaş Keynesyen Yaklaşım

İlk Keynesyenlerin ekonomik durgunluk tehlikesini ve ciddi durgunluk dönemlerinde para politikasının maliye politikasına göre nispi etkinsizliğini vurgulamalarına karşın bu görüş son yıllarda değişmiştir. Çağdaş Keynesyenler, günümüzde, Keynesyen görüşü simgeleyen temel görüşleri benimsemekle birlikte, genel olarak, hem para hem de maliye politikasının etkinliği üzerinde durmaktadırlar. Ancak, bu ekonomistler, para politikasının önemini ifade etmekle birlikte, milli gelir üzerinde maliye politikasındaki değişikliklerin etkisinin daha açık ve genellikle daha doğrudan olduğunu vurgulamaktadırlar.

Son yıllarda Keynesyen düşüncedeki bu değişikliği etkileyen temel öğeler olarak şunlar belirtilebilir. Birinci olarak, ilk Keynesyenlerin ekonomik durgunluk hipotezleri, İkinci Dünya Savaşını izleyen dönemde karşılaşılan refah dönemine uymamıştır. Zira, birçok Keynesyen ekonomist savaş sona erdiği zaman, ekonomide durgunluğun söz konusu olacağını, çünkü, özel talebin savaş sonrası dönemde savunma harcamalarında meydana gelecek azalmayı ortadan kaldıracak kadar yeterli olamayacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak, savaş sonrası dönemde ekonomide refah ve büyüme devam etmiştir. Ayrıca, savaş sonrası dönemde milli gelirin hızla artmasına karşın, tasarruf/gelir oranı nispi olarak sabit kalmıştır. Bu durum ilk Keynesyenlerin, gelir arttığı zaman aşırı tasarruftan kaynaklanacak durgunluk hipotezlerine uymamaktadır. İkinci olarak, savaş sonrası dönemde örneğin, monetaristler tarafından gerçekleştirilen birçok çalışmada Keynesyen düşünceyi etkilemiştir.

Bir ekonomideki toplam talep dalgalanmalarının çoğunun özel sektörün harcama isteğindeki değişmelerden kaynaklandığını, bu talep dalgalanmalarının para arzında da dalgalanmalara neden olduğunu ileri süren çağdaş Keynesyen görüşün bu dalgalanmalar karşısında para politikasının rolü konusundaki düşünceleri ise şöyle özetlenebilir. Eğer, bir ekonomide ekonomik bir durgunluk dönemi yaşanıyorsa, bu takdirde, bütçe açığı programı ile birlikte bir parasal genişleme programının uygulanması gerekmektedir. Böylece, devletin piyasada ödünç alınabilir fonlara olan talebindeki artışa tepki olarak faiz oranlarındaki yükselme eğilimi azaltılabilecektir. Benzer şekilde, bir ekonomideki enflasyon dönemlerinde ise, bir bütçe fazlası programı ile birlikte daraltıcı bir para politikasının uygulanması doğru olacaktır. Bununla birlikte, yani para politikasının önemini belirtmelerine karşın çağdaş Keynesyenler, ekonomiyi istikrara kavuşturma konusunda maliye politikası araçlarına daha fazla önem vermektedirler. Örneğin, bir ekonomide vergi miktarında yapılacak bir azalma, kişilerin kullanılabilir gelirlerinde hemen bir yükselmeye neden olarak, ekonomide harcamaların artması açısından daha fazla bir teşvik sağlayacaktır. Aksine olarak, vergi miktarında yapılacak bir artış, kullanılabilir gelirde hemen bir azalmaya neden olarak ekonomide toplam talebin kısılması olayını gerçekleştirebilecektir.

Yukarıda genel yönleri ile vermeye çalıştığımız Keynesyen görüş, bir dönem, ekonomideki makroekonomik davranışları açıklamak, enflasyon ve işsizlik ile mücadelede etkin çözümler önermek konusunda başarılı olarak kabul edilmiştir. Gerçekten bu dönemde sanayi ülkelerinin hemen hepsinde hızlı bir milli gelir ve istihdam artışı gözlenmiştir. 1960′lı yıllar, özellikle, Keynesyen görüşün makroekonomiye hakim olduğu ve bu yaklaşımın kesin başarısına tanık olunduğu yıllardır. ABD’de Johnson yönetimince uygulanan 1964 vergi azaltılması programı bu başarının bir kanıtı olarak gösterilebilir. Daha sonra 1970′li yıllara kadar benimsenen bu görüş, o yıllarda üstünlüğünü yitirmiştir. Keynesyen düşünceye karşı olan bu güvenin sarsılması o dönemde yaşanan bir takım olaylara bağlanabilir. Örneğin, Vietnam Savaşı, doların devalüasyonu, OPEC şokları gibi. Gerçekten 1970′li yıllarda yüksek enflasyon oranı ve işsizlik olayının birlikte gerçekleşmesi ekonominin geleneksel maliye ve para politikaları ile denetlenmesini zorlaştırmış, bu dönemde uygulanan aktif makro politikaların yanlışlıkları hissedilmeye başlanmıştır. Bu durumda, çeşitli ekonomistler tarafından çeşitli seçenekler ortaya atılmış ve çözüm yolları geliştirilmiştir. Bu seçeneklerden en yaygın olarak benimseneni monetarizm veya çağdaş miktar kuramı olarak isimlendirilen yaklaşımdır.

Sıra Sizde

Keynes, niçin yaygın olan fiyat sistemi yerine aktif devlet politikalarının uygulanması gerektiğini savunmaktadır?

“Keynesyen Yaklaşım: Maliye Politikasının Doğuşu” için 2 cevap

  1. yasin diyor ki:

    çok güzel hazırlanmış bana keynesyen ekonomi sistemi mi yok klasik ekonomi sistemi bir yorumm olarak atarmısınız

  2. NotOku diyor ki:

    konuyla ilgili yeni yazı girilinceye kadar bu bağlantıdan faydalanabilirsiniz: http://notoku.com/klasik-yaklasim-ve-maliye-politikasi/

Bir Cevap Yazın

*