Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
29.08.2014
Ders: Hukuka Giriş            4 Nisan 2010 Ara     

Kefalet Sözleşmesi

Amaç 2

Kefalet Sözleşmesinin tanımını verebilmek, Kefalet sözleşmesinin taraflarını ve bunların yükümlülüklerini kavrayabilmek, Sözleşmenin sona erme nedenlerini saptayabilmek.

Kavram

Kefalet öyle bir sözleşmedir ki, onunla kefil, borçlunun borcunu yerine getirmemesi durumunda bundan kişisel olarak (şahsen) sorumlu olmayı alacaklıya karşı yüklenir (taahhüt eder). Kefalet sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir, çünkü kefalette yalnız kefil borç altına girmekte, alacaklı ise bundan sadece çıkar elde etmektedir.

Sıra Sizde

Kefalet nedir? Nitelik olarak nasıl bir sözleşmedir?

Kefilin borcu (kefalet borcu), fer’i bir borçtur. Diğer bir deyişle kefalet ancak geçerli bir “asli borcun” mevcudiyeti halinde hüküm ifade eder; kefilin teminat altına aldığı asli bir borç yoksa, kefalet de yoktur veya asli borç herhangi bir sebeple sona ererse, kefalet de son bulur. Diğer taraftan, kefalet borcu tali bir borçtur; yani ilk planda asıl borçlunun takip edilmesi söz konusu olup, ancak asıl borçlu borcunu ödemediği takdirde kefile başvurulabilir. Kefil her tür kefalette daima ikinci borçludur. Kefil asıl borcu yerine getirmez, fakat asıl borcun yerine getirilmemesinden doğan zararı giderir (tazmin eder).

Sıra Sizde

Kefalet borcu nasıl bir borçtur?

Kefalet Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları

Kefalet sözleşmesinin geçerli olarak doğabilmesi için birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu şartları esasa ilişkin şartlar ve şekle ilişkin şartlar olmak üzere ikiye ayırarak incelemek gerekir;

Esasa İlişkin Şartlar

Kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için gerekli olan esasa ilişkin şartlar iki tanedir: Geçerli bir asıl borcun bulunması ve kefilin ehliyeti.

Geçerli Bir Asıl Borcun Bulunması

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere, kefalet borcu fer’i bir borçtur, yani kefalet bir asıl borcun var olmasını gerektirir. O halde, kefaletten söz edebilmek için, her şeyden önce, ortada geçerli bir asıl borcun bulunması şartının gerçekleşmiş olması gerekir (BK. m. 485).

Bununla beraber, asıl borcun mutlaka kefalet sözleşmesinin yapıldığı sırada var olmasına gerek yoktur. Önemli olan, kefalet borcunun muaccel olduğu anda, yani kefile karşı takibe geçilebileceği sırada geçerli bir asıl borcun bulunmasıdır. Bu itibarladır ki, müstakbel (ileride doğacak) bir borç için de kefalet sözleşmesi yapılabilir. Nitekim BK. m. 485′de “müstakbel zamana muzaf yahut şarta muallak (bağlı) bir borç, hüküm ifade edeceği zamanın hululü (gelmesi) ve şartın tahakkuku (gerçekleşmesi) halinde muteber olmak üzere kefalete raptolunabilir (bağlanabilir)” denilmek suretiyle, müstakbel (ileride doğacak) ve şartta bağlı borçları güvence altına almak için de kefalet sözleşmesi yapılabileceği açıkça belirtilmiştir. Asıl borcun geçerli bir borç olması da gerekir (BK. m. 485). Çünkü hükümsüz olan bir borca kefalet edilemez. Bununla birlikte, bu kuralın bir istisnası da aynı maddede yer almıştır.

Buna göre, hata ya da ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumluluğunu gerektirmeyen bir sözleşmeden doğan borca kefalet, kefilin sözleşmenin yapılması sırasında bu sakatlığı bilmekte olması şartıyla geçerlidir. Maddede geçen “ehliyetsizlik” teriminin tam değil, sınırlı ehliyetsizliği, yani ayırt etme gücüne sahip küçük ve ayırt etme gücüne sahip kısıtlının borcuna kefalet, kefilin bu sakatlığı sözleşme sırasında bilmesi halinde geçerli, bilmemesi durumunda ise geçersiz olacaktır.

Kefilin Ehliyeti

Kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için gerekli olan esasa ilişkin ikinci şart, kefilin kefalete ehil olmasıdır. Tam ehliyetliler, her türlü hukuki işlemi bizzat yapabileceklerinden kefalet sözleşmesi yapmaya,yani kefil olmaya da ehildirler. Tam ehliyetsizlerin ise fiil ehliyetleri olmadığından, bunların hiçbir hukuki işlem, tabiatıyla kefalet sözleşmesi yapmaları, yani kefil olmaları da söz konusu değildir (MK. m. 15).

Sınırlı ehliyetliler, yani kendilerine yasal danışman atanmış olan kişilerin kefalet sözleşmesi yapabilmeleri şarta bağlıdır. Gerçekten, kendisine yasal danışman atanmış olan kimse, ancak yasal danışmanının görüşünü almak suretiyle kefil olabilir (MK. m. 429/9).

Sınırlı ehliyetsizler, yani ayırt etme gücüne sahip küçükler ile ayırt etme gücüne sahip kısıtlılar, ne bizzat ne de yasal temsilcilerinin izni ile bir borca kefalet edebilirler, yani kefil olamazlar. Hatta yasal temsilcilerinin de onlar namına kefalet sözleşmesi yaparak kefil olmaları mümkün değildir; çünkü kefalet bu kişiler bakımından yasak işlemlerdendir (MK. m. 449). Ancak, sınırlı ehliyetsizler alacaklı sıfatıyla kefalet sözleşmesi yapabilirler. Çünkü bu sözleşmede borç altına girmeleri söz konusu değildir.

Şekle İlişkin Şartlar

Kefalet sözleşmesinin geçerliliği için yukarıda incelediğimiz esasa ilişkin iki şartının yanında iki şartın daha gerçekleşmiş olması gereklidir. Bunlar ise, yazılı şekil ve sorumlu olunacak miktarın gösterilmesidir.

Yazılı Şekil

Kefalet sözleşmesinin geçerli surette kurulabilmesi için mutlaka yazılı şekilde yapılması gerekir. Kanunun aradığı şekil şartının bir ispat şartı değil, fakat geçerlilik şartı olduğu BK. m. 484 hükmünden açıkça anlaşılmaktadır. Yazılı şekilde yapılmayan kefalet sözleşmesi hüküm ifade etmez.

Kefalet senedinde sadece borç altına giren kefilin imzasının bulunması gerekli ve yeterli olup (BK. m. 13/1), ayrıca alacaklının da imzasının bulunması şart değildir. Aynı şekilde, kefalet senedinde alacaklının isminin belirtilmiş olması da zorunlu değildir. Buna karşılık sözleşmede taraf olmadığı halde borçlunun ismen belirtilmesi zorunludur. Aksi takdirde geçerli bir kefalet yükümlülüğünden söz edilemez.

Sorumlu Olunacak Miktarın Gösterilmesi

Kefalet senedinde kefilin sorumlu olacağı belli bir miktarın gösterilmesi de gerekir (BK. m. 484). Bu miktar daima para olarak rakamla veya yazıyla belirtilmelidir. Hatta asıl borcun konusu paradan başka bir edim olsa dahi sorumlu olunacak miktarın yine de para şeklinde ifade edilmesi gerekir. Bu itibarladır ki, belli bir miktar belirtmeksizin yapılan kefalet yüklenimi (taahhüdü) geçerli değildir. Örneğin “Ahmet’in mevcut ve ileride doğacak bütün borçlarına kefil oluyorum” şeklinde bir kefalet geçerli olmaz. Buna karşılık “Ahmet’in var olan ve ileride doğacak borçları için 500 milyon liraya kadar kefil oluyorum” biçiminde bir yüklenim (taahhüt) geçerlidir.

Sıra Sizde

Kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartları nelerdir? Bunları esasa ilişkin ve şekle ilişkin şartlar olarak ayrı ayrı belirtiniz.

Kefalet Türleri

Kefalet türleri

Kefalet sözleşmesinin çeşitli türleri vardır. Aşağıda bunlara değineceğiz.

Adi Kefalet

Adi kefalette alacaklı önce asıl borçluyu takip ve alacağını ondan almak (tahsil etmek) zorundadır. Asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğü (aczi) anlaşıldıktan sonradır ki, bu durumda kefili takip etme olanağı doğar. Alacaklı, asıl borçluyu takip etmeden doğrudan doğruya kefile başvurursa kefil ondan, ilk önce borçluyu takip etmesini isteyebilir. Buna kefilin tartışma def’i denir. Eğer alacak, kefaletten önce veya aynı zamanda rehinle de güvence (teminat) altına alınmış bulunuyorsa, kefil alacağın önce rehinden sağlanmasını, yani borcun rehnin paraya çevrilmesi yolu ile ödenmesi isteyebilir ki, buna da kefilin rehnin paraya çevrilmesi def’i denir. Ancak, borçlu iflas etmişse veya rehnin paraya çevrilmesi onun iflasına bağlı bulunuyorsa, kefil artık bu def’i ileri süremez. (BK. m. 486/II).

Demek ki adi kefalette alacaklı önce borçluyu takip etmek zorundadır. Bununla beraber BK. m. 486/I’de belirtilen durumlarda, yani borçlunun iflas etmiş olması, borçlu aleyhine yapılmış olan takibin semeresiz kalmış olması ve nihayet borçlu aleyhine Türkiye’de takibat icrasının imkansızlaşmış bulunması durumunda, alacaklı asıl borçluyu takip etmeden doğrudan doğruya kefile başvurabilir. Bu durumlarda artık kefilin, sahip bulunduğu def’ileri ileri sürme olanağı ortadan kalkmış olur.

Hemen belirtelim ki, yukarıda sözünü ettiğimiz takip, İcra-İflas Kanunu uyarınca yapılacak icra veya iflas yoluyla takiptir. Yoksa alacaklının borçluya başvurması halinde, onun borcunu yerine getirmeyeceğini açıklamış olması, bu anlamda borçlunun takip edilmiş olması demek değildir. Bu konuyu bitirmeden önce belirtelim ki, Borçlar Kanunumuzun sistemine göre kefalette asıl olan, adi kefalet türüdür. Başka bir deyişle, kefaletin müteselsil kefalet türü olduğu açıkça anlaşılmayan hallerde, kefaletin adi kefalet olduğunu kabul etmek gerekir.

Sıra Sizde

Adi kefalet nedir? Adi kefalette kefilin ne gibi def’ileri vardır?

Müteselsil Kefalet

Müteselsil kefalet, adi kefaletin aksine, alacaklının önce borçluyu takip etmek veya rehnin paraya çevrilmesini istemek yollarına gitmeksizin doğrudan doğruya kefile başvurabileceği kefalet türüdür. Uygulamada, özellikle ticari işlerde ve bankalarda uygulanan kefalet türü de budur. Müteselsil kefaletin söz konusu olabilmesi için, kefilin borçlu ile birlikte müteselsil olarak borç altına girme iradesinin kefalet senedinden açıkça anlaşılması gerekir. Ancak bunun için, kefalet senedinde mutlaka “müteselsil kefil” deyiminin kullanılmış olması şart değildir.

Önemli olan, senette kullanılmış bulunan deyimlerden bu iradenin çıkartılabilmesidir. Nitekim Borçlar Kanunumuz 487′nci maddesinde “kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla veya bu gibi diğer sıfatla borcun ifasını deruhte etmişse (üstlenmişse). . . . ” demek suretiyle bu konuda örnek olarak bazı deyimleri belirtmiştir. Eğer kefalet senedinden kefaletin müteselsil olduğu açıkça çıkartılamıyorsa, bu takdirde kefaletin adi kefalet olduğu kabul olunacaktır; çünkü asıl olan adi kefalettir. Oysa ticari işlerde bunun tersi geçerlidir; yani borçlulardan birisi veya kefil için ticari nitelikteki bir borca kefil olunduğunda, bu kefalet daima müteselsil kefalettir (TTK. m. 7). Müteselsil kefalette, kefilin tartışma ve rehnin paraya çevrilmesi def’ilerini ileri sürme hakkı yoktur; o müteselsil kefil olmakla bunlardan feragat etmiş (vazgeçmiş) olur. Bu itibarladır ki müteselsil kefalette kefilin borcu, adi kefaletteki gibi tali nitelikte (ikinci derecede) değildir.

Sıra Sizde

Müteselsil kefalet nedir? Kefaletin müteselsil kefalet olabilmesi için ne gereklidir?

Birlikte Kefalet

Birlikte kefalet, aynı borca birden çok kişinin kefil olması halidir. Ancak, gerçek anlamda birlikte kefaletten söz edebilmek için, bu kimselerin aynı borç için kefil olduklarından haberdar bulunmaları lazımdır. Aksi halde, yani birden fazla kimse birbirlerinden habersiz olarak aynı borca kefil olursa, buna gerçek olmayan birlikte kefalet veya bağımsız kefalet denir. Gerçek anlamda birlikte kefalet, adi kefalet veya müteselsil kefalet şeklinde olabilir.

Adi Birlikte Kefalet

Adi birlikte kefalet, birden fazla kişinin bölünebilen bir borca kefil olmaları halinde söz konusu olabilir. Eğer asıl borç bölünebilen bir borç değilse, bu borç için adi birlikte kefalet olmaz. Bölünebilen bir borca kefil olanlar, gerek kendi aralarında, gerek asıl borçlu ile birlikte müteselsil olmayı yüklenmişlerse (taahhüt etmişlerse), bu kefalet artık adi birlikte kefalet değil, müteselsil birlikte kefalet olur (BK. m. 488 c. 2).

Adi birlikte kefalette, kefillerin her biri kendi payı bakımından adi kefil gibi, diğerlerinin payları bakımından ise kefile kefil gibi sorumlu olur (BK. m. 488). Örneğin 400 milyon liralık bir borca dört kişi adi birlikte kefil olmuşlarsa, her biri alacaklıya karşı, borcun kendi payına düşen 100 milyon liralık kısmından sorumlu bulunduğunu ileri sürebilir ki, buna taksim def’i denir. Diğer taraftan, kefillerden her biri, kendi payından adi kefil gibi sorumlu olduğundan, alacaklıya karşı tartışma def’i ile rehnin paraya çevrilmesi def’ini de ileri sürebilir.

Sıra Sizde

Adi birlikte kefalet nedir? Bu tür birlikte kefalet hangi borçlarda söz konusu olabilir?

Müteselsil Birlikte Kefalet

Müteselsil birlikte kefalet, kefillerin gerek kendi aralarında, gerek borçlu ile beraber müteselsilen sorumlu olmayı yüklenmiş (taahhüt etmiş) bulunmaları) halinde ortaya çıkan birlikte kefalet türüdür. Ancak böyle bir yüklenimin (taahhüdün) kefalet senedinden açıkça anlaşılması gerekir. Aksi halde, yani duraksama halinde (tereddüt edildiği takdirde), kefaletin adi birlikte kefalet olduğu kabul edilecektir.

Sıra Sizde

Müteselsil birlikte kefalet nedir?

Müteselsil birlikte kefalette, kefillerden her biri borcun tamamından sorumludur (BK. m. 488). Bu itibarladır ki, alacaklının takip ettiği herhangi bir kefil taksim def’inde bulunamaz. Ancak, borcun tamamını ödemiş olan kefilin, kendi payından fazla ödediği miktar için, diğer kefillere başvurma (rücu etme) hakkı vardır.

Sıra Sizde

Birlikte kefalet nedir? Gerçek anlamda birlikte kefaletten ne zaman söz edilebilir?

Kefile Kefalet

Kefile kefalet sözleşmesi alacaklı ile kefile kefil arasında yapılır. Burada kefil, alacaklıya karşı kefilin yüklenimine (taahhüdüne) güvence (garanti) verir. Kefile kefil adi kefil gibi sorumlu olacağından (BK. m. 489/I), alacaklı alacağını önce asıl borçludan veya kefilinden istemedikçe (talep etmedikçe), kefile kefilden isteyemez. Eğer, kefile kefil açıkça müteselsil olarak yüklenim (taahhüt) altına girmişse, pek tabii bu takdirde alacaklı doğrudan doğruya kefile kefil olana başvurma hakkına sahip olur.

Rücua Kefalet

Rücua kefalet sözleşmesi ise, asıl kefil ile rücua kefil arasında yapılır. Burada rücua kefil, borçludan rücu sebebiyle alacağını alamayan asıl kefilin bu alacağına güvence (teminat) verir (BK. m. 489/II). O halde, rücua kefil de asıl kefil gibi bizzat borçlunun edimine güvence (teminat) vermektedir. Fakat bu güvence, asıl kefilinki gibi alacaklıya karşı değil, bilakis asıl kefile karşı verilmektedir. Asıl kefil borcu alacaklıya ödediği zaman onun haklarına halef olur, yani borçluya karşı alacaklı durumuna geçer ve borçluya başvuru (rücu) olanağını kazanır. Borçluya başvuran (rücu eden) kefil, alacağını ondan alamazsa, bu takdirde rücua kefile başvurarak borçludan alamadığı alacağını ondan isteyecektir. Rücua kefalet kural olarak adi kefalet niteliğinde olduğundan, asıl kefil borçluyu takip etmeksizin doğrudan doğruya rücua kefile başvuramaz. Ancak, rücua kefaletin, aynen kefile kefalette olduğu gibi müteselsil kefalet şeklinde yapılması da mümkündür.

Sıra Sizde

Kefile kefalet ve rücua kefalet ne demektir? Benzerlik ve farklılıklarını karşılaştırınız.

Bankalarda teminat mektuplarını güvenceye almak üzere yapılan kontr-garanti sözleşmesi niteliği itibariyle rücua kefaletten başka bir şey değildir.

Sıra Sizde

Kefalet sözleşmesinin kaç türü vardır?

Kefilin Sorumluluğu

Kefilin sorumluluğu, kefalet senedinde rakam veya yazıyla gösterilmesi şart olan azami miktar ile sınırlıdır, bu miktarı asla geçemez. Zaten kefilin bu sınırlı sorumluluğu da ancak asıl borcun ödenmemiş olması halinde söz konusu olur.

Yaşamın İçinden örnek:

Kira Kefiline Müjde

Yargıtay, bir yıllık kira sözleşmesinin bittiği tarihte kefilin sorumluluğunun da sona ereceğini belirtti. Bir yıldan sonra ev sahibi kefilden hak talebinde bulunamayacak.
RADİKAL 15/11/2001

Kefilin sorumluluğunun kapsamına nelerin girmekte olduğu ise, BK. m. 490′da belirtilmiştir. Aşağıda bunlara kısaca değineceğiz:

Asıl Borç

Kefil her şeyden önce asıl borçtan sorumludur (BK. m. 490/I). Ancak, daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, kefilin borcu fer’i bir borç olduğundan, asıl borcun sona ermiş olması kefilin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıracağı gibi, asıl borcun azalması da kefilin sorumluluğunun o oranda azalması sonucunu doğurur.

Borçlunun Kusur veya Temerrüdünün Kanuni Sonuçları

Borçlunun kusur veya temerrüdünün kanuni sonuçları da kefilin sorumluluğunun kapsamına girmektedir (BK. m. 490/I). O halde kefil, borçlunun borcunu kısmen veya tamamen ifa etmemesinden (ademi ifadan) dolayı alacaklının uğradığı zararları (olumlu zarar) ödemekle yükümlü olacaktır. Aynı şekilde kefil borçlunun temerrüde düşmüş olmasının kanuni sonuçlarına, yani gecikmiş ifadan dolayı zarar ziyan, kazadan sorumluluk ve para borçlarından temerrüt (gecikme) faizi ile ek (munzam) zararlardan da sorumludur. BK. m. 490/I’de kanuni sonuçlar denildiğine göre, kefilin akdi sonuçlardan dolayı sorumluluğu yoktur. Öyleyse kefil, taraflarca kararlaştırılmış olan cezai şarttan sorumlu olmaz.

Dava ve Takip Masrafları

Kefil asıl borçluya karşı açılmış bulunan davanın gerektirdiği giderlerden sorumludur (BK. m. 490/II). Maddede belirtilmemiş olmakla beraber, kefilin sorumluluğuna “takip giderlerinin” de girmekte olduğu genellikle kabul edilmektedir.

Ancak, kefilin takip ve dava giderlerinden sorumlu tutulabilmesi için, kendisine bu konuda ihtarda)bulunulmuş olması gereklidir. Bu itibarladır ki alacaklı, önceden kefile ihtarda bulunmaksızın borçluya karşı dava açmış veya takibe başlamışsa, bunların giderlerinden kefil sorumlu olmaz.

Faizler

Asıl borç için faiz kararlaştırılmış olan hallerde kefilin sorumluluğuna faizler de girer. Ancak, kefil sadece işlemekte olan faizler ile işlemiş olan faizlerden bir yıllığını ödemekle yükümlüdür (BK. m. 490/III).

Sıra Sizde

Kefilin sorumluluğunun kapsamı nedir? Diğer bir deyimle kefilin sorumluluğuna neler girer?

Kefil ile Alacaklı Arasındaki İlişki

Kefil ile alacaklı arasındaki ilişkide önemli olan konu, savunma araçları, yani itiraz ve def’ilerdir. Kefilin alacaklı karşısında sahip bulunduğu def’iler; biri asıl borçluya, diğeri ise bizzat kendisine ait olmak üzere başlıca iki kategoriye ayrılır:

Asıl Borçluya Ait Def’iler

Kefil asıl borçluya ait olan, yani asıl borçlunun ileri sürebileceği bütün def’ileri ileri sürmek hakkına sahiptir, hatta bunları ileri sürmekle yükümlüdür (BK. m. 497/II); çünkü kendi kusuru olmaksızın bilgi sahibi olmadığını kanıtlamadıkça, bu def’ileri ileri sürmemiş olmaktan dolayı borçluya karşı başvurma (rücu) hakkını kaybeder (BK. m. 497/II). Kefil asıl borçla ilgili def’ileri, örneğin borcun muaccel olmadığını veya zamanaşımına uğramış bulunduğunu ileri sürebilir. Aynı şekilde kefilin, asıl borcun geçerli şekilde doğmamış olduğu veya halen sona ermiş bulunduğunu yolundaki itirazları ileri sürme hakkı da vardır.

Kefile Ait Def’iler

Kefilin asıl borçluya ait def’ilerden başka bizzat kendi şahsına ait def’ileri de vardır. Örneğin kefalet borcunun muaccel olmadığı def’i, adi kefalette tartışma ve rehnin paraya çevrilmesi def’ileri, adi birlikte kefalette taksim def’i bu tür def’ilerdendir. Bunlara kişisel def’iler deriz. Alacaklının da kefile karşı bir takım yükümlülükleri vardır. Alacaklı bu yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, ya kefile başvurma hakkını kaybeder ya da kefilin kendisine ödemiş olduğu meblağı ona geri vermek zorunda kalır. Alacaklının yükümlülüklerini şöylece sıralayabiliriz: Alacağı güvence (teminat) altına almak üzere kefalet sırasında veya kefaletten sonra elde ettiği güvenceleri (teminatları) kefilin zararına olarak azaltmamak, elinde bulunan kanıtları elden çıkarmamak (BK. m. 500/I), alacağını kefilden aldıktan sonra, borçluya karşı başvurma (rücu) hakkını kullanmasına ve rehinleri paraya çevirmesine yarayan belgeleri kendisine teslim etmek ve taşınmaz rehninin kefile devri için gerekli işlemlerde bulunmak (BK. m. 499), iflas eden borçlunun iflas masasına katılmak ve iflastan hemen haberdar etmek (BK. m. 502).

Sıra Sizde

Hayriye, Özlem’in Elvan’a olan 2 milyar liralık borcuna kefil olmuştur. Hayriye ile Elvan arasında ne tür bir ilişki vardır? Hayriye, Elvan’a karşı ne gibi def’iler ileri sürebilir? Elvan’ın yükümlülükleri nelerdir?

Kefil ile Borçlu Arasındaki İlişki

Kefilin borçluya karşı kanundan doğan bir takım hakları vardır. Bunları aşağıda kısaca belirteceğiz.

Borçludan Teminat İstemek

Borçlu, kefile karşı olan yüklenimlerine (taahhütlerine) aykırı davrandığı veya temerrüde düştüğü ya da kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra kefil için tehlike önemli derecede arttığı takdirde, kefil borçludan güvence (teminat) istemek hakkına sahip olur (BK. m. 503). Borçludan istenilen güvence (teminat) bir rehin olabileceği gibi, rücua kefalet şeklinde kişisel bir güvence (teminat) de olabilir

Yükleniminden Kurtarılmasını İstemek

Yukarıda incelediğimiz BK. m. 503 hükmünde öngörülmüş olan durumlarda asıl borç muaccel olduğu takdirde kefil, güvence (teminat) isteme yoluna gitmeyerek kendisinin yükleniminden (kefaletten) kurtarılmasını isteyebilir.

Borçluya Rücu Etmek

Kefil yerine getirdiği şey (ödediği meblağ) oranında alacaklının haklarına halef olur (BK. m. 496). Kefilin alacaklının haklarına halef olması demek, ödediği meblağ oranında onun yerine geçerek, yani alacaklı sıfatıyla borçluya başvurabilmesi demektir. O halde rücu, kefilin borçluya yönelerek onun yerine alacaklıya ödediği meblağı ondan (borçludan) istemesi demektir.

Kefilin alacaklının haklarına halef olması, kanundan dolayı gerçekleşir. Bu halefiyet kuralından önceden feragat edilemez (BK. m. 496). Kefilin borçluya başvurabilmesi (rücu edebilmesi) için, borçluya ait olan def”ileri alacaklıya karşı ileri sürmüş olması (BK. m. 497/II) ve alacaklıya yaptığı ödemeden borçluyu haberdar etmiş bulunması (BK. m. 489) zorunludur. Bu iki yükümünü yerine getirmemiş olan kefilin borçluya başvuru (rücu) hakkı yoktur.

Sıra Sizde

Mukaddes, Nazmiye’nin Hakan’a olan 500 milyon liralık borcuna kefil olmuştur. Mukaddes ile Nazmiye arasında ne tür bir ilişki vardır? Mukaddes, Nazmiye’den neler talep edebilir?

Kefalet Sözleşmesinin Sona Ermesi

Kefalet sözleşmesi, asıl borcun örneğin ifa, imkansızlık, takas gibi sebeplerle ortadan kalkmış olması halinde sona erer (BK. m. 492). Diğer taraftan, bizzat kefalet sözleşmesine özgü olan sona erme halleri de vardır ki, biz burada bunlar üzerinde duracağız. Bu hallerde asıl borç devam etmekte olmasına karşın kefalet sözleşmesi ortadan kalkmış olur.

Belirli Süreli Kefalette

Kefalet sözleşmesi belirli bir süre için yapılmış, yani kefil belli bir süreyle kefil olmuşsa, kefalet bu sürenin geçmiş olmasıyla birlikte hemen kendiliğinden sona ermez. Alacaklı, bu sürenin bitimi izleyen bir ay içinde icraya veya mahkemeye başvurarak hakkını takip eder ve takibatına ara vermezse, kefalet devam eder; aksi halde bir aylık sürenin bitiminde sona erer (BK. m. 493).

Belirsiz Süreli Kefalette

Kefalet sözleşmesi belirli bir süre için yapılmamışsa, yani kefil belirsiz bir süreyle kefil olmuşsa, alacaklıdan asıl borç muaccel olduktan sonra bir ay içinde icra veya mahkemeye başvurarak hakkını takip etmesini ve takibatını aralıksız surette devam ettirmesini isteyebilir (BK. m. 494/I). Alacaklı kefilin bu istemini yerine getirmez yani takibata girişmez veya takibatı ara vermeksizin sürdürmezse, kefalet sona erer. Eğer kefalet edilen borç alacaklının ihbarı ile muaccel olacak ise, kefil kefalet sözleşmesinin yapıldığı tarihten bir yıl sonra alacaklıdan bu ihbarı yapmasını ve bundan sonra takibata geçmesini, takibatı ara vermeksizin devam ettirmesini isteyebilir. Alacaklı, kefilin bu istemini yerine getirmezse, kefalet sona erer, yani kefil kefaletten kurtulur (BK. m. 494/II).

Memur ve Hizmetliler İçin Kefalette

Bir resmi memura belli olmayan bir süre için kefil olan kimse, her üç yılda bir ertesi yıl sonunda geçerli olmak üzere kefalet sözleşmesini feshettiğini bildirebilir (ihbar edebilir). Bir hizmetli (müstahdem, çalıştırılan) için verilmiş olan kefalet üç yıl devam ettiği takdirde, hüküm yine böyledir (BK. m. 495).

Sıra Sizde

Gökhan, Bülent’in Tolga’ya olan 1 milyar liralık borcuna iki yıl süre ile kefil olmuştur. Gökhan’ın kefilliği ne zaman sona erer? Kefalet süresiz olsaydı durum değişir miydi?

“Kefalet Sözleşmesi” için 3 cevap

  1. [...] This post was mentioned on Twitter by NotOku. NotOku said: Kefalet Sözleşmesi http://goo.gl/fb/GV0Sj [...]

  2. [...] için gerekli bilgi ve becerilere sahip olacağız.İçindekiler- Giriş Vekalet Sözleşmesi Kefalet Sözleşmesi Finansal Kiralama Sözleşmesi Franchise Sözleşmesi Factoring Sözleşmesi Özet Test [...]

  3. A.Ö diyor ki:

    2006 yılında bir bankadan 10.000 tl bireysel tüketici kredisi kullanan arkadaşa kefil oldum, 2007 yılında borç asıl borçlu tarafından defaten kapatıldı. 2011 yılı aralık ayında varlık şirketi tarafından asıl borçlu …. ….. isimli şahsa kefilliğinizden dolayı 11.000 tl borçunuz bulunmakta ödeme imkanları için arayınız yazılı sms aldım. Varlık şirketini aradığımda asıl borçlunun aynı bankanın başka bir ilde 3 farklı tüketici kredisi kullandığını benim kefil göründüğümü söyledi. Bende 2006 tarihindeki tüketici kredisine kefil olduğumu başkaca kefiliiğimin bulunmadığını, söz konusu kefil olduğum borcunda bir sene sonra 2007 tarihinde defaten kapatıldığını söyledim, varlık şirketi avukatı da o zaman borcu yoktur yazısı almamı istedi. Ben ilk önce bankaya konuyu anlatan bir yazı ile internet üzerinden müracatta bulundum, aksi takdirde BDDK ve ilgili kurumlara şikayet hakkımı saklı tutacağımı belirttim, telefonlada müracatta bulundum, banka bir ay kadar müracatımı incelediketen sonra; bu arada kefil olduğum tüketici kredisine ait ibranameyi aldım, ibranameyi varlık şirketine faksladım, bu sırada banka ise bana, sistemde yanlışlık olduğunu, HATALI giriş olarak düzelttiklerini, konu ile ilgili varlık şirketine de mağduriyetimin giderilmesi için bilgi verdiklerini söylediler.Bankanın söylediklerini varlık şirketini arayarak teyit ettim ancak ucunu açık bıraktılar; dosya üzerinde karara varılmadığını, sonuçlanınca bana bilgi vereceklerini söylediler.Aradan 5 ay geçti mayıs ayı ortalaraında varlık şirketi beni tekrar arayarak ibranameyi tekrar istedi, ben de 5 ay önce gönderdiğimi söylediğimde o ibranamenin kefil olduğum kredi için geçerli olduğunu, diğer 3 tüketici kredisinde de benim kefil göründüğümü söyledi. Dosya numaralarını aldım ilgili icra dairresini arayarak dosyada ismimin bylynmadığını öğrendim. Varlık av. bu iş biraz uzayacak filan dedi, asıl borçlunun ev adresiini bana sordu, görüşüp görüşmediğimi sordu, telefonu var ama görüşmüyorum dedim. Varlık şirketi avukatı, sabahbanka avukatı ile görüştüğünü, HATALI GİRİŞ olarak düzelttiklerini, benimle ilgili sorunun ortadan kalktığını söyledi. Ben de iyi güzel, peki ama siz asıl borçluya heciz için gittiğinnizde asıl borçlu aciz vesikası alırsa, borç semeresiz kalırsa kefil sıfatıyla tekrar bana mı döneceksiniz diye sorduğumda hayır size dönmeyeceğiz, sizinle sorunumuz kalmadı dedi. Dilimin döndüğü kadar olayı anlatmaya çalıştım, ben memurum, asıl borçluda memur idi emekli olmuş, olay patankalak verince öğrendim emekli olduğunu. Bu durumu hangi arkadaşımla, yakınımla, avukatlarla, bankacılarla (ilgili banka da dahil) paylaştıysam, öyle şeymi olur dediler. Bu olaydan sonra bankalara olan güvenim sarsıldı, şimdi tutup da bu konu kapsamında 5-10 yıl sonra bana borcun var demeyecekleri ne malum? Siz değerli abilerim bu konuda görüş ve önerilerinize ihtiyacım var, yardımcı olursanız çok sevinirim. teşekkürler..

Bir Cevap Yazın

*