Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
01.09.2014
Ders: Davranış Bilimlerine Giriş      Ünite 2      1 Temmuz 2011 Ara     

İlk ve Orta Çağda Toplumsal Düşünce

Toplumsal düşüncenin tarihi, insanın düşünce tarihi kadar eskidir. Toplumsal düşünce ilk olarak filozofların felsefe sistemlerinde yer almıştır. Bu düşünceler sonucunda sosyoloji bir bilim dalı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. İlkçağdaki düşünürler iki gruba ayrılarak incelenmektedir. Bunlar Sokrat’tan öncekiler ve sonrakilerdir. Sokrat’tan önce Sofistlere rastlıyoruz. Sofist sözcüğü Yunanca “bilen, bilgili kişi” demektir. Onlara göre toplum, yapma ve uzlaşmaz bir varlıktır, insanlar tarafından oluşturulmuş suni bir yapıdır.

Toplum, insanların gizli bir uzlaşmasıyla oluşmuştur. Asıl olan toplum değil doğadır. Doğadan insanlar dil ve kanun olmaksızın yaşarlar. Sokrat’tan sonra ise iki önemli bilgin Platon (Eflatun MÖ. 427-347) ve Aristo’dur. (M.Ö. 384-322) Platon’a göre birey, içinde yaşadığı devletin karakterini taşır. Bu nedenle, insanı tanımak için onun içinde yaşadığı topluluğu göz önünde tutmak gerekir. Toplum bir bütün ve sistemdir. Tanrı tarafından kurulmuş bir düzene sahiptir. Bu düzenin başında yöneticiler bulunur. Ondan sonra asker, tüccar, çiftçi ve köleler gelir. Toplumsal düzen bir insan vücuduna benzer. Nasıl bir vücutta her organın bir görevi varsa, toplumu oluşturan sınıfların da belirlenmiş görevleri vardır. Örneğin, yöneticiler baş, köleler ise kol ve ayaklardır. Toplum dünya içinde en yücedir daha sonra ruh ve Allah mertebeleri gelir.

Aristo ise hocası Platon’un etkisi altındadır. O da insanı toplum içinde yaşayan bir varlık olarak görür. Birey kendi varlığının anlamım toplum içinde yaşamakla anlar. İnsanlık toplumu Aristo’ya göre ahlak ve hukuk esaslarına dayanır. Bu nedenle diğer topluluklardan ayrıdır. Aristo, Platon’a göre daha gerçekçidir; “Bütün, parçaların toplamından fazla bir şeydir.” tezini ortaya atmış ve “esas olan somut olandır” görüşünü benimsemiştir. Aristo’nun en önemli eseri “Politika” adlı çalışmasıdır. Görüldüğü gibi her iki düşünür de idealist bir toplum düzeninden söz etmekte ve toplum ile devlet arasındaki farkı görememektedirler.

Hristiyan düşünürler, Eski Yunanlılardan başlayarak Rönesans’a değin mistik skolastik dünya görüşü altında bir ilerleme gösterememişler, bireysel ve toplumsal sorunlara olumlu yaklaşamamışlardır. Bilindiği gibi bu görüş toplumun temeli ve düzeni olan kanunları, aklın prensiplerinden çıkarmaya ve aklın kurallarını Hristiyanlığın kutsal kitabı olan (İncil’in) emirleriyle uzlaştırmaya çalışır. Buna göre devlet, Allah’ın istemiş olduğu bir kurumdur, dolayısıyla devletin başındakilere itaat gerekir.

Bu katı görüşlerin karşısında ise İslam dünyasında bu çağlarda düşüncenin özgürce oluştuğunu ve Eski Yunan felsefesinin Arapça’ya çevrildiğini görüyoruz. Bu çağlarda toplumla ilgilenen İslam düşünürleri arasında Farabi (870-950), İbn-i Rüşd (1126-1198), Gazali (1111) ve İbn-i Haldun’u (1332-1406) görüyoruz. Farabi eserlerinde Eflatun ve Aristo’yu benimser. İnsaniyetçi bir düşünürdür. Ona göre mükemmel devlet şekli, bütün insanlığı içine alan bir dünya devletidir. İki çeşit site (şehir devleti) vardır;- Faziletli şehir,- Faziletsiz şehir.

Faziletli şehir, aydınlar tarafından yönetilir, içine bilgin ve faziletli kimseleri alır. Faziletsiz şehir ise içinde yaşanılan toplum (cemiyet) demektir. Burada güçlü ve güçsüz arasında sürekli mücadele vardır. Sonuçta güçsüz yenik düşer ve toplum doğar. Menfaat ve istekleri birlesen kimseler toplumu oluştururlar. İbn-i Rüşd’e göre ise devlet, yaşlılar ve filozoflar tarafından yönetilmeli ve bütün insanlar saadete ulaştırılmalıdır. Böylece her birey bütün toplumun mutluluğundan payını alır. Toplum organik bir birleşmedir, erkek ve kadınlar eşittir. Gazzali ise devletin gerekliliğini savunarak modern devlet anlayışını getirir. İnsanın yalnız başına yaşayamayacağını, diğerlerine ihtiyacı olduğunu belirtir.

İbn-i Haldun İslam düşüncesinin en seçkin temsilcisidir. Onun için temel sorun insan iradesinin dışında meydana gelen sosyal olguyu açıklamak ve bu düzenli oluşumun nedenlerini belirlemektir. Umumi Tarih adlı eserinin girişi durumunda olan Mukaddimesi bir sosyoloji kitabı özelliği taşır. Burada özellikle, medeniyet göçebe ve yerleşik kültür zıtlığı, sosyal sınıflar, meslek ve sanatlar, eğitim gibi konuları ele almıştır. Tarih üzerinde özellikle duran İbn-i Haldun toplumsal olayların ve bunların tarihsel sürecinin belli kanunları ve bu kanunların dile getirdiği neden-sonuç ilişkileri bulunduğunu söylemekte ve akılcılığa dayanmaktadır. Devletler de canlılar gibi doğar, büyür ve ölürler.

Daha sonra Batı dünyasında başlayan ve hızlı bir biçimde gelişen “Reform(dinde yenilikler) ve Rönesans”, (Sanatta ve düşüncedeki ilerlemeler) ortaçağın tutucu toplumsal düşüncelerini çökertmiş ve hızlı bir ilerleme çağı başlamıştır. On beş, on altı ve on yedinci yüzyıllarda Avrupa’da büyük imparatorluklar parçalanmış, Katolik ve Protestanlar arasında başlayan otuz yıl savaşları Avrupa’nın belini iyice bükmüştü. Avrupa onu barışa ve huzura götürecek yolda “Doğal Hukuk” öğretiminde aramaya başladı. Artık toplumsal düşüncenin gelişimi yeni bir çağa girmiş bulunuyordu. Bu aynı zamanda sosyolojinin hazırlık çağıydı.

Doğal Hukuk, toplumları idare eden kuralları birleştirme, ortak ve değişmez prensipler bulma amacını taşıyan bir öğretidir. Bunlar arasında yer alan en önemli isimler İngiliz Thomas Hobbes, Fransız Jean Jacques Rousseau, Jean Bodin ve yine bir İngiliz olan John Locke’dur.

Ancak bütün bu düşünürler, idealist bir yaklaşımla konuları incelemişler, ideal bir düzenden söz etmişler ve savundukları, genel evrim şemasının bütün toplumlar için ayni olduğunu ileri sürmüşlerdir. Böylece bu çağda sosyoloji bir tarih felsefesinden öteye gidememiştir.

Sıra Sizde

İlk ve orta çağdaki toplumsal düşüncenin temelinde nelerin yattığını gözden geçiriniz?

“İlk ve Orta Çağda Toplumsal Düşünce” için 1 cevap

  1. [...] Diğer kaynaklara ulaşarak bu yöndeki bilgilerinizi geliştirin.İçindekiler- Giriş İlk ve Orta Çağda Toplumsal Düşünce Sosyolojinin Ortaya Çıkışı ve Bunu Hazırlayan Etkenler Sosyolojide Kuramsal Yaklaşımlar [...]

Bir Cevap Yazın

*