İknanın Toplumsal Hayattaki Yeri
Konuya bu tip bir yaklaşımla girilmesinin nedeni, belki de şimdiye kadar pek farkına varılmayan ama farkına varılması gereken eleştirel bir yaklaşımın da varlığının bilinmesindendir. Sadece meslekteki başarı açısından konunun ele alınması, sistemde var olan aksaklıkların genelde göz ardı edilerek es geçilmesi, bir bakıma yanılsama içinde yaşama ve en önemlisi bu yanılsamayı yaratma sürecine katkıda bulunmayı beraberinde getirecektir. Tabii ki bu sözün aklımıza getirdikleri bununla sınırlı değildir. Buradan devam edilecek olursa ikna olmanın bir tür ahmaklık olduğu ve ikna edenlerin ya da ikna faaliyetlerini gerçekleştirenlerin, insanların ahmaklıklarından yararlandığı sonucuna ulaşılabilir.
Yaşadığımız dönemde sürekli birlikte olduğumuz ya da birlikte olmak zorunda bırakıldığımız ikna etmeye yönelik iletilerin çoğu zaman farkında bile değilizdir. Artık bu iletilerin insan hayatı üzerinde çok belirleyici etkileri olduğu ve bu etkilerden kaçınmanın da neredeyse imkansız olduğu bir gerçektir. Bu durumda insan olarak bir bastırılmışlık, bir kapana sıkışmışlık duygusunun bizi sardığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu açıklamaları yaptıktan sonra ikna ile ilgili belirleyici özelliklere ve ikna konusunda göze çarpan bir takım eleştirel yaklaşımlara geçebiliriz. Elbette bu yapılırken genelde iknanın kurumsallaşmış hallerinden, reklam ve propaganda olgularının getiri ve götürülerinden bahsedilmesi gerekecektir.
Tarihin belli bir döneminden sonra yanılsamaların arttığını ve günümüzde bunun doruk noktasına ulaştığını, aynı zamanda gidişatın da artık pek parlak olmadığını belirtmek doğru olacaktır. İknanın bu yolda ilerlemeyi hızlandırdığını belirtmeliyiz. Bu durumda ikna ile ilgili birkaç tanımı vermek doğru olacaktır.
İkna: Birini bir konuda inandırma, bir şey yapmaya razı etme, kandırma.
İkna: Kişinin tutum ya da davranışlarını “zorlama” olmaksızın etkilemeyi hedefleyen iletişim süreci.
Bu tanımlardan yola çıkarak iknanın belirleyici özelliklerini betimleyebiliriz. İknanın en belirleyici özelliği olarak zora başvurulmaması ya da baskı yapılmaması karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu baskının ne tür bir baskı olduğu ve neyin baskı tanımı içine girdiği pek o kadar da belirgin değildir. Çünkü, zorlama o kadar iyi gizlenebilir ki; insanlar zorlandığının farkına varmaktan çok, sanki içlerinden gelen bir dürtü ile hareket ettiklerini düşünebilirler. Bir başka deyişle ikna yoluyla gelen iletilerin, çeşitli yol ve yöntemler kullanılarak insanlar tarafından içselleştirilmesi sağlanır. İkna yöntemlerinde kullanılan bin bir çeşit teknikle bu duruma ulaşılabilmesi çok olasıdır. Zaten birçok yönden gelen iletiler, insanların iknaya ihtiyacı olduğu vurgusunun sürekli yapılması, neyin ikna edici bir ileti olduğu ve neyin olmadığı konusunda insanların boşlukta kalmış olmalarından dolayı çok edilgen (pasif) konumda oldukları ve de bunun üstesinden gelebilmek için yapacak bir şeyleri olmadığı da bir gerçektir.
Aslında tam da bu noktada iknanın gerçekten bir ihtiyaç mı olduğu konusunda bir sorgulama yapma ihtiyacının belirdiği söylenebilir. Yapılan araştırmalarda, iknanın toplumsal ve psikolojik bir ihtiyaç olduğu belirlenmiş gibi görünmektedir. Fakat yapılan araştırmalar genelde insanların davranışlarındaki değişikliklerin nedenlerinin ortaya çıkarılmasına yönelik durumdadır. Asıl aranması gereken insanların ikna edilmek için bir dürtüye sahip olup olmadıkları ve dışsal etkenlerin insan psikolojisinde yarattığı bir etki olup olmadığıdır. Bu konuda yapılacak araştırmaların da insanların yaşadıkları sistemden ayrı tutulamayacağı bir başka olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sayfalar: 1 2


















Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın