Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: İdare Hukuku      Ünite 4      9 Nisan 2010 Ara     

İdari Kararların Tanımı ve Özellikleri

Amaç 1

İdari karar kavramını tanımlayabilmek (İdari kararların tanımı ve özellikleri).

Tanımı

Bireysel idari işlemler, belli kişi ve durumlara ilişkin işlemlerdir. Bireysel idari işlemlerle, belli kişiler için hukuki durumlar yaratılır, değiştirilir veya kaldırılır. Bireysel idari işlemler, bu nedenle idari kararlar olarak da adlandırılmaktadır. İdari fonksiyonun yerine getirilmesi için yapılan işlemlerin büyük bir kısmını idari kararlar oluşturmaktadır. Örneğin, atama, kamulaştırma, ruhsat verme, vergi tarh ve tahakkuk işlemleri gibi.

Özellikleri

Amaç 2

İdari kararların özelliklerini saptayabilmek.

İdari kararlar, tek yanlılık ve icrailik, hukuka uygunluk karinesinden yararlanma ve yargısal denetime tabi olma gibi özellikler göstermektedir.

Tek Yanlılık ve İcrailik

İdari kararlar, idarenin tek yanlı olarak iradesini açıklaması ile alınırlar. İdari kararlar, kural olarak ilgililerin rıza ve muvafakatine bağlı değildirler. İdari kararlar, ilgililerin rıza ve muvafakati olmasa dahi, idarenin tek yanlı irade açıklaması ile ilgililerin hukuki durumlarını değiştirir ya da ortadan kaldırırlar. İdari kararlar, bu özellikleri nedeniyle icrai kararlar olarak da adlandırılmaktadır.

İdari kararların icrai karar olma özellikleri, bu kararların kamu yararı amacına yönelik olmalarından ve alınmalarında kamu gücüne dayanılmasından kaynaklanmaktadır. Bununla beraber, idarenin her türle tek yanlı işlemi icrai nitelikte, yani bir hukuki durum yaratıcı ya da değiştirici nitelikte değildir. Gerçekten bir defa, idarenin belli konu veya sorunlara ilişkin düşünce, niyet ve tasarılarını açıklayıcı nitelikteki işlemleri icrai nitelikte değildir. Bu gibi girişimler, ister ilgilinin istemi üzerine yapılmış olsunlar, ister doğrudan doğruya idare tarafından yapılmış olsunlar, ilgililer üzerinde herhangi bir sonuç doğurmazlar. Bunun gibi, bir icrai kararın alınmasını hazırlayıcı işlemler de (hazırlık işlemleri) genellikle icrai nitelikte değildir.

İcrai karar deyimini, icrai kararın re’sen icrası deyiminden ayırt etmek gerekir. İcrai karar alınmakla ilgili hukuki durumunda bir yenilik veya değişiklik meydana getirir ama bu yenilik veya değişiklik, hukuk âleminde doğmuş bir yenilik veya değişikliktir. İcrai kararın hukuk âleminde doğurduğu bu yenilik ve değişikliğin maddi âlemde de gerçekleşebilmesi için çoğu kez bazı ameliyelere girişilmesi gerekir. İşte icrai kararın İdarece re’sen icrası, bu icrai kararın hukuk âleminde doğurduğu yenilik veya değişikliğin idarenin yapacağı bazı ameliyelerle maddi âlemde de gerçekleşmesidir.

Hemen belirtmek gerekir ki, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan kanuni idare ilkesi uyarınca, idarenin almış olduğu bir kararını re’sen icra edebilmesi için yasal bir izne gerek vardır. Örneğin, kolluk yasaları, idareye kolluk alanında yapacağı işlemleri re’sen icra etme yetkisi vermektedir. Ancak böyle bir yasal izin, yasal dayanak yok ise, idare, kararını re’sen icra edemez.

İdarenin almış olduğu bir kararı re’sen icra edebilme yetkisi yok ise, yapmış olduğu işlemlerini yürütebilmek için adli yargı ve adli icraya başvurmak zorundadır. Örneğin, kamulaştırılan taşınmazın maliki, kamulaştırılmış taşınmazı idareye kendiliğinden devir ve teslim etmez ise, idare, adliye mahkemesine başvurarak karar almak zorundadır.

Hukuka Uygunluk Karinesinden Yararlanma

İdari kararlar, icrai olma özellikleri dolayısıyla hukuka uygunluk karinesinden yararlanırlar. Bir başka anlatımla, idari kararlar, hukuka uygun kabul edilirler. Bu nedenle, araya hukuka uygun olduklarına dair bir yargı kararı girmeksizin, ilgililer üzerinde doğrudan etki gösterirler. İlgililer de bunlara uymak zorundadırlar. İdari kararlar hukuka uygunluk karinesinden yararlandıklarından, idare, zorla icra etme yetkisine sahip olduğu hallerde, araya bir yargı kararı girmeksizin işlemini icra edebilir. İdare, böyle bir yetkisinin bulunmadığı hallerde ise, kanunda öngörülen yaptırımları, gene araya bir yargı kararı girmeksizin uygulayabilir.

Ancak idari kararlar, yargı kararları gibi, kesin hüküm gücüne sahip olmadıklarından, ilgililerce bunların hukuka aykırılıkları ileri sürülebilir. Ama böyle bir ileri sürme olmadan veya böyle bir ileri sürmeye rağmen iptal edilmeden önce dahi, idari kararlar ilgililer üzerinde etki ve sonuçlarını doğururlar.

İdari kararlar hukuka uygun varsayıldıkları için, hukuka aykırılıklarının ileri sürülmesi bunların icrailiğini engellemez. Nitekim 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 1. fıkrasına göre, idari dava açılması kural olarak dava edilen işlemin yürütülmesini durduramaz. Bu nedenle, ilgililer hukuka aykırılığını ileri sürdükleri bir işlemin yürütülmesinin durdurulmasını da talep etmelidirler. Ancak bu talebin mahkemece kabul edilmesi halinde idari kararın yürütülmesi durdurulmuş olur.

Yargısal Denetim

Hukuk Devleti ilkesi uyarınca tüm idari kararlar yargı denetimine tabidir. Nitekim Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında da bu nokta açıkça belirtilmiştir. Bununla beraber, 1982 Anayasası bazı idari kararları yargı denetimi dışında tutmaktadır. Bir defa Anayasa’nın 125. maddesinin 2. fıkrasına göre Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemler yargı denetimi dışındadır. Cumhurbaşkanı’nın tek başına yapacağı işlemlerin hangileri olduğu Anayasa’nın 104. maddesinde sayılmıştır. Aslında Cumhurbaşkanı sorumsuz olduğundan (AY md. 105), yapmış olduğu işlemlere karşı zaten dava açılamaz.

Anayasa’nın 105. maddesinin 1. fıkrasında kanun koyucunun da Cumhurbaşkanı’na tek başına işlem yapabilme yetkisi verebileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla yargı denetimi dışında bırakılan Cumhurbaşkanı işlemleri belirli ve sınırlı olmayıp, kanun koyucu da Cumhurbaşkanı’na bu tür işlemleri yapabilme yetkisi vererek, idare işlemi yargı denetimi dışına çıkarabilecektir. Buna karşılık Cumhurbaşkanı’nın ilgili bakan ve Başbakan ile birlikte yaptığı işlemler ile Yürütme organının başı sıfatıyla imzaladığı Bakanlar Kurulu kararları yargı denetimine tabidir.

Anayasa’nın 125. maddesinin 2. fıkrasında yargı denetimi dışında bırakılmış bulunan öteki idari kararlar Yüksek Askeri Şura kararlarıdır. Böylece Yüksek Askeri Şura kararlarına dayanan tüm askeri-idari işlemler denetlenemeyecektir. Ayrıca Anayasa’nın 129. maddesinin 3. fıkrasına göre “Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz”.

Nihayet Anayasa’nın 159. maddesinin 4. fıkrasında, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararları; 129. maddesinin 3. fıkrasında ise Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulmuştur.

Sıra Sizde 2

İdari işlemlerin genel özellikleri nelerdir?

İdari Kararların Alınması

Amaç 3

İdari kararların yapılışındaki yetki ve şekil kurallarını açıklayabilmek.

İdari kararların alınması sorunu incelenirken, şu iki noktanın açıklığa kavuşturulması gerekecektir. İdari kararlar hangi idare organ ve makamlarınca alınacaktır? İdari kararlar hangi şekilde ve ne gibi usuller izlenerek alınacaktır? O halde, idari kararların alınması sorunu incelenirken, yetki ve şekil kurallarını incelememiz gerekecektir.

Yetki Kuralları

Genel Olarak

İdari kararlar, herhangi bir organ, makam veya kamu görevlisi tarafından değil, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmalıdır. İdari kararların yetki unsuru olarak adlandırılan karar alma yetkisi, Anayasa ve kanunların bazı idare makam ve organlarına tanıdığı karar alabilme, işlem yapabilme güç ve yeteneğini ifade etmektedir. Bu güç ve yeteneği veren kurallar ise, yetki kurallarıdır.

Karar alma veya işlem yapabilme yetkisi iki anlama gelmektedir: Birinci anlamda yetki, idarenin görev alanını ve hukuki olanağını ifade etmektedir. Anayasa’nın 123. maddesinin 1. fıkrasına göre, idarenin görevleri kanunla düzenlenir. Dolayısıyla, idare ancak kanunlarda kendisine bırakılmış alanlarda faaliyet gösterebilecektir. İdare, bıraktığı alanlarda idari karar alamayacaktır. Örneğin, Anayasa’nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler Anayasa’da sayılan nedenlerle kanunla sınırlanabilir. İdarenin herhangi bir kanundan yetki almadan bir temel hak ve özgürlüğü sınırlayıcı karar alması mümkün değildir.

İkinci ve daha dar anlamda yetki ise, Anayasa ve kanunların idareye bıraktığı alanlarda alınacak idari kararların veya yapılacak işlemlerin hangi idare makam ve organlarınca yapılabileceğini veya alınabileceğini ifade etmektedir.

Her türlü yetki kuralları, başta Anayasa olmak üzere kanunlarda belirlenmiştir. Bunların yanısıra, yetki paralelliği ilkesi, yargı içtihatlarının geliştirdiği bir yetki kuralıdır. Bu ilkeye göre, bir idari işlemi yapmış ya da bir idari kararı almış olan idare makamı veya organı, aksine bir hüküm bulunmadıkça, o idari işlemi ya da kararı değiştirmeye, kaldırmaya ve geri almaya da yetkilidir.
İdare her türlü yetki kurallarına uymak zorundadır. Aksi halde alacağı karar yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olur. Zira her türlü yetki kuralı kamu düzeni ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle, uyuşmazlığın her safhasında, idarenin almış olduğu kararın yetki kurallarına aykırı olduğu ileri sürülebileceği gibi, uyuşmazlığı çözümleyecek olan yargı mercii de bunu re’sen inceleyebilir.

Yetkinin Çeşitli Görünümleri

İdarenin görev alanı içine giren bir konuda alınacak bir idari kararın hangi idare makamı ve organı tarafından alınacağı sorunu kişi, konu, yer ve zaman unsurları göz önünde tutularak cevaplandırılabilecektir.

Kişi Yönünden Yetki

Kişi yönünden yetki, idarenin görev alanı içine giren bir konuda hangi idari merciin irade açıklamaya ve dolayısıyla işlem tesis etmeye yetkili olduğunu belirtmektedir. Bir defa, bir idari kararın sıhhatli ve geçerli olabilmesi için, idari kararın özünü teşkil eden iradenin ehil bir kimseden çıkmış olması gerekir. İdare adına açıklanan iradenin hukuki sonuç doğurabilmesi için temyiz kudretine sahip bir kamu görevlisinden çıkmış olması gerekir. İdare adına açıklanan irade, temyiz kudretinden yoksun bir kimseden çıkmış ise, ortada aslında bir irade ve dolayısıyla da bir idari karar yoktur.

Öte yandan, idari karar idare adına irade açıklamaya yetkili kılınmış bir idari merci tarafından alınmış olmalıdır. Bu nedenle, idareye tamamen yabancı bir kimsenin alacağı bir karar idari karar sayılamaz ve idareye izafe edilemez. Ayrıca İdare Teşkilatı içinde İdare adına irade açıklamaya yetkili kılınmış mercilerin hangileri olduğu kanunlarda gösterilmiştir. Bir başka anlatımla, her idari merciin İdare adına irade açıklama yetkisi olmayıp, idare adına irade açıklamaya yetkili merciler idari makam olarak adlandırılmaktadır. Buna göre, merkezi idaredeki makamlar, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakan ve bakanlar ve taşra teşkilatında ise, yetki genişliği ilkesi nedeniyle valilerdir. Buna karşılık, kaymakamlar ancak kanunlarda açıkça öngörülmüş bulunan hallerde merkezi idare adına irade açıklayarak idari kararlar alabilirler. Mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları adına ise, bu idare ve kuruluşların karar organları idari kararlar alma yetkisine sahiptirler.

Konu Yönünden Yetki

Konu yönünden yetki, belli konulara ilişkin kararların hangi idari makamlarca alınacağını ifade eder. Konu yönünden yetki veya yetkisizlik sorunu, ayrı hiyerarşik düzene tabi makamlar arasında ortaya çıkabileceği gibi, aynı hiyerarşik düzen içinde bulunan makamlar arasında da ortaya çıkabilir. Örneğin, belli bir bakanlığın görevine dâhil bir konuda başka bir bakanlığın karar alması halinde, ayrı hiyerarşik düzene tabi merciler arasında bir yetkisizlik söz konusu olur. Aynı hiyerarşik düzene tabi idari merciler arasında ise, şu hallerde yetkisizlik sorunu ortaya çıkar:

Astın Üst Yerine Karar Alması: Alt kademedeki bir idari makamın daha üst kademedeki bir idari makamın görevine giren bir konuda karar alınması halinde, alt makamın aldığı karar yetki yönünden hukuka aykırı olur. Örneğin, valinin görevine giren bir konuda kaymakamın, karar alması gibi.

Üstün Ast Yerine Karar Alması: Üst kademedeki bir idari makamın, alt kademedeki bir idari makamın görevine giren bir konuda idari karar alması halinde de, alınan idari karar yetkisizlik nedeni ile hukuka aykırı olur. Gerçi üst kademedeki bir idari makam, alt kademedeki bir idari makama emir ve talimat verebilir, ona yön gösterebilir ve böylece onu kendi iradesi doğrultusunda karar almaya zorlayabilir.

Böylece üstün ast yerine karar alamayacağı yolunda yetki kuralı büyük ölçüde geçersiz hale gelebilir. Ama üst hiç bir surette astın yerine geçerek, ona ait yetkiyi ilk kez kullanamaz.

Aynı Kuruluşun Çeşitli Organları Arasında Yetki Sorunu: Aynı kuruluşun organlarından birinin görevine giren bir konuda başka bir organın, Örneğin, belediye meclisinin görevine giren bir konuda belediye encümeninin, idari karar alması halinde, o karar yetki yönünden hukuka aykırı olacaktır.

Yer Yönünden Yetki

Yer yönünden yetki, idari makamların konu yönünden sahip oldukları yetkiyi kullanabilecekleri coğrafi alanı ifade eder. Bazı idari makamların yetkileri tüm ülke için geçerlidir. Buna karşılık bazı idari makamlar yetkili oldukları konularda ancak belli bir coğrafi alan içinde geçerli olabilecek idari kararlar alabilirler.

Zaman Yönünden Yetki

Zaman yönünden yetki, idari makamların konu yönünden sahip oldukları yetkiyi kullanabilecekleri süreyi ifade eder. Zaman yönünden yetki sorununun açıklığa kavuşturulmasında, özellikle iki nokta üzerinde durmak gerekecektir.

Yetkinin Kazanılması ve Kaybedilmesi: Bu nokta, kamu görevlilerinin göreve başlamaları ve her ne suretle olursa olsun görevden ayrılmaları ile ilişkilidir. Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanarak idari kararlar alabilmeleri için atama işleminin tamamlanmış ve göreve başlanmış olması gerekir. Atama işleminin tamamlanmış olması ve göreve başlama, yetkilerin kullanılarak idari kararlar alınabilmesinin iki önemli koşuludur. Bu koşullardan birinin eksik olması halinde, alınmış karar yetki yönünden hukuka aykırı olur. Kamu görevlisi, atama işlemi tamamlanmadan göreve başlamış ise veya atama işlemi tamamlanmış olmasına rağmen göreve başlamamış ise, kendi görevine giren konularda idari kararlar alamaz. Aynı şekilde, kamu görevlileri izinli bulundukları sürede de yetkilerini kullanamazlar ve idari kararlar alamazlar.

Kural olarak, kamu görevlileri, görev sürelerinin sona ermesi ve istifa, emeklilik vs. gibi nedenlerle görevden ayrılmaları halinde de yetkilerini kullanamazlar. Ancak idarede süreklilik ilkesi gereğince ve idari faaliyetlerin aksamaması amacı ile bu kuralın bazı istisnalarının olduğu kabul edilmektedir. Şöyle ki; görevlerinden herhangi bir nedenle ayrılan kamu görevlileri, yerlerine yenileri gelinceye kadar yetkilerini kullanırlar ve alacakları idari kararlar da yetki yönünden hukuka aykırı olmaz. Ancak belli süreli görevlere atanan kamu görevlerinin yetkisi, bu sürenin dolması ile sona erer. Ayrıca görevinden ayrılan kamu görevlisinin kanunla öngörülmüş bir vekilinin veya yerine geçebilecek bir başka kamu görevlisinin bulunması halinde de yetkileri hemen sona erer.

Yetkinin Belli Bir Süre İçinde Kullanılması Sorunu: Yetkiye sahip olunan süre içinde kalmak koşulu ile kanunlarda bazen yetkinin belli bir zaman devresi içinde kullanılması da öngörülmüş olabilir. Bu tür sürelerin bir kısmı güvence niteliğindedir, bir kısmı ise idari kararların süratle alınması amacına yöneliktirler. Kanunlarda öngörülen süreler güvence niteliğinde iseler, bu sürelerin dolmasından sonra idari karar alma yetkisi sona erer.

Kolektif ve Karma İşlemlerde Yetki Sorunu

Kolektif işlemler, kurul üyelerinin katılmaları ile toplantı ve karar yeter sayılarına uyularak alınmış olmalıdırlar. Kurul üyesi olmayan kişilerin de katılmaları ile alınan kolektif idari kararlar yetki yönünden sakat olabilecekleri gibi, toplantı ve karar yeter sayılarına uyulmadan alınan idari kararlar da yetki yönünden sakat olacaklardır.

Karma işlemler söz konusu olduğunda ise, bir sıra izlenerek açıklanması gereken iradelerden birinin eksik olması, işlemi yetki yönünden hukuka aykırı kılacaktır.

Yetki ve İmza Devri

Belli bir idari makama verilmiş bulunan karar alma yetkisi, yalnızca o makam tarafından kullanılır. Aksi halde alınan karar hukuka aykırı olur. İdari karar alma yetkisi bir kanuna dayandığından, bu yetkiye sahip kılınmış bir makam veya görevlinin yetkisini bir başka makam veya görevliye devretmesi kural olarak mümkün olmamak gerekir. Aksi takdirde, karar alma yetkisini düzenleyen kanun hükmü, yetkiyi devreden idari makam veya görevli tarafından değiştirilmiş olur. Bu nedenle, yetki devri istisnaidir ve ancak kanunlarda açıkça öngörülen hallerde ve açıkça öngörülen işlem ve kararlar için mümkündür.

Yetki devri için gerekli bu koşullar, imza devri için de geçerlidir. Bir başka anlatımla, imza devri için de kanuni bir izine ihtiyaç vardır. Yetki devri ile imza devri birbirinden tamamen farklıdır. Bir defa, yetki devrinde karar alma yetkisi, yetkiyi devreden makamdan ayrılmakta ve kendisine yetki devredilen makama geçmektedir. Bu nedenle yetkiyi devreden makam, bu yetkisinden yetkiyi devrettiği makam lehine sıyrılmış olmakta ve yetki devrini kaldırmadıkça o yetkiyi bir daha kullanamamaktadır. Buna karşılık imza devrinde, karar alma yetkisi imza yetkisini devreden makam veya görevlide kalmakta ve sadece kararın imza ile belgelendirilmesi yetkisi devredilmektedir.

İkinci olarak, yetki devri soyut bir biçimde bir makam veya memuriyetten bir başka makam veya memuriyete yapılmaktadır. Bu nedenle yetkiyi devralan makamdaki görevli değişse dahi, yetki o makam veya memuriyette kalmaktadır. Buna karşılık, imza devri kişisel olarak ve somut bir biçimde belli bir kamu görevlisine yapılmakta ve dolayısıyla imza yetkisi kendisine devredilen kişinin görevden ayrılması halinde de imza devri sona ermektedir.

Kanunda öngörülmemiş olmasına rağmen yetkinin veya imzanın devredilmiş olması, imza ve yetki devrine dayanılarak alınacak idari kararları hukuka aykırı hale getirir.

Yetki Kurallarına Aykırılığın Yaptırımları

Yukarıda belirttiğimiz tüm yetki kurallarına aykırılık, yapılan işlemin hukuka aykırılığı sonucunu doğurur. Bununla beraber, her yetki kuralına aykırılığın müeyyidesi aynı değildir. İdarenin genel olarak görevli olmadığı, bir başka devlet organının görev alanı içine giren konularda işlem tesis etmesi dolayısıyla ortaya çıkan yetki sakatlığı fonksiyon gaspı ya da görev gaspı olarak adlandırılmaktadır. Fonksiyon gaspı nedeni ile sakat olan bir işlem ise, sadece görünürde bir idari işlem veya karar niteliği taşır. Aslında böyle bir idari işlem veya karar yok hükmündedir.

Aynı şekilde, idarenin genel olarak görev alanı içine girmekle beraber idareye tamamen yabancı bir kimse veya İdare adına irade açıklamaya yetkili olmayan bir merci veya kamu görevlisi tarafından alınacak kararlar, kişi yönünden yetki kurallarına aykırılıkları nedeni ile hukuka aykırı olacaklardır. Kişi yönünden yetki kurallarına aykırılık veya kişi yönünden yetkisizlik, yetki gaspı kavramı ile karşılanmaktadır. Yetki gaspı nedeni ile hukuka aykırı olan bir idari karar, idareye izafe edilemeyeceği için, hukuk âleminde hiç doğmamış bir idari karar sayılacak ve yok hükmünde kabul edilecektir.

Bunun dışında, bir idari merci veya kamu görevlisi, idare adına irade açıklamaya ve dolayısıyla işlem tesis etmeye yetkili olmakla beraber, başka bir idare mercii veya görevlisinin görev alanına giren bir konuda karar almış ise, bu hukuka aykırılık yetki tecavüzü olarak adlandırılmaktadır. Yetki tecavüzü nedeni ile hukuka aykırı olan bir karar, yok hükmünde sayılmaz. Böyle bir karar hukuk âleminde doğmuştur ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanır. Ancak böyle bir karar, hukuka aykırılığı ileri sürülerek iptali istenebilir bir karardır. Bununla beraber yetki tecavüzünün açık ve bariz olması halinde de alınan idari kararın yok hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Ağır bir bariz yetki tecavüzü, idari işbölümü esaslarına tamamen aykırı bir biçimde alınan idari kararlarda söz konusu olur. Örneğin, bir bakanlıkta çalışmakta olan bir memurun bir başka bakanlık tarafından emekliye sevk edilmesi halinde, idari iş bölümü esaslarına açıkça aykırı bir idari karar vardır. İdari iş bölümü esaslarına açıkça aykırı olan böyle bir karar, ağır ve bariz yetki tecavüzü nedeni ile yok hükmünde sayılmaktadır.

Sıra Sizde 3

Yetki kurallarının çeşitli görünümleri hakkında bilgi veriniz.

Şekil Kuralları

Devletin tüm işlemleri gibi idari işlem ve kararlar da belli şekli kurallarına uyularak yapılmalı ve alınmalıdırlar. Bir başka anlatımla, şekil bir idari işlem veya kararın esaslı bir unsurunu oluşturur. İdari işlemlerde kişisel çıkar duygularına yer yoktur. Bu nedenle, bu tür işlemlerde ihmallere ve ihtiyatsızlıklara özel hukuk işlemlerine oranla daha çok rastlanılır. İşte idari işlemi yapacak olan kamu görevlisini işlemin sonuçları hakkında daha iyi düşünmeye sevk edebilmek için, idari işlemin belli bir biçimde ve belli usuller izlenerek yapılması zorunludur. Ayrıca, idare edilenlere güvence sağlamak bakımından da bazı şekil şartları öngörülmüştür.
İdari işlem ve kararlarda şekil iki anlama gelmektedir: Bir defa şekil, idari işlemin özünü oluşturan iradenin dış dünyaya yansımasının maddi biçimi anlamına gelmektedir. Şekil ikinci olarak, idari işlemin yapılmasında izlenen usulü ifade etmektedir.

Belli Başlı Şekil Kuralları

Ülkemizde tüm idari işlem ve kararların tabi oldukları şekil ve usul kurallarını düzenleyen genel bir idari usul kanunu mevcut değildir. Bu nedenle idari işlem ve kararların tabi olduğu şekli ve usul kuralları değişik kanunlarda ve hatta tüzük ve yönetmeliklerde dağınık bir biçimde yer almaktadır. Bunların yanısıra yargı içtihatlarının geliştirdiği şekil ve usul kuralları da vardır. Belli başlı şekil ve usul kurallarını şu şekilde belirtmek mümkündür:

Yazılılık Kuralı

İdari işlem ve kararlar, kural olarak yazılı şekle tabidir. Bir başka deyişle, idari işlem veya kararın özünü oluşturan iradenin yazılı bir biçimde maddi âleme yansıtılması gerekir. Ayrıca yazılı olarak yapılmış işlemlerin o işlemi yapan kamu görevlisince imza edilmiş olması, işlemin belgelendirilmesi bakımından zorunludur. Bununla beraber, istisnai hallerde idari işlem ve kararların sözlü yapılabilmesi ya da alınabilmesi de mümkündür. Ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi, idarenin bir başvuru karşısında hareketsiz kalması ile de işlem tesis edilmesi mümkündür.

Gerekçe Kuralı

Kural olarak, idari işlem ve kararların gerekçeli olarak yazılmaları bir şekil şartı değildir. Bir başka anlatımla, idari işlem ve kararların dayanağını teşkil eden nedenlerin işlem ya da karar metninde belirtilmesi zorunlu değildir. Bu gibi hallerde, idari kararın gerekçesinin yazılmamış olması onun şekil yönünden hukuka aykırılığı sonucunu doğurur.

Fakat idari kararların gerekçeli olarak kaleme alınmalarının zorunlu olmadığı hallerde de, bunların gerekçesiz olarak alınabileceğini düşünmeye imkân yoktur. İdare, idari kararın metnine yazmak ve ilgiliye bildirmek zorunda olmamasına rağmen, aldığı bir kararın gerekçesini yargı mercilerine bildirmek zorundadır (İYUK md. 20/2).

Hazırlık İşlemleri

İdari işlem ve kararların alınmasından önce belli hazırlıkların yapılmış olması veya belli mercilerin görüşlerinin alınmış bulunması öngörülmüş olabilir. Bu gibi hallerde, hazırlayıcı işlemlerin yapılmamış olması veya söz konusu mercilerin görüşlerinin alınmamış olması, alınan idari kararın hukuka aykırılığı sonucunu doğurur.

Kolektif ve Karma İşlemlerde Şekil Kuralları

Kurul halinde alınacak kararlarda (kolektif işlemlerde) toplantı ve karar yeter sayısına ve görüşme usullerine uyulması zorunludur. Örneğin, görüşme yapılmadan elden imza toplamak suretiyle alınan bir idari karar şekil yönünden hukuka aykırı olur. Aynı şekilde, karma işlemlerde, işlemi meydana getiren iradelerin belli bir sıra izlenerek açıklanması gerekir. İzlenmesi gereken bu sıraya uyulmadan alınan kararlar da şekil yönünden sakat olurlar.

İlgilinin Savunmasının Alınması

Kural olarak, bir idari karar alınmadan önce ilgilinin savunmasının alınması veya ilgilinin dinlenmesi zorunlu değildir. Ancak bazı hallerde, özellikle disiplin cezaları verilmeden öncede, ilgilinin savunmasının alınması şart koşulmuştur (AY md. 129/2). Bu gibi hallerde, ilgilinin savunması alınmadan veya ilgili dinlenmeden alınan idari karar hukuka aykırı olacaktır.

Şekil ve Usulde Paralellik İlkesi

Yargı içtihatlarında yetki paralelliği ilkesine eş bir ilke olan şekil ve usulde paralellik ilkesi geliştirilmiştir. Buna göre, kanunda aksi öngörülmedikçe, bir idari işlemin yapılması sırasında izlenen şekil ve usul kurallarına, o işlemin geri alınmasında, kaldırılmasında, değiştirilmesinde ve düzeltilmesinde de uyulmak gerekir.

Şekil Kurallarına Aykırılığın Yaptırımları

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız şekil ve usul kurallarına aykırılık, genellikle söz konusu idari işlem ve kararın sakatlığı sonucunu doğurur. Ancak Danıştay kararlarında, asli şekil noksanlığı-tali şekil noksanlığı ayrımı yapılmakta ve asli şekil noksanlıklarının işlem veya kararın sakatlığı sonucunu doğurduğu, tali şekil noksanlıklarının ise idari işlem veya kararı sakatlamadığı kabul edilmektedir. Ancak asli ve tali şekil noksanlıkları bakımından nesnel bir ölçütün bulunduğu da pek söylenemez. Kanımızca ölçüt şu olmalıdır: Bir şekil noksanlığı, eğer o noksanlık olmasa idi başka yönde bir karar alınabilecek idi ise, asli şekil noksanlığı sayılmalıdır.

Buna karşılık, karar şekil noksanlığı olmasa dahi gene aynı yönde alınacak idi ise, söz konusu şekil noksanlığı tali şekil noksanlığı olarak kabul edilmelidir. Şekil ve usul kurallarına aykırılık ve noksanlıklar sonradan ortadan kaldırılabilir mi? Bu soruya verilecek cevap da, asli ve tali şekil noksanlıklarının neler olduğunun tespit edilmesine bağlıdır. Asli şekil noksanlıklarının ve aykırılıklarının sonradan ortadan kaldırılması ve böylece idari karara sıhhat kazandırılması mümkün olmamakla beraber, tali şekil noksanlıklarının sonradan tamamlanabilmesi ve kararın da noksanlıkları tamamlandığı tarihte değil, ilk alındığı tarihte alınmış sayılması gerekir.

İdari Kararlarda Sakatlık Halleri

Amaç 4

İdari kararların sakatlığı halinde uygulanacak yaptırımları tespit edebilmek.

Sakat idari kararlar, hukuki değerlerini etkileyen bir noksanı bulunan kararlardır. Bu anlamda, idari kararlarda sakatlık ya irade beyanındaki sakatlık ya da hukuka aykırılık biçiminde ortaya çıkar.

İrade Beyanındaki Sakatlık

İdari kararlar, özlerini teşkil eden iradelerin beyan edilmesinde bir sakatlık var ise, tıpkı özel hukuk işlemleri gibi sakat olurlar. Bir başka anlatımla, Borçlar Kanunu’nun 23 vd. maddelerinde iradeyi sakatlayan nedenler olarak sayılan hata, hile ve ikrah, idari kararların özünü teşkil eden iradeyi ve dolayısıyla idari kararları da sakatlayabilir.

Hata

Hata, irade ile beyan arasında meydana gelen uyumsuzluktur. Hata söz konusu olduğunda, iki hali birbirinden ayırt etmek gerekir. Zararsız ya da önemsiz hatalar, kararın içeriğinden ya da hatanın niteliğinden kolayca anlaşılabilen hatalar olup, idari kararın sakatlığı sonucunu doğurmazlar. Örneğin, daktilo hataları gibi. Bu gibi önemsiz hatalar sonradan düzeltilebilir. İdari karar da düzeltme tarihinde değil, ilk yapıldığı tarihte alınmış sayılır. Buna karşılık, önemli hatalar idari kararların sakatlığı sonucunu doğururlar. Örneğin, kararın ilgilisinin sıfatında bir hata yapılmış ise, bu hata önemli bir hatadır ve idari kararı sakatlar.

Hile

İdareyi aldatmak suretiyle de onun iradesini ve dolayısıyla kararını sakatlamak mümkündür. Bir idari kararın alınmasında ilgilinin de bazı beyanlarda bulunması veya bazı belgeleri ibraz etmesi gerekiyor ise, hile ile İdarenin iradesinin sakatlanması mümkün olabilir. Örneğin, memurluğa atama işleminin yapılabilmesi için sahte diploma ibraz edilmiş ise, buna dayanılarak yapılan atama işlemi de sakat olur.

İkrah

Zorlama ve tehdit ile bir idari kararın alınması sağlandığında, ortada esasen idarenin iradesinden ve dolayısıyla bir idari karardan söz etmek mümkün olmayacaktır. Zira bu gibi hallerde, idari kararı alan makamın iradesi devre dışı bırakılmakta, onun yerine zorlama ve tehditte bulunan kişinin iradesi geçmektedir. İdari işlem ve kararlarda iradeyi sakatlayan nedenler dolayısıyla sakatlıklara son derece ender rastlanır. Zira İdare, işlem ve kararlarını uzun hazırlık işlemlerine dayandırdığı için, hata olasılığı son derece zayıftır. Ayrıca idare edilenlerin İdareyi zorlayarak ve tehdit ederek bir idari karar elde etmeleri de pek düşünülemez.

Buna karşılık, idare edilenlerin hile ile bir idari karar elde etmeleri hallerine daha sık rastlanabilir. Öte yandan, idarenin iradesini sakatlayan nedenlerin mevcudiyeti halinde, bu iradenin açıklanması sonucu ortaya çıkan işlem veya karar çoğu kez belli bir unsuru veya bazı unsurları yönünden hukuka aykırı olur. O halde, idari kararlarda asıl sakatlık hali hukuka aykırılıktır.

Hukuka Aykırılık

Hukuka aykırılık geniş kapsamlı bir kavramdır. Hukuka aykırılık, idari işlem ve kararların başta Anayasa olmak üzere kanunlara, kanunlara eşit hukuk kaynaklarına ve düzenleyici idari işlemlere aykırılığı ifade eder. Ayrıca hukuka aykırılık, hem idari kararların alınmasında uyulması gereken hukuk kurallarına ve hem de alınan idari kararın içeriğini düzenleyen hukuk kurallarına aykırılığı ifade eder.
2577 sayılı İYUK’nın 2. maddesinde iptal davaları, “idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı. . . ” açılan davalar olarak tanımlanmaktadır. Böylece, idari işlem ve kararların hukuka aykırılığı, bunların yapılma ve alınmaları sırasında uyulması gereken kurallara uyulmaması dolayısıyla usule ilişkin bir aykırılık ve sakatlık (yetki ve şekil yönlerinden hukuka aykırılık) olabileceği gibi, işlem veya kararların içeriğini düzenleyen kurallara uyulmaması nedeniyle esasa ilişkin bir aykırılık ve sakatlık (sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırılık) biçiminde de olabilir.

İdari işlem ve kararların bazı unsurlara ayrılması ve idari işlem ve kararlarda hukuka aykırılık söz konusu olduğunda, bunun işlem veya kararın hangi unsurunda meydana geldiğinin tespit edilmesi, idari yargı tekniğinin gelişmesi ile oluşmuştur. Yetki ve şekil kurallarını ve bu kurallara aykırılık hallerini yukarıda gördük. Bu nedenle, burada sadece idari kararların esasa ilişkin aykırılık ve sakatlıklarını inceleyeceğiz.

Sebep Unsuru ve Hukuka Aykırılık

Genel Olarak: İdari işlemler, kendilerinden önce var olan ve nesnel hukuk kurallarınca belirlenmiş bulunan bir sebebe dayanmak zorundadırlar. Bu anlamda, bir idari işlemin sebebi, o idari işlemden önce gelen, idareyi o işlemi yapmaya sevk eden ve nesnel hukuk kurallarınca belirlenmiş bulunan bir etkendir. İdari işlemlerin amacı, idari görevlerin iyi bir biçimde yürütülmesi ve toplumsal gereksinimlerin karşılanmasıdır. Tek kelime ile idari işlemlerin amacı kamu yararının sağlanmasıdır. O halde, bir idari işlemin yapılabilmesi için, kamu yararının gerçekleşmesine elverişli ve yeterli bir nedenin varlığı gereklidir. İdari işlemler de, ancak böyle bir nedenin varlığı halinde yapıldıklarında, kendilerinden beklenen amacı gerçekleştirebileceklerdir.

İdareyi bir işlem yapmaya sevk edecek neden, maddi bazı olaylar olabileceği gibi, o işlemden önce yapılmış bir başka işlem de olabilir. Örneğin, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 8. maddesinin (A) bendine göre, kumar oynanan umumi veya umuma açık yerler İdarece kapatılır. Burada sözü edilen idari işlemin (kapatma işleminin) yapılabilmesi bir maddi olayın gerçekleşmesi koşuluna (kumar oynanmasına) bağlanmıştır. İdari işlem, böyle bir maddi olay gerçekleşmeden yapılır ise, sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olur. Bir idari işlemin sebebi, bazen de o işlemden önce yapılmış bir başka işlem olabilir. Örneğin, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 35. maddesine göre, aynı Kanun’un 26. maddesi uyarınca vatandaşlıktan çıkarılmasına karar verilen kişilerin Türkiye’de bulunan malları Hazinece tasfiye olunur.

Görüldüğü üzere, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 35. maddesinde öngörülen tasfiye kararının sebep unsurunu, daha önce alınan vatandaşlıktan çıkarma kararı teşkil etmektedir. Bir idari işlemin sebebi olarak daha önce yapılmış bir başka idari işlem gösterildiğinde, sebep olarak gösterilen işlem yapılmadan yapılacak işlem (kişinin Türk vatandaşlığından çıkarılması yolunda bir karar olmadan tasfiye kararının alınması) sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olacağı gibi, sebep olarak gösterilen işlemin sakat bir biçimde yapılmış olması da buna dayanılarak yapılacak işlemi sebep unsuru yönünden sakatlayacaktır.

İdare bir işlem yaptığında, o işlemi dayandırdığı sebebi ortaya koymak ve kanıtlamak, yani işlemini gerekçelendirmek zorundadır. Gerçi, yukarıda da belirttiğimiz gibi, idari işlem ve kararların gerekçeli bir biçimde kaleme alınması kural olarak zorunlu değildir. Ama sebep yönünden hukuka aykırılığı ileri sürülerek bir idari işlemin iptali için dava açıldığında, idare bu işlemin dayandığı sebebi yargı mercii önünde ortaya koymak ve kanıtlamak zorundadır. Nitekim 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasına göre, idari yargı yeri bakmakta olduğu bir dava ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri ve dolayısıyla işlemin dayandığı sebebin bildirilmesini idareden isteyebilir. İdare bu isteme uymak zorundadır. İdare bunu yapamaz ise, işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu sonucuna varılabilir.

Sebep Unsurunun Kanunlarda Düzenlenme Biçimleri ve Unsurda Sakatlık Halleri: Çeşitli kanun hükümleri incelendiğinde, sebep unsuru yönünden şu durumların varlığı gözlemlenmektedir:

– Kanunlar, idari işlemlerin sebeplerini açık ve seçik bir biçimde göstermiş olabilirler. Örneğin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin E bendi uyarınca, izinsiz ve kurumca kabul edilir bir özrü olmaksızın bir yıl içinde toplam 30 gün göreve gelmeyen bir memur, bir daha devlet memurluğuna alınmamak üzere memuriyetten çıkarılır. Eğer bu koşul gerçekleşmediği halde işlem yapılmış ise, bu işlem sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olur.

Kanunlar bazen idari işlemlerin sebeplerini açık ve seçik bir biçimde değil fakat kamu düzeni, milli güvenlik, ihtiyaç, lüzum gibi belirsiz kavramlar kullanarak göstermiş olabilirler. Gerçi bu kavramların hangi maddi olayları kapsadıkları ve hangilerini kapsamadıkları her zaman kesin olarak belli değildir. Ama gene de bu kavramların belli ve objektif bir anlamları vardır. Bir defa bu kavramlar uygulana uygulana belli ve objektif bir anlam kazanmışlardır. Ayrıca toplum da bunlara belli bir anlam atfetmektedir. Bu nedenle hiç olmazsa bazı olayların bu kavramlara mutlaka altlanabileceği, bazı olayların ise asla altlanamayacağı bellidir. O halde idari işlemin sebebi gösterilmek için kullanılan bu tür kavramların belirsiz olmalarına rağmen belli bir objektif anlam ve öze sahip olduklarını da kabul etmek gerekecektir. Örneğin, bir kolluk işleminin yapılabilmesi, kamu düzenini tehdit eden veya tehlikeye sokan bir eylem veya durumun ortaya çıkmasına bağlıdır. Burada kamu düzeni belirsiz bir kavram olmakla beraber, objektif bir anlam ve öze sahiptir.

Şöyle ki; toplumun dış ve maddi düzeni anlamına gelen kamu düzeni; toplumun güvenlik, dirlik, esenlik ve sağlık içinde yaşamasını ifade eder. Şu halde, idare ancak toplumun dirlik, esenlik ve güvenliğine ya da genel sağlığına aykırı eylem ve durumlar ortaya çıktığında bir kolluk işlemi yapabilir. Bununla beraber, bazı eylem ve durumların kamu düzeni için bir tehdit ya da tehlike oluşturup oluşturmadığı her zaman kolaylıkla ve nesnel bir biçimde belirlenemez. İşte bu gibi kuşkulu durumlarda idarenin işlemin sebebini belirlemede belli bir takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmelidir.

İdari işlemin sebebi belirsiz bir kavram ile gösterilmiş ise, idare bir defa belirsiz kavram ile ifade edilmiş bulunan bu sebebin hangi somut olayda gerçekleşmiş olduğunu ortaya koymak zorundadır. Yani İdare belli somut ve maddi olaylara dayanmak zorundadır. Ayrıca idarenin işlemini yaparken dayandığı somut olayların belirsiz kavrama altlanabilir türden olaylar olması gerekir. Bir başka anlatımla, idare dayandığı olayların hukuki tavsifini (nitelendirmesini) de doğru bir biçimde yapmak zorundadır. İdarenin hiçbir somut olaya dayanmamış olması, yapacağı işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olması sonucunu doğurur. Ayrıca İdare bazı maddi olayları zikretmiş olmasına rağmen, bu olaylar gerçekleşmemiş ise veya bu olayların hukuki tavsifi yanlış yapılmış ise, tesis olunan işlem gene sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır. Ancak İdarenin dayandığı ve işlemine sebep olarak gösterdiği maddi olayın belirsiz kavrama altlanıp altlanamayacağı objektif bir biçimde belirlenemeyip, bu konuda kuşku var ise, böyle bir durumda idarenin takdir yetkisine sahip olduğu kabul olunarak, yaptığı nitelendirmenin hukukiliği tartışılmamak gerekir.

– Nihayet bazen kanunlarda idari işlemlerin sebebinin hiç gösterilmemiş olduğu da görülmektedir. Örneğin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu memurların naklen atama işleminin hangi koşulların gerçekleşmesi halinde yapılabileceğini, yani sebebini hiç göstermemiştir. Böyle bir durumda idarenin tamamen serbest olduğu ve dilediği bir sebebe dayanarak işlem tesis etmeye yetkili olduğu ileri sürülmüş ve bu gibi işlemlerin sebepsiz, illetsiz ya da mücerret işlemler olduğu kabul edilmiştir.

Denmiştir ki, bu gibi işlemler söz konusu olduğunda İdare herhangi bir sebep göstermeye mecbur değildir. İdarenin hiçbir sebep göstermemesi işlemin geçerliliğini etkilemez. Ama İdare, buna rağmen yaptığı işlemine bir sebep gösterebilir ve böylece aslında sebepsiz olan işlemini sebepli bir işlem haline getirebilir. Bu halde, idarenin işleme sebep olarak gösterdiği olayların gerçekleşmiş olması işlemin geçerliliği için yeterlidir. Ancak sebep olarak gösterilen olayların işlemi yapmaya yeterli olup olmadığına bakılmaz. Kanımızca, bir idari işlemin sebebini hiç göstermemiş olan bir kanun hükmünün bu biçimde anlaşılması olanaksızdır. Zira idari işlemin sebep ve maksat unsurları arasında zorunlu bir bağ mevcut olup, kanunda sebebin hiç gösterilmemiş olması halinde bile, idari işlemin o işlemden beklenen amacı gerçekleştirmeyi mümkün ve gerekli kılacak bir sebebe dayanması zorunludur.

Şöyle ki; sebep İdareyi bir işlemi yapmaya yönelten etken, maksat ise o işlem ile ulaşılmak istenen nihai sonuç olduğuna göre, ancak işlemden beklenen nihai sonucun gerçekleşmesini mümkün ve gerekli kılabilecek bir nedenin varlığı halinde işlemin yapılması düşünülebilir. Bu nedenle, sebebi hiç gösterilmemiş bir işlem söz konusu olduğunda da, idare belli olaylara ve nedenlere dayanarak işlem yapmalıdır. İdarenin dayanacağı bu olay ve nedenlerin gerçek olması ve söz konusu işlemi yapmaya yeterli olması gerekir. Aksi takdirde işlem sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır.

Konu Unsuru ve Hukuka Aykırılık

Genel Olarak: Bir hukuki işlemin konusu onun doğurduğu hukuki sonuç, hukuk âleminde meydana getirdiği değişikliktir. Örneğin, memur atama işleminin konusu, bir kimsenin memur statüsüne sokulmasıdır. İdari işlemlerin sıhhatli ve geçerli olabilmesi için, bu işlemlerin konularının öncelikle mümkün ve meşru olması gerekir. İdare Hukuku’nda irade özerkliği ve sözleşme serbestîsine yer yoktur. İdare Hukuku’nda, işlemlerin konusunu belirlemede ne İdarenin, ne de ilgilinin bir serbestîsi vardır. İdarenin sadece konusu belirlenmiş işlemi yapıp yapmama veya belli konulu işlemlerden birini seçme hususunda yetkisi olabilir. Örneğin, bir memur atama işleminde, çalışma koşulları, memurun alacağı maaş, vs. idare ve memur arasında serbestçe belirlenemeyeceği gibi, idare tarafından da düzenlenemez. Bütün bunlar, daha önceden objektif bir biçimde kanunla tespit edilmiştir.

Konu Unsurunda Sakatlık Halleri: İdari işlem ve kararların konu unsurunda şu hallerde hukuka aykırılık söz konusu olabilir:

– İdari işlem veya kararın konusu imkânsız ise ya da meşru değil ise, konu unsuru yönünden hukuka aykırılık söz konusu olur. Bir defa, idari işlemin konusu mümkün olmalıdır. Yani, idari işlemden doğması beklenen hukuki sonucun doğması mümkün olmalıdır. Ayrıca bir idari işlem ya da kararın doğuracağı sonucun hukukun caiz gördüğü bir sonuç olması gerekir. Eğer işlem veya kararın doğuracağı sonuç, hukukun caiz görmediği bir sonuç ise, ortada hukuki bir imkânsızlık var demektir ve de işlem gene konu unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır. Örneğin, kamu mallarının kamulaştırılması mümkün değildir. Dolayısıyla bir kamu malının kamulaştırılması halinde de konu unsuru yönünden bir sakatlık söz konusu olacaktır.

– Bir idari işlem veya kararın sebebi İdareyi o işlem veya kararı yapmaya ya da almaya sevk eden etkenler, konusu ise o işlem veya kararın doğuracağı hukuki sonuç olduğuna göre, sebep ve konu unsurları arasında çok sıkı bir ilişki, hatta nedensellik bağı vardır. İşte sebep ve konu unsurları arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Kanunu’nda sebep ve konu unsurları birbirlerinden ayrılmamış, bu iki unsuru da kapsamak üzere esas deyimi kullanılmıştır. Sebep ve konu unsurları arasındaki bu ilişkinin kopuk olması işlemi ya sebep ya da konu unsuru yönünden hukuka aykırı hale getirir. Şöyle ki, kanunda öngörülen sebebin gerçekleşmiş olmasına rağmen kanunda öngörülen hukuki sonuçtan başka bir hukuki sonuç doğuran işlem yapılmış ise, bu işlem konu unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır.

– Ayrıca belli statü içinde bulunanlara uygulanabilecek hükümlerin bu statü dışında bulunan kişilere de uygulanması halinde, söz konusu işlem hukuka aykırı olacaktır.

– Nihayet geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğuran idari kararlar da konu unsuru yönünden hukuka aykırı olurlar. Bir idari karar, gerekli hazırlık işlemleri yapıldıktan sonra yetkili idari makamca alınıp ilgiliye duyurulmakla tamamlanır ve ilgili hakkında hüküm ifade eder. Kural, bir idari kararın tamamlandığı anda yürürlüğe girmesi ve o andan itibaren geleceğe yönelik hüküm ve sonuçlar doğurmasıdır. Bununla beraber, geriye yürümezlik kuralının da bazı istisnaları vardır. Bir defa, bir idari kararın yargı yerince iptal edilmesi halinde, idare yargı kararını uygulayabilmek için, zorunlu olarak geriye yürür bir idari karar alır. Ayrıca idare sakat bir kararını geri alınca da, geri alma kararı geri alınan kararın alındığı tarihe kadar geriye yürüyecektir. İşte bu istisnalar dışında geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğuran bir idari karar konu unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır.

Maksat Unsuru ve Hukuka Aykırılık

Genel Olarak: Maksat, kanun koyucunun idari işlem ile ulaşmak istediği, o işlemden beklediği nihai sonuçtur. İdari işlem ve kararlar idari fonksiyonun yerine getirilmesi için yapıldıklarına ve idari fonksiyon toplumsal gereksinimlerin karşılanması suretiyle kamu yararının gerçekleşmesine yönelik bulunduğuna göre, idari işlem ve kararların amacı da, kanunda açıkça gösterilmiş olsun ya da olmasın, idari hizmetlerin daha iyi bir biçimde yürütülmesi ve kamu yararının sağlanmasıdır. Bu anlamda kamu yararı, tüm idari işlem ve kararlar için genel ve değişmez nitelikte bir amaçtır. Bununla beraber, bazı idari işlem ve kararlar için, bu genel ve değişmez amacın yanı sıra, kanunlarda daha özel ve somut amaçlar da öngörülmüş olabilir. Bu daha somut özel amaçlar aslında genel ve değişmez amaç olan kamu yararının sınırları içinde kalmakta ve onun daha belirginleşmiş bir biçiminden başka birşey olmamaktadır.

Maksat Unsuru Yönünden Hukuka Aykırılık Halleri: Gerek tüm idari işlem ve kararlar için genel ve değişmez nitelikte olan kamu yararına ve gerekse bazı idari işlem ve kararlar için öngörülmüş bulunan daha somut ve özel maksatlara aykırı olarak yapılmış bulunan işlemler maksat unsuru yönünden hukuka aykırı olacaklardır. Maksat unsuru yönünden hukuka aykırılık, yetki saptırması deyimi ile ifade edilmektedir. Şu hallerde maksat unsuru yönünden sakatlığın (yetki saptırmasının) var olduğu kabul edilmektedir.

– Kişisel amaç güdülerek alınmış bulunan idari kararlar idari kararın alınmasında kişisel amaç güdülmüş ise, o idari karar yetki saptırması ile maluldür.

– Siyasal amaç güdülerek alınmış idari kararlar Bir idari kararın alınmasında siyasal düşüncelerle hareket edilmiş ise, o idari karar maksat unsuru yönünden hukuka aykırı olur.

– Özel maksadı aşan idari kararlar Kanunlarda bazı idari kararlar için öngörülmüş bulunan özel maksatların aşılması halinde de, maksat unsuru yönünden hukuka aykırılık ortaya çıkmaktadır.

İdari Kararlarda Sakatlık Yaptırımları

Genel Olarak

Genel olarak, bir hukuki işlemin maddi ve hukuki unsurlarının yokluğu, o işlemin yokluğu (keenlemyekun olması) sonucunu doğurur. Bir işlem, maddi ve hukuki unsurlarında bir noksanlığı olmamakla beraber kanunun emredici hükümlerine açıkça aykırı ise, mutlak butlan ile maluldür. Son olarak, maddi ve hukuki unsurlarında hiçbir noksanlığı bulunmayan ve kanunun emredici hükümlerine de aykırı olmayan bir işlem, o işlemin özünü teşkil eden iradede de bir sakatlık söz konusu ise, nisbi butlan ile maluldür.

Yokluk halinde, işlem hukuk âleminde hiç ortaya çıkmamış, hiç doğmamış sayılır. Böyle bir işlem hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Eğer böyle bir işleme dayanılarak bazı icrai eylemlerde bulunulmuş ise, bu eylemler birer haksız fiil sayılmak gerekir.

Mutlak butlan halinde, maddi ve hukuki unsurlarında herhangi bir noksanlığı bulunmayan işlem doğmuştur. Ancak doğmuş olan bu işlem, kamu düzenini korumak amacıyla konmuş bulunan kanunun emredici hükümlerine aykırıdır. Bu nedenle, bu tür bir işlemin doğuracağı sonuçlar kamu düzenini sarsıcı niteliktedir. Dolayısıyla, bu tür bir işlemin hiçbir sonuç doğurmamasında, ortadan kaldırılmasında kamu yararı vardır. Böyle bir işlemin ortadan kaldırılmasını ilgililer ve hatta üçüncü kişiler her zaman isteyebilirler. Hâkim de, böyle bir işlemi her zaman re’sen ortadan kaldırabilir.

Nisbi butlan halinde ise, işlem doğmuştur ve kanunun emredici hükümlerine de aykırı değildir. Yalnızca işlemin özünü teşkil eden iradede bir bozukluk vardır: Hata, hile ve ikrah gibi nedenlerle gerçek irade ile açıklanmış bulunan irade birbirine uymamaktadır. Nisbi butlan ile malul bir işlem kanunun emredici hükümlerine aykırı olmadığından, doğuracağı sonuçlar bakımından da kamu düzenini sarsıcı bir nitelikte değildir. Bu nedenle, bu tür bir işlemin ortadan kaldırılmasında kamu yararı değil, iradesi fesada uğramış kişinin bir yararı vardır. Bu tür bir işlemin ortadan kaldırılmasını, bu nedenle, ancak iradesi fesada uğramış kişi talep edebilir. Hâkim tarafından böyle bir işlemin re’sen ortadan kaldırılması mümkün değildir. İradesi fesada uğramış kişi, bu durumu gördükten sonra işlemini açıkça veya belli bir müddet içinde fesih hakkını kullanmayarak zımnen kabul etmiş ise, işlemin sakatlığı da ortadan kalkmış olur.

Özel hukukta geliştirilmiş bulunan bu sakatlık yaptırımlarını idari karar ve işlemlere aynen uygulamak mümkün müdür? Özel hukukta geliştirilmiş bulunan bu sakatlık yaptırımlarının idari işlem ve kararlara da aynen uygulanması halinde, unsurlarından biri sakat veya yok olan bir idari işlemi yok hükmünde saymamız gerekecektir. Zira yukarıda idari kararlarda sakatlık hallerini incelerken, idari kararlarda sakatlığın pek çok halde idari kararın unsurlarındaki sakatlıklar biçiminde ortaya çıktığını gördük. Ancak böyle bir çözüm, İdare Hukuku’nun ve özellikle idari işlemlerin özellikleri ile bağdaşmaz. Zira idari işlemler, çeşitli defalar da söylediğimiz gibi, kamu gücü kullanılarak yapılan işlemlerdir ve devlet otoritesinin açıklanması olarak ortaya çıkarlar. İdare edilenler, genellikle, kamu gücü kullanılarak yapılan, devlet otoritesinin açıklanması niteliğinde olan idari işlemlerin hukuki açıdan sıhhatli ve geçerli olduğuna inanırlar. İdare edilenler, çoğu zaman, idare adına irade açıklayan mercilerin yetki derecelerini, iradenin oluşumu sırasında İdare içinde yapılan hazırlık işlemlerini, idari mercilerin işlemi yaparken güttükleri amacı bilemezler; idari işlemi yapan merciin bu işlemi yaparken kanunun çizdiği çerçeve dâhilinde hareket ettiğine güvenirler. İşte idare edilenlerin bu güvenlerinin korunması zorunludur.

Tüm bu nedenlerle, idari işlem ve kararlarda ortaya çıkabilecek sakatlık hallerine uygulanacak yaptırımlar da değişik olacaktır. Bir defa, sakat idari işlemlere yokluk yaptırımı ancak istisnai hallerde ve çok ağır sakatlıklar söz konusu olduğunda uygulamak gerekecektir. Bu istisnai halin dışında ve çok ağır olmayan sakatlık hallerinde, söz konusu işlem bozuk bir işlem olacaktır. Ancak bu bozuk işlem, geçerli bir işlem gibi kabul edilecektir. Bununla beraber, bozuk işlemin bu geçerliliği, bozuk işlemin görevli yargı mercii tarafından iptali veya bizzat idare tarafından geri alınması ile son bulacak ve bozuk idari işlem hükümsüz hale gelecektir. Bu hükümsüzlük, bozuk idari işlemin yapıldığı ana kadar geriye yürüyecektir. Görüldüğü üzere, bozuk idari işlemin geçerliliği askıda olan bir geçerliliktir ve bu geçerlilik iptal ya da geri alma ile ortadan kalkacaktır. Fakat hukuki istikrar ilkesi gereği askıdaki bu geçerlilik ilânihaye devam edemez. Bozuk idari işlem, belli bir süre zarfında iptali talep edilmez ise veya İdarece geri alınmaz ise, sürekli bir geçerlilik kazanır.

Özetleyecek olursak, idari kararlarda ortaya çıkabilecek sakatlık hallerine uygulanacak yaptırımları, yokluk ve ortadan kaldırılabilirlik olmak üzere iki kategori altında toplayabiliriz.

Yokluk

Yokluk Yaptırımın Niteliği: Kendisine yokluk yaptırımı uygulanan bir idari karar hukuken hiç doğmamış, hukuk âleminde hiç ortaya çıkmamış sayılır. Dolayısıyla, bu tür bir idari karar hiçbir sonuç doğurmaz. Böyle bir idari karara, ne ilgililerin ne de o kararı almış bulunan idari makamın uyma yükümü vardır. Yoklukla malûl bir idari karara uymayan ilgili hakkında herhangi bir cezai müeyyide de uygulanamaz.

Ancak yoklukla malûl bir idari karar, gene de İdarenin bir işlemidir. Gerçi yok hükmünde olan, hiç doğmamış sayılan bir kararın yargı merciince iptal edilmesi veya idarece geri alınması düşünülemez. Ancak böyle bir karar gene de kamu gücü kullanılarak alınmıştır ve uygulanma olasılığı vardır. Bu nedenle, böyle bir kararın yokluğunun saptanmasında gerek ilgili ve gerek kamu açısından yarar söz konusudur. Ayrıca hangi hallerde ortadan kaldırılabilecek bozuk bir idari kararın ve hangi hallerde ise hiç doğmamış bir kararın var olduğu çoğu kez bilinemez. Bu nedenle, yargı yerleri yok hükmündeki bir idari karara karşı açılmış bulunan iptal davalarında, söz konusu kararın yokluğunu saptamakta ve daha sonra yok hükmünde bir kararın iptali istenemeyeceği gerekçesi ile davayı iptidaen reddetmektedir. Yoklukla malûl bir idari kararın yokluğu, hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman yargı mercilerince saptanabilir. İdare de böyle bir kararı her zaman geri alabilir.

Kanun, bazı hallerde kendisine yokluk yaptırımı uygulanacak idari kararı açıkça göstermektedir. Hakkında kural bulunmayan idari kararlar bakımından sakatlığın ağırlık ve açıklık derecesine bakmak gerekecektir. Sakatlık çok ağır ve ilgililerce kolay anlaşılabilen türden ise, ortada yok hükmünde bir idari karar var demektir. Ancak hangi hallerde sakatlığın çok ağır ve ilgililerce kolay anlaşılabilir olduğunu saptamak bakımından objektif bir ölçüt bulmak da imkânsızdır. Her bir somut idari karar ayrı ayrı ele alınarak, sakatlığın çok ağır ve ilgililerce kolay anlaşılabilir türden olup olmadığına bakılacaktır. Şüpheli durumlarda, ortada yok hükmünde ve hiç doğmamış bir idari kararın değil, hukuken varlığı ve dolayısıyla geçerliliği kabul edilen bir idari kararın olduğunu kabul etmek gerekir.

Yoklukla Malûl İdari Kararlar: Aşağıdaki hallerde, idari kararların çok ağır ve açık bir sakatlıkla malûl oldukları ve dolayısıyla yok hükmünde bulundukları kabul edilmektedir:

- İlgilinin Talep ve Rızasının Bulunmaması
İlgilinin talep ve rızasına bağlı idari kararlarda (isteğe bağlı işlemlerde), talep ve rızanın bulunmaması o idari kararın yokluğu sonucunu doğurur. Bu gibi işlemlerde, ilgilinin talep ve rızası, idareyi işlem yapmaya yönelten etkendir ve dolayısıyla işlemin sebep unsurunu teşkil eder. İlgilinin talep ve rızası yok iken işlem tesis edilmiş ise, işlem sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olur. Ancak sebep unsurundaki bu hukuka aykırılık o derece ağır ve açık bir sakatlıktır ki, işlem yok hükmünde sayılır.

- Yetki Unsurundaki Sakatlıklar ve Yokluk Hali
Yetki unsurundaki bazı ağır ve açık sakatlıklar da yapılan işlemin yok hükmünde sayılmasına yol açar. Yetki unsurundaki bu tür ağır ve açık sakatlık halleri, fonksiyon gaspı, yetki gaspı ile ağır ve bariz yetki tecavüzüdür.

- Şekil Unsurundaki Sakatlıklar ve Yokluk Hali
İdari işlemin şekil unsurundaki bazı sakatlık halleri de yokluk sonucunu doğurur. İdari kararların çok büyük bir kısmı yazılı şekle tabidir. Yazılı olarak değil de, sözlü olarak alınmış bulunan kararlar yok hükmündedirler. Aynı şekilde, idari kararların yetkili mercilerce imza edilmeleri gerekir. Henüz imza edilmemiş bir karar yok hükmündedir. Ayrıca toplantı ve karar nisabına uyulmadan alınan kararlar veya toplantı veya görüşme açılmadan elden imza toplamak suretiyle alınan kararlar da yok hükmündedir.

- Konu Unsurundaki Sakatlıklar ve Yokluk Hali
Nihayet konu unsurundaki bazı sakatlıklar da, idari işlem kararların yokluğu sonucunu doğururlar. İdari kararların konularının mümkün ve meşru olmaları gerekir. Konusu mümkün olmayan bir idari karar yok hükmündedir.

Ortadan Kaldırılabilirlik

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yok hükmünde olmayan sakat bir idari karar bozuk bir idari karar olup, önce hukuka uygun bir idari karar gibi geçerli sayılacaktır. Ancak bu idari kararın geçerliliği, askıda olan bir geçerliliktir. Bu geçerlilik, ileride gerçekleşebilecek bir şart ile ortadan kaldırılabilecektir. Başka bir deyişle, sakat bir idari kararın geçerliliği, ilgilinin talebi üzerine yargı merciince iptal edilmekle veya idare tarafından geri alınmakla son bulacaktır. Görevli yargı yerince iptal veya idarece geri alınma gerçekleşmediği sürece, sakat idari karar hukuka uygun bir idari kararın tüm sonuçlarını doğuracaktır. Aynı şekilde, belli bir süre içinde iptal edilmeyen veya geri alınmayan sakat idari kararların hukuka aykırılığı da artık ileri sürülemeyecektir. O halde, şimdi sakat bir idari kararın askılı geçerliliğine son veren şartları inceleyelim:

İptal: Sakat bir idari kararın askıda geçerliliğine son veren ilk şart, o kararın yargı merciince iptal edilmesidir. Sakat bir idari karar, bu kararla kişisel bir hakkı ihlal edilen kişi veya kişiler tarafından açılacak bir iptal davası ile görevli yargı merciince (kural olarak idare mahkemelerince ve asker kişilerle ve askeri hizmetle ilgili idari kararlar söz konusu olduğunda ise Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde) iptal edilir.

Görevli yarı merciince verilen iptal kararı, iptal edilen kararın alındığı tarihe kadar geriye yürür. Başka bir deyişle, iptal kararı üzerine iptal edilmiş bulunan karar hiç alınmamış sayılır ve hükümsüz hale gelir. Dolayısıyla, iptal edilen kararın, iptalden önce ve sonraki geçerliliği ortadan kalkmış olur. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrasına göre iptal kararı bir mahkeme kararı olup, Devletin tüm organları gibi yürütme ve idareyi de bağlar. İptal edilmiş bir idari karar artık hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı gibi, iptal edilmeden önce doğurmuş bulunduğu hukuki sonuçların da idarece ortadan kaldırılması zorunludur. Sakat bir idari karar ile kişisel bir hakkı ihlal edilmiş kişi, bu kararın iptalini ancak belli bir süre içinde talep edebilir. Bu süre, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 40. maddeleri uyarınca, kanunlarda ayrı bir süre öngörülmeyen hallerde, yazılı bildirim tarihinden itibaren altmış gündür. Bu süre içinde iptali istenmeyen sakat bir idari kararın askılı geçerliliği sürekli geçerlilik haline dönüşür. İlgili de, böyle bir idari kararın doğuracağı sonuçlara katlanmak zorundadır.

Geri Alma: Sakat bir idari kararın askılı geçerliliğine son veren ikinci şart, o işlemin idarece geri alınmasıdır. Geri alma, sakat bir idari kararın, idarenin alacağı bir başka idari karar ile hükümsüz hale getirilmesi, alındığı tarihten itibaren hukuk âleminden silinmesidir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, sakat bir idari kararın geri alınması, ikinci bir idari karar ile olmaktadır. Dolayısıyla, bu geri alma kararının da, aşağıda belirteceğimiz unsurları yönünden hukuka aykırı olması mümkündür. Bir başka deyişle, geri alma kararı da, idarenin geri almasına veya iptal davasına konu olabilir. Sakat bir idari kararı geri alan ikinci karar, sakat, idari kararı hükümsüz hale getirmekte ve onu doğurduğu ve doğuracağı tüm sonuçları ile birlikte hukuk âleminden silmektedir. Bir başka anlatımla, sakat bir idari karar geri alınmakla sanki hiç alınmamış sayılır. Görüldüğü üzere, burada idari kararların geriye yürümezliği kuralının bir istisnası ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Geri alma kararı, bazı hallerde sakat idari kararın doğurduğu veya doğuracağı tüm sonuçları ortadan kaldırmaya yetmez. İdarenin geri alma kararından sonra alacağı bir başka karar ile sakat kararın sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir. Bu gibi hallerde, idare için etkiyi giderme görevi, ilgili için de İdareden etkiyi gidermeyi isteme hakkı vardır. Örneğin, gerekli şartları haiz bir öğrencinin okula kaydolma talebinin hukuka aykırı olarak reddedilmesi halinde, red kararının geri alınması geri alınan kararın doğurduğu veya doğuracağı sonuçların silinmesine yetmez. İdarenin bir başka işlem ile (kayıt işlemi ile) geri aldığı red kararının sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir.

Sakat bir idari kararın geri alınması bir başka idari karar ile olacağından, geri alma işleminin sebep unsurunu daha önce alınmış bulunan sakat bir idari karar oluşturur. Hukuka uygun bir idari kararın geri alınması mümkün değildir. Hukuka uygun bir idari karar, kanunda öngörülen koşullar var ise, ancak ileriye yönelik olarak kaldırılabilir. Geri alma işleminin şekil unsuruna gelince, kural olarak geri alma işlemi, kanunda aksi öngörülmedikçe geri alınan işlem yapılırken izlenen şekil ve usule uyularak yapılmalıdır. Bu kural, usulde paralellik ilkesinin bir gereğidir.

Geri almaya yetkili merci, kural olarak, geri alınan işlemi yapmış olan idari mercidir. Ayrıca hiyerarşik denetim merciinin de, bu denetime tabi ast makamın aldığı sakat bir idari kararı geri alma yetkisi vardır. Zira hiyerarşik denetim merci, kendi denetimi altındaki ast mercilerin hukuka uygun olarak faaliyet göstermelerini denetlemekle yükümlüdür ve ast mercilerin hukuka aykırı davranış ve kararlarından sorumludur.

Sakat bir idari işlemin geri alınmasında üzerinde durulması gereken bir başka nokta da, geri almanın belli bir süreye bağlı olup olmadığıdır. İdare, sakat bir idari kararını her zaman geri alabilir mi? Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sakat bir idari işlemin askılı geçerliliğini ortadan kaldıran şartlardan biri olan iptal belli bir süreye bağlanmıştır. Bu süre geçtikten sonra, sakat bir idari işlem sürekli bir geçerliliğe sahip olur. Böyle bir çözüme, kamu yararı ile kişi yarar arasında bir denge sağlanarak hukuki ilişkilerde istikrarın korunması amacıyla gidilmiştir. Aynı durumun geri alma bakımından da geçerli olması gerekir. Sakat bir idari karar geri alınıncaya kadar geçerli sayıldığından, bazı hukuki sonuçlar doğmuş ve bazı hukuki ilişkiler kurulmuş olabilir. İdare bir yandan hukuka aykırı işlemini geri almalı, öte yandan sakat idari kararın geri alınmasına kadar doğurduğu hukuki durumları ve ilişkileri de korumalıdır. İşte bu istikrarı koruma endişesi ile sakat bir idari kararın ancak belli bir süre içinde geri alınabilmesi ve bu süre içinde geri alınmadığı takdirde sürekli bir geçerliliğe sahip kılınması zorunlu görülmüştür.

Ancak kanımızca sakat bir işleme dayanılarak sahih bir veya birkaç işlem tesis edilmiş ise sakat işlemin artık geri alınmaması gerekir. Bunun yanısıra, ilgilinin sakat bir idari işleme güvenmesi sonucu karşı karşıya geldiği durumu da nazarı itibare almak gerekecektir. Ama bu konuda en doğru ve nesnel ölçüt, sakat bir idari işlemin iptal davası açma süresinin içinde geri alınabileceğini kabul etmektir. Gerçekten sakat bir idari işlemin yargı yerince iptali ile onun idare tarafından geri alınması arasında büyük bir yakınlık ve benzerlik bulunmaktadır. Çünkü iptal ve geri alma, sakat bir idari işlemle uygulanan yaptırımlar olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu nedenle, her iki sakatlık yaptırımının doğuracağı sonuç da aynı olmaktadır. Gerçekten hem iptal edilme hem de geri alınma, sakat bir idari işlemi yapıldığı andan itibaren hükümsüz hale getirmekte ve ortadan kaldırmaktadır. O halde, bu iki müeyyidenin uygulanabileceği süre bakımından da aralarında bir paralellik kurmak ve sakat bir idari işlemin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceğini, bir süre geçtikten sonra artık geri alınamayacağını kabul etmek gerekecektir.

Sakat bir idari işlemin geri alınmasının belli bir süreye bağlanması yolundaki bu açıklamalarımız, ilgiliye yarar sağlayan sakat işlemler bakımından geçerlidir. İlgilisine yüküm yükleyen sakat bir işlemin idarece her zaman geri alınabileceği kabul edilmektedir. Zira bu tür işlemlerin belli bir süre geçtikten sonra da İdarece geri alınmaları hukuki ilişkilerde istikrar ilkesini zedelemez. Ayrıca adalet ilkesi de, bu tür işlemlerin her zaman geri alınabilmesini gerektirmektedir.

Sıra Sizde 5

Bir idari kararın sakat olması halinde uygulanan yokluk yaptırımı ile ortadan kaldırma yaptırımı arasındaki farkı açıklayınız.

İdari Kararların Sona Ermesi

Amaç 5

İdari kararların sona ermesini açıklayabilmek.

İdari kararların sona ermesine yol açan nedenleri; idari kararı alan makamın iradesi dışındaki nedenler ve idari kararı alan makamın iradesine bağlı nedenler olmak üzere iki ana grup altında toplayabiliriz:

İdari Kararı Alan Makamın İradesine Bağlı Olmayan Nedenler

İdari kararlar, onları alan makamların iradesi dışındaki nedenlerle sona erebilirler. Bu nedenler de hukuki ve fiili nedenler olmak üzere ikiye ayrılırlar:

Hukuki Nedenler

Bir idari kararın hukuka aykırı bulunarak görevli yargı mercilerince iptal edilmesi, idari kararın sona ermesine yol açan hukuki bir nedendir. Ayrıca yalnızca bir yarar sağlayan idari kararların ilgilisinin bu yarardan feragat etmesi de, idari kararı, onu alan makamın iradesi dışında sona erdiren hukuki bir nedendir.

Fiili Nedenler

Ayrıca bir idari karar, onu alan makamın iradesi dışındaki fiili nedenlerle de ortadan kalkabilir. Bir idari kararın konusunun veya ilgilisinin ortadan kalkması, idari kararı sona erdiren fiili nedenlerdir.

İdari Kararı Alan Makamın İradesine Bağlı Nedenler

İdari kararın onu alan makamın iradesi ile ortadan kalkması, ya o idari kararın içinde öngörülmüş olabilir; ya da idarenin alacağı bir başka idari karar ile olur.

İdari Kararın Kendiliğinden Ortadan Kalkması

Bir idari kararın, onu alan makamın iradesi ile ortadan kalkması, söz konusu idari kararın içinde öngörülmüş olabilir. Bu durum, belli bir süreye veya belli bir şarta bağlanmış kararlarda ortaya çıkar. Belli bir süre için verilmiş bulunan izin ve ruhsatlar, bu sürenin dolması üzerine kendiliğinden ortadan kalkarlar. İdarenin ayrıca bir karar almasına gerek yoktur. Belli bir şarta bağlanmış bulunan idari kararlar da o şartın gerçekleşmesi ile kendiliğinden ortadan kalkarlar.

İdari Kararın İdarece Ortadan Kaldırılması

Bir idari kararın, idarenin alacağı bir başka idari karar ile ortadan kaldırılması ise, ya geçmişe yürür bir biçimde olabilir (geri alma) veya gelecek için olabilir (kaldırma, değiştirme, düzeltme).

Geri Alma

Sakat bir idari kararın idarece geri alınması.

Kaldırma

Kaldırma, bir idari kararın İdarenin alacağı bir başka idari karar ile geleceğe yönelik olarak yürürlükten kaldırılmasıdır. Kaldırma kararının sebep unsurunu, daha önce alınmış bulunan bir başka idari karar teşkil eder. Geri alma kararı için mutlaka hukuka aykırı bir idari kararın daha önceden alınmış olması zorunlu ise de, kaldırma kararının sebep unsurunu hem hukuka uygun ve hem de hukuka aykırı olarak alınmış bulunan idari kararlar teşkil ederler. Bununla beraber hukuka uygun olarak alınmış idari kararlar hiçbir neden olmaksızın geleceğe yönelik olarak kaldırılamazlar. Hukuka uygun idari kararlar, ancak kanunda gösterilmiş esas ve usule ilişkin koşulların varlığı halinde ve bunlara uyularak tersine bir işlem (karşı işlem) ile kaldırılabilirler. Örneğin, hukuka uygun olarak alınmış bulunan bir atama kararı, ancak kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde açılacak bir disiplin soruşturması sonucu verilecek memuriyetten çıkarma kararı ile yürürlükten kaldırılabilir.

Kaldırmaya yetkili makam, kural olarak kaldırılan kararı almış olan makamdır. Kaldırma kararı, kaldırılan karar alınırken izlenen şekil ve usul koşullarına uyularak alınır. Kaldırma kararının konusu ise, bir idari kararın yürürlüğüne geleceğe yönelik olarak son verilmesidir.

Değiştirme

Bir idari kararın aynı zamanda hem geleceğe yönelik olarak ortadan kaldırılması ve hem de onun yerine yeni bir kararın alınmasıdır. Değiştirme, bir yandan geçmişe dokunmayıp geleceğe yönelik bir ortadan kaldırma olduğundan, idari kararların kaldırılmasına ilişkin hükümlere tabidir.

Düzeltme

Bir idari kararın içeriğine ve doğuracağı sonuçlara dokunulmaksızın, yanlış hükümleri yerine doğrularının geçmişe ve geleceğe yönelik olarak konulmasıdır. Düzeltme, geçmişe yönelik olması dolayısıyla geri almaya, geleceğe yönelik olması dolayısıyla da kaldırmaya eş bir işlemdir.