Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Yurttaşlık ve Çevre Bilgisi      Ünite 12      30 Haziran 2011 Ara     

Hizmet Yönünden Yerinden Yönetim Kuruluşları: Kamu Kurumları

Oluşumlarının Gerisinde Yatan Nedenler ve Nitelikleri

Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının, yani kamu kurumlarının oluşturulmalarının gerisinde birkaç nedeninin yattığı söylenebilir (Karasu, 2004: 222 vd. Gözübüyük- Tan,1998: 238; Duran, 1982: 188):

– Kamu hizmetlerinin genişlemesi ile birlikte kamu idarelerinin (devlet tüzel kişiliği ve yerel yönetimler) fiziki kapasite açısından hizmet ve faaliyetleri yürütmede yeterli olamamaları nedeniyle bir hizmet ve faaliyeti, doğrudan doğruya ifa etmeyip, kuruluşları dışında vücuda getirecekleri bir tüzel kişilik eliyle gerçekleştirmeyi daha yararlı ve uygun görmeleri.
– Merkezi yönetimi küçültmek, küçük, uzmanlaşmış birimler aracılığıyla ussal, etkili ve verimli yönetimi sağlama. “Bazı faaliyet ve hizmetlerin, devletin genel idare esaslarına göre yürüttüklerinden çok farklı, kendine özgü bir niteliği ve belirginliği vardır. Bunlar bir bakıma kamusal faaliyetin çok dar bir alanında uzmanlaşmış örgüt ve kuruluşlardır. “(Örnek, 1992: 154). Uzmanlaşmış kamu örgütleri olarak kamu kurumları, merkezi yönetimin geleneksel örgütlerinden farklı biçimde örgütlenirler.
– Kimi hizmet ya da faaliyetlerin niteliği gereği özel teknik bilgi ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle geleneksel/yerleşik idari ve mali usullerce yürütülmesinde güçlük ya da sakınca bulunması (geleneksel idari usullerin dışına çıkmak ve bütçe esnekliği gibi devletin klasik muhasebe ve mali yapısından kaçış).
– Kimi hizmet ya da faaliyetleri yürütecek kurumların ilişki kurduğu ilgililer, yararlananlar ile üçüncü kişilerin durumları açısından içinde bulunduğu özel koşullar (Siyasal iktidarın ve diğer güç odaklarının müdahalelerine karşı bazı hizmet alanlarına özerklik tanınması ihtiyacı)
– Siyasal alanın sivil topluma doğru genişletilmesine yönelik istemler.

Yukarıda sıraladığımız nedenlere bağlı olarak bazı kamu hizmetlerinin ya da faaliyetlerin “genellik ilkesi”ne dayalı olarak oluşturulan kamu idareleri tarafından yürütülmesi yerine, kamu idarelerince oluşturulan bir tüzel kişilik eliyle yürütülmesi tercih edilmiştir. Özellikle 1930’ların başlarından itibaren kurulmaya başlayan ve sonrasında giderek hızla artan, başta iktisadi kamu kurumları olmak üzere Cumhuriyetin kalkınma hamlesini gerçekleştiren kamu kurumlarının kamu hizmetlerinin genişlemesine bağlı olarak oluşturulduklarını söyleyebiliriz. Başta TRT ve üniversiteler olmak üzere bazı kamu örgütleri ile Türk kamu örgütlenmesinin gündemine giren “özerk kuruluşlar” ise kamu hizmetinin genişlemesinden bağımsız olarak özerklik elde etmişlerdir.

Kamu kurumlarının bazı temel özelliklerini kısaca şöyle özetleyebiliriz (Karasu, 2004:230 vd.; Gözübüyük- Tan,1998: 236; Duran, 1982:188-195): Kamu kurumları, yerinden yönetim ilkesine göre oluşturulmuştur. Bu nedenle de hizmet yerinden yönetim kuruluşları olarak da adlandırılmaktadırlar. “Bu yöntemle müşahhas bir kamu hizmetinin örgütlenmesi merkezi idarenin dışına hizmet yerine taşınmaktadır” (Karahanoğulları, 2001: 277-288).

Kamu kurumları, devlet tüzel kişiliği içinde yer alan örneğin bakanlık örgütleri ya da tüzel kişiliği olmayan kamu örgütlerine göre çok daha yürütme erkinden daha bağımsız bir yapıya sahiptirler. Bu örgütler açısından özerklik, “iktidar organlarına karşı bağımsız olmaktan öte bir kavramdır… Özerklik, yalnız siyasal iktidara karşı değil, toplumdaki egemen çevrelere, dolayısıyla toplumda ağır basan görüşlere ve değer yargılarına karşı da bağımsızlık anlamına geldiği için gereklidir.” (Soysal, 1990: 99-360). Bu örgütlerin tüzel kişiliğe sahip olması, onların özerk bir yapıya sahip olmaları için önemli bir etkendir. Bununla birlikte bir örgütün özerkliği, sadece tüzel kişiliğe sahip olmasına bağlı bir olgu değildir. Tüzel kişiliği olmayan buna karşılık statülerine ve sahip oldukları yetkilere bağlı olarak kamu örgütlenmesinde etkili konumdaki bazı örgütler, özerk bir konumda varlıklarını sürdürebilmektedirler (Örnek, 1992: 104). Örneğin devlet tüzel kişiliğine bağlı olan ve ayrı bir tüzel kişiliği olmayan Devlet Planlama Teşkilatı, özellikle de bazı dönemlerde, işleyişi açısından adeta özerk bir kamu örgütü gibi faaliyet göstermiştir. Kamu kurumlarının sahip oldukları özerklik sadece yapısal açıdan değildir; yönetimin diğer öğeleri (bütçe, personel, denetim gibi) açısından da kamu kurumları özerkliğe sahiplerdir. Özerklik dereceleri farklılaşmaktadır.

Kamu kurumlarının varlığı, sadece devletin yeni ortaya çıkan sınai ve ticari alandaki kamu hizmetlerini örgütleme amacı ile sınırlı olarak düşünülmemelidir. Kamu kurumları yerinden yönetim ilkesine dayalı olarak kurulmuşlardır. Bu açıdan siyasal alanın sivil topluma doğru genişlemesi, devletin kamusallaşması ve demokratik yönetim uygulamalarında önemli bir işlevi yerine getirmektedirler. Tümleşik yapıdaki devlet örgütlerinden farklı olarak, bu yapıdan koparılarak oluşturulmuş kamu kurumlarının, sivil toplumun ihtiyaçlarına çok daha duyarlı ve uyum sağlayabilir nitelikte olduğu ileri sürülmüştür.

Kamu kurumlarının tümleşik yapıdan kopmamaları ve hiyerarşi içinde kalmaları için bu örgütler üzerinde kamu idareleri idari vesayet uygulamaktadır. Kamu kurumlarının özerkliği kural, vesayete tabi olmaları ise istisnadır (Karahanoğulları, 2001: 277-288). Kamu idareleri ve kamu kurumları açısından tümleşik yönetim yapısı içinde özerklik ve idarenin bütünlüğü ilkeleri arasında bir denge söz konusudur.

Kamu Kurumlarının Türleri

Hizmetin kamu idaresinden koparılarak ayrı tüzel kişilik altında örgütlendirilmesi yöntemiyle oluşturulan çok sayıda ve türde kamu örgütünden söz edebiliriz. Yerine getirdikleri işlevlerin niteliğine göre kamu kurumlarını, idari, iktisadi ve bilimsel kamu kurumları olarak ayırmak mümkündür. Bu listeye meslek kuruluşlarını, son dönemlerde çok tartışılan ve düzenleme ve denetim işlevini yerine getiren kurumları ve yeni oluşturulan ve statüsü tartışmalı kalkınma ajanslarını ekleyebiliriz.

İdari Kamu Kurumları

Kamu kurumlarının en eski ve klasik biçimi idari kamu kurumlarıdır. Nitekim Türkiye’de de ilk çıkan kamu kurumu türü olan idari kamu kurumları, “devletin yapageldiği veya yapması gereken faaliyetleri…kendi bünyelerinden ayırıp, tüzel kişiliğe kavuşturduğu teşkilat birimleridir. Onun için bunlara ‘klasik kamu kurumları’da denmektedir”(Duran, 1982: 196, 197). İdari kamu kurumları, kamu idarelerinin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevleri, yani klasik kamu hizmet ve faaliyetlerini, emanet usulüyle fakat özerk, devletten ayrı bir tüzel kişilik biçiminde yürüten kurumlardır. Tüzel kişilik olmaları itibariyle bu kurumların organları var olsa da bu organlar doğrudan doğruya bağlı oldukları kamu idaresi tarafından oluşturulmaktadır. Bu kurumlar, gerek faaliyet biçimleri gerek bütçe yönetimi açısından ilkesel olarak kamusal rejime tabidirler (Onar, 1960: 759).

İdari kamu kurumları, genellikle genel müdürlük biçiminde örgütlendirilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü gibi. Merkezi yönetimin sıkı denetiminde olan bu kurumların başında merkezi yönetimce atanan bir genel müdür vardır. Genellikle katma bütçeli olan bu kurumlar bütçe ve idari usuller açısından çok sınırlı düzeyde özerkliğe sahiptirler. Genellikle faaliyet konusu bir tek olan idari kamu kurumları, bir kamu idaresinin içinde bulunan ve bu idarenin “özgülenmiş faaliyetlerini yerine getiren” idari organlara (örneğin devlet dairesi ya da bakanlık genel müdürlüğü) çok benzerler. Bu nedenle de aynı türden faaliyet gösteren bu iki birim çok karıştırılmaktadır. Fakat idari kamu kurumları, tüzel kişiliğe sahip olmaları bakımından bu birimlerden farklılaşır (Onar, 1960: 754-760). Bakanlık içindeki örgütlerin tüzel kişiliği yoktur. Örneğin, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir birim olan Emniyet Genel Müdürlüğü merkez örgütünde yer alan, özgülenmiş bir faaliyeti yerine getiren ve tüzel kişiliği olmayan bir idari organ, buna karşılık Vakıflar Genel Müdürlüğü ayrı tüzel kişiliğe sahip bir idari kamu kurumudur.

İktisadi Kamu Kurumları

Kamu kurumlarında ikinci kümeyi iktisadi kamu kurumları (sınai ve ticari kamu kurumları) oluşturmaktadır. İktisadi kamu kurumları, devletin işlevlerinin özellikle sınai, ticari, tarım ve madencilik gibi iktisadi alanlarda genişlemesi sonrasında, geleneksel kamu örgütlenmesi yapısının (kamu hizmeti-kamusal rejim birlikteliği) bu alanlardaki kamu hizmetlerinin yürütülmesine uygun olmaması nedeniyle oluşturulmuşlardır. Kural olarak sınai veya ticari kamu hizmetleri için iktisadi kamu kurumlarının oluşturulması yöntemi benimsenmiş olmakla birlikte, bu hizmetler emanet yöntemiyle yerine getirilmeye de devam etmektedir (Karahanoğulları, 2001:286). İşlevleri ve nitelikleri gereği genellikle karma ya da melez yapılar olarak da tanımlanan iktisadi kamu kurumları, ortaya çıkışlarından itibaren, faaliyet konuları (kamu hizmeti özel hizmet), faaliyet amaçları (kâr elde etmek-kamu yararı) ve tabi oldukları hukuksal rejim (kamusal rejim-özel hukuk) açılarından ciddi tartışmalara konu olmuşlardır.

Devletin bir girişimci olarak ekonomik hayata katılması sonucu meydana gelen iktisadi kamu kurumları, esas itibariyle kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT) kavramı altında toplanmaktadır. (Günday, 2002: 462). Kamunun ekonomiye dolaysız müdahale araçları olarak KİT’ler, 1982 Anayasası’nın 165. maddesinde “Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları” olarak dolaylı biçimde tanımlanmışlardır. KİT’ler ile ilgili temel düzenleme 1984 yılında çıkarılan 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında KHK’dır. 233 sayılı KHK, KİT’leri, sermayesi doğrudan doğruya devlete ait olanlar (İktisadi Devlet Teşekkülleri-İDT) ve sermayesi bir başka KİT’e ait olanlar (Kamu İktisadi Kuruluşları-KİK) olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Aynı KHK’nın 2. maddesine göre İDT’ler, devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan KİT’lerdir.

İktisadi kamu kurumları arasında Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü, Türk Hava Yolları A O. Genel Müdürlüğü, Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü gibi kurumları sayabiliriz.

Bilimsel Kamu Kurumları

Bilimsel, teknik, sanatsal ve kültürel hizmet ve faaliyetlerde bulunmak üzere kurulan bilimsel kamu kurumları arasında üniversiteler, TÜBİTAK, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), TODAİE gibi kurumları sayabiliriz. Bilimsel kamu kurumları, idari ve iktisadi kamu kurumlarına göre daha özerk bir yapıya sahiptirler. Bu özerklik, işlevsel özerklik yanında, kimi zaman yönetsel ve mali özerklik biçiminde de kendini gösterebilmektedir. (Günday, 2002: 458, 473).

Bilimsel kamu kurumları kapsamında yer alan en yaygın kurum, üniversitelerdir. 1982 Anayasası’nın 130. maddesinde üniversitelerin ‘kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip” oldukları belirtilmektedir. 1961 Anayasası ile idari özerkliğe de sahip olan üniversiteler, 1982 Anayasası ve YÖK yasası ile idari özerkliklerini bütünüyle kaybetmişlerdir (Tanör, 1994:119120). Benzer bir değişiklik TRT içinde yaşanmıştır. 1961 Anayasası döneminde özerk bir kamu tüzel kişisi olan TRT’nin özerkliğine de son verilmiştir. TRT için “özerk kamu tüzel kişiliği’ yerine tarafsız kamu tüzel kişiliği’ statüsüyle yetinilmiştir (Soysal, 1990: 360). 1982 Anayasası da TRT’ye yönelik düzenlemesindeki “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır” biçimindeki hükümle bu statüyü sürdürmüştür.

Düzenleyici ve Denetleyici Kamu Kurumları

Düzenleyici ve denetleyici işlevleri yerine getiren kamu kurumları 1980’lerden sonra kurulmaya başlanmış ve özellikle son dönemlerde kamu örgütlenmesindeki yerleri ve nitelikleri itibariyle tartışma konusu olmuşlardır. Bu kurumlar genel olarak bağımsız idari/düzenleyici otoriteler olarak adlandırılmaktadır. Bağımsız idari otoriteler için “bakanlık dışı ileri derecede özerk kuruluşlar üst kurullar, bağımsız kurullar, düzenleyici kurullar, bağımsız idari otoriteler gibi farklı adlandırmalar da tercih edilmektedir. Tüzel kişiliğe sahip bu yeni yapılar, yapısal özellikleri itibariyle tümleşik kamu örgütlenmesinde önemli oranda esnekleşmeye yol açmıştır.

Bağımsız idari otoriteler, idarenin denetimini sağlamak ve ekonomi, haberleşme, ulaştırma gibi bazı hassas sektörlerin düzenlenmesi amacıyla oluşturulmuşlardır. Bağımsız idari otoritelerin kurulmalarının gerisinde, “1990lı yıllarda dünyayı saran küreselleşme akımın etkisiyle devleti küçültmek, özellikle iktisadi alanlarda yürütülen kamu hizmetlerini özelleştirmek ve fakat özel kesime bırakılan bu kamu hizmetlerine tamamen de yabancı kalınmayarak onları dışarıdan bir tür regüle etmek ve bu regülasyonu yapabilecek örgütleri kurmak düşüncesi”nin yattığı ileri sürülmüştür (Günday, 2002:493). Bu amaçların içeriğine bağlı olarak bu kurumların; düzenleme, izleme, denetleme, aykırı davranış ve durumları önleme ve bunlara yönelik yaptırım uygulama, temel hak ve özgürlükleri ve ekonomik düzeni koruma ve güvence altına alma gibi çok çeşitli türde işlevleri vardır (Duran, 1997:5). Bu kurumların yürütmeden çok danışma ve düzenleyici rolleri vardır. Bağımsız idari otoritelerin yerine getirdikleri işlevler geleneksel kamu hizmetlerine oranla daha çok uzmanlık gerektiren, teknik ve bilimsel niteliktedir.

Bağımsız idari otoriteler arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu; Sermaye Piyasası Kurulu; Rekabet Kurumu; Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu; Telekomünikasyon Kurumu; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu; Şeker Kurulu; Kamu İhale Kurumu; Tütün, Tütün Mamulleri, Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nu sayabiliriz.

Bağımsız idari otoritelerin kamu örgütlenmesindeki yeri çok tartışılmaktadır. İdarenin bütünlüğü ilkesi gereği bütün kamu kurum ve kuruluşlarının devletin hiyerarşik ya da vesayet denetimine tabi olduklarından söz etmiştik. Bağımsız idari otoriteler açısından bu iki denetim türünün de geçerli olmadığı, bu kurumların 3046 sayılı yasada düzenlenen bağlı ya da ilgili kuruluşlar statüsünden farklılaştığı savunulmaktadır. Bu kurumların devlet idaresi ile olan hukuksal bağları için “ilişkili” ibaresi kullanılmaktadır. Örneğin 4.1.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda düzenleyici ve denetleyici bir kurum olan Kamu İhale Kurumu’nun statüsü şöyle düzenlenmiştir (md. 53/a):

“Bu Kanunla verilen görevleri yapmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve malî özerkliğe sahip Kamu İhale Kurumu kurulmuştur. Kamu İhale Kurumu, bu Kanunda belirtilen esas, usul ve işlemlerin doğru olarak uygulanması konusunda görevli ve yetkilidir. Kurumun ilişkili olduğu Bakanlık Maliye Bakanlığıdır. Kurumun merkezi Ankara’dadır. Kurum görevini yerine getirirken bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurumun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez.” Görüldüğü üzere kurumun tüzel kişiliğe sahip olduğu, idari ve mali özerkliğinin olduğu ve Maliye Bakanlığı ile “ilişkili” olduğu, görevlerini yerine getirirken bağımsız olduğu yasada açıkça belirtilmektedir.

Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile ilgili ilk anayasal düzenleme 1961 Anayasası 122. madde ile gerçekleştirilmiştir. 1982 Anayasası’nda da aynı düzenleme vardır. Anayasa’nın 135. maddesinde, “belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir” biçimindeki hüküm ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşların kamu tüzel kişisi olduğu açıkça belirtilmiştir.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının tüzel kişilik/hukuksal statüsü tartışmalıdır. İdare hukuku yazınında bu örgütlerin “özel” niteliklerine vurgu yapıldığı göze çarpmaktadır. Bazı yazarlar kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını, ‘Türk yönetim sistemi içinde ‘idari rejim’in birinci unsuru olarak idare’ kavramından söz ederken anılmaması imkânı bulunmayan varlıklar” olarak tanımlayarak bu örgütlerin kamu örgütlenmesi içindeki özel konumuna vurgu yapmaktadır (Özay, 1996: 58). Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları “idare bütünü içinde ayrı ve özel bir kategoridir” olarak da tanımlanmıştır (Duran, 1986: 15-16).

Yasa ile kurulan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, o meslek alanında faaliyet göstermek isteyen kişiler, üye olmak ve bu kuruluşların belirlediği kurallar çerçevesinde faaliyet göstermek zorundadırlar. Bu kuruluşların organları, kendi üyelerince seçimle oluşturulur. Organlarının görevine ancak mahkeme kararıyla son verilebilir.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Barolar Birliği (TBB) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) gibi kuruluşlar örnek olarak gösterilebilir.

Kalkınma Ajansları

25.01.2006 tarih ve 5449 sayılı “Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun” ile birlikte Türk kamu örgütlenmesinde “kalkınma ajansları” adında yeni bir örgüt yapısı ile karşı karşıyayız. 5449 sayılı yasa, “kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek suretiyle, ulusal kalkınma plânı ve programlarda öngörülen ilke ve politikalarla uyumlu olarak bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, sürdürülebilirliğini sağlamak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak üzere oluşturulacak kalkınma ajanslarının kuruluş, görev ve yetkileri ile koordinasyonuna ilişkin esas ve usulleri düzenlemeyi” amaçlamaktadır.

Yasaya göre tüzel kişiliğe sahip, bu yasa ile düzenlenmemiş bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tâbi olan kalkınma ajansları, bölgeler esas alınarak, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığımın bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur. Ajans merkezinin bulunacağı il, kuruluş kararnamesinde belirtilir. Ajansların ulusal düzeyde koordinasyonundan Devlet Planlama Teşkilatı sorumlu kılınmıştır.

Kalkınma ajanslarının görev ve yetkilerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Yerel yönetimlerin plânlama çalışmalarına teknik destek sağlamak; bölge plân ve programlarının uygulanmasını sağlayıcı faaliyet ve projelere destek olmak; bu kapsamda desteklenen faaliyet ve projelerin uygulama sürecini izlemek, değerlendirmek ve sonuçlarını Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’na bildirmek; bölge plân ve programlarına uygun olarak bölgenin kırsal ve yerel kalkınma ile ilgili kapasitesinin geliştirilmesine katkıda bulunmak ve bu kapsamdaki projelere destek sağlamak; bölgede kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen ve bölge plân ve programları açısından önemli görülen diğer projeleri izlemek; bölgesel gelişme hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik olarak; kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek; belirli şartlarda ajansa tahsis edilen kaynakları, bölge plân ve programlarına uygun olarak kullanmak veya kullandırmak; bölgenin kaynak ve olanaklarını tespit etmeye, ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırmaya ve rekabet gücünü artırmaya yönelik araştırmalar yapmak, yaptırmak, başka kişi, kurum ve kuruluşların yaptığı araştırmaları desteklemek; bölge illerinde yatırımcıların, kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetki alanına giren izin ve ruhsat işlemleri ile diğer idarî iş ve işlemlerini, ilgili mevzuatta belirtilen süre içinde sonuçlandırmak üzere tek elden takip ve koordine etmek. Kalkınma ajanslarının örgütlenme yapısında dört farklı organ vardır. Bunlar: Kalkınma kurulu, yönetim kurulu, genel sekreterlik ve yatırım destek ofisleridir.

Bölgesel gelişme hedefine yönelik olarak; bölgedeki kamu kurum ve kuruluşları, özel kesim, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yerel yönetimler arasında işbirliğini geliştirme ve ajansı yönlendirme amacına yönelik olarak oluşturulacak kalkınma kurulu illerin dengeli şekilde temsilini sağlayacak yapıda, en fazla yüz üyeye sahip olacaktır. Yönetim kurulu, ajansın karar organıdır. Yönetim kurulu, tek ilden oluşan bölgelerde vali, büyükşehir belediye başkanı, il genel meclisi başkanı, sanayi odası başkanı, ticaret odası başkanı ile kalkınma kurulu tarafından özel kesim ve/veya sivil toplum kuruluşlarından seçilecek üç temsilciden; birden fazla ilden oluşan bölgelerde il valileri, büyükşehir belediye başkanları veya büyükşehir olmayan illerde il merkez belediye başkanları, il genel meclisi başkanları ve her ilden birer kişi olmak kaydıyla ticaret ve sanayi odası başkanlarından oluşur. Ancak, birden fazla ilden oluşan bölgelerdeki illerde; ticaret ve sanayi odalarının ayrı ayrı kurulmuş bulunması halinde, yönetim kurulunda yer alacak temsilci Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu tarafından belirlenir. Ajansı, yönetim kurulu başkanı temsil eder. Yönetim kurulunun başkanı validir.

Genel sekreterlik ajansın icra organıdır. Genel sekreterliğin ve yatırım destek ofislerinin en üst amiri genel sekreterdir. Genel sekreter yönetim kuruluna karşı sorumludur. Yatırım destek ofisleri, bölge illerinde, yönetim kurulu kararı ile biri koordinatör olmak üzere, en çok beş uzmandan oluşmaktadır. Yatırım destek ofisleri görevleri ile ilgili olarak genel sekreterliğe karşı sorumludur.

Ülke çapında toplam 26 adet kurulacak olan kalkınma ajansları, ekonomik ve toplumsal gelişmişlik düzeyine göre farklı sayıda ilden oluşan sorumluluk alanlarına sahiptir. Örneğin, İstanbul’da kurulacak kalkınma ajansı sadece İstanbul’a ilişkin hizmet verecek iken, Ege Bölgesi’nde Aydın, Denizli ve Muğla’ya ilişkin tek bir ajans kurulacaktır. Yine Orta Anadolu’da Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Niğde ve Nevşehir için de tek bir ajans kurulacaktır.

Kalkınma ajansları, dünyada olduğu gibi Türk kamu yönetimi yazınında da çok tartışılmaktadır. Dünya örneklerinde olduğu gibi ilk olarak, “bölge kalkınma ajansları” biçiminde bir adlandırma ile gündeme gelen bu kurumlar, yasalaşma sürecinde “bölge” nitelemesi kaldırılarak sadece “kalkınma ajansı” olarak nitelendirilmiştir. Kamu kaynaklarını ve kamusal ayrıcalıkları kullanacak olan kalkınma ajansları, gerek devlet örgütlenmesindeki yerinin, bir başka deyişle hukuksal statülerinin belirsizliği, gerek oluşum biçimleri ve karar alma yapıları, gerek işlevleri açısından tartışılmaktadır. Bazı çevreler bu tür bir bölgesel düzeyde bir örgütlenmenin doğuracağı “siyasal” sonuçlara yönelik eleştiriler getirmektedirler. Diğer bazı çevreler ise, dünyadaki diğer ülkelerin deneyimlerini örnek olarak göstererek, bölgelerarası eşitsizlikleri giderme amacına yönelik olarak oluşturulan ajansların, bu beklentinin aksine bölgeler arasındaki eşitsizliği daha da artıracağını dile getirmekte ve bu kurumların oluşturulmasına karşı çıkmaktadırlar (Turan, 2005).