Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
02.09.2014
Ders: Hukuka Giriş      Ünite 8      16 Mart 2010 Ara     

Fiil Ehliyeti

Amaç 6

Fiil ehliyetinin ne olduğunu ve bu ehliyete sahip olmanın koşullarını ortaya koyabilmek

Tanımı

Fiil ehliyeti (medeni hakları kullanma ehliyeti), bir kişinin bizzat kendi fiil ve işlemleriyle kendi lehine haklar, aleyhine borçlar yaratabilme iktidarıdır. Fiil ehliyeti, daha önce gördüğümüz hak ehliyetinden farklıdır. Gerçekten, hak ehliyetine her kişi sahip bulunduğu halde, fiil ehliyeti bakımından durum böyle değildir. Fiil ehliyetine herkes değil, ancak kanunun aradığı bazı koşullara sahip bulunan kişiler sahiptirler; çünkü hak ehliyetinin pasif olmasına karşılık, fiil ehliyeti aktif bir ehliyettir.

Medeni Kanunumuz fiil ehliyetini m. 9 ve devamında düzenlemiştir. MK. m. 9′a göre, “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir”.

Sıra Sizde

Fiil ehliyeti nedir? Fiil ehliyetinin kullanılmasıyla ilgili örnekler türetebilir misiniz?

Koşulları

Fiil ehliyetinin koşullarını MK. m. 10 ve 14 hükmünden çıkarabiliriz. Gerçekten, MK. m. 10′a göre, “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır”. MK. m. 14′de ise, “Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur” denilmiştir. O halde, fiil ehliyetinin ikisi olumlu, birisi de olumsuz olmak üzere üç koşulu vardır. Olumlu koşullar, ayırt etme gücüne sahip olmak ile ergin olmak; olumsuz koşul ise, kısıtlı olmamaktır.

Fiil ehliyetinin koşulları

Sıra Sizde

Fiil ehliyetinin hangi koşulları vardır?

Olumlu Koşullar

Olumlu koşullar, fiil ehliyetine sahip olabilmek için bulunması gereken koşullardır. Bunlar da ayırt etme gücüne sahip olmak ve ergin olmaktır.

Ayırt Etme Gücüne Sahip Olmak

Medeni Kanunumuz, ayırt etme gücünü m. 13′de olumsuz biçimde şöyle tanımlamaktadır: “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir”. Maddenin ifade biçiminden anlaşılacağı üzere, ayırt etme gücü, “akla uygun biçimde davranma yeteneği”dir. O halde, akla uygun biçimde davranma yeteneği bulunan kişiler, ayırt etme gücüne sahiptirler.

Ancak, ayırt etme gücünü akla uygun biçimde davranma yeteneği şeklinde anlamak, çoğu zaman bizi yanlış sonuçlara götürebilir; çünkü belli bir olayda akla uygun biçimde davranmayan bir kimseyi hemen ayırt etme gücünden yoksun kabul edemeyeceğimiz gibi, bazı durumlarda akla uygun biçimde davranan bir kimseyi de ayırt etme gücüne sahip sayamayız.

Bunu örnekle açıklayalım:

Bir öğrencinin sınıfta ders esnasında gazete okuması, mektup yazması veya uyuması akla uygun bir davranış değildir. Makul, yani akla uygun olan, onun dersi dinlemesi, bir şeyler öğrenmeye çalışmasıdır. Fakat derste gazete okuyan, mektup yazan veya uyuyan bir öğrenciyi akla uygun biçimde davranmıyor diye hemen ayırt etme gücüne sahip olmayan bir kişi saymak doğru olur mu?

O halde, ayırt etme gücünü akla uygun biçimde davranma yeteneğinden başka şekilde anlamak gerekir. Nitekim doktrinde hemen hemen bütün yazarlar bu noktada birleşmektedirler. Ayırt etme gücü “bir kişinin fiil ve işlemlerinin sebebini, sonuçlarını, kapsam ve etkilerini önceden görebilme ve bunlara uygun olarak hareket edebilme yeteneği”dir. Ayırt etme gücü, fiil ehliyetinin en önemli koşuludur; çünkü daha sonra göreceğimiz gibi, bir kimse diğer iki koşula sahip olsa dahi, ayırt etme gücünden yoksun bulunduğu takdirde, fiil ehliyetine sahip olamaz, yani ehliyetsiz bir kimse durumundadır. Medeni Kanunumuz bunu 15′nci maddesinde hükme bağlamıştır. Ayırt etme gücü mutlak bir kavram olmayıp nispi bir kavramdır; yani bir kimsenin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığını her somut olayın özelliklerine göre saptamak gerekir; çünkü bir kimse belli bir olayda ayırt etme gücüne sahip olabildiği halde, başka bir olayda bundan yoksun bulunabilir. Örneğin 7-8 yaşlarındaki bir çocuk, arkadaşının üzerine su dökerse onun ıslanacağını bilebilir; fakat bir şişe kezzap döktüğü zaman, bunun onu ıslatmaktan başka bir sonuç da doğuracağını, örneğin elbiselerini ve hatta vücudunu yakacağını pek anlayamaz; çünkü kezzap hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Bu çocuk, birinci olayda fiilinin sonucunun ne olabileceğini önceden görebildiği halde, ikinci olayda bunu önceden görebilmiş değildir.

Medeni Kanunumuz, hangi durumlarda ayırt etme gücünün ortadan kalkacağını 13′ncü maddesinde saymıştır. Bunlar, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, yaş küçüklüğü ve sarhoşluktur. Bu durumlar örnek niteliğinde olup “sınırlı” olarak sayılmış değildir. Nitekim maddede “bunlara benzer sebeplerden biriyle” denilmiş olması da bunu göstermektedir. Benzeri sebeplere örnek olarak, afyon, morfin, kokain, eroin gibi uyuşturucu maddeleri almış olmak; ateşli bir hastalığa tutulmuş olmak; manyetizma, ipnotizma ile uyutulmuş olmak gibi durumlar gösterilebilir. Bu durumlarda bir kimsenin ayırt etme gücünden yoksun olduğu bir karine olarak kabul edilmektedir ki, buna ayırt etme gücünden yoksunluk karinesi denir. Bu durumların dışında ise ergin bir kimse hakkında ayırt etme gücüne sahiplik karinesi geçerlidir.

Sıra Sizde

Ayırt etme gücü kavramı neyi ifade eder? Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilere örnekler veriniz.

Ergin Olmak

Fiil ehliyetinin olumlu koşullarından bir diğeri de ergin olmaktır. Fiil ehliyeti, bir kimsenin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi olduğuna göre, bunun için belli bir “fikri olgunluğa” erişmiş bulunmak gerekir. Bu ise, insanların belli bir yaşa gelmeleri ile mümkün olur. İşte, fiil ehliyetine sahip olabilmek için bir kimsenin kanunun belirttiği belli bir yaş sınırını aşmasına ergin olmak, bu yaşa da erginlik yaşı denir. Bu yaş sınırını aşmış olan kimselere ergin, henüz aşmamış olanlara ise küçük denir.

Erginlik yaşının tespiti, hukuk düzeninin işidir. Bu sebepledir ki her devlet, erginlik yaşını kendi toplumunun koşullarına göre bizzat belirler. Nitekim kanun koyucumuz, önceki Medeni Kanunumuzu İsviçre’den aynen almış olduğu halde erginlik yaşını 18 olarak değiştirmişti. Yeni Medeni Kanun da aynı yaşı kabul etmiştir. Gerçekten MK. m. 11 uyarınca “erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar”. Oysa İsviçre Medeni Kanunu, erginlik yaşını yirmi yaş olarak tespit etmişti. Sonradan bu yaş on sekize indirildi.

Demek ki, ülkemizde erginlik yaşı 18′dir; yani ergin olmak için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir. Bu yaşı doldurmuş, yani 19 yaşına girmiş olan kimseye ergin deriz. Medeni Kanunumuzun 11. maddesinde düzenlenmiş olan bu erginliğe normal erginlik adı verilir. Ancak, bazı durumlarda bir kimse henüz 18 yaşını doldurmamış olmasına rağmen ergin sayılabilir ki, buna da erken erginlik denir.

Erken erginlik, iki halde söz konusu olur. Bunlardan biri, evlenme ile ergin olma; diğeri ise ergin kılınmadır. MK. m. 11/II’ye göre “evlenme kişiyi ergin kılar”. Medeni Kanunumuz bir kimsenin evlenebilmesi için de bir yaş sınırı belirlemiştir ki, buna evlenme erginliği deriz. Evlenme erginliği MK. m. 124′e göre, erkek veya kadın için on yedi yaşın doldurulmasıdır. Ancak hakim, olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını bitirmiş erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir ki, buna da olağanüstü evlenme erginliği deriz (MK. m. 124/II). Görüldüğü gibi evlenmedeki erginlik yaşı, genel erginlik (normal erginlik) yaşından daha küçüktür. İşte, normal erginliğe varmamış, yani 18 yaşını henüz doldurmamış olan, fakat evlenme erginliğine varmış bulunan bir kimse, örneğin 17 yaşındaki bir kadın veya erkek, ana ve babasının rızasıyla evlendiği takdirde MK. m. 11/II uyarınca ergin olur. Evlenmeyle kazanılmış olan erginlik kesindir; yani bu suretle ergin olmuş kimse, evlenmenin ölüm, iptal veya boşanma gibi sebeplerle sona ermesi halinde tekrar önceki küçük (ergin olmamış) durumuna dönmez.

Sıra Sizde

Erginlik nedir? Normal erginlik ve erken erginlik terimlerinden ne anlaşılır? Çevrenizde erken ergin kılınmış olan kişiler bulunuyor mu?

Ergin kılınma da bir erken erginlik halidir. Medeni Kanunumuz bunu 12. maddesinde düzenlemiştir. Sözü geçen maddeye göre, “On beş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir”. Yukarıdaki madde hükmüne göre, bir küçüğün erginliğine karar verilebilmesi için şu koşulların bulunması gerekir:

- Mahkeme hükmüyle ergin kılınacak küçüğün on beş yaşını bitirmiş olması.
- Küçüğün istemi. Erginliğine karar verilmesi isteminde bulunma, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu içindir ki, bu istemin bizzat küçükten gelmesi gerekir. Küçüğün istemi olmadan onun ergin kılınmasına karar vermek mümkün değildir. O halde bu koşul ergin kılınmanın koşullarından en önemlisidir.
- Velisinin rızası. Küçüğün ergin kılınmasına karar verilmesi, onun velayet altından çıkması sonucunu doğuracağından, kanunumuz burada velinin rızasını da aramaktadır. Yukarıdaki koşullara bir de, küçüğün menfaatinin bulunması koşulunu ekleyebiliriz. Gerçekten hakim, ergin kılınma kararı vermeden önce, bunda küçüğün korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığını da araştırmalıdır.

Sıra Sizde

Ünitenin başında verilen örnek olayda Özlem ergin kılınmasını mahkemeden isteyebilir mi?

Ergin kılınma kararı verecek olan mahkeme, küçüğün yerleşim yerinin bulunduğu yer aile mahkemesidir. Ergin kılınmasına karar verilen küçük, bu andan itibaren ergin olacağı için, velayet veya vesayet altından çıkar. Ergin kılınma kararı kesindir; yani kazanılmış olan erginlik artık bu kişiden geri alınamaz. Ancak, ergin kılınma evlenme erginliğini etkilemez. Bu nedenledir ki, ergin kılınmasına karar verilmiş bulunan on altı yaşındaki bir küçük, bu yolla evlenme erginliğini de kazanmış olmaz; çünkü evlenme erginliği için on yedi yaşın doldurulmuş olması gerekir. Diğer bir deyişle ergin kılınmak demek, küçüğün yaşını büyütmek demek değildir, küçüğün yaşında bir değişme olmaz, o kaç yaşında ise yine o yaşta kalmakta devam eder, fakat artık ergin bir kimse sayılır.

Olumsuz Koşul: Kısıtlı Olmamak

Fiil ehliyetine sahip olabilmek için, ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak yeterli değildir. Bunlardan başka, o kişinin kısıtlı olmaması da gerekir. Kısıtlı olmamak, fiil ehliyetine sahip olabilmek için bulunmaması gereken bir durum olduğu içindir ki, bunu olumsuz koşul olarak nitelendiriyoruz.

Kısıtlı olmak, kanunun belirttiği sebeplerden birinin varlığı halinde ergin bir kimsenin fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlandırılması veya tamamen kaldırılması demektir. Kısıtlama sebeplerinin neler olduğu MK. m. 405-408′de sayılmıştır. Bunlar, “akıl hastalığı veya akıl zayıflığı”, “savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim”, “bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olma” ve “yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden bir erginin kısıtlanmasını istemesi” hallerinden ibarettir.

Yukarıda belirttiğimiz sebeplerden biri yüzünden kısıtlanmış ve kendisine bir vasi atanmış olan kimseye kısıtlı denir. Bu kimse artık fiil ehliyetine tamamen sahip değildir; onun fiil ehliyeti, kısıtlama sebebinin mahiyetine göre ya tamamen kalkmıştır veya sınırlandırılmıştır.

Sıra Sizde

Kısıtlı olmak ne demektir? Bir kimse ne zaman kısıtlanır?

Sıra Sizde

Sonuç olarak belirtelim ki, bir kimsenin fiil ehliyetine sahip olabilmesi için, ayırt etme gücüne sahip ve ergin olması, fakat aynı zamanda kısıtlı bulunmaması gerekir.

Sıra Sizde

Fiil ehliyetinin koşulları nelerdir?

İçeriği

Fiil ehliyeti kavramı gayet geniş bir kavramdır. Diğer bir deyişle, fiil ehliyeti kavramına girmekte olan çeşitli ehliyetler vardır. Bunu, fiil ehliyetinin tanımından çıkarabiliriz. Gerçekten, fiil ehliyeti deyince, bundan bir kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesini ve borç altına girebilmesini anlıyoruz. Bir kişi kendi aleyhine bir borcu, hukuka uygun bir fiil ile yaratabileceği gibi hukuka aykırı bir fiil ile de yaratabilir. Hukuka uygun fiillerin en önemlisi hukuki işlemlerdir. Hukuka aykırı fiiller ise, haksız fiil şeklinde isimlendirilir. O halde hukuki işlem ehliyeti ile haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti, fiil ehliyetinin içeriğine girmekte olan ehliyetlerdir. Bunları ayrı ayrı inceleyelim:

Hukuki İşlem Ehliyeti

Hukuki işlem ehliyeti, bir kişinin hukuki işlemler yapabilmesi, hukuki işlemlerle kendi lehine haklar ve aleyhine borçlar yaratabilmesidir. Hukuki işlem, hukuki bir sonuç elde etmek üzere irade açıklamasında bulunmaktır. Hukuki işlemler, tarafları bakımından tek taraflı hukuki işlemler ve çok taraflı hukuki işlemler olmak üzere ikiye ayrılır. Tek taraflı hukuki işlemler, sadece bir tarafın iradesini açıklamasıyla meydana gelen hukuki işlemlerdir. Örneğin vasiyet tek taraflı bir hukuki işlemdir; çünkü vasiyet, vasiyeti yapan kişinin iradesini kanunun belirlediği şekilde açıklamasıyla tamamlanmış olur.

Aynı şekilde, vakıf kurma da tek taraflı bir hukuki işlemdir. Çok taraflı hukuki işlemler ise, birden fazla kişinin irade açıklamalarıyla meydana gelen hukuki işlemlerdir. Bunların içinde en önemlileri, iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette açıkladıkları iradeleriyle tamam olan sözleşmelerdir. Örneğin bedel (semen) karşılığında bir malın mülkiyetinin kesin surette karşı tarafa devredilmesi taahhüdünü içeren satım, bir eşyayı kullanma hakkının bir bedel karşılığında belli bir süre için karşı tarafa devredilmesi taahhüdünü içeren kira hep birer sözleşme, yani iki taraflı hukuki işlemdir. İşte bu tür hukuki işlemler yapabilme gücüne sözleşme ehliyeti diyoruz, ki bu da “fiil ehliyetinin” içeriğine dahildir.

Sıra Sizde

Hukuki işlem nedir? Kaç türlü hukuki işlem vardır?

Haksız Fiillerden Sorumlu Olma Ehliyeti

Doktrinde kısaca haksız fiil ehliyeti diye de isimlendirilen haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti, bir kişinin hukuka aykırı fiilleriyle başkalarına vermiş olduğu zararları bizzat ödemekle yükümlü tutulabilme ehliyetidir. Kişilerin bu ehliyeti de fiil ehliyetinin içeriğine dahildir.

Dava Ehliyeti

Fiil ehliyetinin içeriğine giren bir diğer ehliyet de dava ehliyetidir. Dava ehliyeti, bir kişinin mahkemelerde davacı veya davalı sıfatıyla yemin, ikrar, sulh, feragat, kabul vs. gibi yargılama (usul) hukukuna ait işlemleri bizzat yapabilme iktidarıdır.

Dava ehliyetini, hak ehliyetinin içeriğine giren taraf ehliyeti ile karıştırmamak gerekir. Taraf ehliyeti, bir kişinin davacı veya davalı olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyeti, hak ehliyetinin içeriğine girmekte olduğundan her kişinin taraf ehliyeti vardır. Örneğin üç yaşındaki bir çocuk adına bir dava açılabileceği gibi, başkaları da bu çocuğa karşı bir dava açabilirler. Oysa dava ehliyeti, fiil ehliyetine girmekte olduğundan, ancak fiil ehliyetinin koşullarına sahip bulunan kimselerin dava ehliyeti vardır. Bu itibarladır ki, üç yaşındaki bir çocuk mahkemelerde davalı veya davacı sıfatıyla yargılama (usul) hukuku işlemlerini bizzat yapamaz.

Sıra Sizde

Dava ehliyeti ve taraf ehliyeti kavramları neyi ifade eder?

Sıra Sizde

Fiil ehliyetinin içeriğine hangi ehliyetler dahildir?

“Fiil Ehliyeti” için 1 cevap

  1. [...] Kişi Türleri Gerçek Kişiliğin Başlangıcı Gerçek Kişiliğin Sona Ermesi Hak Ehliyeti Fiil Ehliyeti Fiil Ehliyetine Göre Gerçek Kişilerin Hukuki Durumu Özet Test Soruları Düşünelim, [...]

Bir Cevap Yazın

*