Ekonomik Anlamda Ticaret ve Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku, insan ilişkilerinin ekonomik faaliyetlere ait kısmını (ekonomik anlamda ticareti) düzenlemekle beraber, bu iki kavram aynı anlama gelmez. Ticaretin sosyal düzendeki önemi, bu faaliyete ilişkin hükümlerin genellikle ayrı ve toplu bir şekilde düzenlenmesini gerekli kılmıştır. Ancak bu önemin takdiri ve bu öneme göre özel hükümlere tâbi tutulacak faaliyetlerin sınırlarını saptamak, ekonomik anlamdaki ticarî faaliyetten çok, hukuk siyaseti gereklerine dayanır. Örneğin alım-satım sözleşmesi, âdî ve ticarî olarak ayrılabileceği gibi sadece âdi nitelikte düzenlenmiş de olabilir. Sonuç olarak, Ticaret Hukukunun içeriği, kapsamı ve uygulama alanı, her ülkede kanun koyucunun düzenlemesine göre değişiklik gösterir.

TİCARET HUKUKUNUN ESASI

Ekonomik anlamda Ticaret ve Ticaret Hukukunu incelerken, Ticaret Hukukunun uygulama alanının mutlaka ekonomik anlamdaki ticarî faaliyet olmadığını, bu alanın sınırlarının saptanmasının hukuk siyasetinin, kanun koyucunun işi olduğunu belirtmiştik. Ticaret Hukukunun uygulama alanını saptamada, kanun koyucular, değişik esaslardan yararlanmak sureti ile ortaya farklı sistemler çıkarmışlardır.

Sübjektif Sistem

Bazı kanun koyucular, Ticaret Hukukunun uygulama alanını ve konusunu saptamak için ticarî faaliyetin öznesini, yani tâciri esas almışlardır. Bu sistemi kabul eden ülkelerde, Ticaret Hukuku bir Tâcirler Hukuku, bir sınıf hukuku niteliğindedir. Tarihsel gelişim açısından Ticaret Hukuku, ticarî faaliyetle uğraşan kişilerin kendi aralarında koydukları kuralların uygulanmasının yerleşmesi ile ortaya çıktığından, kanun koyucuların ilk kabul ettikleri sistem budur. Bu açıdan bakılınca, Ticaret Hukuku, belirli nitelikleri olan sınırlı sayıda kişilere uygulanan bir sınıf hukuku olarak ortaya çıkmaktadır.

Objektif Sistem

1789 devrimi ile Fransa’da her türlü sınıf ve ayrıcalık reddedilip kaldırılınca, bir sınıf hukuku niteliğindeki Ticaret Hukukunun da reddedilmesi gerekti. Ancak, Ticaret Hukukunun varlığına duyulan zorunluluk kendisini ortaya koyunca, bu zorunlulukla Devrimin ilkelerinin bağdaştırılması yoluna gidildi ve denildi ki: Tâcirler hukuku yoktur, ticarî işlemler hukuku vardır. Ticaret hukuku tâcirlerin yaptıkları işlemlere değil, kimin yaptığına bakılmaksızın, tarafları kim olursa olsun, ticarî işlemlere uygulanır. Böylece, işlemin niteliğinden hareketle, öznesine bakılmaksızın belirli işlemlerin ticarî sayılması kabul edilmiş oldu. Bu sistemde Ticaret Hukukunun uygulama alanı, belirli niteliklere sahip olan kişilere göre değil, belirli nitelikleri olan işlemlere göre saptandığı için buna objektif sistem adı verildi.

Karma Sistem

Yukarıda açıklanan iki sistemi belirli ölçülerde bağdaştırmaya çabalayan sistemler bu gruba girer. Bu sistemlerde, ya ticarî işlem esası kabul edilmekle beraber tâcir ölçüsüne de yer verilmiş veya tâcir esası uygulandığı halde ticarî işlem de belirli ölçüde öngörülmüştür. 1926 tarihli eski Ticaret Kanunumuz karma sisteme bir örnek olarak gösterilebilir.

Ticarî İşletme Esası

Özellikle XX. yüzyılda ortaya çıkan ve modern görüş olarak nitelendirilen bu sisteme göre,Ticaret Hukukunun esasını ne tâcir ne de ticarî işlem oluşturur. Ticaret Hukukunun uygulama alanını ticarî işletme, ticarî girişim oluşturur. Çünkü, modern ekonomik düzende, girişimcinin kendisinden çok, girişimin kendisi önem taşımakta ve rol oynamaktadır. Esasları ve ilk metni Ord. Prof. Dr. Ernest Hirş tarafından hazırlanmış bulunan 1957 tarihli Ticaret Kanunumuzun, bu görüşün ışığı altında kaleme alındığı kanunun gerekçesinde açıkça belirtilmiştir.

Bu Yazıyı Oyla:
1 Yıldız Veriyorum2 Yıldız Veriyorum3 Yıldız Veriyorum4 Yıldız Veriyorum5 Yıldız Veriyorum6 Yıldız Veriyorum7 Yıldız Veriyorum8 Yıldız Veriyorum9 Yıldız Veriyorum10 Yıldız Veriyorum ( Henüz Oylanmadı! )
Loading ... Loading ...
    Google YahooMyWeb del.icio.us Digg Technorati Facebook Furl Reddit Live limk bagcik Oyyla Tusul yumiyum linkibol webiket Mesajı arkadaşına yolla!
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)