Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
23.10.2014
Ders: Gelişim ve Öğrenme      Ünite 5      17 Şubat 2010 Ara     

Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı

Freud, insan kişiliğinin gelişimini psikoseksüel gelişim dönemleriyle açıklamış ve kişilik gelişiminde cinselliği temel alarak, cinselliği aşırı bir şekilde vurgulanmıştır. Erikson’sa insan kişiliğinin gelişimini psikososyal gelişim dönemleriyle açıklamış ve kişilik gelişiminde cinsellik yerine psikososyal gelişimi temel almıştır. Bununla birlikte, Erikson psikososyal gelişim kuramını geliştirirken, Freud’un gelişim kuramından etkilenmiştir. Erikson, Freud gibi, kişilik gelişimini dönemler halinde açıklamıştır. Freud; kişilik gelişimini beş dönem içerisinde incelerken, Erikson’sa kişilik gelişimini sekiz dönem halinde incelemiştir. Ancak Freud, kişilik gelişiminde çocukluk yıllarının belirleyici olduğunu ve ergenlik yıllarından itibaren yetişkin kişiliğinin kazanıldığını belirtirken; Erikson, kişilik gelişiminde çocukluk yıllarının önemini kabul etmekle birlikte, kişiliğin yaşam boyunca devam eden bir süreç içerisinde geliştiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda Erikson, kişilik gelişiminde sosyal ve kültürel çevrenin önemli bir rol oynadığını daha çok vurgulamıştır.

Erikson, psikososyal gelişim kuramında her bir dönemi, insan yaşamında dönüm noktaları olan bir gelişim krizi ya da gelişim karmaşasıyla tanımlamıştır. Gelişim karmaşalarının her biri iki karşıt özellik arasındaki bir çatışmayı içermektedir. Her bir karmaşada gelişimsel görevlere verilen tepkiler, bireylerin kişiliğinin alacağı biçimi belirlemektedir. Erikson’a göre, herhangi bir dönemde karşılaşılan gelişim karmaşasının çözümlenmesi, sonraki dönemlerdeki başarıyı engellemektedir. Ancak Erikson, bir gelişim döneminde, yapıcı bir şekilde çözümlenmemiş karmaşaların, daha sonraki dönemlerde uygun çevresel koşullar sağladığında, kişilik gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılabileceğini de belirtmiştir. Erikson’un, psikososyal gelişim dönemlerine ilişkin açıklamaları aşağıda verilmiştir.

Temel Güvene Karşı Güvensizlik

Doğumdan bir buçuk yaşına kadar süren bu ilk dönem, bebeklerin temel güvene karşı güvensizlik duygusunun kazanılması karmaşasını içermektedir. Yani bebeklerin yaşamlarında karşılaştıkları ilk görev, bu karmaşayı çözümlemektedir. Erikson’a göre temel güven duygusunu kazanmış olan bebekler, dünyanın güvenilir bir yer olduğu duygusunu geliştirebilenlerdir. Bu anlamdaki bir güvenin gelişebilmesi için bebeklerin dünyayı güvenli ve mutlu bir yer olmaktan daha çok, düzenli ve tahmin edilebilir bir yer olarak görmeleri gerekmektedir. Bu nedenle bebek ve çevresindeki kişiler (özellikle anne ya da onun yerine geçen kişi) arasındaki ilişkilerde aşinalığın, sürekliliğin ve tutarlılığın olması, temel güven duygusunun temelini oluşturmaktadır. Bebeklerin güvenli ve güvenilir bir kişi olarak gelişmeleri için, ilk çevrelerinin büyük oranda düzenli olması önem kazanmaktadır. Yapılacak değişikliklerinse önceden tahmin edilebilir bir şekilde, düzenli bir sıra içerisinde gerçekleşmesi gereklidir.

Erikson’a göre güven; sevgi, ilgi ve bakımla gelişir, aynı zamanda güven, uyulmayan kurallar sonucunda yaşanacak olan bir bedelin olduğu bilgisini de içermektedir. Çünkü güven duygusunun gelişmesinde önemli olan, tahmin edilebilir düzenli, tutarlı, sürekli bir çevrenin olmasıdır.

Örnek

Bebeğin beslenme, temizlik, sevgi, ilgi ihtiyaçları, aynı kişiler tarafından, tutarlı ve sürekli bir şekilde karşılanıyorsa, bebek çevresinin güvenilir bir yer olduğunu hissedecek, temel güven duygusu geliştirebilecektir. Aksine ihtiyaçları olduğunda yanında kimseyi bulamazsa ya da kişiler çok sık olarak değişiyorsa, ya da ihtiyaçları kimi zaman hemen ve yeterli düzeyde, kimi zamansa uzun sürede ve yetersiz düzeyde karşılanıyorsa, çevresinin güvenilir bir yer olmadığını hissedecek ve güvensizlik duyguları gelişebilecektir.

Bebeklerin temel güven duygusunu kazandıklarının en önemli göstergelerinden biri, ihtiyaçlarını karşılayan anne ya da onun yerine geçen kişinin yanından ayrıldığında korku ve kaygı belirtileri göstermemeleridir. Daha önceleri de olduğu gibi, ihtiyacı olduğunda annesinin geri geleceğine güvenmeyen bebeklerse ağlamaya ve huysuzlanmaya başlarlar. Aynı zamanda bebeklerin düzenli ve derin uykuları, bağırsaklarının gevşekliği ve beslenme sorunlarının olmaması, temel güven duygusunun kazanıldığının göstergeleridir.

Erikson’a göre yeterli temel güven duygusunu kazanamayan ya da güvensizlik yaşayan çocuklarda; sosyal ilişkilerden kaçınma, içe kapanma, hatta antisosyal ve suça yönelik davranışlar gelişebilmektedir. Ancak, daha sonraki dönemlerde uygun çevresel koşullar sağlandığında çocuk, temel güven duygusunu kazanabilmektedir. Aynı zamanda incinmiş, zarar görmüş bir bebeklik geçirmeyen insanlar da daha sonraki dönemlerde, örseleyici yaşantılar sonucunda, temel güven duygusunu yitirebilirler.

Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku

Çocuklar, yaklaşık bir buçuk yaşlarına geldiklerinde, özerkliğe karşı utanç ve kuşku karmaşasıyla karakterize edilen ikinci döneme geçmektedirler. Bu dönem, 3 yaş civarına kadar devam etmekte ve çocukların yürüme, koşma gibi hareket kontrolünü kazandığı ve genellikle tuvalet eğitiminin başladığı yaşları kapsamaktadır. Çocuklar; çevrelerini kendi başlarına keşfetmelerine olanak sağlayan kazandıkları bu becerilerle, özerk bir biçimde davranmaya başlarlar. Yani, çocuğun kendi bedenini kontrol edebilmesi, özerklik duygularının gelişmesini sağlamaktadır.

Erikson, tuvalet eğitiminin sadece bağırsakları kontrol edebilmenin ötesinde, daha önemli bir durum olduğu konusunda Freud ile aynı fikirdedir. Cömertlik ve yaratıcılığın kaynakları, tutma bırakma davranışlarının gelişmesini ifade eden tuvalet eğitimi yaşantılarında yatmaktadır. Eğer, çocuklar vücudunu ve çevresini araştırmada cesaretlendirilirlerse, kendilerine güven duygusu geliştirerek özerk davranışlar gösterebilirler. Tersine, tuvalet eğitimi sırasında, boşaltımı kontrol yetersizlikleri nedeniyle çocuklar azarlanırsa, kendi bedenlerinden şüphe etmeye ve utanmaya başlarlar. Kendi bedenlerini araştırmaktan korkmaya başlarlar. Erikson’a göre bu dönemde çocuklar sadece tuvalet kontrolünü değil, diğer davranışlarını da idare edebilmeyi öğrenmeye başlarlar. Çocukların davranışlarını kontrol etme çabaları anne baba tarafından engellenir, kısıtlanır ya da cezalandırılırsa; yapabilecekleri konusunda kendilerinden kuşku duymaya başlarlar ve kuşku duydukları kimi davranışlarından dolayı kendilerine yönelmiş bir tür öfke olan utancı yaşamaya başlarlar. Bu nedenle bu dönemde anne babaların çocuklarının özerk davranışlarını desteklemeleri ve teşvik etmeleri gerekmektedir. Tersine durumlarda, kendi başına kararlar alamayan, kendi davranışlarını kontrol edemeyen ve kendisini sürekli engelleyen bir yetersizlik ve utanç duygusu yaşayan kişiler olacaklardır.

Örnek

Bu dönemdeki çocukların kendi kendilerine yemek yemesi, sürekli olarak desteklenir ve teşvik edilirse, çocuklar çok daha çabuk bu beceriyi kazanacaklardır. Diğer taraftan bu davranışı engellenir ve hatta cezalandırılırsa, bu işi başaramayacakları konusunda kuşku duymaya başlarlar ve en ufak bir başarısızlıklarında utanç duyguları geliştirirler.

Girişimciliğe Karşı Suçluluk

Üçüncü karmaşa olan girişimciliğe karşı suçluluk duygularının gelişmesi, çocuklar yaklaşık 3 yaşlarına geldiklerinde başlamakta ve altı yaşlarına kadar devam etmektedir. Bağımsız bir şekilde davranabilen bu dönem çocukları, dil gelişimiyle birlikte iyice özerkleşirler. Sosyal ilişkilere daha çok katılmaya ve çevresinde olup bitenlerle daha çok ilgilenmeye, merak etmeye başlarlar. Bu öğrenme merakı sonucundaysa sürekli sorular sorarak, girişimlerde bulunurlar.

Bu dönemdeki çocukların merak ya da araştırma duyguları, onları çeşitli etkinlikler yapmaya yöneltmektedir. Bu etkinliklerin gerçekleştirilmesinin anne baba tarafından engellenmesi, çocukta suçluluk duygularının gelişmesiyle sonuçlanacaktır. Aynı zamanda bu etkinliklerde yaşadığı başarısızlıklar sonucunda çevresindeki kişiler tarafından yetersizlik hissettirildiğinde de çocuklarda suçluluk duyguları gelişebilecektir.

Bu yaşlardaki çocuklar cinsiyet farklılıklarını da keşfetmeye başladıklarından cinsellikle ilgili konuları merak etmeye ve sorular sormaya başlarlar. Çocukların bu soruları yüzünden azarlanması, korkutulması sonucunda, çocuklar bu konuları merak etmenin bir suç olduğunu düşünerek, bu yüzden suçluluk duyguları geliştirebileceklerdir. Tam tersine çocukların sorgulamalarına olanak sağlayan sevecen ve ilgili anne baba tutumları, çocuklarda girişimciliğin desteklenmesine yardımcı olacaktır.

Girişimciliği engellenmiş, suçluluk duyguları gelişmiş olan bu dönem çocukları daha ürkek, pasif, bağımlı olabilmekte ve yoğun yetersizlik duyguları gösterebilmektedir.

Başarılı Olmaya Karşı Aşağılık Duygusu

Çocuklar, okula başladıkları yaklaşık altıncı yaşla birlikte başarılı olmaya karşı aşağılık duygusu karmaşasıyla karşı karşıya gelmektedir. On iki yaşına kadar süren bu dördüncü dönemde, çocuklar bütün toplumlarda düzenli bir eğitim öğretim görmektedirler. Bu eğitim öğretim; okuma, yazma, matematik gibi entelektüel beceriler kadar, yetişkin dünyasının araç gereçlerini nasıl kullanacaklarını da içermektedir. Bu dönem çocukları, bu becerileri geliştirerek, yeni birçok şeyi yapabilir, üretebilir duruma gelirler. Ev, site, gemi gibi maketler yapabilirler, resimler çizebilirler, çeşitli yemekler yapabilirler. Bu dönem çocuklarının yaptıkları işlerde, başarı duygusunun hâkim olması gereklidir. Başarı, çocuğun kendine olan güvenini artıracaktır. Buysa çocuğu daha başarılı olmak için motive edecektir. Bu yüzden evde anne baba, okuldaysa öğretmenler tarafından çocukların başarılı olmaya doğru motive edilmesi, başarılı oldukları alanların saptanması için onlara fırsatların verilmesi ve uygun ortamların hazırlanması oldukça önem kazanmaktadır. Kısaca bu dönem çocukları başarılı olma duygusunu yaşamalıdırlar. Başarılı olma duygusu çocuğu daha çok çalışmaya ve başarıya götürecektir. Bunun aksine öğretmenleri ve aileleri tarafından çocuklardan yapabileceklerinin çok üstünde ya da çok altında bir başarı beklenilmesi aşağılık duygularının gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Çünkü çocuklar, bu tür beklentileri karşılamaya, başkalarını mutlu etmeye çalışırken, gösterdikleri performanstan dolayı yetersizlik ve aşağılık duyguları geliştirebileceklerdir.

Kimliğe Karşı Kimlik Bocalaması

Oniki ve onsekiz yaşlarını kapsayan beşinci dönemde ergenlerin görevleri, bir kimlik oluşturmayı başarmaktır. Ergenler meslek, inanç, tutum ve davranış örüntüleriyle ilgili olarak kim oldukları ya da ne olmak istediklerine karar vermekle karşı karşıyadırlar. Çünkü vücudunda, düşüncelerinde ve sosyal rollerinde değişiklikler olmaktadır. Ergenlik döneminde bedenin çocuk görünümü, yerini bir yetişkin görünümüne bırakmaktadır. Bilişsel gelişime bağlı olarak düşünce sistemi de değişikliğe uğramaktadır. Görünüm ve düşünce sistemi açısından değişen ergenden, çevrenin beklentileri de farklılık göstermeye başlamaktadır.

Ergenlerin ve çevresindeki kişilerin bu değişim sürecine uyum sağlamaları çabuk ve kolay olmamaktadır. Çevresindeki kişiler ara sıra çocuk ara sıra genç, ara sıra da yetişkin gibi davranmaktadırlar. Bütün bunlar, ergeni bir kimlik oluşturmaya yöneltmektedir. Ergenler, kalıcı bir kimlik oluşturma sürecinde, özdeşleşme ve taklit mekanizmaları yoluyla çevresinde kendisine model olabilecek kişi ya da grupları belirleyerek, kendisini çeşitli roller içinde denemeye başlar. Ergenler bu denemeler sonucunda kendi rollerini bulmada, kim olduklarını tanımlama ve kabul etmede başarılı olduklarında, güçlü kimlik duyguları geliştirirken; başarısız olduklarında da kimlik bocalaması yaşarlar.

Ergenlikte cinsel, sosyal ve mesleki olmak üzere üç temel kimlik duygusu kazanılmaktadır. Ergenler kendi cinsiyetlerini kabullenerek; buna uygun duygu ve davranışlar gösterme yoluyla cinsel kimlik duygularını oluştururlar. Sosyal kimlikse toplum içindeki rollerini, statüsünü tanımlamasıyla gerçekleşmektedir. Ergenin hangi mesleğe yönelmek istediği, ne tür işlerde başarılı olabileceğine ilişkin algıları ve kimlik duygusu, mesleki kimliğin oluşmasını sağlayacaktır. Erikson’a göre ergenler, kimlik duygularını tanımlamada zorlandıklarından bazı ergenler moratoryum denen geçici bir erteleme dönemine girerler. Örneğin; bazı gençler, meslek seçiminde kararsızlık yaşadıklarında, eğitimlerine bir süre ara verebilmektedirler.

Ergenlik döneminde kimlik duygusu geliştiremeyip, kimlik bocalaması yaşayan ergenler, içlerine kapanabildikleri gibi, kimliklerini, kimlik ihtiyaçlarını inkâr ederek topluma, göze çarpmayacak şekilde karışmak isterler. Bazı gençlerse ters kimlik geliştirerek, çevrelerindeki kişilerin beklentilerine ters düşen davranışlara yönelebilmektedirler.

Örnek

Ailesi tarafından sürekli olarak mükemmel olması beklenen bir genç alkol, uyuşturucu, sigara gibi istenmeyen davranışları gösterebilmektedir.

Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık

Ergenlikte cinsel, sosyal ve mesleki kimlik duygularının kazanılmasından sonra, on sekiz yirmi beş yaşlarını kapsayan genç yetişkinlik döneminde karşılaşılan karmaşa, yakınlığa karşı yalıtılmışlık duygusunun kazanılmasıdır. Bu dönemde kimlik duygusunu kazanmış olan genç yetişkinler, diğer insanlarla yakın ilişkiler kurmaya hazırdırlar. Erikson; yakın ilişkiyle bireylerin yaşantılarını diğerleriyle paylaşabilme yeteneğini ifade etmektedir. Diğer bir deyişle yakınlık, bir kişinin en derinlerdeki umutlarını, korkularını, duygularını, düşüncelerini bir başkasıyla paylaşabilme ve bir başkasının yakınlık ihtiyacını kabul edebilme yeteneğidir. Aynı ya da karşıt cins arkadaş, eş, sevgili, iş arkadaşları gibi, yakın çevrede bulunan kişilerle yakın ilişkiler kurabilen genç yetişkinler, kimliklerini kaybetme kaygısı yaşamamaktadırlar.

İlişkilerinde kimliğini kaybetme kaygısı yaşayan genç yetişkinlerse diğer insanlarla yakın ilişki kurmak istemeyebilirler ve insanlardan uzaklaşabilirler. Bu durumsa bireyin yalnız kalmasına ve yalıtılmışlık duygusunun ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Örneğin; ergenlik döneminde bir kimlik duygusu geliştirememiş olan Ayşe, üniversite yılları boyunca karşı cinsle yakın ilişkiye girmekten hep çekinmiştir. Çünkü gireceği ilişkide yok olup gitmekten, Ayşe olmaktan çıkıp, Ali’nin sevgilisi diye anılmaktan, onun bir uydusu olmaktan korkmaktadır. Bu yüzden yakın ilişkiye girmemeyi tercih etmektedir. Bu durumsa, onun, yetersiz bir sosyal yaşam sürmesine, yalnızlaşmasına ve evlilik korkuları geliştirmesine yol açabilecektir.

Üretkenliğe Karşı Durgunluk

Yirmi beş ve altmış beş yaşları arasını kapsayan orta yetişkinlik döneminde üretkenliğe karşı durgunluk karmaşası yaşanmaktadır. Bu dönemdeki yetişkinler, yaratıcı ve üretici olarak gelecek kuşakları yetiştirme göreviyle karşı karşıyadırlar. Buradaki üretkenlik bireylerin kendilerine, ailelerine, topluma faydalı olabilme yeteneği anlamını taşımaktadır. Bu dönemdeki yetişkinlerin üretkenliği; bilimde, sanatta, mesleki alanlarda olduğu gibi, çocuk yetiştirmeyi ve yeni nesiller için dünyayı yaşanabilir en iyi yer yapmaya çalışma duygularını da kapsamaktadır. Yetişkinler, gençler için deneyimli birer kılavuz görevini yerine getirerek, yaşam felsefelerini, tecrübelerini ve bilgilerini aktarırlar.

Bu dönemdeki yetişkinler üretken olamadıklarında, pasif, kendi istek ve ihtiyaçlarını ön plana alarak ben merkezci olmaya başlarlar; çocuklarının ve toplumun iyiliği ve refahı için hiçbir şey yapmazlar. Üretken olamamak, bireyin yaşamını durgun ve verimsiz bir hale getirerek kişiliğin yoksullaşmasına yol açmaktadır.

Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

Bireylerin; yaklaşık olarak 65 yaşlarından sonra ileri yetişkinlik, yaşlılık ya da olgunluk olarak isimlendirilen dönemde karşılaştıkları karmaşa, benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk duygularının kazanılmasıdır. Bu dönem, bugüne kadar yaşanılan yaşamın gözden geçirilmesini, bir değerlendirilme yapılmasını kapsamaktadır. Bireyler geçmiş yaşantılarından hoşnutlarsa, tüm yönleriyle yaşamlarını kabul ediyorlarsa, benlik bütünlüğüne ulaşmaktadırlar.

Diğer taraftan bireyler, yaşamlarına geri dönüp baktıklarında, yanlış kararlar aldıklarını hissettiklerinde ya da daha yaygınlıkla birçok kararlarını yerine getiremediklerini gördüklerinde yaşadıkları yaşamı henüz tamamlanmamış olarak görmektedirler. “Daha yaşanacak çok şey olduğu” düşüncesi, ama bunu gerçekleştirmek için vaktin çok az kaldığının farkedilmesi, bireyleri umutsuzluk duygusuna götürmekte ve ölüm korkusu kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır.

Soru

Erikson’un “Psikoseksüel Gelişim Kuramı” ile “Freud’un Kişilik Kuramı” arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir?

“Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı” için 3 cevap

  1. eren diyor ki:

    çok güzel bilgiler çoook thank you

  2. Anonim diyor ki:

    bence de çoook güzel freud ve erikson un karşılaştırılması çççoookkk iyi

  3. [...] Nedir? Kişilik Gelişimini Etkileyen Faktörler Freud’un Kişilik ile İlgili Kuramları Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı Kişiliği Açıklayan Diğer Kuramlar Özet Değerlendirme Soruları Düşünelim, Tartışalım [...]

Bir Cevap Yazın

*