Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Türk Dili      Ünite 5      13 Mart 2011 Ara     

Cümlede Anlam Özellikleri

Amaç 2

Cümlelerimizin anlamları, anlatımlarımızı nasıl etkiler?

Dilde kullanılan her cümlenin belirli bir görevi, bir işlevi vardır. Cümlelerin görevini, işlevini onu kullanan kişinin amacı belirler. Cümleyi söyleyen, yazan kişi neyi anlatmak, ne yapmak istiyor? Önemli olan bunu anlamaktır. Bir cümleyi duyduğumuzda, okuduğumuzda onun işlevini, anlamını doğru olarak kavrayabilmektir. Bu konuda Prof. Dr. Özcan Başkan’ın düşüncelerini aktaralım:

Cümle, kişiler arası bildirişimde bulunmak üzere, daha önce kafada tasarlanmış bir sözün, karşıdaki insan üzerinde belli bir etkide bulunması amacıyla gerçekleştirilmiş bir biçimdir. Böyle bir bildiri biriminin başarılı olması için de karşıdaki kimse tarafından bunun doğru anlaşılması gerekir. Bu da söyleyici ile dinleyici arasındaki yaşantı ortaklığıyla yani genel bağlam yoluyla sağlanır. Bir bakıma birer sözlü eylem biçiminde gerçekleştirilen cümleler, çeşitli işlevleri yerine getirmek için kullanılır.

Ünitemizin bu bölümünde, cümleyi oluşturan birimlerin yapı özellikleri ile cümlenin anlamı arasındaki ilişkilere değineceğiz. Soru, ünlem, olumlu, olumsuz, koşul, buyruk… anlamlı cümleleri tanıyacağız.

Yazıyı tamamlayıp bana getireceksin.
İşini bitirir bitirmez bize gideceksin.
Adresini yazıp masaya bırakacaksın.
Sonunda yorgunluktan uyuyacaksın.

Bu cümlelerin yüklemleri benzer yapıda, ancak her cümle aynı anlamda değil. Son cümle, ötekilerde olduğu gibi bir istek bildirmiyor. Son cümlede gelecek zamanla ilgili bir olasılıktan söz ediliyor.

Her cümle kendi içinde bir bütünlük taşır. Bu bütünlüğü bağlam da etkiler. Cümlelerin yapı benzerlikleri değil, bu bakış açısı önemlidir. Cümleler anlam yönünden bu bakış açısına göre değerlendirilmelidir.

Belirttiğimiz bu özelliği soru cümlelerinde örnekleyelim: Bilinmeyen bir şeyi öğrenmek için soruya başvururuz. Bunun yanı sıra cümlelere değişik anlam özellikleri katmak için de sorudan yararlanırız. Sözgelimi Karacaoğlan’ın:

Uryan geldim gene uryan giderim,
Ölmemeye elde fermanım mı var?
Azrail gelmiş de can talep eyler,
Benim can vermeye dermanım mı var?

dörtlüğündeki soru biçimiyle, Âşık Veysel’in:

Salınıp giderken boyunu gördüm,
Selvi miydi, fidan mıydı, boy muydu?
Eğmiş kaşlarını yayını gördüm,
Kılıç mıydı, gamze miydi, yay mıydı?

dörtlüğündeki soru kullanımları aynı anlamı iletmiyor. İlk dörtlükte olumsuzluk anlamını, ikinci dörtlükte de kesin bir yargıya varamayışı anlıyoruz.

Soru cümleleri soru bildiren sıfatlarla, zamirlerle, zarflarla, mi soru edatıyla kurulur:

Bunca sıkıntıya neden katlandınız? (Soru zarfı)
Bu romanı benden sonra kim okumak ister? (Soru zamiri)
Bu çiçeklere kaç para verdiniz? (Soru sıfatı)
Bana gizlice ne söylediğini biliyor musunuz? (mi soru edatı)

Dikkat

Soru cümlelerinin söyleyişle, tonlamayla da çok ilgili olduğunu unutmayınız.

– Soru cümlelerinin kimileri gerçek soru anlamı taşır, kimileri de anlama soru dışında boyutlar katan sözde soru cümleleridir.
– Gerçek soru cümlelerinin kimileri evet ya da hayır yanıtını bekler:

Çağdaş toplum olmanın yolu çağdaş eğitimden mi geçer?

– Kimi gerçek soru cümleleri yanıt olarak cümlenin çeşitli öğelerini alır.
– Kimi gerçek soru cümleleri de seçmeli bir nitelik taşır:

Sınava girecek misiniz, girmeyecek misiniz?

– Sözde soru cümleleri ise tonlamaya göre anlama soru dışında başka boyutlar katar, demiştik, örnekleyelim:

Sen de mi Brütüs? (şaşma)
Seni üzer miyim hiç? (inkar)
Şu yazıyı temize çeker misiniz? (rica, buyruk)
Kimleri görüyorum? (şaşma, abartma)
Sen kim, o kim? (karşılaştırma)
Ah, sen yok musun? (sitem)
Çalışmadığımı gördün mü hiç? (yalanlama)

– mi soru edatı kimi cümleleri bütünüyle soru anlamının dışına çıkarır:

O, bunu yapar mı yapar.
O konuşmaya başladı mı herkes susar.

Böyle cümlelerde noktalamaya özen göstermek gerekir. İşte, cümlelerin görevini, işlevini, anlamını onu kullanan kişinin amacı belirler. Aynı soru cümleleri bile farklı anlamlarda kullanılabilir. “Ne yapalım?” sorusunun değişik bağlamlarda kullanılışını örnekleyelim:

Bu iş bitti, şimdi ne yapalım?
İş yetişmedi, ne yapalım?
Ne yapalım, benden bu kadar.

– Cümleleri anlamlarına göre değerlendirirken, eylem cümlelerinin aldıkları kiplere göre de ayrı ayrı incelendiğini görüyoruz: bildirme cümleleri, isteme cümleleri gibi.

Sıra Sizde

Aşağıdaki cümlelerde koyu renkle belirtilen eklerin görevlerini birlikte inceleyelim:
Doğru ve yanlışlar her zaman tartışılır.
İnsanın doğası hep değişti.
Tiyatro geleneği yeniden canlanacak.
Tiyatroda olay iki saat sürmüyor.

Yanıt: Yukarıdakiler, bildirme kiplerinin ekleridir. Bunlar, bildirme cümlesidir.

Örnek cümlelerimize devam edelim. Aşağıdakiler de isteme cümleleridir.

Oyun, ikinci saatin sonunda yaşamda da sürmelidir. (gereklik)
Gel dosta gidelim gönül. (istek)
Şu anda bir dost sesi duyabilseydi. (dilek-koşul)

Buyruk cümleleri de ya yüklemi buyurma kipi olan cümlelerle ya da incelik, saygı bildirmek için soru kavramıyla kurulur:

Televizyonu kapar mısınız?
Çabuk kapat şunu!

– Duyguların coşkulu biçimde anlatımında ünlem cümlelerine başvurulur. Ünlem cümleleri sevinç, özlem, üzüntü, öfke, utanç, yakınma, yakarma, yardım isteme, ilenme, korkma, övme, beğenme, aşırılık, şaşma, beklenmezlik, pişmanlık, uyarma, yüreklendirme, onaylama, isteklendirme, paylama, önemseme… gibi çok çeşitli duyguları belirtir.

– Ünlem cümleleri duyguların coşkulu anlatımını belirtmelerinin yanı sıra seslenme niteliği taşır. Bu nedenle eksiltili cümle biçimindeki ünlem cümleleriyle karşılaşırız. Bunlara yargısız ünlem cümlesi denir.

İnsana yatırım! Kafaya, beyine yatırım! Atatürk, işte böyle bir yatırımcı idi!

Yukarıdaki örnekte, ilk iki cümle yargısız ünlem cümlesidir.

İnsanlar, hepinizi seviyorum!
Zaman dediğin de ne hızlı akıyor!
Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan!

Bunlar da yargılı ünlem cümleleridir. Dikkat edilirse, bunlarda bir duygunun, bir düşüncenin etkili biçimde anlatılması söz konusudur.

Dikkat

Ünlem cümlelerinde yazımla ilgili özelliklere uyulmazsa yanlış anlamalara yol açılabilir.

Sen dururken derdimi kime dökeyim
Uyan ey gözünü sevdiğim uyan

Bu dizelerdeki ünlem gerektiren seslenmeyi bağlamdan çıkarabiliriz. Yine başka bir ozanın dizelerinde ise ünlem işareti kullanılmış olabilir:

Komşumuzdun ama görüşemedik,
Hiç vakit yoktu ki!

– Ünlem işaretinin kullanıldığı her cümle ünlem cümlesi değildir.

Tartışalım

Ünlem işaretinin aşağıdaki cümledeki kullanım amacını açıklayınız: Böyle alaturka (!) dernek toplantılarını sevmiyordu.

– Ünlemler, ünlem öbekleri arasöz niteliğindeyse cümlede iki virgül arasına alınır:

Üç saat, paşalar, üç saat insanların yapmadığını yaptık!

– Buyruk ve dilek bildiren cümlelerin sonuna da ünlem işareti konabilir:

Kaldırın şunu!
Yaz gelse bir, ilkyaz gelse!

Sıra Sizde

Aşağıdaki cümlelerin olumsuz biçimlerini düşününüz.
Herkes sıcaktan hoşlanır.
Hava güzel.

Yanıt: Eylem cümlesine -me olumsuzluk ekini, ad cümlesine de değil sözcüğünü getirdiniz, değil mi? Tabii, iş bu kadarla bitmiyor, içeriğin de bu olumsuzluk anlamına uyması gerekir.

– Aşağıdaki cümleleri olumluluk, olumsuzluk yönünden değerlendirelim:

Yaşamak, var olduğunu duymaktır. (olumlu)
Bu yerlerde insan sıcaklığını duyamazsınız. (olumsuz)
Bu şehirde evler üst üste, insanlar omuz omuza değil. (yapıca olumsuz, anlamca olumlu)
Adamcağız oldukça çirkindi. (yapıca olumlu, anlamca olumsuz)

– Cümlenin olumlu ya da olumsuz anlamını her zaman yapısı belirlemez. Kimi cümleler, biçimce olumlu oldukları halde anlamca olumsuz olabilir. Bunun tersini söylersek, biçimce olumsuz cümleler anlamca olumlu olabilirler.

Biçimle anlamın çeliştiği bu cümleleri örnekleyelim:

Beni ne aradı ne sordu.
Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında.

Yukarıdaki örneklerde ne bağlacının yinelenmesi, olumlu yapıya olumsuzluk anlamı katıyor.

Erkekler dünyasında kadının yeri yok değil.

Bu cümlede ise yok ve değil olumsuzluk sözcükleri birlikte kullanılmış. Anlam yine olumludur. Oysa yok ve değil ayrı ayrı cümlelere geldiklerinde aşağıda örneklendiği gibi olumsuzluk anlamı verirler:

Beşparmak bir değil.
Çalışma yaşamında tembelliğe, gevezeliğe yer yoktur.

“Değil” sözcüğü, olumsuzluk belirten ad cümlelerinde kullanıldığı zaman, iki olumsuz kullanımın oluşturduğu olumlu bir anlam çıkar:

Yaşamak, anlamsız ve boş değil.

– Var ve yok sözcükleri için de olumlu, olumsuz ad cümleleri oluşturma, kimi zaman değişik biçimlerde karşımıza çıkar. Sözgelimi, mi soru edatıyla birlikte kullanılan yok sözcüğü, anlamca olumlu cümleler yapar:

Şu küçücük sevinçler yok mu, yaşamı sevdirir.

– mi soru edatıyla kurulan, biçimce olumsuz ad ya da eylem cümleleri de olumlu anlam taşır:

Şu güzel değil mi? Paran mı yok sanki?
Okumayı sevmiyor muyum sanki?

Öyleyse şunu belirtebiliriz: Cümlelerin anlamı olumluluk ve olumsuzluk yönünden değerlendirilirken, biçimleriyle anlamları her zaman bağdaşmayabilir.

– Cümleler, anlatıcının anlatıma kendi duygularını, yorumunu katıp katmadığına göre de öznel, nesnel yargılar oluşturur:

Bu yapıtın üstün bir sanat değeri var.
Dekor, oyunun etkisini bir kat daha artırmış.
Üzerindeki giysi ona çok yakışmıştı.
Bu kentte yarım milyon insan yaşıyor.
Bebek, bu ay dört santim uzamış.

Son iki cümle nesnel yargılar içeriyor. Kentin nüfusu, bebeğin boyu ile ilgili bilgilerin değeri kişiden kişiye değişmez. Bu saptamalar herkesçe aynı biçimde değerlendirilir. İlk üç cümledeki yargılar ise özneldir. Sanat değerinin üstünlüğü, oyunun etkisi, giysinin yakışması kişiden kişiye değişik değerlendirilebilecek, yoruma açık yargılardır.

Cümlelerin anlam özellikleriyle ilgili son sözü yazar Emin Özdemir’e bırakalım: Cümle bir yargı birimidir. Yargıyı yönlendiren de anlatıcının amacı ya da dinleyicisi, okuyucusu üzerinde yapmak istediği etkidir. İster okuyucu, dinleyici olalım; ister anlatıcı. Cümlenin bu anlam ve anlatım özelliklerini göz önünde bulundurmak zorundayız. Anlama ve anlatmadaki başarımız büyük ölçüde buna bağlıdır.