Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
22.08.2014
Ders: Özel Öğretim Yöntemleri      Ünite 2      2 Nisan 2011 Ara     

Çocuğun Gelişim Özellikleri

Çocuğun ana karnında başlayan gelişimi doğumdan sonra da hızla sürer. Çocuğun gelişim alanlarını yaşa göre farklı özellikleri olan fiziksel gelişim, psikomotor gelişim, zihinsel gelişim, dilsel gelişim, sosyal-duygusal gelişim oluşturur.

Fiziksel Gelişim

Vücudun, boy ağırlık ve hacım olarak artmasına, vücut sistemlerinin ve organların işlevlerini yerine getirecek düzeye gelmesine fiziksel gelişim denir. Fiziksel gelişim, çocuğun boy ve ağırlığındaki artış, baş, diş, iskelet, tüm sistemler ve organlarının gelişimi gibi daha çok gözlenebilen ve ölçülebilen bedensel değişmeleri kapsar. Doğum öncesi dönemden sonra, gelişimin en hızlı olduğu dönem, ilk yıldır.

Boy Uzaması

Çocuk doğduğunda boyu ortalama 49-50 cm’dir. İlk yıl 25 cm. artarak ortalama 75 cm’ye ulaşır. 4 yaşında iken doğum boyunun iki katına ulaşır. 6 yaşında iken boyu ortalama 115 cm. olur. Boy uzamasının normal olup olmadığı boy ölçüsüne ait tek bir rakama göre veya çevredeki bir iki çocuğa göre değerlendirilmemeli, ortalama boy ölçülerine ilişkin normal kabul edilen alt ve üst sınırlar dikkate alınmalıdır. Tablo 2. 1’de okulöncesi çağdaki kız ve erkek çocukların normal boy ölçüleri gösterilmiştir.

Kız ve Erkek Çocuklarda Yaşlara Göre Normal Boy Ölçüleri

Ağırlık Artışı

Bebek yeni doğduğunda ortalama ağırlığı 3. 200 kg’dır. Doğumu izleyen 3. -5. günlerde doğum ağırlığının % 6-10’unu yani 180-300 gramını kaybeder. Bunun nedeni, sıvı kaybı ve yeni doğanın yaşama uyum çabası sonucu enerji kaybıdır. Yaklaşık olarak, yaşamın 10. gününde bebeğin doğum ağırlığına ulaşması gerekir. Bundan sonra sağlıklı çocukta ağırlık beslenme ile orantılı olarak sürekli artar. Boy artışında olduğu gibi ağırlık artışında da çocuğun gelişiminin her hangi bir dönemde duraklama olmadan süreklilik göstermesi önemlidir. Tablo 2. 2’de okulöncesi çağdaki kız ve erkek çocukların normal ağırlık artış ölçüleri gösterilmiştir.

Kız ve Erkek Çocuklarda Yaşlara Göre Normal Ağırlık Ölçüleri

Tablo 2.1 ve Tablo 2.2’de verilen boy ve ağırlık ölçüleri, en alt ve en üst değerler olup, normal sınırlarda kabul edilmektedir (Neyzi,1993).

Baş Çevresi Gelişimi

Baş, doğumda vücudun 1/4’ü kadardır. Yeni doğan bebeğin baş çevresi ortalama 35 cm’dir. Bu ölçü 3. ayda 40. 4 cm, 6. ayda 43. 4 cm, 9. ayda 45. 3 cm, 12. ayda 46. 6 cm, 18. ayda 47. 9 cm, 2 yaşında 48. 9 cm. 25 yaşında 495 cm, 3 yaşında 49. 8, 4 yaşında 50. 4 cm, 5 yaşında 50. 8 cm’dir. 5-6 yaşlarında baş çevresi, yetişkin ölçülerine yaklaşmıştır.

Baş çevresinin genişliği, başta bulunan fontanellerin (bıngıldak) zamanında kapanıp kapanmamasıyla ve beyin gelişimi ile ilgilidir. Beyin gelişimi 2. yılda yavaşlamaktadır. İlk yıl sonunda erişkin büyüklüğünün 2/3’ü iken 2. yılda 4/5’ine ulaşmaktadır. Baş kemikleri arasında fontanel olarak adlandırılan altı adet boşluk bulunmaktadır. Bunların dört adedi doğumu kolaylaştırma işlevini görür ve doğumdan sonra kapanır. Arka fontanel genellikle 4. ayda kapanır. Başın tam tepesindeki eşkenar dörtgen biçimindeki büyük fontanel ise, 18. ayda kapanmaya başlar. Erken ya da geç kapanması, beyin gelişimini etkileyen önemli bir bozukluğa bağlı olabilir.

Dişlerin Gelişimi

Normal olarak bebekler 5. -9. aylar arasında dişsizdir. Bu aylardan başlayarak belli bir sıraya göre süt dişleri çıkmaya başlar. Önce alt çenedeki orta kesici dişler, sonra üst çenedeki orta kesici dişler, daha sonra üst yan kesici dişler, bunların ardından alt yankesici dişler çıkar. Böylece yaklaşık bir yaşına kadar ortalama sekiz diş oluşur. Bu dişleri, sırasıyla küçük azı dişleri, köpek dişleri ve büyük azı dişleri izleyerek süt dişleri 2-25 yaşlarında 20 ye ulaşır. Çocuk 6 yaşına gelince, süt dişleri çıkış sırasına göre düşerek, yerine kalıcı dişler çıkmaya başlar. Kalıcı dişlerin tamamlanması 12 yaşına kadar sürer. Normal ve iyi beslenmiş bir çocukta dişlerin çıkması hafif bir huzursuzluk ve hafif diyare (ishal) dışında önemli bir rahatsızlığa sebep olmaz.

Psiko-Motor Gelişim

Psiko-motor gelişim, zihin ve kas koordinasyonu ile yapılan hareketlerin gelişmesidir. Psiko-motor gelişimle ilgili hareketler, büyük kas ve küçük kas hareketleri olmak üzere iki grupta tanımlanır. Büyük kas hareketleri, diğer bir deyişle kaba motor hareketler, yürüme, koşma, eğilme, dönme, belli bir yerde belli bir pozisyonda durma gibi bedeni ve geniş kasların kullanımını gerektiren hareketlerdir. Küçük kas hareketleri, diğer bir deyişle ince motor hareketler ise, eli ve parmakları kullanmaya ilişkin çizme, resim yapma, yazma, nesneleri birbirine takma-çıkarma, ipe boncuk dizme, nesneleri elle şekillendirme, kesme, katlama, atılan topu yakalama, nesneyi hedefe atma gibi nesne kontrol becerilerini kapsayan hareketlerdir. Tüm kültürlerde, bebeğin psiko-motor gelişimi benzer bir sıra izlemektedir. Ancak çocukların diğer gelişimlerde olduğu gibi psiko-motor gelişim aşamalarına ulaşmasında zaman açısından bireysel farklılıklar olabilir. Bebeğin hareketleri reflekslerden kontrollü hareketlere doğru gelişme gösterir.

Refleksler

Bebek yeni doğduğunda refleksif hareketler ve denetimsiz genel vücut hareketleri olmak üzere iki tür hareket yapmaktadır. Fetüsün ve yeni doğan bebeğin ilk hareket şekilleri olan refleksler, merkezi sinir sistemi bozukluklarının erken tanınmasını sağlarlar. Basınç, ses, görüntü değişimleri ve duyu uyarımları refleksleri ortaya çıkarır. Bir refleks, daha yüksek beyin merkezlerinin ortaya çıkması ile kaybolur. Bebekte görülen beslenme ve korunmaya ilişkin refleksler, doğum öncesi dönemden bir yaşına kadar görülebilen moro, arama, emme, kavrama gibi reflekslerdir.

Örnek

Moro refleksi, bebeğin ani olarak sarsılması sonucunda görülen bir reflekstir. Bu durumda bebek kollarını ve ellerini iki yana açar ve hemen arkasından kucaklama hareketi yapar. Bu refleks 4. ayda kaybolur. 4. aydan sonra belirgin bir şekilde sürmesi, öğrenme güçlüğünün ilk belirtilerinden biri olarak kabul edilir.

Tonik boyun, adımlama, emekleme, yüzme, çekme gibi duruşa ilişkin refleksler ise, daha sonraki istemli davranışlara benzeyen istem dışı hareketlerdir.

Örnek

Tonik boyun refleksinde, bebeğin başı yatarken bir tarafa dönük ve o taraftaki kolu düz bir şekilde uzanmıştır. Diğer kolu, bükük durumdadır. Bu refleks 3. aydan sonra kaybolarak yerini istemli boyun kontrolü alır.

Kontrollü Hareketlerin Gelişimi

Olgunlaşma sonucunda ortaya çıkan, aynı zamanda kemik, kas ve sinir sisteminin gelişimine ek olarak bebeğe sağlanan alıştırma olanaklarıyla gelişen istemli hareketlerdir. Bunlar, oturma, emekleme, ayakta durma, yürüme gibi büyük kas gelişimi ve uzanma, bırakma, yakalama gibi küçük kas hareketleridir.

Oturma

Bebeğin ilk motor becerileri arasında başlangıçta oturma biçimi yer almaktadır. Bebekler, desteklendiklerinde 3. -4. aydan itibaren bir dakika kadar oturabilirler. 7. -8. aydan itibaren de yardımsız oturabilirler. Oturmada hızlı bir ilerleme izlenir. 9. aydan itibaren on dakika ya da daha fazla süreyle kendi başlarına oturabilirler.

Emekleme

Bebeğin baş, boyun ve gövde kasları üzerinde kontrol kazanmasıyla ilk amaçlı yer değiştirme hareketi olan sürünme ortaya çıkar. İlk sürünme hareketlerinde genellikle bacaklar kullanılmaz. Bu hareket yaklaşık 6. ay civarında görülür. Emekleme, sürünmenin gelişmiş biçimidir. Bebekler, elleri ve dizleri üzerinde 10. ay dolaylarında emeklerken koordinasyon kazanırlar.

Ayakta Durma ve Yürüme

Bağımsız olarak yürüyebilme yeteneği, bir dizi ilkel deneyimin ardından kazanılır. Çocuk genellikle, yürümeye kadar sırasıyla; çene baş ve göğsü kaldırabilme becerilerini içeren duruş kontrolünü edinme, destekli oturma, desteksiz oturma, karnı yerden kaldırmadan tüm bedeni ile sürünme, emekleme, destekle yürüme, bir yere tutunarak ayağa kalkma becerilerini kazanır. Bundan sonraki aşama, tek başına yürümedir. Bu hareketlerin kazanılabilmesi ve gerçekleştirilebilmesi, çocuğun, bedenini dik tutabilmesi için denge sağlamasını gerektirir.

Çocuk genellikle bir yaşından sonra yürümeye başlar. Çocuğun kendi başına uzun süre ayakta durabilecek dengeye ulaşması, kendi başına yürüyebilmesiyle paralellik gösterir. Çocuk yürümeye başladığında kollarını bedenine yakın tutamaz, daha çok yere paralel durumdadır. Bunun nedeni dengesini tam sağlayamamış olması ve vücut kısımları arasında eşgüdüm bulunmamasıdır. Çocuk yürümeye başladıktan sonra 2-6 yaş arasında, bedenin çeşitli kısımlarını kullanarak, bunlar arasında koordinasyon sağlayarak yeni ve karmaşık beceriler kazanır. 3-4 yaşlarında, parmak uçlarında yürüyebilir, koşarken ani duruş ve dönüşleri yapabilir.

Ayak değiştirerek ve yardımla birkaç basamağı çıkar. 4-5 yaşında, uzun adımlarla ve ayağını yetişkinler gibi basarak yürür.

Uzanma

Bu hareket, çeşitli vücut kısımları arasında eşgüdümü gerektirir. Elin nesneye uzatılması istemli bir hareket olmasına rağmen, kontrol eksikliği olduğundan, ilk zamanlar hareketler kontrolsüz ve kabadır. Reflekslerin yerlerini istemli hareketlere bırakma dönemi olan, 1 yaşına kadarki sürede genellikle hareketler ilkeldir. Bu dönemdeki uzanma hareketi de ilkeldir. Dolayısıyla bebekler bir nesneyi yakalamak istediğinde, gövdenin tümünün katıldığı kaba bir hareket yapar. Çocuk 5 aylık olduğunda, başarılı bir şekilde uzandığı nesneye dokunabilir. 1-2 yaş arası çocuk ilkel hareketler üzerinde alıştırmalar yapar ve bunları kontrol etmeye başlar.

Örnek

4 ayak pozisyonunda iken, bir eli ile yukarıya uzanır. Uzanma, önce her iki kol ve el ile yapılır. Giderek tek kol ve el ile uzanabilir.

Bir yaşından sonra, sağ elini nesnelere uzatmada, sol elini denge için kendine destek yapmada kullanır. 2 yaşında desteğe gerek duymadan nesneye uzanabilir. 3 yaşına doğru oturma, uzanma hareketi ile beceriksizce birleştirilir. 4 yaşında, oturma dengesi yeterli olduğu halde, uzanmada duruşu çok iyi değildir. 5 yaş çocuğu, uzanma dengesini tümüyle edinmiştir. Uzanma ve nesneleri bir yere koyma, amaçlı bir şekilde bütünleştirilmiştir. Bu yaşta, uzanmayla birlikte eğilme ve vücudun kullanılması kolay bir şekilde yapılır.

Yakalama

Bebeklikteki kavrama ve tutma, aletlerin uyumlu bir şekilde kullanımını sağlayarak daha karmaşık aletlerin kullanımının temelini oluşturur. Tonik boyun refleksinin 2.-3. aylarda kaybolmasından sonra, el kol hareketlerinde artma görülür. Bilinçli el hareketleri 3.-4. aylarda başlar. Bu davranış, görme, kolların ve elin hareketi ile koordineli bir biçimde ortaya çıkar. Yakalama kavrama hareketinde çocuk, önce objeye dikkat etme davranışını gösterir, daha sonra kendi eline dikkat eder. Yakalama- kavrama davranışında ilk koordineli hareketler, ellere bakma ve elleri ağza sokma şeklinde başlar. İlk tutma ve kavrama, kaba avuçlama hareketleridir. Baş parmak bu kavramaya hiçbir katkıda bulunmaz. 6. aydan sonra baş parmağını el ayası ile birlikte kullanır. 7 aylık bir bebek, ufak bir bilyeyi hemen görür, ancak bunu yakalayamaz. 10 aylık bir bebek, objeyi göstermek için işaret parmağını kullanır. 10.-12. aylarda baş parmak ve işaret parmağını kullanarak küçük objeleri tutabilir.

3 yaşına kadar her iki el eşit şekilde kullanılır5 yaşında, çocukların çoğu bir elini, diğerinden daha fazla kullanmaya başlar. Çocuğun sağ veya sol el tercihinin sebebi, beyin ve sinir sisteminin bir fonksiyonu sonucu veya genetik ve eğitimin birlikte etkisi olarak gösterilmektedir. Çocuğun sol elini kullanma eğilimi baskın ise, sağ elini kullanması için zorlanmamalıdır. Böyle bir baskı çocuğun, duygusal yönden zedelenmesine sebep olabilir.

Motor becerilerde incelik 3. yaşlarda başlar. 3 yaşında bir çocuk, giysilerinin düğmelerini açabilir, fakat kapatması daha zordur. Bu yaşlarda boya kalemlerini tutuşu yetişkinlere benzemeye başlar. Yetişkine benzeyen kalem tutuşu, 4 yaşında belirginleşir, 5 yaşında alet kullanma, diş fırçalama ve giysilerini giyebilme becerilerini kazanır.

Bırakma

İlk aylarda nesneler bebeğin elinden düşer. İstekle bırakma yaklaşık 10. ayda gerçekleşir. Bu aydan sonra bebekler, bu hareketi gerçekleştirmek için nesneleri sürekli olarak bir yerlere bırakmaya yönelirler. Yaşamın ilk dört yılı boyunca nesneleri bırakma hareketi gelişme gösterir. 18 aylıkken üç küpten kule yapmayı sınama yanılma yolu ile başarır. Bu etkinlikte elini açma zamanını ayarlayamadığından küpler devrilir. Bu işte 2 yaşında da tam başarılı değildir. Parmaklarını aynı zamanda açması ve elini çekmesi güçtür. 3. yaşında üç küpten köprü yapabilir. Küplerden kule yaparken. her iki elini kuleyi dengelemede kullanır. 5. yaşta, bırakma hareketi ile ilgili etkinliklerde kendine güvenli ve başarılıdır. Küpleri tutma, yerleştirme ve ayakkabısını bağlama gibi becerilerde başarılıdır. Çocuklarda psikomotor gelişim alanında 2-6 yaş arasında görülen önemli hareketlerin ve davranışların bir listesi Tablo 2. 3’te verilmiştir.

2-6 Yaş Çocuğunda Görülen Bazı Psikomotor Davranışlar

Zihin Gelişimi

Zihin gelişimi, çeşitli zihinsel işlemlerin giderek daha başarılı yapılabilecek şekilde gelişmesidir. Zeka, zihnin bir çok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucunda ortaya çıkan bir yetenekler bileşimidir. Zeka; algılama, bellek, dikkat, akıl yürütme ve kavramsal düşünme gibi bir çok yeteneğin uyumlu çalışmasını gerektirir. Bir çocuğun sadece belleğine ya da başka bir özelliğine bakarak zeki veya yetersiz olduğunu söylemek yanlıştır. Zeki insan, yeni durumlara uyabilen kişidir. Zihinsel yönden belli bir düzeyde olan çocuk, farklı zihinsel işlemleri yapabilir. Ancak, farklı zihinsel işlemlerde aynı başarıyı göstermeyebilir.

Gardner zeka türlerini, sözel/dilsel, mantıksal/matematiksel, bedensel/devinsel/dokunsal, müziksel/ritmik, görsel/mekansal, içsel/kişisel ve sosyal/kişiler arası olarak sınıflamaktadır. Bir çocuk bu alanlardan bazılarında daha iyi durumda olabilirken diğerlerinde aynı düzeyde olmayabilir.

Dil ile ilgili zekası iyi olan bir çocuk, sözcüklerin kullanımı ve anlaşılmasını gerektiren öykü anlatma, öykü oluşturma, şiir söyleme- dinleme, bir konuyu anlatma gibi etkinliklerde daha başarılıdır. Bu tür etkinlikler yolu ile daha kolay ve kalıcı şekilde öğrenir.

Mantıksal/matematiksel zeka yönünden üst düzeyde olan bir çocuk, matematiksel işlemlerde, olaylar arasındaki neden sonuç ilişkilerini kurma, karşılaştırma ve sınıflandırma gerektiren etkinliklerde başarılıdır.

Bedensel zekası iyi olan çocuk, oyun, dans, spor, araç kullanarak bir şeyler üretme gibi etkinliklere daha çok yönelir ve bunlar aracılığı ile daha etkili öğrenir. Müziksel zeka yeteneği, çocuğun şarkı söyleme, müzik dinleme, ritim çalışması vb. müziğe ilişkin etkinliklerle öğrenmesini sağlar.

Görsel zeka, çocuğun resimlerle düşünmesini, olası sonuçları gözünde canlandırmasını, nesneleri göz önüne getirerek tasarlamasını gerektirir. Bu tür zeka yeteneği güçlü olanlar, sanat içerikli olaylardan hoşlanır. Renklere karşı duyarlıdır. Üç boyutlu “yap- boz”larla uğraşmaktan zevk alır.

İçsel zekası kuvvetli olanlar, özgüveni olan, gereksinimlerinin ne olduğunu bilen, yalnız çalışmaktan hoşlanan kişilerdir.

Sosyal zeka ise empatiyi (kendisini başkalarının yerine koyma), insanlarla yüz yüze iletişimi gerektiren zeka yeteneklerini öne çıkarır. Bu yönden güçlü olan çocuklar, grup etkinliklerinde daha başarılıdır.

Okulöncesi eğitimde bir veya iki zeka alanına yönelik programlar uygulanması, bu yönlerden güçlü olmayan çocukların öğrenme işini zevk almadan sürdürmesine, yeterli veya yetersiz yanlarını geliştirememesine neden olur.

Tartışalım

Öğretmenlik uygulamasına gittiğiniz okullarda çocukların farklı zeka alanlarına ve farklı zeka alanları güçlü çocuklara dönük etkinlikler yapılıyor mu, tartışınız.

Çocuklarda zihin gelişiminin açıklanmasında farklı yaklaşımlar vardır. Bunlardan en yaygın olanları kavram gelişimi ile Piaget’in zihin gelişim kuramıdır ve zihinsel gelişim dönemleridir.

Kavram Gelişimi

Çocukta kavramların gelişimi, nesnelerin gözle görülebilir özelliklerini vurgulayan şekil, renk, boyut, mekan gibi somut kavramlardan hacim, uzaklık, zaman gibi kavramlara doğru bir gelişme gösterir.

- Şekil Kavramı: Nesneleri şekillerine göre ayırdetme ve aralarındaki farkın ne olduğunu kavrama ile gerçekleşir. Bu durumdaki bir çocuk, nesnenin şeklini söyleyebilir. Aynı şekilde olan nesnelere örnekler verebilir. 3 yaşında bir çocuk, yuvarlak, kare, üçgen şekillerini eşleştirebilir. Ancak bu şekiller arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları açıklamada yetersizdir. 6 yaşına kadar benzerlik ve farklılıkları nedenleri ile birlikte açıklama ve nesneleri şekilleri ile adlandırmada hızlı bir gelişme gösterir.

- Renk Kavramı: Çocuk okulöncesi çağda renk kavramı yönünden oldukça hızlı bir gelişim gösterir. 4 yaşlarında ana renkleri birbirinden ayırır ve isimlerini kullanabilir. Renk ve parlaklık farklılıklarını kolaylıkla fark eder.

- Boyut Kavramı: 3-4 yaşlarındaki çocuk, nesneleri büyük- küçük olarak ayırt edebilir. Büyük olanı ayırt etmesi küçük olana göre daha kolaydır. Orta büyüklüğü ayırt etme en son gelişen davranışlardandır.

- Mekan Kavramı: Çocuk, 2. yılın sonlarına doğru altında- üstünde, içinde- dışında, önünde- arkasında gibi mekan ilişkilerini anladığı için konuşmalarında bu tür ifadeler kullanır. Mekan içinde bir nesneyi ekseni etrafında çevirme yeteneği kazanır. Önceleri ters tutulan bir mama şişesini döndürmek için bir çaba harcamazken, 2. yılda emziği kendine gelecek şekilde çevirir. Gene bu yıllarda topu kanepenin altına doğru yuvarlandığında, topu görmese bile gidiş yönüne yönelebilir. Çocuklar ilk olarak bulundukları yerdeki konumlarını, daha sonra nesnelerin kendilerine göre uzaklık ve konumlarını anlamaya başlarlar.

- Nicelik Kavramı: Çocuğun, sayılar arasındaki ilişkiyi kavraması için, sayıların ifade ettiği miktarı ve aralarındaki öncelik- sonralık ilişkilerini kavraması gerekir. Bu düzeydeki çocuk, karmaşık olarak sunulan sayıları 1-2-3-4-5 gibi doğru sıralayabilir veya 1. -2. -3. gibi dereceleyerek sıralayabilir. 4 yaşında, 5’e kadar, 5 yaşında 10’a kadar anlamlı olarak sayar ve 1-5 gibi sayılar arasında toplama ve çıkarma yapabilir.

- Zaman Kavramı: 2-4 yaşları arasındaki çocuk kendisini yakından ilgilendiren günlük etkinlikleri zamanla bağdaştırmaya başlar.

Örnek

Babasının ve annesinin eve dönüş zamanını akşam, kendisinin okula gidiş saatini ise sabah olarak algılar.

Öncelikle şimdiki zamanı, ikinci olarak geleceği, en son olarak da geçmiş zamanı kavrar. Okulöncesi çocuğu, zamanın sürekliliğini değerlendiremez. Doğum günü geldiğinde bir yaş büyüdüğünü açıklarken hemen o gün gerçekleştiğini düşünür. Yaşça kendinden büyük, ancak doğum günü kendisinden sonra olan arkadaşının küçük olduğunda ısrar eder. Mevsim ve yıl kavramı oluşmamıştır. Kişilerin yaşlarına ilişkin büyüklüğü fiziksel görünüşteki irilikle açıklar.

Piaget Kuramına Göre Zihin Gelişimi

Piaget, zihin gelişimini dönem yaklaşımına göre incelemiş bir kuramcıdır. Piaget’e göre, zeka organizmanın çevreye uyumudur. Gerek organizma, gerekse çevre sürekli değiştiğinden, bu ikisi arasındaki etkileşimler zeka ile geliştirilmek durumundadır. Biyolojik ve çevresel etkilere önem verir. Piaget’e göre zihin gelişimini belirleyen etmenler olgunlaşma, deneyim, toplumsal aktarma, dengelenme ve uyumdur.
- Olgunlaşma: Bireyin kalıtımsal yapısından kaynaklanan özelliklerinin normal gelişim çizgisi içerisinde belli bir sırada yer almasıdır.
- Deneyim: Çocuğun nesne ve olaylarla duyu organları yolu ile bizzat etkileşmesi sonucu kendisinde kalan izlerdir.
- Toplumsal Aktarma: Çocuğun toplumsal çevresinden öğrendikleri yada kendisine aktarılanlardır.
- Dengelenme: Çocuğun yeni karşılaştığı bilgi ve deneyimlerle önceki bilgi ve deneyimleri arasında denge kurmak için yaptığı zihinsel işlemlerdir. Piaget’e göre, özümleme ve uyum arasında bu yolla koordinasyon sağlanır.
- Uyum: Uyum, özümleme ile uyma arasındaki dengelenme sonucu biyolojik yapının çevre ile bağdaşmasıdır. Uyum sayesinde çocuk çevreyi kendi amaçlarına göre bir düzene sokmaya çalışır.

Piaget’e göre uyumun iki yönü vardır. Bunlar özümleme ve düzenlemedir. Özümleme, bireyin kendisinde var olan zihinsel yapılarla çevresine uyumunu sağlayan bir süreçtir. Diğer bir deyişle, çocuğun karşılaştığı yeni bir olayı, fikri, objeyi kendisinde daha önceden var olan zihinsel yapı içine alması sürecidir. Her özümleme uyma olayı ile dengelenir. Uyma ise, çevrenin değişen durumuna göre eski davranış biçiminin değiştirilmesi, var olan yapıların dışarıdan alınan uyarıcılara göre, yeniden şekillendirilmesi sürecidir.

Zihinsel Gelişim Dönemleri

Piaget, zihinsel gelişimi dört temel döneme ayırmış ve bazı dönemleri kendi içinde alt evrelere ayırarak çocukların belli dönemlerde ortak zihinsel özellikler gösterdiğini ortaya koymuştur. Dönemleri belirleyen yaş sınırları, kalıtımsal özellikler ve içinde yaşadığı çevreye göre çocuktan çocuğa farklılıklar gösterebilir. Ancak, bireysel farklılıklara karşın dönemlerin sırası değişmez. Her çocuk, er geç bu dönemlerden geçer. Dönemler birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz. Bir dönemin sonu ile diğer dönemin başlangıcı binişiklik gösterir.

Piaget’e göre, yaşlara göre zihinsel gelişim dönemleri ve özellikleri şunlardır: 1. 0-2 yaş duyuşsal devinim dönemi 2. 2-7 yaş işlem öncesi dönem 3. 7-11 yaş somut işlemler dönemi 4. 11 yaş ve sonrası soyut işlemler dönemi Burada doğrudan okulöncesi dönemle ilişkili olan ilk iki dönemin özellikleri açıklanacaktır.

Duyusal Devinim Dönemi (0-2 Yaş)

Bu dönemde bebek, duyu organları ve vücut hareketleri ile öğrenir. Zekanın görüntüsü hareketlerdir. Bebek, objeleri bütün duyu organları ile algılar ve bütünleştirir. Bu dönem, 6 evreye ayrılmıştır.

Birinci evrede (0-1 ay), bebek refleksleri yoluyla çevresiyle ilişki kurar. Etkin bir şekilde reflekslerini geliştirir.

Örnek

Bu evrede bebek annesinin memesinin başını öğrenir ve arar.

İkinci evrede (1-4 ay), bebekte kendini inceleme ve tanıma etkinlikleri görülür. Elini ağzına götürmek için gerekli hareket uyumunu kazanır. Bunun için bazı deneyimlere girişir. Bu deneyimler sırasında başarılı hareketlerini ipucu olarak değerlendirir. Sınama- yanılma davranışları içerisinde rastlantısal olarak yakaladığı başarılı bir hareketi sürekli tekrarlar. Buna birinci devresel tepkiler denir. Bu tekrarlar alışkanlık haline gelir. Kucağa alındığında besleneceğini anlayıp, emme hareketine hazır olur. Bu ilkel bir kestirmedir. Baş parmağını diğer parmaklarından ayırarak emer (tanıma özümlemesi). Önceleri tüm parmaklarını ağzına sokmaktadır (işlevsel özümleme). İlk merak işaretleri belirir. Dikkati seçici bir özellik kazanmıştır. İlkel bir taklit tepkisi olarak kendi dağarcığında var olan seslere benzer sesleri tekrarlar. Pasif ümit etme davranışı görülür.

Örnek

Bebeğin, beşiğine asılan yeni bir oyuncağı fark etmesi ya da hareket eden nesne görme alanından çıktığında bir süre daha o noktaya bakmaya devam etmesi, bu devrede bebeğin merak, dikkat ve ümit etme davranışlarının tipik örnekleridir.

Üçüncü evrede (4-10 ay) ise eşgüdüme dayalı rastlantısal ve tekrarlayan davranışlar görülür. Yatağının başucuna asılan sallanan toplara sürekli vurur. Bu tekrarlanan davranışlar 2. devresel tepkilerdir. Duyu organları ile algıladığı duyumları birleştirir. Hareketlerini yeni durumlara göre düzenler. Biberonu gibi çok iyi tanıdığı nesne karşısında tanıdığını belli eder. Bu tür davranışlar düşünceye doğru atılmış ilk adımlardır ve ilkel bir sınıflandırma belirtisidir. Gözünün önünden kaybolan nesnenin arkasından ısrarla bakar ya da nesneyi hala tutuyormuş gibi duruşunu sürdürür. Böylece nesne devamlılığına (nesnenin yok olmadığı) ilişkin kavram gelişmektedir. Yatağına asılı sesli objelere hızlı ve yavaş vurarak seslerde farklılaşma yaratmaya çalışması ilkel bağıntılar kurduğunu gösterir.

Dördüncü evrede (10-12 ay) bebekte amaçlı davranışlar görülür. Daha önceki evrede gösterdiği tekrarlara dayalı hareketleri düzenleyerek amaca ulaşmak için kullanır. Amaç ve araç ilişkisini keşfetmiştir. Modelin davranışlarını benzer şekilde taklit eder. Önceden anlama (kestirme) davranışları gösterir. Nesnelerin saklanması durumunda nesnenin kaybolmadığını bilir, ancak saklanma yolunu izlediği halde, nesneyi ilk kaybolduğu yerde arar.

Örnek

Bu devrede bebekte görülen tipik davranış özellikleri:
- Önüne yastık konulmuş bir oyuncağı almak için yastığa vurarak engeli aşmak ister.
- Belli hecelerin tekrarlanmasında hece sayısı artırıldığında, bebek de hecelemeyi artırır. Bu durum sayı kavramıyla ilgili ilkel bir ilişkinin geliştiğini gösterir.
- Annenin dışarı çıkmak üzere ayağa kalktığını gördüğünde ağlar. Sevmediği bir yiyeceği gördüğünde kendisine verilmeden önce ağzını sıkıca kapatır.

Beşinci evrede (12-18 ay) çocuk artık yürümeye başladığından yenilikler peşindedir. Amaca ulaşmak için yeni davranışlar keşfeder.

Örnek

Masanın üzerinde duran bir şişeyi almak için önünde duran kutuyu döndürür veya iter. İtmenin bir nesne ile yer değiştireceğini sezmektedir.

Üçüncü devresel tepkiler görülür. Buna göre, etrafı keşfetme sırasında eline geçirdiği nesneleri sürekli değişik yönlere atarak farklı sesler ve farklı hareketler oluşturur. Tekrarlanan harekette sürekli değişiklik yarattığından birinci ve ikinci devresel tepkilerden farklıdır. Nesnenin saklanma yolunu izleyebilirse, son kaybolduğu yerde arar.

Altıncı evre (18-24 ay), zihinsel birleştirmeler ve problem çözme dönemidir. Bu dönemde çocuklar problemlere düşünerek çözüm bulmaya başlar; problemlerin çözümü için yeni çözüm yolları bulurlar.

Örnek

Kısmen açık bırakılmış bir kutunun içimdeki nesneyi çıkarabilmek için kutunun kapağını açmayı düşünebilir. Göz önünde olmayan modelin davranışlarını taklit edebilir. Kaybolan nesnenin kaybolma yolunu izlemese bile yerini kestirebilir.

İşlem Öncesi Dönem (2-7 Yaş)

Piaget, bu dönemi sembolik evre ya da kavram öncesi evre (2-4 yaş) ve sezgisel evre (4-7 yaş) olmak üzere iki evreye ayırmıştır.

Sembolik evre ya da kavram öncesi evrede (2-4 yaş) çocuk, gözünün önünde bulunmayan bir nesne, kişi yada olayı temsil eden semboller kullanarak geçmiş ile ilgilenir. Oyuncak araba ya da bunun yerine geçeceğini düşündüğü bir nesneyi gerçekmiş gibi kullanarak sembolik oyun oynar. Bu yolla yetişkinleri, çevredeki olayları, varlıkları taklit eder. Sembolik oyun zihinsel sembollerin ileri fonksiyonudur. Bu bir çeşit ertelenmiş taklittir. Duyusal devinimin sonlarında görülmeye başlayan bu özellik çocuğun zihnindeki görüntüler arasında ilişkiler kurarak kullanması anlamına gelir. Çocuk sembolik oyun yoluyla gerçekte algıladıklarını oyun içinde özümlemektedir.

Bu evredeki çocuk ben merkezlidir, kendini odak olarak görür, başkasının bakış açısını göremez ve kendilerini başkalarının yerine koyamaz. Gerçekleri kendi isteklerine göre değiştirerek akıl yürütür. Tümevarım ya da tümdengelim yollarını yeterli düzeyde kullanamaz. Akıl yürütme yüzeyseldir. Tek yönlü düşünür. Yanlış genellemeler yapabilir. Nesnelerin renk, şekil ya da büyüklük gibi sadece bir özelliğini esas alarak gruplama yapar.

Örnek

Yuvarlak nesneleri top diye oynayabilir ya da büyük kırmızı elmaları, küçük kırmızı elmaları, büyük yeşil elmaları, küçük yeşil elmaları gruplaması istendiğinde büyüklüğü dikkate almadan kırmızıları ve yeşilleri ayırarak iki grup oluşturur ya da renk boyutuna dikkat etmeden büyük elmalar ve küçük elmalar olarak gruplar.

Çocuk bu dönemde nesnelerin birden fazla özelliği arasındaki benzerliklerin farkına vardığı halde, sembolik düşünmenin etkisi ile nesneleri kendi mantığına göre bir araya getirerek “Köprü yaptım”, “Ağaç yaptım. ” gibi düşünceler öne sürebilir.

Örnek

Piaget deneylerinden birisinde, çocuğa insanlar, evler, ağaçlar ve hayvanlar gibi oyuncaklar vererek ata benzeyenleri seçmesini istemiştir. Çocuk, bu oyunda bütün hayvanları seçtikten sonra, bir bebek ile iki ağacı da bu gruplamanın içine almıştır.

Nesneleri boylarına göre sıralamada da boy farklılıklarını kısmen anladıkları halde, doğru bir sıralama yapamaz.

Örnek

Farklı boylardaki çubukları dizerken, uzunluklarına dikkat etmeden sadece üst uçlarını düzenleyerek merdiven yaptıklarını söylemişlerdir.

Korunum ilkesi gelişmemiştir. Korunum ilkesi, her hangi bir nesnenin ya da nesne grubunun, fiziksel biçimi ve mekandaki konumu değiştiğinde nesnenin miktar, hacim ve ağırlık gibi özelliklerinin değişmeyeceği ilkesidir. Görünüşe aldanmadan eşitliğin zihinde korunmasıdır. Aynı sayıdaki nesneler, sıkışık ya da seyrek dizildiğinde uzun olan sıradakilerin daha fazla olduğunu düşünürler. Aynı miktardaki iki bardak sıvının birisi gözünün önünde geniş bardağa boşaltıldığında uzun bardaktakinin fazla olduğunu söylerler. Sayı, ağırlık, hacim kavramları yönünden de başarılı olamazlar.

Sezgisel evrede (4-7 yaş) çocuk, mantık kurallarına uygun düşünme yerine görünüşe aldanarak sezgilerine dayalı akıl yürütür. Her seferinde bir boyut üzerinde durur. Nesnelerin bazen uzunluğuna, bazen de genişliğine göre miktarlarının değiştiğini söyler.

Nesneleri uzunluklarına göre sıralarken ve eşleştirirken sınama yanılma yoluyla başarılıdır. Birebir eşleştirme yolunu kullanır. Ancak, korunum kavramı gelişmemiştir. Aynı miktarda olduğu halde sıkışık ya da seyrek dizilerek nesnelerin fiziksel düzeni değiştirildiğinde çocuk, bazen yoğunluğuna dikkat ederek bazen de uzunluğuna göre miktarın azaldığını veya arttığını söyler.

Henüz üst düzeyde sınıflama yapamaz. Nesneleri, sınıflarken renk şekil boyut gibi belli ölçütleri dikkate alır. Bu evrede, siyah kareler, beyaz kareler, kırmızı halkalar, yeşil halkalar verilip sınıflaması istendiğinde kareler ve halkalardan birer sınıf yaparken bu sınıfların alt sınıflarını da renk ölçütüne göre oluşturur. Bütün ve parça arasındaki ilişkileri kurmada başarısızdırlar. Bu nedenle bir bütün içinden ayrılan parçanın daha büyük olduğunu veya bütün ile parçanın eşit olduğunu düşünebilirler.

Örnek

Bir vazodaki karışık türdeki çiçeklerden, “Karanfiller mi çok papatyalar mı?” sorusuna, eğer papatyalar çok ise “Papatyalar” diyebilir. Daha sonra, “Vazodaki çiçekler mi çok yoksa papatyalar mı çok?” diye sorulduğunda “Papatyalar çok” diyebilir. Çocuklar bu dönemde nesnenin dikkat çekici özelliğine odaklanmaktadır.

Sayıları ezber yoluyla öğrenirler. Parmaklarını veya başka nesneleri kullanarak sayı sayarken kendine göre en başta olan nesneden başlayarak sayar. Başka bir kısımdan başlatılmak istenirse, saymayı karıştırır. Sayı kavramı henüz nesneye bağlıdır. Bu evrenin en önemli özelliklerinden birisi de işlemlerin tersine çevrilememesidir.

Örnek

2 + 3 = 5 işlemini tersine çevirerek, 5 … 3 = 2 işlemini yapamazlar. Bunun nedeni, bu dönemdeki çocuğun zihinsel dönüştürme işlemlerini yapamayışıdır.

Güneş, ay, bulut gibi cansız varlıkları canlı gibi düşünür. Doğada bulunan canlı ve cansız nesnelerin insan eliyle yapıldığını zanneder. İnsanlarla bu tür varlıklar arasında ortaklık kurar.

Örnek

Ayın nasıl büyüdüğü sorulduğunda, insanlar büyüdüğü için büyüdüğünü ve yürüdüğünü söyler.

Çocuğun düşünmesi, fiziksel etkinliğe ve nesnelerin dikkat çeken görünüşüne bağlı olduğundan doğru mantık yürüterek işlem yapamaz. Sonuç olarak bu yaşlardaki çocuklar, duyumlarla elde edilen verilerin ötesine geçemez. Ancak bu dönemin sonlarına doğru somut nesneleri kullanarak işlemler yapabilir. Son yıllarda çocukların, Piaget’in ortaya koyduğu bazı özellikleri daha erken yaşlarda kazandıkları görülmektedir.

Dil Gelişimi

Dil gelişimi, kelimelerin, sembollerin, sayıların kazanılması, saklanması ve bunların iletişim için kullanılmasının gelişimidir. Dilin sözlü olması konuşma dilini ifade eder.

Çocuk doğduğu günden itibaren konuşma dilini öğrenmeye başlar. Yazı dilinin öğrenilmesi, okul yıllarına kalır. Ancak okulöncesi yıllarda yazı dili, resim dili anlamında ele alınabilir. Çocuk, 1-2 yaşlardan itibaren resimli kitaplarla karşılaştırılırsa, yazı dilinin ilk adımları atılır.

Dil gelişimi ses, sıra (söz dizini) ve anlam olmak üzere üç sistemden oluşur. Çocuğun dili kazanması için, öncelikle ses sisteminin gelişmesi gerekir. Ses, konuşma dilinde anlamı ayırt edici en küçük birimdir (fonem). Bebek ağlama, aksırma, öksürme gibi sesleri doğduğu günden başlayarak çıkarır. 2-25 yaşlarına doğru, tüm sesli ve sessiz fonemleri çıkarabilir. Cümlenin yapısını oluşturan ses gruplarının cümle içinde sıralanması (söz dizini), dilin gramer kurallarını kapsar. Sözcüklerin belirli anlamları ifade etmek üzere kullanılması dilin içeriğine ilişkin boyutudur. Anlam gelişimi, çocuğun sembollerle nesneler arasında nasıl bir ilişki kurduğunu ortaya koyduğundan, zihinsel gelişim düzeyi ile paralellik göstermektedir. Çocuk doğumdan itibaren dili anlama ve konuşmada belli aşamaları aşağıdaki sırada gerçekleştirir.

Ağlama ve Basit Seslerle İletişim (Doğumdan 2. Aya Kadar)

Çocuk hayatın ilk günlerinde ağlama yoluyla tüm dillerdeki sesleri çıkarır. Bu sesler iletişim aracı niteliğindedir. Bebek bu yolla açlığını ifade ettiği gibi giderek gürültü, ışık, altının ıslak olması, bir yerinin ağrıması, pozisyonunun rahat olmaması gibi durumlara da ağlamayla tepki verir. Bebek ilk 3 haftada nedeni belli olmayan yani farklılaşmamış sesler çıkarır. 3. haftadan itibaren nedene göre farklılaşmış sesler çıkarır. Seslerin farklılığına göre bebeğin ne demek istediği anlaşılabilir.

Örnek

Açlık ve karın ağrısında ağlamalar durdurulamayan nöbetler şeklinde, yorgunlukta ise daha hafif, uzayan, yakınan bir tondadır.

Cıvıldama (Agulama … Gıgıldama) (2-6 Ay)

Bebek 2. aydan itibaren kuş sesine benzeyen cıvıltılı sesler çıkarır. Bu sesler herhangi bir çevre etkisine bağlı olmayan, işitme algısından bağımsız seslerdir. Bu nedenle yetişkinin konuşma seslerinden farklı seslerdir. Bu onun öz eylemidir. Dünyanın her yerindeki bebekler bu dönemde genellikle rahat ve mutlu oldukları zamanlarda bu tür sesler çıkarırlar. Bazı araştırmacılara göre, bu sesler çocuğun ileride çıkaracağı seslerin bir bakıma provası niteliğindedir. Çocuğun bu denemeleri ileride çıkaracağı sesler için gerekli kas uyumunu sağlama ve sesleri tanıma bakımından dil gelişiminin başlangıç evresini oluşturur.

Heceleme (6-12 Ay)

Bebek bu dönemde sesli ve sessiz fonemleri birleştirerek arka arkaya tekrarlar ve böylece “ba- ba- baa”, “de- de- de”, “mem- mem- mem” gibi ritmik hece zincirleri oluşturur. Psiko-linguistik görüşe göre bebeğin hecelemesi aşırı zıtlık ilkesine göre olmaktadır. Bebek sinir sisteminin yapısı nedeniyle ilk yılda birbirine tamamen zıt üniteleri birleştirme eğiliminde olduğundan “k”, “p”, “b”, “m”, “g”, “d”, “h” gibi sessiz fonemlerle, söyleyiş biçimi zıt olan “a”, “u”, “o”, “e” gibi sesli fonemleri birleştirir. Bebek 9. ay civarında önceden yapmış olduğu hece zincirlerinden yararlanarak iki eş heceli birleşimler yapar. Bu hece çiftleri sözcük kurmanın ilk örnekleri olabilir.

Örnek

“Ba- ba”, “ma- ma”, “de- de” gibi. İlk bakışta bebeğin amaçsız gibi görünen bu hece çiftleri ödüllendirildiğinde pekişir. Böylece amaçlı hecelere doğru bir gelişme görülür.

Heceleme döneminin sonlarına doğru (10. ayda) bebek “Baba nerede?”, “Çanta nerede?” gibi sorular sorulduğunda aramak için başını çevirir. Bebek artık konuşulan dildeki sözcüklerle uyarıcıları bağdaştırmaya başlamıştır.

Çocuktan çocuğa farklılık görülmekle beraber, bebek yaklaşık 11. ay civarında tek ya da çift heceleri kullanmaya başlar. Bunlar anlamlı olmaları bakımından önceki hecelere göre farklıdır.

Örnek

Maması verileceğinde “mam- mam” ya da bir yere giderken “baş- baş” gibi sözcükleri jestlerle birleştirerek kullanır.

Heceleme döneminde bebek bazı yasakları anlar.

Örnek

“Hayır” sözcüğünü işittiğinde bir an için eylemini durdurur. Yetişkinin onaylayıp onaylamadığını sınamak için aynı eyleme girişmeden önce yetişkine bakar.

Bu dönemde cıvıldama döneminden farklı olarak çevresel algılara dayalı olabilecek ses üretimleri söz konusu olduğundan, döneme ilişkin dil özelliklerinin görülmeyişi, sevgi yetersizliği ve ilgisizliğe bağlı bazı dil yetersizliklerinin, işitme kaybının veya zihinsel yetersizliğin habercisi olabilir.

Tek Sözcükle Konuşma (12-18 Ay)

Bebek 1 yaşından itibaren iki heceden oluşan tek sözcükleri kullanmaya başlar. Bu sözcükler bir cümlenin yerine geçer. Çocuğun ilk sözcük dağarcığının büyük bir kısmını “top”, “bebek”, “süt”, “anne”, “baba” “havhav” gibi insan ve nesne isimleri oluşturur. Ayrıca “uf”, “cıs”, “kaka”, “sıcak” gibi niteliklere ilişkin sözcükler kullanılır. İsimler yeterince öğrenildikten sonra bebek “al”, “ver”, “tut” benzeri fiilleri kullanır. Bu dönemdeki sözcükler öncelikle “baş- baş”, “atta” vb. hareketlerle ilgilidir. “Araba”, “kapı”, “köpek” vb. hareket eden nesnelerle ilgili isimleri durgun olanlara göre daha çabuk öğrenir Daha sonra sözcükleri bir insan ya da bir objeye bağlayarak babasının olduğu yerde “baba”, oyuncaklarının olduğu yerde “top” sözcüklerini kullanır. Çocuk daha sonraları sözcükleri isteklerini ve tepkilerini belirtmek için kullanır; örneğin süt içmek istiyorsa “süt”, yapmak istemediği eylemler için “yok”, “hayır” der. Sözcüklerin anlamını kuvvetlendirmek üzere ses iniş- çıkışlarını, jest ve mimikleri de kullanır. Bu dönemde, çocuğun anladığı sözcük sayısı kullandığından daha fazladır. Çocuk nesnelerin biçim ve işlevleri arasında bazı benzerlikler kurarak aynı sözcükle adlandırma yapar; örneğin bütün erkeklere “baba” diyebileceği gibi atabildiği her nesneye de “top” diyebilir. Çocuk bu dönemin sonuna kadar genellikle alıcı durumdadır. İfade etme yeteneği bu dönemden sonra gelişme göstermeye başlar.

İki Sözcükle Konuşma (18-24 Ay)

Bu dönemde çocuk, sözcüklerin birbiri ile ilişkisini kavramaya başladığından, sözcükleri yan yana getirerek farklı anlamlar oluşturmak üzere cümleler kurar. İki sözcüğü yan yana getirirken, cümledeki sözcüklerin sonunda alçalan bir ses tonu ve eşit bir vurgu kullanarak anlamı ifade etmeye çalışır. Bu vurgulamaları kullanarak aynı cümlelerle farklı anlamları oluşturur.

Örnek

“Baba atta” cümlesinin bir anlamı, “Baba gitti” diğeri, “Baba beni gezmeye götür” olabileceği gibi “Baba gitti mi?” sorusunu da ifade edebilir.

Çocuğun, bu tür iki sözcüklü cümlelerine telgraf konuşması denmektedir. Bu konuşmalarında anlam taşıyan sözcükleri yan yana dizer. Bu konuşmalar çocuğun dili gerçek anlamda kazanmaya başladığının göstergesidir.

Piaget’e göre, çocuk 2 yaşında, duyusal devinim döneminin sonlarında olduğundan, zihin gelişimindeki nesne devamlılığına ilişkin özellikler bu dönemde konuşmaya yansır. “Altında- üstünde”, “orada- burada”, “daha mama”, “süt yok”, “buraya otur”, “cici bebek” gibi çeşitli ilişkileri vurgulayan cümlelerle konuşur. Ayrıca, “O ne?”. “Top nerede?” gibi bazı soru cümleleri kurar.

Anlamlı Konuşma (2-3 Yaş)

Çocuk bu dönemde ikiden fazla sözcükle anlamlı cümleler kurar. Dilbilgisi kurallarını kullanmaya başlayarak, özne, yüklem ve nesne arasındaki fonksiyonel ilişkilere göre konuşur. Cümleler oldukça açık ve anlaşılır olmakla beraber dil kuralları yönünden hatalar görülür. Çoğul ve tekilleri yanlış kullanabilir, “baba benim, bebek aldı” “bakkalcı amca” gibi gereksiz genellemeler yapabilir. Bu dönemde telgraf konuşmaları azalır. Sesli fonemleri söylemede daha başarılıdır. Sessiz fonemleri bazen değiştirerek yanlış söyler. Çikolata yerine “tukulata”, geliyorum yerine “geliyoyum” gibi. Bu gibi yetersizlikler, giderek azalmakla birlikte, 7-8 yaşlarına kadar sürebilir.

Bu dönemde sözcük dağarcığı hızlı artış gösterir ve yaklaşık 400’e ulaşır. Büyüklük ve çokluğu ifade eden “çok, fazla, kocaman, büyük” gibi sözcükleri “az, küçük” gibi sözcüklere göre daha fazla ve doğru kullanırlar.

Basit Cümlelerle Doğru Konuşma (3-4 Yaş)

Bu dönemde ben merkezli konuşmalar görülür. Birkaç çocuk bir aradaysa, birbirlerine kulak vermeden konuşurlar. Bu tarz konuşma, yedi yaşına kadar devam edebilir. Buna “birlikte monologlar” denir. Çocuğun ben merkezli konuşmaları, yalnız başına olduğu sıralarda da görülür. Hayal oyunları oynarken yüksek sesle kendi kendine konuşur. Bu tür konuşmalar dışında, çocuklar birlikteyken birbirlerinin konuşmalarını kendisi ile ilişkisi olmadığı halde tekrarlar.

Ben merkezli konuşmaları süresince çocuklar, bir çok söyleniş ve anlatım hataları yaparlar. Olayları yanlış sıralayabilir, neden sonuç ilişkilerine dikkat etmeden dolaylı ve karmaşık ifadeler kullanabilir. Ben merkezlikten kaynaklanan bu tür hatalara rağmen, dilin temel yapılarını öğrenir, konuşmaları yetişkine benzemeye başlar. Bu dönemdeki dil hatalarının çoğu, genellikle yanlış öğrenmeye ve yeterince olgunlaşmamaya dayalı bebeksi konuşmalardır. Yetişkinlerin bu durumu özendirip pekiştirmesi hatalı konuşmaların uzamasına yol açabilir. Sözcükleri doğru söylemesi için çocuğun zorlanması ise duygusal sorunlara ve kekemeliğe neden olabilir. Bu yaşlarda, anlatmak istediklerinin fazlalığına bağlı olarak konuşurken geçici kekemelik şeklinde bazı tutukluklar görülebilir. Bu durum abartılmadan sevgi ve ilgi dolu doğal bir ortamda atlatılabilir.

Yetişkine Benzer Konuşma (4-5 Yaş)

Bu yaşlarda çocuklarda yetişkinlerinkine benzeyen uzun cümleler görülür. Çocuk iki ya da daha fazla fikri bir cümlede doğru olarak açıklar. Cümlelerinde, bağlaçları, zarfları ve sıfatları uygun biçimde kullanır; “belki, umarım, çünkü gerçekten ve de, ama vb. ” anlatım gücünü artıran sözcüklere yer verir. “Umarım babam beni parka götürecek, çünkü çok istiyorum. ”, “Arkadaşımla parkta ve de evde oynadık. ” vb. cümleler kurar. Bu arada ben merkezli konuşmalar da devam eder. Yerli yersiz ve gelişi güzel bir şekilde çok konuşur. Kendiliğinden sözler uydurur. Genellikle kendini kattığı öykülere ve kendini övücü konuşmalara yer verir. Öykülere ve uyaklı tekerlemelere ilgi duyar. Beğendiği öykünün tekrar tekrar anlatılmasını ister. Dinlediği öyküyü belleğinde kalan sözcüklerle, anlatmaya çalışır, eklemeler yaparak veya sonucu değiştirerek yeni öyküler oluşturur. Bu yaşlardaki çocuklar niçin, nasıl gibi çok fazla soru sorarlar.

Kurallara Uygun Konuşma (5-6 Yaş)

Bu yaşlardaki çocukların konuşmalarında sözcüklerin söylenişi ile ilgili zorluklar ve hatalar büyük ölçüde azalmıştır. Cümleleri daha sistematik ve dilbilgisi yönünden doğrudur. Ben merkezcilik azalmaya başladığından, çocuk konuşmayı etkin şekilde sosyal bir etkileşim aracı olarak kullanır. Yaklaşık 2500-3000 sözcük dağarcığına sahiptir.

Soru

Çevrenizdeki okulöncesi dönemi çocuklarda ne tür dil gelişimi eksikliklerini gözlüyorsunuz? Bunların nedenleri ve çözümleri üzerinde düşününüz.

Sosyal-Duygusal Gelişim

Sosyal gelişim, sosyal davranışların gelişmesidir. Sosyal davranış ise, insanlarla iletişimde toplumca belirlenen kurallara uygun davranıştır. Buna göre sosyalleşme, yaşamı paylaşmayı öğrenme sürecidir. Bu paylaşım, çocuğun duygusal yönden gelişmesini de içerir. Bu süreçte, duygu ve düşüncelerin topluma uygun şekilde gelişmesi beklenir.

Tartışalım

Sizce, çocuğun toplumsal uyum için, duygusal gelişimi mi, yoksa sosyal gelişimi mi daha önemlidir, tartışınız.

Çocuğun yaşamı boyunca sosyal yönden uyumlu bir birey olabilmesi için kazanması gereken sosyal özellikler, duygusal özelliklerle iç içedir. Sosyal davranışları gelişmiş olan bir çocuk olumlu bir psikolojik yapıya sahiptir. Her konuda yetişkinlere bağlı değildir. Genellikle ortama isteyerek katılır. Nezaketsizlikle ve olumsuz davranışlarla genelde başa çıkabilir. Empatiye sahiptir. Yaşıtı olan en az bir iki çocukla olumlu ilişki kurar; onlara değer verir ve özler. Espri yapabilir. Diğer kişilere pozitif yaklaşır. İsteklerini ve haklarını açıkça belirtir; davranışlarının sebebini anlatır. Kendini ezdirmez, şiddetle başa çıkabilir. Hayal kırıklıklarını ve kızgınlığını başkalarına ve herhangi bir nesneye zarar vermeden ifade eder. Oyun ve başka etkinliklerde grup çalışmasına katılır. Sırasını beklemeyi bilir. Başkalarına ilgi gösterir, başkasına bilgi vermeyi ve bilgi almayı uygun bir şekilde gerçekleştirir. Diğer çocuk ve yetişkinlerle iyi ilişkiler kurar. Ben duygusunu fazla geliştirmez. Diğer çocuklarla gülümseme, el sallama gibi sözsüz iletişim kurar. Diğer çocuklar tarafından oyun, arkadaşlık veya etkinliklere davet edilir. Diğer çocuklar tarafından kabul edilir.

Duygusal özellikleri de kapsayan bu tür özelliklerin gelişimi, temel güven duygusunun oluşumu, bağlılık ve bağımsızlık duygusunun gelişimi, cinsiyet rolünün kazanılması, arkadaşlık ilişkilerinin gelişimi, ahlak gelişimi gibi başlıklar altında incelenebilir.

Temel Güven Duygusunun Oluşumu

Bebeğin ilk sosyal ve duygusal ilişkisi, annesi ya da onun yerini tutan kişi ile başlar. Bebeğin fiziksel, sosyal, duygusal gereksinimlerinin doğumdan başlayarak yeterli bir şekilde, düzenli aralıklarla ve süreklilik gösteren bir tutarlılıkla karşılanması güven duygusunun temelini oluşturur. Bebeğin doğduğunda en önemli gereksinimi, fiziksel temas ve sevgidir. Bebek beslenmesi, altının değiştirilmesi ve diğer zamanlarda annesinin sıcaklığını hissetmek ister. Güven duyabileceği ve doyum sağlayabileceği nitelikte ilgi gördüğünde olumlu tepki verir. Buna göre bebek önce yakınındakilere güvenmeyi, buna bağlı olarak ise kendine güvenmeyi öğrenir. Bakım ve ilginin zamanı, süresi önemli olmakla beraber, asıl önemli olan bu süre içerisinde çocuğa gösterilen davranışlardır. Çocuğun ihtiyaçları giderilirken fiziksel temastan kaçınarak mekanik bir şekilde davranma, sevgisiz, sert tavırlar ya da bazen sıcak, sevgi dolu, bazen de aceleci sinirli ve reddedici tavırlar gösterilmesi durumunda bebek bu ilişkiden doyum sağlayamaz. Buna göre bebeğe tam saatinde mamasının verilmesi, her gün banyo yaptırılması, sevgisiz bir şekilde sürdürülüyorsa duygusal güveni için çok yetersiz kalır.

İlk iki yıl, çocuğun duygusal gelişimi için kritik dönemdir. Çocuk bu yıllarda, sevgi ve şefkati soğuk ve gergin davranışlardan çok iyi ayırt eder. Özellikle ilk yıl, sevginin kaynağı olan anne figürü, bir ya da en fazla iki kişi olmalı, bebek bu kişi ile bire bir ilişki içinde bulunmalıdır. Ancak çocuğa sevgi ve yakınlık gösterirken, sürekli kucakta tutularak bağımsızlık çabaları engellenmemelidir. Ayrıca yakındaki tüm kişilerin kucağında sürekli gezdirilerek günlük gereksinimlerinin karşılanma düzeni bozulmamalıdır. Bu gibi durumlar da çocuğun gelişimi için zarar vericidir. Bu yıllarda çocuğun, annesinden uzun süreli ayrı kalması güven duygusunun gelişmesinde olumsuz izler bırakmaktadır.

Bebekliklerinde güven duygusunu geliştirememiş çocukların, ileride aşırı kıskançlık, bencillik, sabırsızlık, saldırganlık gibi antisosyal davranışlar ve duygusal bozukluklar gösterdiği araştırmalarla ortaya konmuştur.

Daha sonraki yıllarda çocuğun güven duygusunun zedelenmemesi, aile içindeki sağlıklı ilişkiler kadar okulda öğretmenin çocuğa değer vermesiyle doğrudan ilişkilidir. Çocuğun olumlu benlik geliştirmesi, sahip olduğu özelliklerin takdir edilmesi ve girişimleriyle desteklenmesiyle sağlanır. Yetişkinler kendilerine olumsuz gelen ve beklentilerine uymayan davranışları nedeniyle çocuğu suçlayıp cezalandırmadan olumlu tavırlar göstermelidir.

Tartışalım

Okulöncesi öğretmeninin, çocukların sosyal- duygusal gelişimleri hakkında karar verebilmesi için, ailenin sosyal- ekonomik konumunu bilmesi yeterli midir? Tartışınız.

Bağlılık ve Bağımsızlık Duygusunun Gelişimi

Çocukta bağlılık, annesi ya da yerini tutan kişi ile sürdürdüğü sosyal ilişki ile başlar. 3-4 aylık bebek, görüş alanındaki veya kendisini kucağına alan bir kişi ile gereksinimlerini karşılamak amacıyla iletişimde bulunur. 3-6 ay arasında çevresindekileri ayırt eder ve tanıdığı bir kişiye daha olumlu tepkide bulunur. En çok gördüğü annesi yada onun yerine geçen bu kişilere gülümser5. ayda sesin sert ve yumuşak tonlarını ayırt eder. 6. ayda annesini arar, yabancılara karşı çekingendir.

Birkaç gün görmediği babasına bile yabancı gibi davranır. 6.-7. aylarda kesin olarak annesine bağlanır. Bu sürede annesinin görüş alanından çıkması, ağlamasına neden olur. Ayrılma endişesi olarak adlandırılan bu tepki, ayrılık korkusuna dönüşür. Özellikle 8.-10. aylarda ayrılık korkusu en yüksek düzeydedir. Bebeğin başkalarının kucağına verilmesi de annesinin odadan çıkışı gibi ayrılık korkusu tepkisine yol açar. Sürekli annesi ile olanlarda bu bağlılık daha yoğundur. Bebek, 7.-12. aylarda alışmadığı sesler ve görüntülerden korkar. Bu tepkisi de alıştıklarına bağlılığı nedeniyle olmaktadır. Bebeğin 18. aydan sonra bağlanacağı kişi sayısı, kardeşler ve diğer büyükler olmak üzere fazlalaşır 1.-2. yaştaki uzun süreli ayrılıklar, çocuğun protestolarına yol açar. Belli bir süre sonra ilişkinin niteliğine bağlı olarak tepkisi düzelir. Ayrılık korkusu, 2-3 yaşına kadar sürer. 3 yaşında geçici olarak ayrılmaya katlanır ve anne yerini alan figürü kabullenir. 4 yaşında bu endişe tamamen kaybolur. Ancak anne- babasından ayrı yaşamak zorunda kalan çocukta sağlıklı bir bağlılık oluşmadığından, bağımsızlık gelişimi olumsuz etkilenir. Bebeğin annesine ve yakınlarına bağlılığı, onlara güvenmesini ve buna dayalı olarak kendine güven duymasını sağlar.

Bu dönemde bebeğin annesi ve diğer yakınları ile olan ilişkisinin doyum sağlayıcı olması bağımsızlığın kazanılmasında temel oluşturur. Çocuk yeterli güveni bulamıyorsa, daha sonraki yıllarda da bağımlı davranışını sürdürür.

Birinci yaşın sonlarında çocuk yürümeye başlar. Bu onun özgürlüğünü kazanması için en önemli aşamalardandır. Kendi başına yapabileceği davranışlardan nelerin kabul edilebileceğini, nelerin yasaklanacağını sınamaktadır. 1-3 yaş arasında tüm becerilerini bağımsızlık kazanma yönünde kullanır. Bu dönem, bağımsızlık dönemi olarak da adlandırılmaktadır. Çocuğun, çevredeki etkinlikleri ve kendine güveni belirgin şekilde göze çarpar. Bu nedenle, bir çok davranışı kendi başına yapma çabalarına girişir. Eşyaları karıştırma, bir yerden diğer yere taşıma, yemeğini kendi başına yeme, yetişkinin elini tutmadan yürüme gibi tam olarak beceri kazanamamış olduğu davranışlarına karışılmaması için diretir.

Örnek

Sokakta yürürken annesinin elini bırakmak ister. Aniden annesinden kurtulup, koşmaya başlayabilir. Tehlikelerin ve yapabileceklerinin sınırının ayırımını yapamaz ve davranışları ile kendini kanıtlamak ister. Israrları karşısında yetişkinlerin koyduğu yasakları anlayamaz, öfkelenir. Bu durumlar, çocukla yetişkinler arasında çatışmalara neden olur.

Çocuğun yetişkinlerin yardımına karşı çıkması, kendini yönetmesinin ve dolayısıyla iç denetimin gelişmesinin başlangıcıdır. Çocuk kendi istekleri ile yetişkin beklentileri arasında seçimler yapma durumundadır. Bu nedenle, isteyebilecekleri arasından seçim yapma olanağı vermek önemlidir. İç denetim, dış denetimin yerini aldığında başarılı sosyalleşme gerçekleşir. Çocuğa her hangi bir seçim yapma olanağı verildiğinde olayı kontrol ettiğini düşüneceğinden olumlu ilişki kurar. Çocuğun bu kontrolü öğrenmesi bir çok fırsatı gerektirir ve uzun zaman alır. Ceza ve dışsal denetimle yönetilmeye çalışıldığında iç denetim gelişemez.

Çocuk, beceremeyeceği işler de dahil bir çok konuda özgür olmak istediği halde, bazı işlerde başarılı olmadığını görür ve güveni sarsılır. Bu yüzden yetişkine bağımlılığı çok yoğun olmasa da hala devam eder. En ufak güvensizliğinde, ilk yılda annesi ile arasında kurulan bağlılığa dayanarak, annesine sığınır. Bu yolla güven bulan çocuk, bağımlılık eğilimi ile özgürlük isteği arasında çelişkiye düşer. Boyun eğme ile baş kaldırma arasında bocalar. Çocuğun bu tutarsızlığı, yaklaşık 18.-20. aylarda başlanabilecek tuvalet eğitimi süresince dikkat çeker.

Örnek

Freud’a göre, 1-3 yaş döneminde çocuk, idrar veya dışkısını tutma ve bırakma arasında zıtlık yaşar. Çocuğun bu çelişkisine tuvalet eğitimi ile ilgili kurallar eklendiğinde, çocuk bu eğitime şiddetle karşı çıkar. Tuvaletini yapması için uzun süre tuvalette oturduğu halde, idrar veya dışkısını tutar. Daha sonra altı bağlandığında bezine veya evin bir yerine yapar. Bu bir bakıma, annenin baskıcı tutumuna karşı koymadır. Tuvalet eğitimi süresince gösterilen katı, ayıplayıcı ve cezalandırıcı tutumlar çocukta aşırı bağımlılık, inatçılık ve tutuculuk gibi özellikler oluşturabilmektedir.

İki buçuk yaş dolayları, olumsuzluk dönemi olarak bilinir. Çocuk her şeye “hayır” der. İnatçıdır. Yetişkinin söylediklerinin tersini yapar. Kararsız ve isyankardır. Gereksiz kurallar konularak çocukla inatlaşma ve üstünlük kurmaya çalışma, bu olumsuzluğun daha da yoğunlaşarak sürdürmesine yol açar.

Çocuk 3-6 yaş arasında, bundan önceki döneme göre tüm gelişimleri yönünden iyi durumdadır. Girişimcidir, bağımsızlık girişimini ve isteklerini kabul edilebilir ölçülerde ortaya koyar. Girişimciliği engellenir ve cezalandırılırsa olumlu benlik geliştiremez. Olumlu benlik çocuğun, kendisini değerli hissetmesi için aileye ve bir gruba ait olma duygusunu gerektirir. Bunun için karşılıklı pozitif etkileşim gerekir. Etkinlik alanları geniş, meraklı, özgür ve iyi bir hayal gücüne sahip, yaratıcı olmasına rağmen korku ve kaygıları vardır. Bu dönem, Erikson’a göre, çocuğun girişkenliğinin artmasıyla problem oluşturan davranışlarının da arttığı bir dönemdir. Anne- babalar ve öğretmenler, çocuğun koşma, atlama, kayma vb. hareketlerine engel olduklarında, sürekli azarlayarak suçladıklarında çocuk yaptıklarının yanlış olduğunu düşünüp suçluluk duyabilir. Aksine bu gibi girişimleri koşullara göre engellenmeden desteklenirse, çocuk bağımsız bir birey olmak için gerekli yaşantıları kazanır. Ancak, çocuk gelişimini tamamlayamadığından bağımsızlığı 5-6 yaşlarına kadar yeterince kazanamaz.

Cinsiyet Rolünün Kazanılması

Toplumca beklenen sosyal davranışlar arasında, cinsiyet rolüne uygun davranma belli bir yer tutar. Bir toplumdaki bireylerin erkek ve kız çocuklara yaklaşımı ve beklentilerindeki farklılıklar, cinsiyet rolünün kazanılmasında belirleyici etkiye sahiptir. Cinsiyet rolü kadın ve erkeğin kültürel tanımlamasıdır. Çocuk cinsiyet rolünü kazanmadan önce, cinsel kimliğinin ne olduğunu öğrenir. Cinsel kimlik, biyolojik anlamda erkek ya da kız olma kavramıdır.

Cinsiyet rolünü kazanma, çocuğun çevresindeki kadın ve erkek davranışları arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları algılaması ve yorumlamasına bağlı olarak kazanılabilir. Buna göre, çocuk dört yaşında cinsiyetinin ne olduğuna karar verebilir. 2-5 yaşlarında anlamını bilmeden insanları cinsel kimliklerine göre gruplar. 3 yaşındaki bir çocuk, giysisine göre karşısındaki bireyi kadın ya da erkek olarak değerlendirebilir. Ancak 6-7 yaşlarında cinsiyet farklılığını kavramaya başlar. Yine bu yaşlarda, erkek ya da kadın oluşu ile annelik ya da babalık ilişkisini kavrayamaz. Cinsiyete ilişkin bu kavramlar, çocuğun bilişsel gelişimine paralel olarak gelişirken, çocuk bir taraftan da cinsiyet rolünü benimsemektedir. Çocuk cinsiyet rolünü kazanırken, yetişkinlerin davranışlarını taklit eder. Çocuğun doğru davranışları ödüllendirildiğinde pekişir. Çocuğun taklit süreci içerisinde örnek aldığı davranışlar arasında arkadaşlarının ve öğretmeni gibi diğer yetişkinlerin davranışları yer alsa da özellikle anne ve babasının davranışları önemlidir.

Soru

Çocuğun cinsel kimliğinin gelişmesinde anne- babanın rolü nedir?

Freud’a göre, 3-6 yaş arasındaki çocuk, sevdiği ve hayranlık duyduğu anne ve babasının özelliklerini kendisine model olarak alır. Çocuğun bu şekilde bir yetişkin figürüne kendini benzetme sürecine, özdeşleşme denir. Bu dönemde, kız çocuk annesini, erkek çocuk babasını figür olarak seçer. Anne veya babanın niteliklerini özümleyerek kendine mal eder. Kız çocuk böylece, annesinin davranışlarını taklit ederek babası tarafından beğenilmek ister. Erkek çocuk ise, bunun tam tersi, babası gibi davranarak annesi tarafından takdir edilmek ister. Erkek çocuk babasını model aldığı halde, kendisine rakip gördüğünden, ilişkileri annesi ile daha iyidir. Kız çocuk ise, annesini kendisine rakip gördüğünden babası ile ilişkileri daha olumludur. Böylece çocuklar, kendi cinsiyetine ilişkin rolleri özdeşleşme yolu ile kazanır. Bu süreç sadece cinsiyet rolü ile sınırlı kalmaz. Çocuk, tüm değerleri, tavırları ve standartlarıyla anne- babanın özelliklerini benimser. Benimsediği bu özelliklere bağlı rolleri yetişkinlikte gerçekleştirir. Özdeşleşme, 6 yaşlarında son bulmalıdır. Eğer özdeşleşme sağlıklı bir şekilde tamamlanamazsa, erkek çocuk annesine, kız çocuk ise babasına bağımlı kalır ve cinsel kimliklerine uymayan davranış özellikleri gösterebilirler. Bu sürecin sağlıklı atlatılması ve normal bir özdeşleşmeye bağlı cinsiyet rolü kazanımı için anne- baba arasındaki ilişkilerin sevgi ve saygıya dayalı olması temel etkendir. Babanın çok baskın olduğu ve annenin çaresizlik içinde kaldığı ya da tam tersine, annenin şefkatsiz ve katı, babanın ise silik olması durumlarında çocuklar, sağlıklı bir gelişim gösteremez.

Arkadaşlık İlişkilerinin Gelişimi

Bebek 6 aylıkken kendi yaşıtlarını fark etmeye başlar. Bu aydan sonra diğer çocuklarla ilgilenmesi belirli özellikler göstermeye başlar. Bir yaşından önce çocuk başka bir çocuğun ağlamasına pek fazla aldırış etmez. Bir yaşında ise, oyuncakları ile oynamayı tercih etmekte, çoğu zaman karşılaştığı diğer çocukları itip kakar, elindekini zorla çekerek almak ister. Bazen bu çekişme karşılıklı bir rekabete dönüşür. Çocuk, 0-2 yaşlarında, başkalarıyla ilişki kuramaz ve yalnız başına oynar. Bir arada iken ise birbirlerini izler, taklit eder ya da oyuncağını alır.

2-3 yaşlarında, paralel oyunlar oynar. Bu oyunlarda iki çocuk yan yana olduğu halde, birbirleriyle iletişimde bulunmaz. Oyun içerisinde izledikleri yol farklıdır. Birbirinden bağımsız oynadıkları için oyuncaklarını paylaşmazlar. Yetişkinlerle ilişkileri daha iyidir.

3-4 yaşlarda, başkalarının duygularını bir ölçüde anlamaya başlar, ağlayan arkadaşını susturmaya çalışabilir. İkili ilişkiler başlar, bağlılık duygusu oluşur. Bu yaşta paylaşma ve empati gelişmeye başladığından grup ilişkileri de başlar ve birlikte oynar. Ancak ortak bir amaç yoktur, ilgilerine göre farklı gruplarda rol alır. Paylaşmada çok başarılı değildir, isteklerinde ısrarlı ve sabırsızdır. Çocuklar, bu dönemde cinsiyet ayırımı yapmadan oynarlar.

4-5 yaşlarda işbirliğine dayalı oyunlar oynar. Paylaşma ve bir işi başarma, ilgi gruplarının oluşmasında etkendir. Dört yaşından sonra, kız ve erkek çocukların, kendi cinsiyetinden olan arkadaşları ile gruplaştıkları görülür.

5-6 yaşlarında başkaları tarafından oluşturmuş kuralları olan oyunları oynayabilirler. Burada temel amaç, topluca organize olarak belli bir sonuca ulaşmaktır. Oyunlarda kaybetme veya kazanmadan çok, oyunun oynanmasıyla ilgilenirler. Çocuklar bu oyunlar sırasında birbirlerini farklı şekillerde etkileyebilir ve gelişimlerine destek olurlar. Bazı çocukların, liderlik özelliklerine sahip oldukları gözlenebilir. Bu çocuklar, yaşıtları ile iletişim kurmada bazı stratejilere sahip olduklarından, diğer çocuklar tarafından gruba çağırılır.

5-6 yaşlarda, cinsiyete göre gruplaşmalar belirgindir. Gruplaşmalarda çoğu zaman grubun ölçütlerine uygun davranmak önemlidir. Grubun haklarını korumak ve gruptaki çocuklara verilen görevleri yerine getirilmesi, grupça izlenir. Bu doğrultuda davranmayan çocuk, grupça dışlanır. Ağır öğrenen, başarısız, kırılgan, güçsüz ya da bunların tam tersi, öğretmenin gözdesi olan çocuklar gruba kabul edilmez. Kolay işbirliği yapabilen, kendinden çok grup üyelerini düşünen, neşeli çocuklar daha kolay kabul görürler.

2. yaştan başlayarak arkadaşlık ilişkileri içinde kendini başkaları ile kıyaslayabilir. “Benim babam güçlü”, “Benim oyuncağım daha güzel” gibi. Karşılıklı birbirlerini anlamaları 6 yaşından sonra olur. Çoğu zaman grubun isteklerini anne- babalarının isteklerinden ön plana alırlar. Birbirlerinin oyuncaklarına sahip olmak ister ve kavga ederler. Ancak çatışmalar kısa sürer ve küsmezler. Öğretmenin yada ailedeki yetişkinlerin başka çocuğa ilgisini kıskanabilir. Bir oyuncağın başkasına verilmesini, kendisinin daha az sevilmesi olarak algılar. Okulda oyuncak sayısının az olması bireysel özellikleri gözetmeden tek tip faaliyetler yaptırılması, yarışmalı oyunlara fazla yer verilmesi rekabete yol açar ve arkadaşlık ilişkilerini bozar. Aslında okulöncesi dönem çocukları dostça bir eğilim içindedir. Yetişkinler çocukların birbirini kıskandırmasına yol açan davranışlarda bulunmamalıdır.

Ahlak Gelişimi

Çocuklar 3 yaşlarında hayal gücü geniş olduğundan gerçekleri saptırarak anlatırlar. Bu yalan söyleme amacını gütmez. Bu özellik daha sonraki yıllarda da devam eder. Bu durum, gerçek ile gerçek olmayanı birbirinden ayırt edememekten kaynaklanır. Çocuklar, nadiren başkalarını aldatmaya yönelir. Bu yaşlarda sahiplik duygusu yeterince gelişmediğinden başkalarının eşyasını izinsiz alabilirler. 4-7 yaşlarında yetişkinlerin kurallarla ilgili tutarsız davranışlarına dikkat edebildiği halde yetişkin otoritesini kabul etme eğilimindedir.

Bu evrede kuralların değiştirilemeyeceğine inanır. Arkadaşları oyunda kuralı değiştirdiğinde şikayet ettiği halde kuralı kendisi bozabilir. Bunun nedeni, kendi dışındaki olayları yeterince kavrayamayışı ve hakim olamayışıdır. Ben merkezci olduklarından, farkında olmadan kuralı bozarak kendilerince değiştirebilirler. Kholberg’in ahlak kuramına göre, çocuk dört- yedi yaşlarında ahlaki kurallara uyma yönünden, gelenek öncesi düzeydedir. Yetişkinlerin otorite olduğunu ve yanlış davranışlarında cezalandırabileceğini düşünür ve onların koyduğu kurallara uymaya çalışır. Başkalarının ihtiyaçlarını fark etse bile kendisi birinci plandadır. Bu dönemde çocuklarda yetişkinlerin anladığı anlamda ahlak kavramı ve buna uygun davranışlar gelişmemiştir. Çocuk, Piaget’in çalışmalarında açıklanan dışsal kurallara bağlılık döneminin özelliklerini gösterir. Toplum içinde kabul edilen iyi ve kötü ölçütlerine göre davranırken yetişkinlerin koyduğu kurallar ön plandadır. Çocuk, otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınır. Doğru ve yanlış olayları değerlendirirken olayın dışarıdan görülebilir yönlerine göre karar verir.

Örnek

Kaza sonucu masa örtüsü üzerinde büyük bir mürekkep lekesi oluşturan bir çocuğu, eğlence olsun diye küçük leke yapan çocuğa göre daha hatalı bulur. Kaza sonucu arkadaşının gözlüğünü kıran çocuk, arkadaşının gözlüğünü bilerek düşüren çocuğa göre daha kötü davranmıştır. Olayın oluşumundaki asıl nedenleri dikkate almaz. Bu yargıda çocuk, dış görünüşe ve zararın büyüklüğüne göre karar vermektedir.

Gelenek öncesi düzeyin ikinci aşamasında diğer insanların ilgilerinin ve isteklerinin farkındadır. Buna karşın, kendi gereksinimlerinin karşılanması ön plandadır. Çocuk, başkalarının ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini bildiği halde, kendi çıkarı için en uygun olanı seçer. 4-7 yaşlar arasında, olaylara başkası açısından bakarak değerlendirme özelliği yoktur. Toplumsal kurallar ve yasaların ne olduğunu kavrayamaz. Bireyin ve toplumun beklentilerini anlamakta güçlük çeker. Çocuklar bu dönemde kuralları bozarlar. Bu onların mızıkçı ve huysuz olmaları anlamına gelmez. Yapmak istediklerini düşünürken aynı zamanda kuralları hatırlayamazlar.

 

“Çocuğun Gelişim Özellikleri” için 1 cevap

  1. [...] Giriş Gelişimle İlgili Temel Kavramlar Gelişimi Etkileyen Etmenler Gelişim ve Temel İlkeleri Çocuğun Gelişim Özellikleri Gelişimin Desteklenmesi Özet Değerlendirme Soruları Düşünelim, Tartışalım Başvuru [...]

Bir Cevap Yazın

*