Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
01.10.2014
Ders: Hukuka Giriş      Ünite 3      3 Mart 2010 Ara     

Ceza Hukuku

Amaç 3

Hangi eylem ve davranışların suç oluşturacağını ve bunlara hangi cezaların verilebileceğini kavrayabilmek

Kavram

Ceza hukuku, suç oluşturan eylem ve davranışların nelerden ibaret bulunduğu, bu eylem ve davranışlarda bulunanlara ne gibi yaptırımlar, yani “ceza”lar uygulanacağını gösteren hukuk kurallarının tümünden meydana gelmektedir. Ceza hukukumuzun başta gelen kaynağını, sonradan birçok değişikliğe uğramış bulunan 1926 tarihli “Türk Ceza Kanunu” oluşturuyordu. Bu Kanun 1 Nisan 2005 tarihinde yerini 26. 9,2004 tarih ve 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununa (TCK.) bırakmıştır. Ancak, “Türk Ceza Kanunu” bütün suç ve cezaları içermez. Başka bir deyişle, bütün suç ve cezalar sadece “Türk Ceza Kanunu”nda yer alan suç ve cezalardan ibaret değildir. “Türk Ceza Kanunu”nun dışında birçok özel kanunlar da suç ve ceza koymak suretiyle genel ceza hukukunu tamamlarlar. Örneğin “Askeri Ceza Kanunu”, “Kaçakçılık Kanunu”, “Dernekler Kanunu”, “Tebligat Kanunu”, “Harçlar Kanunu” gibi kanunlarda da cezai hükümler vardır.

Sıra Sizde

Ceza hukuku kurallarının yer aldığı başka hangi kanunlar biliyorsunuz?

Hangi eylem ve davranışların suç oluşturacağını ve bunlara ne gibi cezaların verileceğinin önceden bir kanunla belirtilmesi gerekir ki, buna Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi denir. O halde, kanunla suç sayılmamış bir eylem ve davranışı suç olarak nitelendirmek mümkün olmadığı gibi, hiç kimse kanunda belirtilmiş olan cezalardan başka bir ceza ile de cezalandırılamaz. (TCK. m. 2) . Ceza hukukunda geçerli olan ilkelerden biri de “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi”dir. Bu ilkeye göre “Ceza Kanununun uygulanmasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefî inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik, ve diğer toplumsal konuları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz. “(TCK. m. 3) .

Sıra Sizde

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ve “Adalet ve kanun önünde eşitlik” ilkeleri olmasaydı hangi sonuçlarla karşılaşabilirdik? Örnekler veriniz.

Devlet, suç işlemek suretiyle toplumun huzur ve sükununu bozan, toplum düzenini sarsan kişileri kovuşturarak cezalandırmakta olduğundan, yani suç işleyenleri kovuşturma ve cezalandırma hakkı toplum adına devlete ait bulunduğundan dolayıdır ki, ceza hukuku kamu hukukuna giren bir hukuk dalıdır.

Sıra Sizde

Ceza hukuku niçin kamu hukukuna giren bir hukuk dalıdır?

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, ceza hukukunun ana konularından biri suç diğeri ise cezadır. Aşağıda bunları ele alacağız.

Suç ve Suçun Unsurları

Suç, kanunun ceza tehdidiyle (korkutmasıyla) yasaklamış olduğu fiillerdir. Bir başka deyişle suçu, “hukuk düzeninin veya ceza kanunlarının çiğnenmesi (ihlali) ” şeklinde tanımlayabiliriz. Suçun ne olduğu sorunu, yalnız hukukçuları değil, sosyolog ve kriminologları da ilgilendirmektedir; çünkü suç, hukuki bir olay olduğu kadar, sosyolojik ve kriminolojik bir olaydır.

Suçun unsurları

Suçun unsurları’na gelince: Suçun unsurları demek, bir fiilin suç sayılabilmesi için bulunması gerekli olan unsurlar demektir. O halde, bu unsurlar bir arada bulunmadıkça bir fiili suç olarak nitelendirmek mümkün değildir. Suçun unsurlarını, kanuni unsur, maddi unsur ve manevi unsur olmak üzere başlıca üç noktada toplayabiliriz. Suçun kanuni unsuru, fiilin ceza kanununda yazılı tanıma uygun olmasıdır. Eğer fiil, kanundaki tanıma uymamaktaysa, bünyesinde bütün suç unsurlarını toplamış olsa bile suç sayılmaz. O halde, işlenmiş bir fiilin suç sayılıp sayılamayacağı hususunda ilk defa bu fiilin kanundaki tiplerden birine uyup uymadığını araştırmak gerekir. Suçun kanuni unsuruna tipiklik de denilmektedir. Bu unsur, “Kanunsuz suç olmaz” ilkesinin sonucudur.

Sıra Sizde

Suç ne demektir? Suçun unsurları deyiminden ne anlarız?

Suçun maddi unsuru, harici bir fiilin varlığıdır. Başka bir deyişle, kanundaki tanıma uygun tipik bir fiil, her şeyden önce icra veya ihmal hareketinin yapılmış olmasını gerektirir. Çünkü çağımızda insanları icra veya ihmal hareketinde bulunmaksızın, yalnız düşünce ve kanaatlerinden ötürü cezalandırmak imkanı artık tanınmamaktadır. Bu nedenledir ki, suçun varlığı için icra veya ihmal biçiminde beliren bir hareketin mevcudiyeti şarttır. Suçun varlığı için bulunması gereken icra veya ihmal hareketine doktrinde kısaca hareket denilmektedir. Hareket denilen suçun maddi unsuru iki şekilde ortaya çıkabilir. Bir şeyi yapmak veya yapmamak. Hareket, bir şeyi yapmamak şeklinde ise ihmali hareket adını alır. Örneğin, geçit bekçisinin tren yolunu kapatmaması, hemşirenin ölmesini istediği hastaya ilaç vermemesi gibi. Buna karşılık, hırsızlık suçu taşınır (menkul) bir malın bulunduğu yerden alınmasıyla işlendiği, yani bir yapmayı gerektirdiği için icrai suçtur. Ancak, icrai bir hareketle işlenebilen suçların, örneğin adam öldürme suçunun bazen ihmali bir hareketle işlenmesi de mümkündür. Nitekim yukarıda verdiğimiz örnekte hemşirenin hastasını öldürmek kastıyla ona ilaç vermemesinde ihmali hareketle işlenen bir icra suçu vardır.

Sıra Sizde

İhmal ve icra suretiyle işlenebilen suçlara örnekler bulunuz. Bunları boş bırakılan yere yazınız.

Suçun manevi unsuru, fiilin kusurlu bir irade tarafından yaratılmış olmasıdır ki, buna da kısaca kusurluluk denilmektedir. O halde, suçun meydana gelebilmesi için, failin kanundaki tanıma uygun ve hukuka aykırı olan fiile kusurlu iradesinin katılmış olması da gerekecektir. Kusurlu bir irade tarafından yaratılmış olmayan fiiller suç sayılmazlar.

Kusurluluk kast veya taksir biçiminde ortaya çıkar. Kusurluluğun tipik biçimi olan kast, “kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesi”dir. Failin kanunun suç saydığı bir sonucu bilmesi ve istemesi ve bunun için bir harekette bulunması, kastın varlığı bakımından yeterlidir. Ayrıca sonucun kanuna ve hukuka aykırı olduğunu bilmek şartı aranmaz. Türk Ceza Kanununun “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” diyen 4 üncü maddesi hükmü, böyle bir araştırmayı gereksiz kılmıştır. Kural olarak, bir fiilin suç sayılması için kasten işlenmiş olması yeter; hareketin belli bir güdüye (saike) bağlanması şart değildir. Ancak, güdü (saik) bazı suçlarda cezayı azaltıcı, bazı suçlarda cezayı ağırlaştırıcı etkilerde bulunur.

Kusurluluğun ikinci türü olan taksir ise, “iradi olarak işlenen bir icra ya da ihmal eyleminden, fail tarafından istenmemiş olmalarına karşın, kanunun cezalandırdığı sonuçların meydana gelmesi halidir”. Taksir, kasta göre istisnai bir durumdur. Bu nedenledir ki; kanunda açıkça gösterilen haller dışında taksirden ötürü ceza verilmez. Taksir kasttan sonucun istenmemiş olması ile ayrılır; yani fail, kastta kanunun cezalandırdığı sonuçların meydana gelmesini istediği halde, taksirde bunları istememiştir, fakat onlar gene de meydana gelmişlerdir. Örneğin bir kimsenin düşmanı bellediği bir kimseyi (hasmını) bilerek ve isteyerek silahla öldürmesinde kast bulunduğu halde, bir sürücünün otomobilini kullanırken tedbirsizlik ve dikkatsizlikle bir yayanın ölümüne sebebiyet vermesi halinde taksir vardır.

Sıra Sizde

Cürüm ve kabahat türünden suçların hangi kanunlarda düzenlendiğini araştırınız. Bunlara birer örnek veriniz.

Ceza ve Ceza Ehliyeti

Ceza, kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü yaptırımdır. Cezanın amacı, suçtan zarar görmüş olan kimsenin öcünü (intikamını) almak değildir. Cezanın biri suçlunun ıslahı, diğeri ise suç işlemeyi önleme olmak üzere başlıca iki amacı vardır. Diğer bir deyişle, ceza suç işlemiş olan kimseyi (suçluyu) ıslah etmeli, fakat aynı zamanda suç işleme eğiliminde olanları da korkutarak suç işlemelerini önlemelidir.

Sıra Sizde

Suçlunun ıslahı amacını gütmeyen bir ceza olabilir mi?

Cezaların da suçlar gibi önceden kanunla belirlenmesi şarttır. Hiç kimse kanunun öngörmediği bir ceza ile cezalandırılamaz. Türk Ceza Kanunu suçlara uygulanacak cezaları saymıştır. Gerçekten, uygulanacak olan cezalar; hapis ve adli para cezalarıdır. Hapis cezaları da, “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”, “müebbet hapis cezası” ile “sürekli hapis cezası” türlerine ayrılmıştır (m. 46) . Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir. Müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder. Sürekli hapis cezası ise, kanunda aksi belirtilmeyen hâllerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz. Hükmedilen bir yıl veya daha az sürekli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.

Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblâğın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. En az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsî hâlleri göz önünde bulundurulacak takdir edilir.

Ceza ehliyeti’ne gelince: “Türk Ceza Kanunu” ceza ehliyetini ayırt etme gücü ve yaş bakımından özel şekilde düzenlemiştir. Kanuna göre, akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu kişinin davranışlarını yönlendirme ve algılama yeteneği önemli ölçüde azalmış değilse, kendisine ceza verilir, fakat cezalarda belli ölçüde indirim yapılır. Suçlunun yaşı bakımından ceza ehliyeti aşamalı bir biçimde düzenlenmiştir.

İlk aşamada “tam ehliyetsizlik” yer alır. Tam ehliyetsizlik on ikinci yaşın sonuna kadar uzanır. Gerçekten, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında ceza kavuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

İkinci aşamada “tam olmayan ehliyet” gelir. Bu aşama da ikiye ayrılmıştır. Birincisi fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak, bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiili algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişilere ceza verilir, fakat cezalarda belli ölçüde indirim yapılır.

Üçüncü aşamayı “tam ehliyet” oluşturur ki, bu aşamada fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmuş olan kişiler yer alır. Sağır ve dilsizlik durumu da ceza ehliyetini etkiler. Gerçekten, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizlere oniki yaşını doldurmuş olan çocuklara ilişkin hükümler; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizlere oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümler; onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmi bir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizlere onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümler uygulanır (m. 33) .

Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiili hukukî anlam ve sonuçlarına algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalmış olan kişiye ceza verilmez. İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişiye ceza verilir.

Sıra Sizde

Ceza Kanununun ceza ehliyetini ayırt etme gücü, yaş ve sağır-dilsizlik bakımından özel şekilde düzenlemiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Arkadaşlarınızla tartışınız.

“Ceza Hukuku” için 1 cevap

  1. [...] gerekli bilgi ve becerilere sahip olacağız.İçindekiler- Giriş Anayasa Hukuku İdare Hukuku Ceza Hukuku Yargılama Hukuku Devletler Umumi Hukuku Vergi Hukuku İş Hukuku Özet Test Soruları [...]

Bir Cevap Yazın

*