Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
21.10.2014
Ders: Özel Öğretim Yöntemleri      Ünite 3      2 Nisan 2011 Ara     

Buluş Yoluyla Öğrenme Yaklaşımı

Bruner tarafından geliştirilen bu yaklaşım keşfetme yoluyla öğrenme yaklaşımı olarak da adlandırılmaktadır. Buluş yoluyla öğrenme, çocukların kendi etkinlikleri ve gözlemlerine dayalı olarak yargıya varmasını teşvik eden, çocuk merkezli bir yaklaşımdır (Sözer, 2000, s. 101; Özdemir ve Sönmez, 2000 2, s. 63).

Bruner, öğrenme kuramında, çocukta düşünme aşamalarından çok düşünce biçimleri üzerinde durmuştur. Kuramını sadece öğrenme değil, gelişim üzerine de kurmuştur. Bu nedenle öğrenme etkinlikleri düzenlenmesi sırasında, bilgiler gelişim döneminin özelliklerine uygun bir biçimde sunulmalıdır. Bilgiler çocukların gelişim özelliklerine uygun olarak sunulursa, çocuklar her yaşta her türlü bilgiyi öğrenebilirler.

Bruner’e göre, bir çocuğun bilgiyi nasıl yapısallaştırdığını öğrenmek ve buna göre çocuğun yapısallaştırma gücünü geliştirmek gerekir. Ne öğrettiğimizin değil, nasıl öğrettiğimizin önemi vardır. Öğretmen her konuda uzman olmadığına göre ne öğrettiğimiz ikinci derecede önem taşır.

Bruner’in öğrenme kuramına göre öğrenme bir keşfetme sürecidir. Bu nedenle çocukta keşfetme isteğinin harekete geçirilmesi ve merak duygusunun yaratılması öğrenmeyi gerçekleştirmede önemli etkinliklerdir. Çocukta merak ve öğrenme arzusunun harekete geçirilmesi için de gerekli öğrenme ortamının ve koşullarının sağlanması gerekir.

Soru

Buluş yoluyla öğrenmenin temeli nedir?

Senemoğlu (1997, ss. 65- 66) Bruner’in öğrenme kuramı ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunmaktadır:
- Bruner, çocuğun öğrenme-öğretme sürecinde daha çok kendi buluşlarıyla öğrenmelerini önermektedirler.
- Öğretim, bilimsel süreçlerin aşamalarına uygun olarak gerçekleştirilmelidir. Bu aşamalılık hem öğretim dönemleri hem de küçük bir ünite için geçerlidir.
- Bruner’e göre, çocuğun kazanacağı yeni yaşantılar, eski yaşantılara uygun olmalıdır. Öyle ki yeni öğrenmeler çocuğun sahip olduğu bilimsel yapılarla öğrenilebilecek nitelik taşımalıdır. Yani ne zor ne de kolay olmalıdır.
- Öğrenmede yakından uzağa ilkesi temel alınmalıdır. Öğrenmede bireyin en yakın çevresinden başlanmalıdır. Örneğin yaşadığı şehrin haritasından önce, mahallesinin krokisini öğrenmelidir.
- Çocukların öğrenme hızına saygı duyulmalı, kendi hızlarıyla öğrenmelerine olanak tanınmalıdır. Öğretim bireyselleştirilmelidir.
- Öğretmenler, çocukların sosyal yaşını dikkate almalıdır. Onun diğer çocuklarla ve öğretmenlerle etkileşimleri ona sosyal, duygusal ve bilişsel olanaklar kazandırır.

Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımı, belli bir sorunla ilgili verileri toplayıp çözümleyerek soyutlamalara ulaşmayı sağlayan çocuk etkinliğine dayalı güdüleyici bir öğrenme yoludur (Bilen, 1999, s57). Buna göre öğrenme, çocuğun kendi buluşu sonucunda oluşmaktadır. Çocuğun kendi kendine yaptıkları etkinliklerin büyük önemi vardır.

Buluş yoluyla öğrenmede iki farklı yaklaşım söz konusudur. Çocuğun kendi çalışmasını kendisinin başlatıp yönlendirdiği yaklaşıma yapılandırılmamış buluş; çalışma sırasında öğretmenin çocuğa kimi yönerge ve ipuçları verdiği yaklaşıma ise yapılandırılmış buluş adı verilmektedir. Yapılandırılmış buluş daha çok planlı iken, yapılandırılmamış buluş daha çok doğal olarak gerçekleşir.

Örnek

Yapılandırılmamış buluş, tesadüfen herhangi bir ilke ya da kavramın bulunmasıdır. Newton’un yerçekimini, Arşimet’in altının özgül ağırlığını bulması gibi.

Okulöncesi dönemde daha çok yapılandırılmamış buluş yaklaşımı; ilköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretimde yapılandırılmış buluş tercih edilmelidir. Çünkü yapılandırılmamış buluşun yönetimi güç olduğundan sonuç elde edilemeyebilir. Günümüzde hiçbir şey tesadüfe bırakılmadığından öğretimde de yapılandırılmış buluş daha çok tercih edilmelidir (Senemoğlu, 1997, s. 475).

Ayrıca bu yaklaşımda, öğrenme yaşantılarının özellikle küçük ya da sözel olmayan iletilerle başlaması, çocuğun zihinsel düzeylerine göre uygun olarak oluşturulması ve öğrenilenlerin keşfetme yoluyla yaparak-yaşayarak pekiştirilmesi öngörülmektedir (Demirel, 1999, s. 131).

Buluş yoluyla öğrenmede istenilen sonucun alınması için şu koşulların sağlanması gerekir:

- Çocuğun merakını uyandırmak için seçilen sorun, onun merakını sürekli tutacak ve başarma duygusunu doyuracak düzeyde olmalıdır. Çocuk sorunu çözerken keşfetme heyecanı duymalıdır.

- Çocuğun bir kavram ya da ilkeye ulaşabilmesi ve sorunu çözebilmesi için ona yeterli zaman verilmelidir. Ayrıca sorunu çözebilmesi için ipuçları verilerek ona yardımcı olunmalıdır. Çocuğa verilecek zaman, onun genellemeye ulaşmasını sağlayıcı bir nitelik taşımalıdır.

- Çocuğun bağımsız ve etkin olarak çalışabileceği bir ortam yaratılmalıdır. Bu amaçla çocuğa karşılaştığı sorunları çözebilmesi için verileri seçme, toplama ve analiz etme fırsatı verilmeli, uygulama yapma olanağı sağlanmalıdır. Ayrıca çocuğun buluş yapmasına ve merakını gidermesine izin verilmelidir. Çocukların sorunları kendilerinin ya da küçük gruplar halinde çözmeleri teşvik edilmelidir. Çocuğu öğrenmede etkin kılmanın diğer bir yolu da çalışılacak konu yapısının çocuk için anlamlı, yararlı ve hatırlanabilir olmasının sağlanmasıdır. Öğretmen çocuklara problem durumları sunarak, çocukların soru sormalarına deney yapmalarına keşfetmelerine yardımcı olarak da onların etkin olmalarını sağlayabilir (Senemoğlu 1997, ss. 472-473).

- Çocuklarda öğrenme isteği yaratılmalı ve bu öğrenme isteği çalışma süresince sürdürülmelidir. Çocuklarda öğrenme isteği vardır. Önemli olan bu isteği sürekli kılmaktır. Öğrenmede süreklilik ise içten güdülenmeyle sağlanabilir. Bunun için merak güdüsü harekete geçirilmeli ve sorunun çözümünde başarısızlık riski azaltılmalıdır.

Gerçekten okulöncesi eğitim programında programın özellikleri açıklanırken, etkinliklerin uygulanması sırasında öğretmenin çocukta ilgi ve merak uyandırması, sezdirerek öğrenmeyi ön plana çıkarması istenmektedir (MEB, 2002, s. 16). Bunun için; çocukların, etkinliğe yöneltilerek yapıcı, yaratıcı ve üretici bireyler olarak yetişmeleri sağlanmalıdır.

Buluş Yoluyla Öğrenme Yaklaşımında Öğretmen ve Çocuğun Görevi

Öğretmenin görevi, sunuş yoluyla öğretim yaklaşımında olduğu gibi önceden oluşturulmuş bilgiyi çocuğa sunmak değil, çocuğun kendi çabasıyla öğrenmesini sağlayacak ortam oluşturmaktır. Bu yönüyle öğretmenin görevi, çocuğa yol göstermektir. Öğretmenin yol gösterici rolü başarıyı büyük ölçüde artırmaktadır. Öğretmen çocuk merkezli bir öğrenme için uygun ortam hazırlar. Öğretmen öğrenmenin kolaylaştırıcısıdır. Öğretmen amaçları oluşturur ve çocuğun bu amaçlara ulaşması için onları etkin olmaya yönlendirir.

Bu yaklaşımda çocuk kendi öğrenmesinden sorumludur. Çocuk kendi öğrenme hız ve kapasitesi doğrultusunda öğrenme olanağı bulur. Çünkü çocuk kendi ilgisi yönünde etkinlik göstermeye eğilimlidir.

Buluş Yoluyla Öğrenme Yaklaşımının Özellikleri

Buluş yoluyla öğrenmenin kimi temel özellikleri vardır. Bu özellikler dört madde içinde toplanabilir:

- Buluş yoluyla öğrenmede, öğrenme, çocuğun merakını uyandıracak bir sorunla başlar. Sorun ne çok kolay, ne de çok zor olmalıdır. Eğer sorun kolaylıkla çözülebilecek düzeyde olursa sıkılır; güç olursa öğrenmekten vazgeçebilir. Bunun için çocuklarda öğrenilecek konuya karşı merak uyandırmak gereklidir. Merak güdüsünü harekete geçirmenin yolu ise, belli bir düzeyde belirsizlik yaratmaktır. Ancak bu belirsizliğin düzeyi iyi ayarlanmalıdır. Aksi takdirde aşırı belirsizlik çocukta kararsızlığa neden olur, sorunu çözmek için yeterince ipucu bulamayan çocuk, öğrenmeye çaba harcamaktan vazgeçebilir (Senemoğlu, 1987, s. 33). Bu nedenle çocuğun güdülenmişlik düzeyi çalışma boyunca sürdürülmelidir.

Örnek

Yağmur neden yağar? Mum üzeri kapatıldığında neden söner? Hayvanlar nerede yaşar ve nasıl beslenirler? gibi sorular merak uyandırır.

- Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımı, çocuğun öğrenme sürecinde etkin olmasını gerekli kılar. Çocuklar sınıfta daha bağımsız ve girişimci olarak hareket ederler. Çocuk bağımsız olarak sorun çözmeye yönlendirilir, bilgiyi alıp özümlemek yerine, bilgiyi analiz ve sentez etmesi teşvik edilir. Çocuk olgu ve olayları irdelemeli, buluşa dayalı öğrenme yoluyla ilke ve genellemelere kendisi ulaşmalıdır. Çünkü Bruner’e göre, öğrenme çocuğun kendi buluşu sonucu oluşur.

- Öğrenilecek bir konunun temel bir yapısı vardır. Öğrenme etkinliğinin amacı, çocuklara konunun temel yapısını kavratmaktır. Belli bir konu ile ilgili kavram, ilke, genelleme ya da fikirler konunun yapısını oluşturur. Çocuklar konunun temel yapısını tümevarım yoluyla keşfederler (Erden ve Akman, 2001, s. 173). Bu nedenle buluş yoluyla öğrenmede tümevarım yöntemi kullanılır. Sunuş yoluyla öğrenmede olduğu gibi ilke ve genellemeler önceden verilmez; çocuk gözlem ve incelemelerinden yola çıkarak ilkeleri, genellemeleri, formülleri tanımları kendi çabasıyla bulur. Bir başka deyişle, öğrenme sürecinde tek tek olgu ve olaylardan genellemelere ulaşılır.

- Tümevarım yaklaşımı sezgisel düşünmeyi gerekli kılmaktadır. Sezgisel düşünme ise çocukların karşılaştıkları yeni durumlarla ilgili denenceler kurmalarını ve bu denenceleri sınamalarını sağlar. Böylece çocukların problem çözme becerileri gelişir (Erden ve Akman, 2001, s. 173).

- Buluş yoluyla öğrenmede, öğretmen öğretim sırasında yeterince örnek sunabilmelidir. Çünkü çocuklar bu örneklerden hareketle genellemelere ulaşmaktadırlar. Bu nedenle, çocuklar örnekler üzerinde yeterince düşünmeli; konunun yapısını çözebilmeli; görüş ve düşünceler arasındaki temel ilişkileri, ilkeleri ve özellikleri keşfedebilmeli; benzer sorunları çözmek için güdülenmelidir. Çünkü çocuklar bu örneklerdeki benzerlik ve farklılıkları gözleyerek ve inceleyerek genel yapıyı keşfetme çabasındadır. Özellikle öğretmenin bu konudaki yönlendirmeleri önemlidir.

Tartışalım

Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımının başka özellikleri olabilir mi? Tartışınız.

Buluş Yoluyla Öğrenme Yaklaşımının Yararları

Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımı kimi bakımlardan önemli üstünlüklere sahiptir. Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımının en önemli üstünlüğü, çocuğun merak güdüsünü uyandırarak çocuğun güdülenmişlik düzeyini çalışma boyunca sürdürebilmesini sağlamasıdır. Diğer bir üstünlüğü çocukları kendi başlarına sorun çözmeye yönlendirmesidir (Senemoğlu, 1997, s. 472). Ayrıca buluş yoluyla öğrenme, düşünme yeteneğini geliştirmede vazgeçilmez katkılar sağlamaktadır (Bilen, 1999, s58). Bu yaklaşım, çocuğu merkeze alarak ve öğrenmede çocuğun etkin olmasını vurgulayarak günümüzün öğretim anlayışına temel oluşturmuştur. Öğrenme, sorun çözme temelinde üst düzeyde bireyselleştirilir, esnek bir biçimde yapılandırılır.

Soru

Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımının en önemli üstünlüğü nedir?

Buluş Yoluyla Öğrenme Yaklaşımının Sınırlılıkları

Çeşitli üstünlüklerine karşın, öğretmenlerin buluş yoluyla öğrenme yaklaşımını yeterince bilmemeleri, örneklerin yetersiz ve istenilen düzeyde olmaması durumunda genellemelere ulaşmanın güç olması ve çocuğa sorunu çözmesi için yeterince zaman verilmemesi, bu yaklaşımın kimi sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Ayrıca çok fazla materyal gerektirmesi nedeniyle maliyetinin yüksek olması ve her konunun buluş yoluyla öğrenmeye uygun olmaması da bu yaklaşımın sınırlılıkları arasında sayılabilir.

Buluş Yoluyla Öğrenme Yaklaşımının Aşamaları

Buluş yoluyla öğretimde sunuş yoluyla öğrenme yaklaşımında olduğu gibi öğrenme süreci belli aşamalarla gerçekleştirilir. Ancak bu aşamaları sırasıyla uygulamak gerekmez.
- Öğretmen örnekler verir.
- Çocuklar örnekleri açıklar.
- Öğretmen ek örnekler verir.
- Çocuklar ek örnekleri açıklar ve önceki örneklerle karşılaştırır.
- Öğretmenin ek örnekleri ve ek olmayan örnekleri birlikte vermesi
- Çocuklar zıt örnekleri karşılaştırır.
- Öğretmen, çocukların teşhis ettiği özellikleri, ilişki ya da ilkeleri vurgular.
- Çocuklar tanımlamaları, ilişkileri ve özellikleri ya da ilkeleri vurgular.
- Çocuklar yeni örnekler verir.

Buluş yoluyla öğrenmede, her öğrenci farklı bilgi birikimiyle öğrenme sürecine girmesi ve öğrenilecek öğeler üzerine yoğunlaşması ve bunları karşılaştırıp bir sonuca ulaşması uzun zaman aldığından öğretmenin planlama aşamasında zamanı çok iyi ayarlaması gerekir (Yaşar, 2001, s. 68).

Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımının planlaması sunuş yoluyla öğrenme yaklaşımına kimi bakımlardan benzer, ancak her iki yaklaşımın uygulama aşamaları birbirinden farklıdır. Her şeyden önce sunuş yoluyla öğrenmede; ilke, kavram ve genellemeler uygulamanın başlangıcında verilirken, buluş yoluyla öğrenmede ise çocuk, kendisine sunulan örneklerden yola çıkarak kavram ve genellemeleri kendisinin gerçekleştirebilmesi için, somut örnekler ve örnek olmayan durumları saptamak gerekir. Örnekler basitten karmaşığa doğru sıralanmalıdır. Çocuğun merakı sürekli kılınmalı ve örnekler çocuğun öğrenmekten vazgeçmesine neden olacak nitelikte olmamalıdır.

Soru

Buluş yoluyla öğrenme yaklaşımı ile sunuş yoluyla öğrenme yaklaşımının ortak yönleri nelerdir?

Okulöncesi dönemde, çocukların, girişken, bağımsız, kendi öğrenmesinden sorumlu, araştırıcı, meraklı, öğrenmeye karşı istekli, sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesinde, buluş yoluyla öğrenme yaklaşımından olabildiğince yararlanılmalıdır.

Örnek

BULUŞ YOLUYLA ÖĞRENME YAKLAŞIMINA DAYALI BİR ETKİNLİK ÖRNEĞİ BİLİŞSEL VE DİL ALANI:

Hedef 15: Belli bir nesne, varlık ya da olayı tanımlayabilme

Kazanılması Beklenen Davranışlar:
1. Nesne, varlık ya da olayı adlandırma
2. Nesne, varlık ya da olaya ait belli başlı özellikleri söyleme

BİLİŞSEL VE DİL ALANI:

Hedef 3: Verilen nesne, olay ya da varlıkları çeşitli özelliklerine göre eşleştirebilme

Kazanılması Beklenen Davranışlar:
1. Verilen nesneleri şekillerine göre eşleştirme

Etkinlik Adı: Oyun ve okuma-yazmaya hazırlık çalışması (Kare, daire ve üçgeni tanıyalım)

Araç- Gereç: Fon kağıdından hazırlanmış çeşitli büyüklük ve sayıda üçgen, kare, daire şekilleri, renkli bant, üçgen, kare daire ile ilgili farklı olanı bulmaya yönelik çalışma sayfası.

1. Öğretmenin Örnekleri Sunması: Öğretmen daha önceden fon kağıtları ile hazırladığı kare, üçgen ve daire şekillerini yere yapıştırır veya renkli bantlarla da şekilleri oluşturabilir. Çocukların dikkatini bu şekillere çeker.

2. Çocukların Örnekleri Betimlemesi: Çocuklardan sıra ile bu şekillerin üzerinde yürümeleri ve nasıl bir şey üzerinde yürüdüklerini ifade etmeleri istenir.

3. Öğretmenin Ek Örnekleri Vermesi: Öğretmen sınıftaki materyalleri kullanarak üçgen, kare ve dikdörtgen için çeşitli örnekler gösterir (Örneğin; kapı, pencere, dikdörtgen; saat, daire vb. gibi)

4. Çocukların Ek Örnekleri betimlemesi ve Öncekilerle Karşılaştırması: Çocuklardan da sınıf içi ve sınıf dışından üçgen, kare ve dikdörtgen şekline örnekler vermeleri istenir.

5. Öğretmenin Ek Örnekleri ve Örnek Olmayan Durumları Sunması: Çocuklara yeni bir şekil verilerek farklılığın sorulması kavram kargaşasına yol açabileceğinden, verilen şekillerle ilgili bir çalışma sayfası verilir. Çalışma sayfasında, “farklı olan şekli bul!” yönergesi verilerek çocuklardan farklı olan şekli bulmaları istenir (Örneğin; üç tane üçgen bir tane kare şekli gibi).

6. Çocukların Farklı Örnekleri Karşılaştırması: Öğretmen, şekiller arasındaki farklılığı göstermek amacı ile çocuklara “Hep birlikte bir oyun oynayacağız” der. “Sıra ile şekillerin üzerinde yolculuğa çıkacağız köşelerde mola vereceğiz. Hangi şekilde kaç defa mola veriyoruz saymanızı ve bana söylemenizi istiyorum” der. Oyun sonrası farklılıklar konuşulur.

7. Öğretmenin Çocuklara Teşhis Edici Özellikleri, İlişkileri ya da İlkeleri Vurgulaması: Öğretmen oynattığı oyundan sonra, çocuklardan aldığı cevaplarla tekrar şekillerin özelliklerini vurgular.

8. Çocukların Tanımları, İlişki ve Özellikleri İfade Etmeleri: Öğretmen daha önceden hazırladığı şekilleri torbaya koyar ve çocuklardan torba içinden birer kart çekmelerini ister ve çektikleri kartın özelliklerini tekrar etmeleri istenir.

9. Öğretmenin Çocuklardan Ek Örnekler İstemesi: Çocuklar iki gruba ayrılarak her çocuktan elindeki karta uygun sınıftan materyal bulması istenir. Uygun materyalleri ilk önce bulan grup ödüllendirilir.

 

Bir Cevap Yazın

*