Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
24.04.2014
Ders: Hukuka Giriş      Ünite 13      4 Nisan 2010 Ara     

Borçlunun Temerrüdü

Amaç 3

Borçlunun temerrüdünü kavramak; şartlarını ve sonuçlarını belirlemek

Kavram

Sıra Sizde

Diler, Ayşe’ye olan 1. 000. 000. 000 liralık ve halen ifası mümkün olan borcunu, ihtara karşın ifada gecikmiştir. Bu durumda ne söz konusudur?

Borçlunun temerrüdü (direnimi), borcun ifa edilmemesi hallerinden biridir. Gerçekten, yukarıda borcun ifa edilmemesi konusunu incelerken, bunun iki biçimde ortaya çıkabileceğini belirtmiştik. Bunlardan biri kusurlu imkansızlık diğeri ise borçlunun temerrüdü (direnimi) idi. Birinci halde borçlu, ifa kendi kusuruyla imkansızlaşmış olduğundan dolayı borcunu yerine getirememektedir. İkinci halde ise borçlu, edimini ifa zamanı geldiği halde alacaklının ihtarına karşın yerine getirmemektedir. O halde borçlunun temerrüdü (direnimi) ancak ifanın mümkün olduğu sürece söz konusu olabilir; ifa zaten imkansızlaşmış bulunuyorsa, burada temerrüt değil, kesin bir ifa etmeme (ademi ifa) hali vardır.

Oysa temerrütte (direnimde), ifa etmeme (ademi ifa) hali bu derece kesin değildir; çünkü temerrüde (direnime) düşürülmüş olan borçlunun hala da borcunu ifa etme imkanı vardır; fakat bu ifa pek tabi gecikmiş bir ifa niteliğini almış bulunmaktadır. Borçlar Kanunumuz, borçlunun temerrüdünü (direnimini) 101-108′nci maddelerinde düzenlemiş, fakat onu tanımlamamıştır. Doktrinde borçlunun temerrüdü (direnimi) genellikle şöyle tanımlanmaktadır: Borçlunun temerrüdü (direnimi), halen ifası mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından zamanında ifa edilmemesi, yani borcun ifasında gecikilmiş olmasıdır.

Sıra Sizde

Rüştü, Serhat’a televizyonunu satmış ve bir hafta sonra Serhat’ın evinde teslim edileceği konusunda anlaşmışlardır. Aradan on gün geçmesine karşın Rüştü televizyonu teslim etmemiştir. Serhat’ın ihtar çekmesi üzerine Rüştü, televizyonu alması için Serhat’ı çağırmış ve televizyonu kendisine evde teslim edeceğini ifade etmiştir. Ancak Serhat televizyonu almaya gitmemiştir. Bu durumda Rüştü’nün temerrüde düştüğünü söylemek mümkün olur mu?

Şartları

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) söz konusu olabilmesi için, başlıca iki şartın gerçekleşmiş bulunması gerekir. Bu şartlardan biri, borcun muaccel olması, diğeri ise ihtardır. Nitekim BK. m. 101/I bunları “muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla mütemerrid (direngen) olur” demek suretiyle açıkça belirtmiştir. Şimdi bu iki şartı ayrı ayrı ele alalım.

Sıra Sizde

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) söz konusu olabilmesi için ne gibi şartların gerçekleşmiş olması gerekir?

Borcun Muaccel Olması

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) ilk şartı, borcun muaccel olmasıdır. Borcun muaccel olması, borçlu tarafından ifasının gerekli bulunduğu, başka bir deyişle, alacaklının borçludan ifayı talep ve dava edebileceği anın gelmiş olması demektir. Kural olarak her borç doğduğu anda muaccel olur. Fakat taraflar bir borcu süreye (ecele) bağlayabilecekleri gibi, bazen bir borcun mahiyeti de onun, doğumundan bir süre sonra ifa edilmesini gerektirebilir (BK. m. 74). İşte bu hallerde süre sona ermeden, yani vade gelmeden borç muaccel olmaz, müeccel bir borç niteliğindedir. O halde, bir süreye bağlanmış bulunan borçlarda bu süre geçmedikçe borçlunun temerrüdü söz konusu olmayacaktır. Aynı şekilde, geciktirici (taliki) şarta bağlanmış borçlarda da şart gerçekleşmediği sürece borcun muacceliyetinden ve dolayısıyla borçlunun temerrüdünden (direniminden) söz edilemez.

İhtar

Kural

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) söz konusu olabilmesi için, borcun muaccel olması yeterli değildir. Bundan başka, alacaklının borcun ifası için borçluya ihtarda bulunması da gereklidir. Ancak bu iki şart birlikte gerçekleştiği takdirdedir ki borçlu temerrüt (direnim) haline sokulmuş olur. Yoksa borçlu kendisine bir ihtarda bulunulmadan sırf borcun muaccel olmasıyla hemen temerrüt (direnim) haline girmez. Kural bu olmakla beraber, bunun istisnaları da yok değildir. Bunları biraz sonra inceleyeceğiz.

İhtar, herhangi bir şekle tabi olmayan varması gerekli bir irade açıklaması olup, borçluyu gecikmiş olarak da olsa ifaya davet etme anlamını taşır. İhtara uygulamada protesto denmektedir. İhtar kural olarak bir şekle tabi değilse de tacirler arasında yapılacak ihtarların geçerli olmaları için noter yoluyla veya iadeli taahhütlü mektupla ya da telgrafla yapılmaları şarttır (TTK. m. 20/III). Bu istisna dışında ihtarın sözle, yazıyla veya noter aracılığıyla yapılmasının her hangi bir önemi yoktur; ancak ispatı kolaylaştırmak bakımından ihtarın hiç değilse yazılı olarak yapılması uygun olur.

İhtarın hangi borç için yapıldığı, onun içeriğinden kolaylıkla anlaşılabilmelidir. İhtar, borçluya veya onun yetkili temsilcisine karşı alacaklı veya yetkili temsilci tarafından dürüstlük kurallarına göre uygun zaman ve yerde yapılmalıdır. Borçlu bilinmiyor veya kendisi bilinmekle beraber yerleşim yeri (ikametgahı) bilinmiyorsa, ihtar mahkeme veya noter aracılığıyla ilan yoluyla yapılır; gerektiğinde alacaklı bu iş için borçluya bir kayyım atanmasını da isteyebilir (MK. m. 427 b 1).

Sıra Sizde

Tacir olan Erkan, kendisi gibi tacir olan borçlusu Engin’e ihtar çekmiştir. Bu ihtarın şekli nasıl olmalıdır?

İhtara Gerek Olmayan Haller

Borçlar Kanunumuz, borçlunun temerrüt (direnim) haline sokulabilmesi için kural olarak “ihtarda bulunulmuş olmasını” aramakta ise de, bazı hallerde bu kuraldan ayrılmaktadır. İhtara gerek olmayan haller şunlardır: Vadenin Taraflarca Birlikte Belirlenmiş Olması Eğer taraflar borcun ifa edileceği anı (vadeyi) beraberce belirlemiş iseler, bu anın gelmesiyle birlikte borçlu temerrüt (direnim) haline girmiş olur; artık alacaklının ayrıca bir ihtarda bulunmasına gerek yoktur (BK. m. 101/II). Taraflar vadeyi belli bir gün olarak örneğin 15 Mayıs 2001, 5 Temmuz 2002 şeklinde belirlenmiş olabilecekleri gibi, borçlu tarafından kolaylıkla tespit edilebilecek bir biçimde de, örneğin sözleşmenin yapıldığı tarihten 15 gün sonra gibi, kararlaştırmış olabilirler. Bu hallerde borçlu, ihtara gerek olmaksızın salt vadenin gelmiş olmasıyla temerrüde (direnime) düşmüş olur. Aynı sonuç vadenin kanun tarafından belirlenmiş olması halinde de ortaya çıkar (Karş. BK. m. 257/II,326).

İfa Gününü Bir İhbarla Belirleme Hakkının Taraflardan Birine Bırakılmış Olması

Taraflar sözleşmeyi yaparlarken ifa gününü bir ihbarla (bildirimle) belirleme hakkını içlerinden birine bırakmış olabilir. Bu halde, böyle bir hak kendisine tanınmış olan taraf, ifa gününü bir ihbarla diğer tarafa bildirir; bildirilen bu günün geçmesiyle de borçlu ayrıca bir ihtara gerek kalmaksızın temerrüde (direnime) düşmüş olur (BK. m. 101/II). İhbar, varması gerekli tek taraflı bir irade açıklaması olup kural olarak herhangi bir şekle tabi değildir. Ancak tacirler arasındaki ihbarlar noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü mektupla ya da telgrafla yapılmadıkça sonuç doğurmazlar (TTK. m. 20/III).

Sıra Sizde

“İhtar” ile “ihbar” terimleri aynı şeyi mi ifade eder? Bunlara birer örnek türetiniz.

İhtarın Yararsız Görünmesi

Borçlar Kanunu m. 101/II’de belirtilen ve yukarıda açıkladığımız iki istisnaya (ayrık duruma) ihtarın yararsız görünmesi halini de ekleyebiliriz. Gerçekten, borçlunun hal ve davranışlarından ihtarın yararsız olacağı anlaşılmakta ise, örneğin borçlu borucunu ifa etmeyeceğini bildirmişse, ihtarın kendisine ulaşmasına engel olmak üzere bir takım kötü niyetli davranışlarda bulunuyorsa, o takdirde ona yapılacak bir ihtar etkisiz kalacağından, BK. M. 107 hükmü kıyasen uygulanarak ihtara gerek olmaksızın borçlunun temerrüde (direnime) düşmüş olacağı kabul edilmelidir.

Sıra Sizde

İhtara gerek olmayan haller nelerdir?

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) iki şartını yukarıda incelemiş bulunuyoruz. Bunlardan başka bir şarta, örneğin gecikmede borçlunun kusurlu olmasına gerek yoktur. O halde borçlu, borcunu zamanında ifa edememiş olması kendi kusurundan ileri gelmemiş olsa dahi, yine temerrüde (direnime) düşmüş olur. Ancak bu halde borçlunun sorumluluğu, kusuruyla temerrüde (direnime) düşmesi halindekinden çok daha hafiftir ki, bu konuya biraz sonra değineceğiz.

Sıra Sizde

Merve, Birkan’a 100 milyon lira borçludur. Merve’nin kararlaştırılan günde borcunu ödememesi üzerine Birkan, ihtarda bulunmuş ancak Merve kendisine yüklenemeyecek bir nedenle borcunu yerine getirememiştir. Temerrütte (direnimde) düşebilmesi için Merve’nin kusurlu olması gerekli midir?

Sonuçları

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) hukuki sonuçlarını biri genel sonuçlar diğeri özel sonuçlar olmak üzere iki bakımdan incelemek gerekir. Nitekim Borçlar Kanunumuz da önce temerrüdün (direnimin) genel sonuçlarını (BK. m. 101-102), daha sonra ise para borçları ile iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdeki özel sonuçlarını (BK. m. 103-108) düzenlemiştir.

Genel Sonuçlar

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) başlıca iki genel sonucu vardır. Bunlardan biri tazminat, diğeri ise kazadan dolayı sorumluluktur.

Gecikme Tazminatı

Borçlu, borcun zamanında ifa edilmemiş olmasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle (tazmin etmekle) yükümlüdür; ancak bu gecikmenin kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat ederse, tazminattan kurtulur (BK. m. 102). Görüldüğü üzere burada alacaklı borçlunun kusurlu olduğunu değil, aksine borçlu, temerrüdün (direnimin) kendisine yükletilebilecek bir kusurdan ileri gelmemiş olduğunu ispat edecektir.

Borçlunun ödeyeceği tazminat, alacaklının ifanın gecikmiş olmasından dolayı uğradığı zararın karşılığıdır. Müspet (olumlu) zarar denilen bu zarara, alacaklının ifanın gecikmesi yüzünden yaptığı masraflar (giderler) ile zamanında yapılmış olsaydı ifanın ona sağlayacağı çıkarlar ve edimin değerinin düşmesinden doğan zararlar girer.

Kazadan Dolayı Sorumluluk

Temerrüde (direnime) düşmüş olan borçlu, temerrüdün devamı esnasında edimin umulmayan hal dolayısıyla zarara uğramasından da sorumludur (BK. m. 102/II). O halde borçlu, temerrüt (direnim) sırasında edimin ifasının kendisine yükletilemeyecek bir sebepten dolayı tamamen veya kısmen imkansızlaşmış olmasının sonuçlarına katlanacaktır. Örneğin satım sözleşmesinde satılan şeyin teslimi borcunda temerrüde (direnime) düşmüş olan satıcı, bu şey kazara yok (telef) olduğu takdirde, alıcıdan satış bedelini (semeni) isteyemeyecek, diğer bir deyimle hasar (semene ilişkin hasar) kendisine ait olacaktır.

Oysa, satım sözleşmesinde hasar, sözleşmenin yapıldığı andan itibaren alıcıya geçer (BK. m. 183), yani satıcı satılan şey kazara yok olsa bile, satış bedelini (semeni) alıcıdan istemek hakkına sahiptir. O halde, satıcının temerrüde (direnime) düşmesi, hasarın alıcıdan tekrar kendisine dönmesi sonucunu doğurmaktadır.

Temerrüt (direnim) halindeki borçlu, iki hususu ispat etmek şartıyla kazadan dolayı sorumluluktan kurtulabilir. İspat edeceği hususlardan birincisi, temerrüde (direnime) kendi kusuruyla düşmemiş olduğu; ikincisi ise, borcu zamanında ifa etmiş olsaydı bile kazanın alacaklının zararına olarak yine bu edime isabet etmiş olacağıdır (BK. m. 102/II). Buna kurtuluş beyyinesi denir.

Sıra Sizde

Temerrüdün (direnimin) genel sonuçları nelerdir? Bunları boş bırakılan yerlere yazınız.

Özel Sonuçlar

Borçlar Kanunu yukarıda gördüğümüz genel sonuçların yanında bir takım özel sonuçları da öngörmektedir ki, bunlar para borcu ile iki tarafa borç yükleyen sözleşmelere ilişkindirler.

Para Borçlarında

Borçlunun temerrüdünün (direniminin) para borçlarında iki özel sonucu vardır. Bunlardan biri, temerrüt faizi diğeri ise tazminattır.

Temerrüt Faizi

Para borcunun borçlusu temerrüde düşünce temerrüt faizi (gecikme faizi) ödemek zorunda kalır. Taraflar sözleşmede daha düşük bir faiz oranı tespit etmiş olsalar dahi, temerrüt faizi (gecikme faizi) adi işlerde %5 (BK. m. 103/I), ticari işlerde %10 (TK. m. 9/II) olarak belirlenmişti. Ancak 4. 12. 1984 tarih ve 3095 sayılı “Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun”, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, temerrüt faizinin yıllık olarak yüzde oniki oranı üzerinden yapılacağını öngörmüştür. Bakanlar Kurulu bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir. (3095 s. lı kanun m. 1, 2/1) Bakanlar Kurulu, 2005/9831 Sayılı Kararı ile 1. 1. 2006 tarihinden geçerli olmak üzere temerrüt faizini yıllık %12′den %9′a indirmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, adi işlere uygulanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir.

Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur (m. 2/II). Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıda öngörülen miktarın üzerinde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz. Kanuna eklenen bir geçici maddeyle, bu kanunun yürürlüğünden önceki ilişkilerden doğan faiz alacakları hakkında da aynı hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Temerrüt faizi, alacaklının kendisine ait bir miktar paranın kararlaştırılan süreden daha fazla bir süreyle borçlunun yanında kalmasından dolayı uğradığı zararı karşılayan bir tazminat niteliğindedir. Bu bakımdan temerrüt faizine geçmiş günler faizi de denilmektedir. Ancak, alacaklının temerrüt faizi isteyebilmesi için bir zarara uğramış bulunduğunu ispat etmesine gerek olmadığı gibi, borçlu da kusursuzluğunu ispat etmek suretiyle temerrüt faizi ödemekten kurtulamaz.

Temerrüt faizi, temerrüt tarihinden itibaren kendiliğinden işlemeye başlar. Ancak, BK. m. 104′de sayılan hallerde, örneğin bağışlanan bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşülmesi halinde temerrüt faizinin başlangıç anı, alacaklının mahkemeye veya icraya başvurduğu tarihtir. Borçlu, temerrüt faizinin ödenmesinde de temerrüde düşerse, buna da ayrıca temerrüt faizi ödemekle yükümlü olmaz; yani temerrüt faizine temerrüt faizi yürütülemez (BK. m. 104/II).

Sıra Sizde

Temerrüt faizi ne demektir? Oranı ne kadardır? Adi işler ve ticari işlerde faiz oranı farklı mıdır? Örnekler veriniz.

Tazminat

Alacaklı, borçlunun temerrüde (direnime) düşmesi yüzünden uğramış olduğu zararın temerrüt faizinden (gecikme faizinden) daha fazla olduğunu ispat ederse, borçlu onun bu fazla zararını da gidermekle (tazmin etmekle) yükümlüdür. Fakat borçlu, temerrüde (direnime) düşmesinde kusurlu olmadığını ispat ederek bundan kurtulabilir (BK. m. 105/I). Alacaklının uğradığı bu ek zarar (munzam zarar) derhal takdir olunabilirse hakim, davanın esası hakkında karar verirken kararda bu zararın miktarını da belirleyebilir (BK. m. 105/II).

İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerde

İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan her biri hem borçlu hem de alacaklıdır. O halde, bu tür sözleşmelerde borçlunun temerrüdünün (direniminin) söz konusu olabilmesi, taraflardan birinin kendi borcunu ifa etmiş veya ifaya hazır bulunduğunu karşı tarafa bildirmiş olmasına bağlıdır. Bu durumda ifada bulunmuş veya ifaya hazır olduğunu bildirmiş olan taraf alacaklı, karşı taraf ise borçlu sayılır. Bu tür sözleşmelerde temerrüt (direnim) halinde alacaklı önce bir süre (mehil) verecek, sonra da kanunun kendisine tanıdığı seçim hakkını kullanacaktır.

Süre (Mehil)

Alacaklı önce temerrüt (direnim) halinde olan borçluya ifada bulunması için uygun bir süre verecektir. Alacaklı süreyi bizzat belirleyebileceği gibi, mahkeme tarafından belirlenmesi yoluna da gidebilir (BK. m. 106/I). Alacaklı BK. m. 106/II’de öngörülen üç imkandan birini seçebilmek için, kural olarak borçluya uygun bir süre vermiş olmalıdır. BK. m. 107′de sayılan şu hallerde böyle bir süre vermeye gerek yoktur:
- Borçlunun hal ve davranışından süre vermenin yararsız olacağı anlaşılıyorsa
- Borçlunun temerrüdü (direnimi) sonucu olarak borcun ifası alacaklı için yararsız kalmış ise
- Sözleşmenin hükümlerine göre borcun önceden belirlenmiş olan bir günde ifası gerekli, yani sözleşme kesin vadeli bir sözleşme ise

Sıra Sizde

Süre (Mehil) ne demektir? Seçim hakkını kullanmak için her zaman bir süre vermek gerekir mi? Çevrenizden örnekler bulunuz.

Alacaklının Seçimlik Hakları

Temerrüt (direnim) halinde bulunan borçlu kendisine verilen uygun süreye karşın yine de borcunu ifa etmeyecek olursa, alacaklı BK. m. 106/II’ de kendisine tanınan üç haktan birini seçmekte serbesttir. Alacaklıya tanınmış olan bu haklar şunlardır:

Gecikmiş İfayı İsteme ve Tazminat: Alacaklı gecikmiş ifayı ve gecikmeden dolayı uğramış olduğu zararları isteyebilir. Alacaklı bu yola her zaman, hatta borçluya hiç süre vermeden de gidebilir.

İfadan Vazgeçme ve Tazminat: Alacaklı, ifadan vazgeçerek borcun ifa edilmemiş olmasından dolayı tazminat isteyebilir. Bu halde sözleşme ortadan kalkmamakta, fakat alacaklının ifa ile elde edecek olduğu edim, tazminata dönüşmüş olmaktadır. Alacaklının borçludan isteyeceği zarar müspet (olumlu) zarar, yani borcun ifasındaki çıkarının gerçekleşmemiş olması yüzünden uğradığı zarardır. Diğer bir deyişle, alacaklının malvarlığının borcun ifası sonucunda bulunacağı durum ile borcun ifa edilmemiş olması halinde bulunduğu durum arasındaki fark, müspet (olumlu) zarardır.

Sıra Sizde

Müspet (olumlu) zarar ne demektir? Örnek veriniz.

Alacaklı bu yolu seçtiği takdirde, bunu derhal borçluya bildirmek zorundadır (BK. m. 106/II).

Sözleşmeden Dönme ve Tazminat: Alacaklı, gecikmiş ifayı isteme veya ifadan vazgeçme yollarına gitmeyerek üçüncü yolu seçebilir, yani sözleşmeden dönerek tazminat isteyebilir. Ancak bu yolu seçtiğini derhal borçluya bildirmek zorundadır (BK. m. 106/II).

Sıra Sizde

İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde alacaklıya tanınmış olan haklar nelerdir?

Alacaklı, sözleşmeden döndüğü (sözleşmeyi geçmişe etkili olarak feshettiği) takdirde, kendi edimini artık yerine getirmez veya daha önce yerine getirmiş bulunuyorsa onu borçludan geri alır (BK. m. 108/I). Çünkü bu durumda artık her iki tarafın borcu da sanki sözleşme hiç yapılmamış gibi ortadan kalkar. Alacaklı, ayrıca sözleşmeden dönmüş olması yüzünden uğradığı zararları (menfi zarar) da isteyebilir. Ancak, borçlu kendisine hiç bir kusurun yükletilemeyeceğini (isnat edilemeyeceğini) ispat etmek suretiyle bundan kurtulabilir (BK. m. 108/II). Menfi (olumsuz) zarar, hüküm ifade ettiğine (işleyeceğine) güvenilen bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi (işlememesi) yüzünden uğranılan zarardır. Başka bir deyişle menfi zarar, güvenen kimsenin sözleşmenin hüküm ifade etmemesi (işlememesi) halinde malvarlığının bulunacağı durum ile sözleşme hüküm ifade etseydi (işleseydi) malvarlığının bulunacağı durum arasındaki farktır.

Sıra Sizde

Menfi (olumsuz) zarar ne demektir? Buna bir örnek bulunuz.

Menfi (olumsuz) zarar kapsamına, alacaklının dönülen (ortadan kaldırılan) sözleşme için yapmış olduğu masraflar (giderler), sözleşmeden doğan borçların ifa edileceğine güvenerek yaptığı masraflar (giderler) ile sözleşmenin hüküm ifade ettiğine (işleyeceğine) güvenerek başkasıyla sözleşme yapma fırsatını kaçırması yüzünden uğramış olduğu zarar girer.

“Borçlunun Temerrüdü” için 2 cevap

  1. [...] This post was mentioned on Twitter by NotOku. NotOku said: Borçlunun Temerrüdü http://goo.gl/fb/0uUDY [...]

  2. [...] ve becerilere sahip olacağız.İçindekiler- Giriş Borcun İfası Borcun İfa Edilmemesi Borçlunun Temerrüdü Borçların Sona Ermesi Takas Zamanaşımı Özet Test Soruları Düşünelim, [...]

Bir Cevap Yazın

*