Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
25.10.2014
Ders: Gelişim ve Öğrenme      Ünite 9      20 Şubat 2010 Ara     

Bilişsel Süreçler

Bilgi işleme modelinin ikinci ana bileşeni olan bilişsel süreçler, bilgilerin duyusal bellekten işleyen belleğe, işleyen bellekten uzun süreli belleğe, uzun süreli bellekten de yeniden işleyen belleğe aktarılmasını sağlayan zihinsel etkinliklerdir. Bu etkinlikleri, daha doğrusu bilişsel süreçleri şöyle adlandırabiliriz:
- Dikkat
- Algı
- Tekrar
- Kodlama
- Geri getirme

Bunlardan dikkat ve algı, bilgilerin duyusal bellekten işleyen belleğe aktarılmasında yararlanılan süreçlerdir. Tekrar ve kodlama, bilgileri işleyen bellekten uzun süreli belleğe aktarmada yararlanılan süreçlerdir. Geri getirmeyle, hatırlanmak istenen bilgilerin uzun süreli bellekten işleyen belleğe aktarılmasında yararlanılan süreçtir. Şimdi bunların her birini ana çizgileriyle açıklamaya çalışalım:

Dikkat

Dikkat; uyarıcı üzerinde, bilinçli olarak odaklaşma sürecidir. Duyusal kayıttaki uyarıcıların ya da ham bilginin işlenmesi dikkatle başlamaktadır. Bir bireyin duyusal belleğine çevreden birçok değişik uyarıcı gelir. Ancak birey, bu uyarıcılardan belli birine ya da bir bölümüne yönelir ve ötekileri gözardı eder. Çünkü dikkat, sınırlı bir kaynaktır ve bireyin, duyusal belleğe gelen değişik uyarıcıların tümüne aynı anda dikkat etme olanağı yoktur. Birey, aynı anda yalnız bir uyarıcıya ya da belli bir uyarıcı bölümüne dikkat edebilir.

Örnek

Sözgelimi; araba kullanmayı yeni öğrenen birisi, araba kullanırken aynı anda yanındakiyle değişik bir konuda konuşamaz, onu dinleyip görüş ileri süremez. Çünkü birey, dikkatini aynı anda hem araba kullanmaya, hem de yanındaki kişinin söylediklerine veremez. Ancak birey, araba sürmeyi çokça alıştırma yaparak otomatik duruma getirdikten sonra yanındakiyle normal bir iletişim kurabilir.

Birey, dikkat aracılığıyla, işlenme olasılığı olan uyarıcıları ya da ham bilgileri seçmiş, belirlemiş olur. Bu da, bilgi işleme süreciyle öğrenmenin önemli bir başlangıcını oluşturur.

Algı

Algı; duyusal belleğe alınan ham bilgiyi yorumlama, anlamlandırma sürecidir.

Örnek

Sözgelimi; birey, değişik tonlardaki bir dizi sesi melodi olarak, küp biçimindeki büyük ve kırmızı bir cismi ev olarak, soğuk ve ıslak bir duyumu yağmur olarak yorumlar.

Duyusal bellekteki ham bilgilerin değişik duyu organları aracılığıyla gelmesi, bireyde görsel algı ya da işitsel algı gibi değişik türde algıların oluşmasına yol açar. Bunların en yoğununu da görsel algılar oluşturur.

İnsanlar, algılamada, duyusal bilgileri çeşitli örüntü ya da ilişkilere dönüştürme eğilimi gösterirler. Bunun bir sonucu olarak, insanlar, birbirleriyle ilişkisi olamayan bilgi parçalarını değil, düzenlenmiş, anlamlı bilgi bütünlerini algılarlar. Algılama, en yaygın biçimde Gestalt ilkeleriyle açıklanmaktadır. Figür- fon (şekil- zemin) ilişkisi, yakınlık, benzerlik ve tamamlama ilkeleri bunların başında gelmektedir. Bu ilkelerin her biri algılamayı belirli bir yönüyle açıklamaktadır.

Gestalt algılama ilkeleri için örnekler

Figür- fon ilişkisinde, birey, bir uyarıcıyı algılarken figür, öteki uyarıcıları da fon olarak algılama eğilimi gösterir. Bireyin dikkatini yönelttiği uyarıcı, figür, ötekisi de fon durumundadır. Şekil 9. 3′te figür- fon ilişkisini örnekleyen resim hem bir vazoyu hem de iki insan yüzünü içermektedir. Eğer birey dikkatini vazo üstünde toplarsa, vazoyu figür, yüzleri de fon olarak görme eğilimi gösterir. Derste, konuyu anlamak üzere öğretmeni dinleyen öğrenciler için, öğretmenin sesi figür, koridorda bulunanların konuşmalarıysa fondur. Buna karşılık, öğretmenin sesini değil de koridordaki konuşmaları dinleyen bir öğrenci için figür koridordaki konuşmalar, fon da öğretmenin sesidir. Figür- fon ilişkilerini algılama, yalnız görme duyusuyla değil, tüm duyu organlarıyla alınan uyarıcılar için geçerlidir.

Yakınlık ilkesi, birbirine yakın olan uyarıcıların birlikte algılandığını açıklar. Şekil 9. 3′teki örnekte, birey, çizgileri yakınlıkları nedeniyle üç grup çizgi olarak görür.

Benzerlik ilkesi; birbirine benzeyen uyarıcıların birlikte algılandığını açıklar. Şekil 9. 3′teki örnekte çizgilerin yüksekliklerindeki benzerlik nedeniyle, birey, o çizgileri birbirinin yerini tutan bir örüntü olarak görür ve tümünü birlikte algılar. Tamamlama ilkesi; birbirinden kopuk olan parçaların bir bütün olarak algılandığını açıklar. Bir nesne bütünüyle var olmayabilir, ancak birey onu tamam olarak algılama eğilimi gösterir. Şekil 9. 3′teki örnekte, birey, kısa kısa çizgiler yerine onun tamamlanmış biçimi olan bir kareyi görür.

Duyusal olayların anlamlandırılması olan algılama konusunda bu ilkelerin dışında iki yeni ilkeden daha söz edebiliriz. Bunların ilki, “özellik çözümlemesi” ya da “aşağıdan yukarıya doğru işleme” olarak adlandırılmaktadır. Bu ilkeye göre birey, uyarıcıları özellikleri ya da bileşenleri bakımından çözümler ve aşağıdan yukarıya doğru anlamlı bir örüntü oluşturur.

İnsanların el yazıları farklılık gösterir. Ancak birey, bir başkasının el yazısını çözümleyerek ve birtakım özellikleri bularak okuyabilir. İkinci ilkeyse, “yukarıdan aşağı doğru işleme” olarak adlandırılmaktadır. Bu ilkeye göre, bireyin varolan bilgileri ve beklentileri, algılamasını etkiler. Birey, bir örüntüyü algılamak için sahip olduğu bilgilerden yararlanır. Başka birinin el yazısında farklı biçimde yazılmış bir sözcüğü, daha önceden bildiği bir sözcükse, kolayca tanıyabilir ya da bir bağlam içerisinde önceki bilgilerinin sonucu olarak algılayabilir.

Soru

Bireyin beklentileri, algılamasını nasıl etkileyebilir? Örneklendirerek açıklamaya çalışınız.

Tekrar İşleyen belleğe gelen bir bilgi, daha önce de belirtildiği gibi, bu bellekte çok kısa süreliğine kalmaktadır. Bireyin herhangi bir işlem yapmaması durumunda bilgi, en çok 20 saniye sonra silinmekte, unutulmaktadır. Bilginin tekrar yoluyla işleyen bellekte bir süre daha kalmasının sağlanmasından sonra birey, bu bilgiyi kendi isteğine ya da gereksinmesine bağlı olarak ya – bir kezlik- kullanma ya da uzun süreli belleğe aktarma girişiminde bulunur.

Bilginin depolanması için, bilginin işleyen bellekten uzun süreli belleğe aktarılması önemli bir süreçtir. Bu amaçla, bilginin işleyen bellekteki kalış süresini uzatmakta yararlanılan koruyucu tekrar ve genişletici tekrar işlemleri kullanılabilir. Eğer birey, bilgiyi koruyucu tekrar yoluyla yeterince tekrar edebilirse, bilgiyi uzun süreli belleğe aktarma olanağı elde edebilir. Ancak, koruyucu tekrarın bilginin uzun süreli belleğe aktarılmasında her zaman başarılı sonuç vermediği, bu nedenle de etkili bir yol olmadığı söylenebilir. Buna karşılık, bireyin yeni bilgiyi uzun süreli belleğindeki bilgilerle ilişkilendirerek anlamlı duruma getirmesini sağlayan genişletici tekrar işlemiyle, uzun süreli belleğe bilgi aktarma daha etkili bir yol olarak belirtilebilir.

Kodlama

Bilgi işleme sürecinde, bilgi uzun süreli belleğe aktarılarak orada saklanmak ve gereksinme olduğunda geri getirilmek – yani hatırlanmak- istendiğinde, kodlama işlemine yer verilir. Kodlama, bilginin zihinsel simgelerinin oluşturulmasıdır. Kodlama işlemiyle, bilgiler uzun süreli belleğe depolanabilecek ve kimi işlemler yapılabilecek biçimlere dönüştürülür. Bunun sonunda bilgiler uzun süreli belleğe kaydedilir.

Kodlama, en iyi biçimde, bireyin yeni bilgiyi düzenlemesi ve uzun süreli belleğinde varolan bilgilerle ilişkilendirmesiyle yapılabilir. Kodlamada, bireyin önceden öğrendiği ve uzun süreli belleğinde depoladığı bilgiler büyük öneme sahiptir. Kimi bilgilerin yalnız tekrar yoluyla uzun süreli belleğe aktarılması olanaklıdır. Ancak, bilgilerin uzun süreli bellekte saklanabilmesi için, kodlamanın anlamlı bir biçimde yapılmasına gerek vardır. Kodlamada anlamlılık, yeni bilgiyle uzun süreli bellekteki önceden öğrenilmiş bilgiler arasında kurulan bağ ya da ilişki sayısıyla belirlenir. Kurulan ilişki sayısı ne kadar çok olursa, kodlamanın anlamlılık düzeyi de o ölçüde yüksek olur. Bu da bilgilerin daha kolay hatırlanmasını sağlar. Bilgileri anlamlı biçimde kodlamak için değişik yollardan yararlanılabilir. Bunların başında örgütleme, genişletme ve etkinlik gelmektedir.

Örgütleme; herhangi bir biçimde, birbiriyle ilgili olan bilgileri sınıflandırarak ya da örüntü oluşturarak bir araya getirmedir. Bilgiler, örgütleme yoluyla mantıklı bir ilişki ağına dönüştürülür. Bu da bilgilerin karmaşıklığını azaltır, anlamlılığını artırır, kodlamanın da anlamlı yapılmasına yardımcı olur. Bilgilerin örgütlenmesinde çizelge, şekil, grafik, harita, plan, akış şeması, kümeleme ve ana çizgilerden yararlanılabilir. Önceki sayfalarda “antika” ile ilgili oluşturulmuş olan şekil, antikayla ilgili bilgilerin örgütlenişini göstermektedir. Örgütlenmiş bilgiler daha kolay hatırlanabilmektedir.

Soru

Siz de sınıf öğretiminde yararlanılan eğitim araçlarının türlerini, benzer ve farklı özelliklerini kapsayan bilgileri çizelge biçiminde düzenleyiniz.

Genişletme; bilginin ilişki sayısını artırma işlemidir. Bu, ya varolan bilgilerde ek bağlantılar oluşturarak ya da yeni bilgi ekleyerek gerçekleştirilir. Başka bir deyişle, yeni bilgiye anlam vermek için, uzun süreli bellekte varolan bilgiyle, yeni bilgi arasında ilişki kurularak genişletme yapılır.

Örnek

Sözgelimi; Atatürk devrimleriyle ilgili bir yazıyı anlamak isteyen bir birey, o dönemle ilgili varolan bilgilerini etkinleştirir, onlarla ilişkilendirir.

Kısacası, birey yeni bilgiyi anlamak için eski bilgilerini kullanır. Birey, yeni bilgileri genişlettiği ölçüde onları anlamlı kılar, onları kendinin yapar. Genişletme için birey benzetimlerden ve hatırlatıcılardan etkili biçimde yararlanabilir. Benzetim yeni bilginin eski bilgilerle yapay benzerlikler kurularak genişletilme aracıdır.

Örnek

Sözgelimi; insanın dolaşım sisteminin kentin su şebekesine benzetilerek öğrenilmesi, benzetimle genişletmedir.

Hatırlatıcılar ya da bellek destekleyiciler ise, içerikte doğal olarak bulunmayan ilişkileri oluşturarak hatırlamayı kolaylaştıran araçlardır. Bu ilişkiler, bireye çağrışım sağlayacak biçimde oluşturulur ve kodlanır. Hatırlatıcılar, en çok sözcüklerin, terimlerin ve olguların hatırlanmasında etkilidirler. Zincirleme yöntemi, anahtar sözcük yöntemi, askı sözcük yöntemi, yer yöntemi, genişletmede hatırlatıcılardan yararlanmayı sağlayan en yaygın yöntemlerdir.

Örnek

Sözgelimi; İngilizce sözcüklerin öğrenilmesinde anahtar sözcük yöntemi kullanılabilir. Varsayalım ki bir öğrenci Türkçede “tabak” anlamına gelen İngilizce “dish (söyleyişi /diş/)” sözcüğünü öğrenmek istiyor. Bunun için Türkçedeki “diş” sözcüğü anahtar olarak alınabilir. “Dedemin takma dişi tabağa düştü. ” biçiminde çağrışım sağlayan bir cümle kurulabilir. Daha sonra öğrenci Türkçede ne zaman diş sözcüğünü duysa, İngilizcedeki dish sözcüğünün tabak anlamını kolaylıkla hatırlayabilir.

Etkinlik; öğrenen bireyin bilgiyi algılamaya ve işlemeye dönük olarak yaptığı işlemlerin her biridir. Etkinlik, genişletmeyi, dolayısıyla da anlamlı kodlamayı sağlayıcı önemli bir yoldur. Bu bakımdan, bilgi işleme süreciyle öğrenmede, bireyin etkin olması oldukça önemlidir. Bununla birlikte, bireyin gerçekleştirdiği tüm etkinlikler aynı etkiye sahip değildir. Bireyin belirli bir amaçla yaptığı ve bireyi yeni bilgiyle eski bilgileri arasında ilişkiler kurmaya yönelten etkinlikler başka etkinliklerden daha çok öğrenmeyi sağlar.

Örnek

Sözgelimi; Karadeniz Bölgesinde hangi tarım ürünlerinin yetiştirildiğini öğrenmek isteyen bir öğrencinin ürün listesini aynen tekrar etmek yerine Karadeniz Bölgesinin iklim özelliklerini düşünerek o ürünlerle ilgili bilgiyi anlamlı duruma getirmesi ve kodlaması, daha iyi öğrenmesini sağlar.

Geri Getirme

Bilgi işleme kuramına göre öğrenmede öteki bilişsel süreçler kadar önemli olan bir süreç de, bilgiyi uzun süreli bellekten işleyen belleğe geri getirmedir. Çünkü kodlanarak uzun süreli belleğe depolanmış olan bilginin geri getirilemeyip kullanılamaması, bilginin ve öğrenmenin işlevselliğine önemli bir engel oluşturur. Oysa geri getirme süreciyle böyle bir olasılık ortadan kaldırılmaktadır.

Geri getirme; uzun süreli bellekte depolanmış olan bilgiyi arayıp bulma ve kullanılmaya hazır duruma getirme biçiminde gerçekleştirilir. Bilgi işleme sürecinde öğrenen birey, gereksinme duyduğu bilgiyi uzun süreli bellekte arar, bulur ve işleyen belleğe getirir. Oradan da ya doğrudan ya da getirdiği bilgiyle yeni bilgiyi bütünleştirerek davranışa dönüştürür. Birey, bilgiyi geri getirme işini kimi zaman düşünerek, yani bilinçli bir biçimde yapar.

Örnek

Sözgelimi; birey uzun süredir görmediği bir arkadaşı ziyaretine geldiğinde, arkadaşının adını bir süre düşünerek arar ve bulur, yani hatırlar.

Buna karşılık, birey kimi zaman da gereksinmesi olan bilgiyi uzun süreli bellekten otomatik olarak getirir.

Örnek

Sözgelimi; birey alışveriş yaparken aldıklarının ne kadar tuttuğunu ve bir miktar para verdikten sonra ne kadar para üstü alması gerektiğini hesaplamak için, gerekli işlemsel bilgileri uzun süreli bellekten otomatik olarak -durup düşünmeksizin bulur ve hesaplamayı yapar.

Bilginin işleyen bellekten uzun süreli belleğe aktarılıp depolanabilmesi için yapılan kodlamanın biçimi, bilginin geri getirilmesine önemli düzeyde etki eder. Anlamlı biçimde kodlanmayan bilgilerin geri getirilmesi oldukça güçtür. Oysa genişletme, örgütleme gibi etkili yollarla kodlanan bilgiler uzun süreli bellekten daha kolay geri getirilmekte ve hatırlanmaktadır.

Kodlama sırasında kullanılan işaretler ya da ipuçları, bilginin uzun süreli bellekten işleyen belleğe getirilmesinde kılavuzluk yapar. Bu işaretler, uzun süreli bellekte depolanmış olan bilgilerle ilgili bilgi parçalarıdır. “Geri getirme işareti” olarak adlandırılan bu işaretler bellek üzerinde önemli etkiye sahiptir.

Örnek

Sözgelimi; Türkiye’nin cumhurbaşkanlarının sırasını öğrenmek isteyen birey, AİB GS KE ÖDS işaretlerini kullanabilir. Bunlar, cumhurbaşkanlarının soyadlarının baş harflerinden oluşan (Atatürk, İnönü, Bayar, Gürsel, Sunay, Korutürk, Evren, Özal, Demirel, Sezer) geri getirme işaretleridir.

Bilgiyi, uzun süreli bellekten geri getirmede yararlanılan en etkili işaret türlerinden birisi, içinde bilginin kodlandığı ya da öğrenildiği ortam ya da koşuldur. Ortam ya da koşul, başta işlemsel bilgilerin olmak üzere tüm bilgilerin öğrenilmesinde etkili olarak kullanılabilir.

Örnek

Birey bir toplantıda birlikte olduğu birisiyle bir gezi sırasında yeniden karşılaştığında o kişinin adını bir türlü hatırlayamaz. Çünkü gezi, bilginin – kişinin adının- öğrenildiği ortamdan farklı bir ortamdır.

Bilgiyi geri getirme, bilginin öğrenildiği ortam ya da koşul yeniden oluşturularak ya hayal edilerek kolaylaştırılabilir ya da olanaklı kılınabilir.

Örnek

Sözgelimi; yukarıda verilen örnekte birey, karşılaştığı kişinin adını gezide hatırlayabilmesi için onunla birlikte olduğu toplantıyı hayal edebilir ve kimi geri getirme işaretleri sağlayabilir. Sonuçta o işaretler yardımıyla kişinin adını hatırlayabilir.

Okul öğrenmelerinde de öğrenciler, sınavlarda ve gerektiğinde, öğrenme ortamını ya da koşulunu hayal ederek, gerekli bilgileri daha kolay geri getirip hatırlayabilirler.

Bilgi işleme sürecinde, geri getirmenin ya da hatırlamanın karşıtı sayılabilen önemli bir olay vardır: Unutma. Unutma, günlük yaşamımızın yanı sıra okul öğrenmelerinde de önemli bir yere sahiptir. Unutma, bilginin bellekten yok olması ya da geri getirilememesidir.

Örnek

Sözgelimi; öğrencinin, öğretmeninden duyduğu bir atasözünü, biraz sonra yanındaki arkadaşına tekrar edememesi ya da daha önce öğrenmiş olduğu bir atasözünü düşünüp bir türlü bulamaması, unutmadan başka bir şey değildir.

Bellek sistemini oluşturan duyusal bellek, işleyen bellek ve uzun süreli bellekte de unutma olabilmektedir. Duyusal bellekte, öğrenen birey bilgiye dikkat etmezse bilgi hemen kaybolur, unutulur. İşleyen bellekte de bilginin kalabilmesi için tekrar edilmesine gerek vardır. Yoksa bilgi, çok kısa süre içinde yok olur, yani unutulur ve hiçbir biçimde geri getirilemez. Uzun süreli bellekteyse bilgi, kodlamayla yerleştirilir. Bu bakımdan bilginin bellekte yok olması pek olanaklı değildir. Ancak yine de birey bilgiyi unutabilir, daha doğrusu bilgiyi hatırlamayabilir. Burada bilginin hatırlanamamasının gerçek nedeni, bilginin bellekte bulunamaması ya da bilgiye çeşitli nedenlerle ulaşılamamasıdır.

Uzun süreli bellekteki bilgilerin unutulmasının iki biçimde olduğu söylenebilir. Bunlardan birisi bozucu etki aracılığıyla, ötekisi de – biraz önce de belirttiğimiz gibi- geri getirmede başarısız olunmakla ortaya çıkmaktadır. Bozucu etki ya da karışma, “bir öğrenmeden önce ya da sonra yer alan bir başka öğrenmenin, söz konusu öğrenmenin hatırlanmasını olumsuz yönde etkilemesidir. ” İkinci biçim unutma, bilginin kodlanmasının iyi yapılmaması sonucu, bireyin uzun süreli bellekte aradığı bilgiyi bulamaması ve geriye getirememesiyle oluşmaktadır. Gerçekte bu tür unutmada bilgi yok olmamakta, yalnızca geri getirilip hatırlanamamaktadır.

Soru

Bilgileri geri getirmeyi engelleyen ya da geri getirmede güçlük oluşturan nedenleri sıralayınız.

“Bilişsel Süreçler” için 1 cevap

  1. [...] Giriş Bilişsel Öğrenme Yaklaşımı Bilginin Niteliği Öğrenmenin Oluşumu Bilgi Depoları Bilişsel Süreçler Biliş Bilgisi Öğretime Dönük Uygulamalar Özet Değerlendirme Soruları Düşünelim, [...]

Bir Cevap Yazın

*