Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
16.09.2014
Ders: Gelişim ve Öğrenme      Ünite 3      17 Şubat 2010 Ara     

Bebeklik Döneminde Fiziksel Gelişim

Bebeklik dönemi, 0-2 yaş arasını kapsar ve doğum sonrası gelişimin ilk yılları olarak kabul edilir. Doğumla birlikte, bebek dünyaya gelir ve yaşamın bu ilk iki yılında çok hızlı bir fiziksel gelişim gösterir. Böylece, bebeklik süresince gelişim, doğumdan sonraki herhangi bir zamanda olduğundan daha hızlıdır. Bebekler, doğduktan sonraki ilk birkaç hafta veya ilk bir ay süresince genellikle yeni doğan bebekler olarak adlandırılırlar. Yeni doğan bebekler, yaşamak için gerekli olan fiziksel özelliklerle dünyaya gelirler ve bebeklik yılları süresince de bu fiziksel özelliklerini hızla geliştirirler. Aşağıda, yeni doğan bebeklerin özelliklerinden başlayarak bebeklik döneminde gerçekleşen fiziksel değişmeler betimlenmektedir.

Bedensel Özelliklerin Gelişimi

Bebeklik döneminde, bebeğin bedensel özelliklerinin gelişimi; ağırlık, boy uzunluğu, beden oranındaki değişmelerle vücut sistemlerinde gerçekleşen değişmeleri içerir.

Ağırlık: Yeni doğan bebeklerin normal koşullarda ortalama ağırlığı 3200 gramdır. Ancak, bireysel farklılıklarına göre bebeklerin ağırlıkları 3200 gramdan daha az ya da daha fazla olabilmektedir. Yeni doğan erkek bebeklerin ağırlıkları kızların ağırlıklarından biraz daha fazla olabilmektedir. Bazı bebekler, normal zamanından daha erken doğabilmekte ve yeterince olgunlaşamadıkları için doğum ağırlıkları da 2500 gramdan daha az olabilmektedir. Bu bebekler, prematüre (erken doğan) bebek olarak adlandırılmaktadır. Prematüre bebekler, doğdukları zaman solunum, kan dolaşımı güçlükleri ve düşük beden ısısı gösterebilmekte ve ileriki yıllarda da zihinsel, nörolojik yetersizliklere sahip olabilmektedirler. Yeni doğan bebekler, doğduktan sonra rahim dışındaki dünyaya uyum sağlamaya çalışırlar ve bundan dolayı, ilk birkaç gün ağırlıklarında azalma gösterirler. Ancak, ilk birkaç günden sonra bebeğin ağırlığı çok hızlı bir biçimde artmaya başlar.

Örnek

Dördüncü ayın sonunda bebeğin ağırlığı yaklaşık 6200 gram ile 6800 gram arasında bir değere ulaşarak doğum ağırlığının yaklaşık iki katı olur. İlk yılın sonunda bebeğin ağırlığı, doğum ağırlığının yaklaşık üç katı ağırlığa ulaşır. Bir yaşından sonra bebeğin yürümeye başlamasıyla birlikte etkinlik düzeyinin artması ve daha fazla enerji harcamaya başlaması, bebeğin kilo artışındaki hızın da giderek yavaşlamasına neden olur.

Boy Uzunluğu: Yeni doğan bebeğin boyu, normal koşullarda ortalama 50 cm. ‘dir. Bebekler, bireysel farklılıklarına göre bu uzunluktan biraz kısa ya da uzun olabilmektedir.

Örnek

Normal zamanından daha önce doğan bebeklerin boyları daha kısa olabilmektedir.

Erkeklerin boy uzunluğu, kızlara göre biraz daha fazladır. Bebekler çoğunlukla, ortalama 48- 53 cm. arasında boy uzunluğuna sahiptir. Doğumdan itibaren bebeklerin boyları hızlı bir şekilde artmaya başlar. Bebeğin boyu birinci ayın sonunda yaklaşık 2- 3 cm., dördüncü ayın sonunda ise yaklaşık 8- 10 cm. daha artar. İlk yılın sonunda bebeğin doğumdaki boyu %50 artarak ortalama 73- 78 cm. uzunluğa ulaşır. İkinci yılın sonundaysa bebeğin doğumdaki boy uzunluğu %75 artarak ortalama 83- 88 cm olur.

Beden Oranı: Yeni doğan bebeklerin beden yapılarının oranı, yetişkinlerinkinden farklıdır. Çünkü yeni doğan bebeklerin bedenlerinin üst kısımları alt kısımlarına oranla daha büyük ve yapılıdır.

Örnek

Yeni doğan bir bebeğin başı, diğer beden organlarına göre daha büyüktür ve başın uzunluğu, toplam beden uzunluğunun yaklaşık dörtte biri (1/4) kadardır. Ancak, bu oran yetişkinlerde sekizde bir (1/8) oranındadır. Yine yeni doğmuş bebeğin bacak uzunluğunun tüm bedene oranı yaklaşık üçte bir (1/3) iken bu oran yetişkinlerde tüm bedenin yaklaşık yarısı (1/2) uzunluktadır.

Yeni doğan bebeklerin beden yapılarındaki orantısızlık ilerleyen yaşlarda gittikçe değişerek yetişkin düzeyine benzemeye başlar. Beden oranı açısından, bebeklerin büyümesi bireysel farklılıklar gösterebilir. Çünkü her bebeğin büyüdüğü koşullar farklıdır.

Vücut Sistemleri: Bebekler, vücutlarında yer alan sinir, dolaşım, solunum ve sindirim sistemlerine ilişkin çeşitli özelliklere sahip olarak doğarlar ve bu özellikleri zaman içinde giderek gelişir. Yeni doğan bebeklerin sinir sistemi yeterince olgunlaşmamıştır. Beyin kabukları yeterli olgunlukta olmadığı için, bedensel fonksiyonlarının ve tepkilerinin çoğunluğunu refleksleriyle gerçekleştirirler. Doğumdan sonra, beyin kabuğunun hızlı bir biçimde gelişmeye başlamasıyla birlikte bebeğin davranışları üzerindeki kontrolü artmaya başlar. Doğumdan sonra, merkezi sinir sistemi çok hızlı bir biçiminde gelişir. Bebeğin sinir sisteminin gelişimi, gelişim ilkeleri çerçevesinde merkezi bölgelerden uzağa, vücudun iç bölgelerinden dışa doğru gerçekleşir.

Örnek

İlk önce baş bölgesindeki sinirler gelişir ve sinir sisteminin gelişimi baştan ayaklara doğru sürer.

Yeni doğan bebeğin dolaşım sistemi yetişkinlerden biraz farklıdır. Yeni doğan bebeğin kalbinin tüm beden ağırlığına oranı yetişkinlerin oranından fazladır. Yeni doğan bebeklerin kalp atışları daha hızlıdır.

Bebeklerin kalp atışlarının hızı, yaşla birlikte gittikçe azalır. Yeni doğan bebeğin solunum sistemi, yeterince olgunlaşmış kaslara sahip değildir. Bu nedenle solunum, derin olmayan bir biçimde düzensiz, dikkati çekebilecek biçimde hırıltılı ve gürültülüdür. Bu durum, solunumu kontrol eden kasların gelişmesiyle birlikte giderek azalır. Yeni doğan bebeğin solunum sayısı dakikada 45- 50 arasında olabilmektedir. Yetişkinlerdeyse solunum düzenli, yavaş ve solunum sayısı yaklaşık 18′dir. Bebeklerin solunum hızları yaşları ilerledikçe azalır.

Yeni doğan bebeklerin sindirim sistemi, sadece annelerinin sütünü ve benzeri sıvıları sindirebilecek düzeydedir. Bu nedenle sıkça beslenmeleri gerekir. Bebeklerin yaşları ilerledikçe beslenme sıklıkları azalır, besinleri sindirebilme güçleri artar. Bebeğin beslenmesinde, diş çıkarma önemli bir değişmedir. Bebekler diş çıkarmada bireysel farklılıklar göstermekle birlikte, ilk dişlerini genellikle altıncı- sekizinci aylar arasında çıkarırlar. Sonra, diğer dişleri hızlı bir şekilde çıkar. İki yaşındaysa süt dişlerinin büyük çoğunluğunu çıkardıkları gözlenebilir. Bebekler boşaltım sistemi açısından, vücutlarındaki zararlı maddeleri dışarıya atacak güçtedirler. Buna karşılık, bebek doğduğunda boşaltım sistemi kasları yeterince gelişmemiştir. Bu nedenle, bebekler boşaltım sistemlerini denetleyemezler. Ancak kasların gelişmesiyle boşaltım sistemini denetleyebilir duruma gelirler.

Yeni doğan bebeklerin iskelet sistemi açısından, kemik ve kas yapıları yeterince gelişmemiştir. Kemikler incelendiğinde, yeterince olgunlaşmadığı hemen hemen kıkırdaktan meydana geldiği görülür. Zamanla kıkırdaklar olgunlaşarak kemiğe dönüşürler. Kıkırdak dokuların kemiğe dönüşmesi, doğum öncesinden başlayarak bebeklik süresince hızlı bir şekilde gerçekleşir.

Örnek

Kemikleşmeyle birlikte, bebekliğin ikinci yılında kafatasının bıngıldakları (baştaki yumuşak yerler) kapanır. Yaşla birlikte kemikleşme devam eder. Öyle ki bazı kemiklerin tam olarak sertleşmesi ergenlik yıllarına kadar sürebilir. Kemikleşmenin hızı, bireysel farklılıklar gösterebilir.

Bebeklik döneminde, bebeklerin kemikleri yeterince sertleşmediği için dikkatli olunmazsa kolaylıkla incinebilir. Yanlış tutmalarla, sıkıştırmalarla ya da duruşlarla, kemiklerin biçimi bozulabilir.

Kemiklerin hareketini kaslar sağlar. Yeni doğan bebeklerin kaslarındaki tüm lifler tamamdır ve zamanla bu lifler gelişir. Bebeklik döneminde, bebeğin doğumdaki kas ağırlığı gittikçe artar. Bu artış; gelişimin baştan ayağa doğru olduğuna ilişkin ilke çerçevesinde gerçekleşir.

Örnek

Bebeğin baş ve boynuna yakın kaslarının gelişimi, bedenin daha aşağısındaki gövdeye, kollara ve bacaklara ilişkin kaslarından daha erken gelişim göstermektedir.

Bebeklerin kas gelişimleri de bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Cinsiyet açısındansa erkek bebeklerin kas dokuları kızlardan daha fazladır ve bu durum, ileriki yıllarda erkeklerin daha kaslı bir yapıya sahip olmalarına yol açabilir.

Soru

Bebeklerin bedensel özelliklerinin gelişimi nasıldır?

Duyusal Gelişim

İnsanların çevrelerini anlamaları, duyum ve algı süreçleri yoluyla gerçekleşir. İnsanlar, ilk önce alıcı duyu organlarıyla duyusal verileri (duyumları) alırlar ve bunları yorumlayarak onlara anlam verirler. Böylece, duyumsama sonucunda algılama gerçekleşir. Duyu organları, farklı biçimlerde duyusal veriler elde ederler ve bu veriler anlamlı hale getirilir. Bebekler, duyu organlarına ve duyusal özelliklere sahip olarak doğarlar. Bir dönem, yeni doğan bebeklerin, çevrelerini duyumsama ve algılama kapasitelerinin çok sınırlı olduğu ileri sürülmüştür. Ancak; günümüzdeki araştırmalar, bebeklerin doğduklarında çeşitli duyusal özelliklere sahip olduğunu, bu duyusal özelliklerin olgunlaşma ve yaşantılar yoluyla zaman içinde giderek geliştiğini ortaya koymuştur. Bebeklerin doğuştan itibaren duyusal özelliklerinin nasıl geliştiği aşağıda açıklanmaktadır.

Görme Duyusu: Yeni doğan bebeklerin görme duyuları, en gelişmiş duyularından biri olmakla birlikte, yetişkinlerin düzeyinde değildir. Yeni doğan bebeklerin beyinlerindeki görsel merkezleri, göz içerisindeki bazı yapıları yeterince olgunlaşmadığı için, göz kaslarını denetleme kapasiteleri sınırlıdır. Bebeğin görme duyusu yaşamın ilk birkaç ayından itibaren artmaya başlar. Yapılan araştırmalar, yeni doğan bebeklerin ışığın varlığını keşfedebildiklerini ve ışığın parlaklığındaki farklılaşmalara duyarlılık gösterdiklerini, doğumdan sonraki çok kısa bir zaman içerisinde bile annelerinin yüzünü yabancıların yüzünden ayırt edebildiklerini, dört aylık bebeklerin farklı duygusal ifadeler gösteren yüzlerle ve mavi, yeşil, sarı, kırmızı gibi temel renkler arasında ayırım yapabildiklerini ortaya koymuştur.

Bebekler, çevrelerini görmelerine yardım eden izleme ve inceleme (ya da gözden geçirme) gibi yeterliliklere de sahiptirler. Yeni doğan bebekler, başlarını hareket ettirmeye çalışarak gözleriyle hareket eden objeleri izlemeye, ilginç objelere bakmaya çalışırlar. Bebeklerin algısal gelişimi açısından derinlik algısı da önemli bir görsel yeterliliktir. Bu algılama yeterlilikleri, göz kaslarının olgunlaşmasıyla kendilerinden farklı uzaklıklardaki objelere yönelik uzanma hareketlerinin gerçekleştirilmesi sonucunda ortaya çıkar. Araştırmalar; bebeklerin emeklemeye başladıktan sonra (yaklaşık altıncı aydan itibaren) derinliği algılayabildiklerini, 10. – 12. aylardan itibaren oldukça gelişmiş uzaklık algısına sahip olduklarını, 10 aylık bebeklerin yakın, uzak ve çok uzak olan objeler arasında ayrım yapabildiklerini göstermektedir.

İşitme Duyusu: Yeni doğan bebekler, işitme sistemine sahiptirler ve doğdukları andan başlayarak işitebilirler. Öyle ki araştırmacılar, doğum öncesi dönemdeki 26 haftalık fetüslerin bile seslere tepki verdiklerini belirtmektedirler. Yeni doğan bebeklerin işitme sistemi anatomik ve sinirsel açıdan yeterince gelişmiş işlevlere sahip değildir. Çünkü bebeğin beynindeki işitme merkezi henüz gelişimini tamamlayamamıştır. Ancak, farklı türden sesler arasında ayrım yapabilir. Araştırmalar, birkaç aylık bebeklerin yüksek ve düşük perdeli sesler arasındaki ya da gürültülü ve hafif gürültülü sesler arasındaki farkı işittiklerini, diğer bebeklerin ağlama seslerini işittiklerinde daha çok ağladıklarını, ani seslerin onları tahrik ettiğini ortaya koymuştur.

Örnek

Hızlı kapı çarpması gibi ani gürültülü bir sese karşı, yeni doğan bir bebeğin irkilme tepkisi gösterebildiği gözlenebilir. Bebekler, bazı seslere karşı daha dikkatlidirler. Yeni doğan bebekler, genellikle insan seslerine duyarlıdır ve özellikle, doğumdan sonra annelerinin seslerine dikkat ederler.

Yine; ninniler, şarkılar ve kalp atışları gibi bazı sesler bebeklerde yatıştırıcı (sakinleştirici) etki yaratabilmektedir. Bebekler, baş ve göz hareketleriyle seslerin geldiği yönü belirleyebilmektedir. Araştırmalar, seslerin yerini belirleme, sesin kaynağını arama ve izleme, bir sesi diğerinden ayırarak dinleme yeterliliklerinin, ilk beş ay gibi erken bir zamanda edinildiğini göstermektedir. İşitme duyusuna ilişkin yeterliliklerin gelişimi, bebeklik dönemi süresince hızlı bir gelişim gösterir.

Koku Duyusu: Yeni doğan bebekler, doğdukları zaman çeşitli kokuları ayırt edebilmektedirler. Araştırmalar, yeni doğan bebeklerin hoş ve hoş olmayan kokuları ayırt edebildiklerini, bu kokulara karşı çeşitli tepkiler sergilediklerini göstermektedir. Bebeklere, ilk kez yeni bir koku verildiğinde onların kalp atışlarının ve solunumlarının değiştiği gözlenmiştir. Ancak, bir süre sonra bu kokuya alıştıkları ve farklı bir tepki göstermedikleri izlenmiş, yeni bir koku verildiğindeyse yine kalp atışı ve solunumlarının değiştiği ortaya çıkmıştır. Öyle ki, yeni doğan bebekler kokunun geldiği yönü de keşfedebilmektedirler.

Örnek

Hoşlarına gitmeyen bir kokunun geldiği yönün tersine başlarını hızla çevirebilmektedirler.

Tat Alma Duyusu: Yeni doğan bebekler, temel tatları ayırt edebilmektedirler. Böylece; ekşi, acı, tuzlu, tatlı (şekerli) ve nötr tatlar arasında ayrım yapabilirler. Bebeklerin tatları ayırt edebilme kapasitelerini ve tat tercihlerini belirleyen araştırmalar yapılmıştır. Araştırma sonuçları; yeni doğan bebeklerin tatlı (şekerli) bir sıvıyı, nötr ya da tuzlu olan bir sıvıya tercih ettiklerini; şeker sıvısına emme tepkisini verirken acı ya da ekşi olan sıvıya suratlarını buruşturarak tepki verdiklerini göstermiştir. Zamanla, bebeklerin tat alma duyusu iyice gelişerek daha da keskinleşir.

Dokunma Duyusu: Yeni doğan bebeklerde, dokunma duyusu son derece gelişmiştir ve bu duyu, yaşamı boyunca insanın gelişiminde önemli bir rol oynar. Bebeklerin; alın, dudak, dil ve kulak bölgeleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır. Bebekler; kendilerine dokunulduğu zaman tepki olarak bazı refleks eylemler (tutma, yakalama ve emme refleksleri gibi) sergilerler. Sıcak, soğuk, baskı ve acı gibi ciltteki değişikliklere karşı duyarlıdırlar.

Örnek

Bebeğin cildine baskı yapıldığında ya da ona acı verildiğinde, büyük ölçüde ağlama davranışı gözlenebilecektir. Ana babanın bebeğe dokunması, bebeğin duyguları ve sağlığı açısından çok önemlidir.

Ana babanın bebekle sürekli sıcak teması, bebekte olumlu gelişimsel sonuçlara yol açar, bebekle iyi bir iletişim kurulmasına sebep olur.

Örnek

Bebekler okşandığı ya da hafifçe vurulduğu zaman sakinleşirler.

Araştırmalar; ana babanın dokunmasının, bebeklerde gülümsemeye ve dikkatin artmasına yol açtığını belirlemiştir. Ayrıca; dokunma duyusu bebeklik döneminde nesneleri tanımasının ve onları öğrenmesinin de bir aracıdır.

Örnek

Bebek bir oyuncağı tanımak için bakma ve dokunma duyularını birlikte kullanabilmektedir.

Soru

Yeni doğan bir bebek ne gibi duyusal özelliklere sahiptir?

Motor Gelişim

Motor gelişim, hareketlerin gelişimini ifade eder. Motor; hareket anlamında kullanılmaktadır. Motor gelişimse bebeğin, gelişen hareket becerisine bağlı olarak, bedenini gittikçe artan bir biçimde kontrol altına alması demektir. Bebeğin yaşamında motor gelişim önemli bir yer tutar ve bebeğin davranışının tüm boyutlarına (algısal, bilişsel ve sosyal gibi) etki eder. Yeni doğan bebekler, doğuştan getirdikleri refleksleriyle motor etkinliklerde bulunurlar. Bu refleksler, yeni doğan bebeğin çevresine uyumunu sağlar. Yeni doğan bebekler göz kırpma, öksürme, hapşırma ve esneme gibi çeşitli reflekslere ve bunun yanı sıra yaşamsal değeri yüksek bazı ilkel reflekslere sahiptirler.

Örnek

Emme refleksi, ağza ve dudaklara herhangi bir objenin dokunmasıyla oluşur. Bu durumda bebek tepki olarak objeyi emmeye çalışır. Bu refleks, beslenmeyi kolaylaştırır çevredeki objeleri keşfetmeyi sağlar. Bu refleksin bulunmayışıysa bebekteki beyin hasarının varlığını gösterir. Yine, bebek ani bir gürültü ya da ses karşısında irkilme refleksi gösterir. Bu irkilme sonucunda, kollarını ve bacaklarını uzatarak, gererek hareket eder. Bu refleksin bulunmayışıysa genel nörolojik yetersizliklerin belirtisi olabilir.

Yeni doğan bebeklerdeki refleksif hareketler, bebeğin yaşaması için önemlidir. Bu reflekslerin bir kısmı, ilk çocukluk yıllarında ortadan kaybolur. Çünkü beyin kabuğunun gelişmesiyle birlikte bebek, kasları üzerindeki kontrolünü, istemli bir biçimde sağlamaya başlar. Böylece, bebeğin bedeni üzerindeki kontrolü artar.

Bebeğin, bedenini kontrol edebilmesi, bedeninin yeterli olgunluğa ulaşmasına ve öğrenmeye bağlıdır. Çünkü bebeklerin bedenleri olgunlaştıkça ve bebekler öğrendikçe kendileri üzerindeki kontrolleri de gelişir. Bebeğin motor becerileri, temelde olgunlaşmaya dayalı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, bebeğin motor becerilerinin olgunlaşmasını çevresel koşullar hızlandırabilmekte ya da geciktirebilmektedir.

Örnek

Serbestçe hareket etmesine, oyuncaklarıyla rahatça oynamasına izin verilen ve zamanın büyük çoğunluğunu oyuncakları ile geçiren bebeklerin motor gelişimleri daha hızlı olabilmektedir. Ancak hareket etmesine pek izin verilmeyen ve zamanının büyük çoğunluğunu karyolada geçiren bebeğin motor gelişimi gecikebilmektedir.

Dolayısıyla, motor becerilerin gelişimde görülen kültürel ve bireysel farklılıklar, bebeklerin kemik, kas ve sinir sistemlerinin olgunlaşmasına, bebeğin alıştırmalar yapmasına, ana babaların uygulamalarına, değerlerine ve aile yaşantılarına bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir.

Bebeklik döneminde, ilerideki yaşam için çok önemli olan motor beceriler gelişir. Bunlar yürüme, elle tutma (kavrama), bağırsakları ve sidik torbasını kontrol etme gibi temel motor becerilerdir.

Yürüme: Bebeklik dönemi içinde, en önemli motor becerilerden olan yürüme gerçekleştirilir. Yürüme becerisi, bebeğin çevresini tanımasına, anlamasına ve fiziksel bağımsızlığını geliştirmesine olanak tanır. Bebekler, yürüme becerisini gerçekleştirirken, evrensel bir nitelik taşıyan benzer motor gelişim aşamalarından geçerler. Ancak, bebeklerin bu aşamaları gerçekleştirmelerinde bireysel farklılıklar gözlenebilir.

Örnek

Bazı bebeklerin emeklemeye başlama zamanları, normalden daha erken ya da geç olabilir. Bazı bebekler, emekleme gibi yürümeye ilişkin bazı motor gelişim aşamalarını atlayarak yürümeyi başarabilir.

Bebeklik dönemi süresince normal bir biçimde gelişen bebeklerin yürüme becerisine ilişkin izledikleri motor gelişim aşamaları şunlardır: İlk hareketler, Oturma, Emekleme, Destekle Yürüme ve Bağımsız Yürüme.

Bebekler doğdukları zaman başkalarına bağımlıdırlar. Bir başkasının onların beden pozisyonunu değiştirmelerine ihtiyaç duyarlar. Birinci ayın sonundan itibaren başlarını kaldırabilir hale gelirler. Yaklaşık üçüncü dördüncü aydan itibaren destek yardımı ile oturabilir, dördüncü aydan itibaren oturduklarında başlarını sabit tutabilir, beşinci aydan itibaren kucakta oturabilir, yedinci sekizinci aydan itibaren dik oturmak için desteğe ihtiyaç duymazlar ve farklılık göstermekle birlikte emeklemeye başlayabilir, 10. aydan itibaren birşeylere tutunarak hareket edebilir, 11. aydan itibaren tek başlarına ayakta durabilir, 12. aydan itibaren ise bağımsız bir biçimde yürümeye başlayabilirler. Ancak, yürümeye başlama zamanındaki bireysel farklılıklar nedeniyle genellikle yürüme becerisinin başladığı zaman dilimi 11. -13. aylar arasındadır.

Bebekler, yaklaşık 14. -15. aylardan itibaren yardım almaksızın merdivenleri çıkabilmeyi, yaklaşık iki yaşından itibaren koşabilmeyi başarabilirler. Bebeklik dönemindeki yürümeye ilişkin bu zamanlar ortalama değerler olup, bebeklerin gelişimi bu zamanlardan aşırı bir sapma göstermediği sürece önemli olmayacaktır. Bebeğin yürüme becerisini gerçekleştirmedeki hızını; onların kas ve sinir gelişimiyle yaşantıları etkileyebilmektedir. Bebeklerin kas ve sinir yapılarının olgunlaşmasını takiben yapılacak yürüme alıştırmaları, onların yürüme becerisi gelişimini hızlandırabilmektedir. Bebeğin yürümeye başlamasıyla birlikte, bebeğin yaşamı iyice hareketlenir ve bebek iyice çevresini keşfetmeye ve anlamaya başlar.

Elle Tutma (Kavrama): Elle tutma ya da kavrama bebeğin, yürüme gibi önemli motor becerilerinden biridir. Çünkü bebeğin kendi kendine beslenmesi, oyuncaklarla oynaması ve çevresindeki objeleri tanıyabilmesi, keşfedebilmesi ve inceleyebilmesi ancak elle tutma becerisinin gelişimiyle gerçekleşir. Bebeklerin elle tutma becerisi, bebeğin objeye uzanmasını ve el ile objenin görsel ilişkisinin kurulmasını gerektirir. Elle tutma becerisinin gelişimi, yürüme becerisinin gelişimine paralel olarak, çeşitli motor gelişim aşamaları içerisinde ortaya çıkar. Bu aşamalar şu şekilde özetlenebilir: Yeni doğan bebekler, ancak görüş alanındaki objelere bakabilirler. Yaklaşık ikinci aydan itibaren gördüğü objelere uzanma çabaları sergiler; üçüncü aydan itibaren gözleriyle hareket eden objeleri izleyerek, görsel olarak ona ulaşmaya çalışır; dördüncü aydan itibarense görsel izlemeyle elle uzanmayı koordine edebilir hale gelir; sekizinci aydan itibaren objeleri tutmada oldukça yeterli biçimde ellerini kullanmaya başlayabilir; bir yaşından itibaren yürümeyle birlikte, bebekler parmaklar ve başparmağın koordinasyonlarını gerektiren etkinliklere girişebilirler. Bebeğin tutma becerisinin gelişimi, bebeğin kas ve sinir sisteminin olgunlaşmasına bağlıdır. Bununla birlikte, bebeğin geçirdiği yaşantılar, denemeler bu becerilerin gelişimini hızlandırıcı ya da geciktirici olabilmektedir.

Tuvalet Alışkanlığı: Tuvalet alışkanlığının kazanılması çocukların büzücü kaslarının olgunlaşmasına, bağırsak ve sidik kesesi üzerindeki kontrolü sağlayabilmelerine bağlıdır. Bebeklerin genellikle boşaltım sistemiyle ilgili kasları, onların yürümeye başlamasını izleyen yaklaşık 12. -20. aylar arasında olgunlaşmaktadır. Bu nedenle, bebeğin tuvalet eğitimine başlamak için en uygun zaman dilimi 12. -20. aylar arası olabilir. Ancak, bebeğin kısa bir zamanda tuvaletini düzenli yapması beklenmemelidir. Bazı ana babalar çocuklarının anüs ve bağırsak kaslarının kontrolünü başarmalarında aceleci ve ısrarcı davranırlar. Bu davranış uygun değildir. Çünkü kasların olgunlaşması gerçekleşmeden verilecek baskıcı tuvalet eğitimi çocukta gelişimsel sorunlara yol açabilir. Dolayısıyla, tuvalet alışkanlığının kazanılmasında ana, babaların tutumu da önem kazanmaktadır. Ana, babaların; çocukları tuvalet eğitimine tamamen hazır oluncaya kadar beklemeleri, onları destekleyici ve kolaylaştırıcı bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir. Çocuklar bireysel farklılıklar göstermekle birlikte genellikle, tuvaletini kendiliğinden haber verme alışkanlığını 2- 3 yaşlar dolayında kazanmaktadır. Yaklaşık 3- 4 yaşlarında ise geceleri tuvaletini kontrol edebilmeyi gerçekleştirebilmektedirler. Bebeklik döneminde, fiziksel gelişimdeki çoğu değişmeler, olgunlaşmaya ve geçirilen yaşantıya bağlı olarak bireysel farklılıklar gösterebilir. Bunun yanı sıra, bu farklılıklar kültürlerde de gözlenebilir.

Örnek

Güneydoğu Asyalı bebekler, diğer bebeklere oranla daha kısa olma eğilimindedirler. Pek çok Afrikalı ve Afrika kökenli bebeklerin, motor gelişim ve bedensel büyüme düzeyleri daha ileri olabilmektedir. Gelişmişlik düzeyi düşük olan toplumlarda yaşayan bazı çocuklar, yetersiz beslenmeden dolayı daha zayıf bir bedensel büyüme gerçekleştirebilirler.

Sonuç olarak; yaşamın ilk iki yılı, bebeğin çok hızlı bir biçimde büyüdüğü bir zaman dilimidir. Ancak, bu büyümeyi çevresel faktörler etkileyebilmektedir.

Örnek

Yetersiz beslenme, geçirilen hastalıklar ve yoğun duygusal stres, büyümeyi düzenleyen içsel mekanizmaları olumsuz yönde etkileyerek, fiziksel gelişimi engelleyici olabilmektedir.

Soru

Bebeklik döneminde motor becerilerin gelişimi nasıl gerçekleşmektedir?

“Bebeklik Döneminde Fiziksel Gelişim” için 1 cevap

  1. [...] Giriş Doğum Öncesi Dönemde Fiziksel Gelişim Bebeklik Döneminde Fiziksel Gelişim İlk Çocukluk Döneminde Fiziksel Gelişim İkinci Çocukluk Döneminde Fiziksel Gelişim [...]

Bir Cevap Yazın

*